Blog

  • TCK 179/1 Trafik İşaretlerine Müdahale ve Yol Üzerine Engel Koyma Suçu

    TCK 179/1 Trafik İşaretlerine Müdahale ve Yol Üzerine Engel Koyma Suçu

    Güncelleme Tarihi: 31 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 179/1 nedir? TCK 179/1, kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güvenli akışı için konulmuş işaretleri değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, yerinden kaldırarak, yanlış işaret vererek, geçiş ve varış yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeye neden olmayı düzenler; cezası bir yıldan altı yıla kadar hapistir. Suç somut tehlike suçudur: Levhaya zarar vermek tek başına yetmez, işaretin işlevinin bozulması ve trafik için gerçek bir tehlike doğması aranır. Şikayete tabi değildir ve seri muhakeme kapsamı dışındadır.

    Bir kavşaktaki dur levhası, bir demiryolu sinyali veya pistteki iniş ışıkları; binlerce insanın hayatını sessizce koruyan işaretlerdir. Bu işaretlere el uzatmak, aracı olmadan yüzlerce aracı tehlikeye atmaktır. trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu TCK 179 sisteminin en ağır fıkrası tam olarak bunu cezalandırır: TCK 179/1.

    Bu yazıda fıkranın altı seçimlik hareketini, somut tehlike şartını, ikinci fıkrayla sınırı ve beş emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Aracın hareket halinde tehlikeli kullanılması için TCK 179/2 tehlikeli araç kullanma suçu rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 179/1 Nedir?

    TCK 179/1, ulaşımın güvenli akışını sağlayan işaret ve sistemlere yönelik müdahaleleri cezalandırır. Fıkra iki katmanlıdır: Birinci katman, kanunun tek tek saydığı seçimlik hareketlerdir; ikinci katman, bu hareketlerin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olmasıdır. Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, Yargıtay bu ikinci katmanı sıkı denetler: Levhaya afiş yapıştıran fail, işaret sürücülere vermesi gereken bilgiyi vermeye devam ediyorsa suçu işlememiş sayılır. Buna karşılık bir otobüsün veya tırın yolu kapatacak biçimde bilerek bırakılması, geçiş yolu üzerine bir şey koyma hareketi olarak bu fıkranın kapsamındadır.

    TCK 179 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 179. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Trafik güvenliğini tehlikeye sokma

    Madde 179 – (1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

    Seçimlik Hareketler ve Somut Tehlike Şartı

    • İşareti değiştirme ve kullanılamaz hale getirme: Levhanın yönünün çevrilmesi, boyanması, kırılması; sinyalizasyonun bozulması.
    • Yerinden kaldırma ve yanlış işaret verme: Levhanın sökülmesi, sahte veya yanıltıcı işaretlerin konulması.
    • Geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyma: Yola taş, engel veya araç bırakılması; demiryolu ve pist üzerine cisim konulması. Bu hareket, sabit bırakılan araçlar bakımından ikinci fıkrayla sınırı çizer: Araç hareket halinde tehlikeli kullanılıyorsa 179/2, bilerek yolu kapatacak şekilde bırakılmışsa 179/1 uygulanır.
    • Teknik işletim sistemine müdahale: Demiryolu makas ve sinyal sistemleri, hava trafik sistemleri ve akıllı kavşak sistemlerine müdahale.
    • Somut tehlike: Hareketin başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından gerçek bir tehlike doğurması şarttır; tehlike doğmamışsa fiil ancak mala zarar verme veya kabahat olarak değerlendirilebilir.
    • İştirak: Yolu kapatma talimatını veren kişi, aracı bizzat kullanmasa da sorumludur; işaretin üzerine afiş yapıştırmaya yardım eden kişi ise temel suç oluşmadığından sorumlu tutulamaz.

    TCK 179/1 Cezası Ne Kadar?

    • Ceza aralığı: Bir yıldan altı yıla kadar hapis; maddenin en ağır fıkrasıdır.
    • Neticeye göre içtima: Müdahale sonucu yaralanma veya ölüm meydana gelmişse aynı fiilden doğan suçlar arasında TCK 44 uyarınca en ağır cezayı gerektiren hüküm uygulanır; taksirle öldürme ve taksirle yaralama gündeme gelir.
    • Taksirli hal: Ulaşım güvenliğinin taksirle tehlikeye sokulması ayrı bir suç olarak TCK 180 kapsamındadır.
    • Seçenek yaptırımlar: Sonuç ceza bir yıl düzeyinde kalırsa adli para cezasına çevirme, iki yılı geçmezse erteleme ve HAGB değerlendirilebilir.

    Şikayet, Seri Muhakeme, HAGB ve Görevli Mahkeme

    • Şikayet: Suç şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden başlar ve mağdurun şikayetçi olmaması yargılamayı durdurmaz.
    • Uzlaştırma: Topluma karşı işlenen bir tehlike suçu olduğundan uzlaştırma kapsamında değildir.
    • Seri muhakeme: Bu fıkra, CMK 250 kapsamındaki seri muhakeme usulünün dışındadır; dava genel hükümlere göre açılır. Seri muhakeme yalnızca 179/2 ve 179/3 için uygulanır.
    • HAGB ve seçenek yaptırımlar: Sonuç ceza iki yılı geçmiyorsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme koşulları değerlendirilir.
    • Görevli mahkeme: Ceza üst sınırı altı yıl olduğundan görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • Zamanaşımı: Dava zamanaşımı on beş yıldır.

    Avukata Sor: TCK 179/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    İşaretin işlevinin gerçekten bozulup bozulmadığı ve somut tehlikenin doğup doğmadığı; bu fıkrada beraat ile altı yıla kadar hapis arasındaki farkı belirler. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 179/1 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki beş emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TRAFİK LEVHASININ ÜZERİNE AFİŞ YAPIŞTIRILMASI TEK BAŞINA SUÇU OLUŞTURMAZ; LEVHAYI ULAŞIMIN GÜVENLİ AKIŞINI SAĞLAMA İŞLEVİNDEN YOKSUN BIRAKACAK SOMUT BİR TEHLİKENİN ORTAYA ÇIKMASI GEREKİR

    Somut olayda sanıkların 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden önce mensubu bulundukları siyasi partinin seçim çalışmaları kapsamında yol üzerindeki “orta refüj başlangıç” levhasının üzerine parti afişi yapıştırılmasını sağladıkları kabul edilmiştir. Yerel mahkeme bu davranışın ulaşım güvenliğini sağlamak için konulmuş bir işareti kullanılamaz hâle getirdiğini değerlendirerek sanıklar hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

    Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise TCK 179/1’in maddi unsurunun yalnızca bir trafik işaretine fiziksel müdahalede bulunmaktan ibaret olmadığını vurgulamıştır. Maddenin uygulanabilmesi için işaretin değiştirilmesi, kullanılamaz hâle getirilmesi, kaldırılması veya maddede sayılan diğer hareketlerden birinin gerçekleştirilmesinin yanında, bu davranışın ulaşımın güvenli akışı bakımından gerçek bir tehlike meydana getirmesi gerekir. Başka bir ifadeyle trafik levhasının üzerine herhangi bir şey yapıştırılmış olması tek başına tipikliğin tamamlanması için yeterli değildir.

    Dosyada bulunan fotoğraflar incelendiğinde parti afişinin refüj başlangıç levhasının yalnızca bir bölümünü kapattığı, bunun hemen üzerinde bulunan mecburi yön levhasının ise sürücüler tarafından açıkça görülebilir durumda olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla sürücüler açısından hangi yönden geçilmesi gerektiğini gösteren esas trafik işareti işlevini korumaya devam etmektedir.

    Bu belirleme önemlidir; çünkü TCK 179/1 bir trafik işaretinin mülkiyetini veya fiziksel bütünlüğünü tek başına koruyan bir hüküm değildir. Suçla korunan esas değer ulaşımın güvenli akışıdır. Levha zarar görmüş veya kısmen kapatılmış olsa dahi bu müdahale ulaşım güvenliğini tehlikeye düşürmüyorsa eylem başka bir hukuki sorumluluk doğurabilirse de TCK 179/1’deki suç meydana gelmez.

    Yargıtay bu nedenle somut olayda sanıkların eyleminin maddede aranan düzeyde bir tehlike meydana getirmediğini kabul etmiştir. Yerel mahkeme suçun maddi hareketinin gerçekleşmiş olmasını yeterli görmüş, hareketin ulaşım güvenliği üzerindeki somut etkisini ayrıca değerlendirmemiştir.

    Sonuç olarak Yargıtay, trafik işaretinin üzerine afiş, fotoğraf veya benzeri bir materyal yapıştırılmasının TCK 179/1’in uygulanması için tek başına yeterli olmadığını; müdahalenin işaretin trafik güvenliğini sağlama fonksiyonunu ortadan kaldırması veya başkalarının hayatı, sağlığı ya da malvarlığı bakımından tehlike doğurması gerektiğini; mecburi yön levhasının görünür ve işlevsel kalması hâlinde suçun unsurlarının oluşmayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 25.02.2020, E. 2019/2698, K. 2020/1969

    TRAFİK İŞARETİNE MÜDAHALE EDİLMESİNE YARDIM EDEN KİŞİ BAKIMINDAN DA SUÇUN OLUŞABİLMESİ İÇİN İŞARETİN ULAŞIM GÜVENLİĞİ BAKIMINDAN FİİLEN İŞLEVSİZ HÂLE GELMESİ GEREKİR

    Aynı seçim çalışmaları kapsamında görülen bağlantılı dosyada sanığın, refüj başlangıç levhasının üzerine siyasi parti afişi yapıştırılması eylemine yardım ettiği kabul edilmiştir. Yerel mahkeme sanığın eyleme katkısını yeterli görerek trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir.

    Yargıtay 12. Ceza Dairesi burada iştirak bakımından önce temel suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını incelemiştir. Ceza hukukunda iştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle iştirak edildiği ileri sürülen fiilin kanuni suç tipini oluşturması gerekir. Ana fiil TCK 179/1 anlamında tipik değilse, bu fiile yardım eden kişinin de aynı suçtan sorumluluğuna gidilemez.

    Dosyadaki görüntülerde afişin levhanın belirli bir bölümünde bulunduğu, ancak sürücülere geçiş yönünü bildiren mecburi yön işaretinin açık biçimde görülebildiği tespit edilmiştir. Bu nedenle müdahalenin trafik işaretini fonksiyonunu yerine getiremeyecek hâle getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.

    TCK 179/1’in lafzında “kullanılamaz hâle getirmek” şeklindeki seçimlik hareketin bulunması da bu noktada önemlidir. İşaretin üzerine herhangi bir nesne konulması ile işaretin kullanılamaz hâle gelmesi aynı şey değildir. İşaret sürücülere vermesi gereken bilgiyi vermeye devam edebiliyorsa maddede aranan tehlike sonucu ortaya çıkmamış olabilir.

    Ayrıca birinci fıkrada açık biçimde başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeye neden olma şartı aranmıştır. Bu nedenle davranışın teorik olarak tehlikeli olabilmesi yetmez; somut olayın özellikleri dikkate alınarak ulaşım güvenliğine etkisi ortaya konulmalıdır.

    Yargıtay sonuç itibarıyla sanığın yardım ettiği fiilin dahi TCK 179/1 anlamında tamamlanmış bir suç oluşturmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü hukuka aykırı bulmuştur.

    Sonuç olarak Yargıtay, trafik levhasına afiş yapıştırılmasına yardım eden kişinin TCK 179/1 kapsamında sorumlu tutulabilmesi için ana eylemin trafik işaretini güvenli ulaşım bakımından kullanılamaz hâle getirmesi ve maddede öngörülen tehlikeyi doğurması gerektiğini; işaret işlevini sürdürüyorsa ana suç oluşmadığından iştirak sorumluluğuna da gidilemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 25.02.2020, E. 2019/13078, K. 2020/1970

    TRAFİĞİ KAPATACAK ŞEKİLDE OTOBÜSÜN YOL ORTASINA BIRAKILMASI, ARAÇ SEVK VE İDARESİNDEN KAYNAKLANAN TCK 179/2 DEĞİL GEÇİŞ YOLU ÜZERİNE ENGEL KONULMASI NEDENİYLE TCK 179/1 KAPSAMINDADIR

    Somut olayda bir yolcu otobüsü firmasına ait aracın otogar dışında yolcu alması nedeniyle trafik görevlilerince idari yaptırım uygulanmıştır. Bunun üzerine firma yetkililerinden birinin talimatı doğrultusunda otobüs trafik akışını engelleyecek şekilde yolun ortasına çekilmiş, aracın kontak anahtarı alınmış ve yol belirli bir süre ulaşıma kapatılmıştır.

    Kolluk görevlileri aracın bulunduğu yere geldiklerinde otobüs nedeniyle trafik akışının durduğunu tespit etmiş, aracın yol kenarına alınabilmesi için müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Yerel mahkeme ise eylemi aracın tehlikeli şekilde sevk ve idare edilmesi olarak değerlendirerek TCK 179/2 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

    Yargıtay 12. Ceza Dairesi suç vasfının yanlış belirlendiğini kabul etmiştir. Somut olayın özü otobüsün hareket hâlinde kişilerin hayatı veya malvarlığı açısından tehlikeli biçimde kullanılması değildir. Araç bilerek yolun ortasına bırakılmış ve böylece kara ulaşımının gerçekleştiği geçiş yolu üzerine fiilî bir engel konulmuştur.

    TCK 179/1 yalnızca trafik levhalarına veya sinyalizasyon sistemine yönelik sabotaj benzeri eylemleri kapsamamaktadır. Maddenin seçimlik hareketlerinden biri açıkça “geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koymak”tır. Bir otobüs, kamyon veya başka büyük bir aracın bilerek yolu kapatacak şekilde bırakılması da koşulları bulunduğunda bu seçimlik hareket kapsamında değerlendirilebilir.

    Daire ayrıca aracın yol üzerinde bırakılmasının istem dışı veya mekanik arıza sonucu meydana gelmediğini dikkate almıştır. Otobüs, uygulanan idari yaptırımı protesto amacıyla bilerek yol ortasına çekilmiş ve anahtarı alınmıştır. Böylece ulaşımın kesintiye uğraması fail iradesinin doğrudan sonucudur.

    Bu nedenle eylemin TCK 179/2 kapsamında “tehlikeli araç sevk ve idaresi” olarak değerlendirilmesi maddi olayla örtüşmemektedir. Araç burada suçun tehlikeli biçimde kullanılan hareketli vasıtası değil, ulaşım yoluna yerleştirilen engel niteliğindedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, otobüsün bilerek trafik akışını durduracak şekilde yol ortasına bırakılmasının TCK 179/2 kapsamında tehlikeli araç kullanma değil; geçiş yolu üzerine bir şey koymak suretiyle ulaşım güvenliğini tehlikeye sokma niteliğinde olduğunu ve eylemin TCK 179/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 17.11.2020, E. 2019/13146, K. 2020/6054

    AŞIRI YÜKLÜ TIRIN YOLUN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ KAPATACAK VE TRAFİĞİ TEHLİKEYE DÜŞÜRECEK ŞEKİLDE BIRAKILMASI, TEHLİKELİ ARAÇ KULLANMADAN DEĞİL GEÇİŞ YOLUNA ENGEL KOYMAKTAN SORUMLULUK DOĞURUR

    Somut olayda sanık mermer yüklü tırla Karaman-Güldere yolunda seyir hâlindeyken kolluk görevlilerince durdurulmuştur. Aracın yasal tonajın üzerinde yük taşıdığından şüphelenen görevliler sanığa aracı kantara götürmesini bildirmiştir. Sanık ise bu talimata uymayarak aracını yol kenarında bırakıp olay yerinden ayrılmıştır.

    Ancak aracın bırakıldığı yer ve konum itibarıyla tır yaklaşık altı metre genişliğindeki yolun 3,80 metresini kapatmıştır. Araç gece saatlerine kadar aynı yerde kalmış, daha sonra yapılan tartım sonucunda yaklaşık 4.640 kilogram fazla yük taşıdığı da tespit edilmiştir.

    Yerel mahkeme sanığın gerek fazla tonajlı araçla trafiğe çıkması gerekse aracı yolu kapatacak biçimde bırakması nedeniyle TCK 179/2 kapsamında trafik güvenliğini tehlikeye soktuğunu kabul etmiştir. Yargıtay ise bu nitelendirmenin maddi olayın esasını karşılamadığını belirtmiştir.

    TCK 179/2, ulaşım aracının sevk ve idaresinin tehlikeli olmasını cezalandırmaktadır. Oysa somut olayda Yargıtayın üzerinde durduğu temel davranış aracın hareket hâlindeki kullanımı değil, sanığın tırı yolun önemli bölümünü kapatacak şekilde bırakmasıdır. Aracın bu biçimde sabit bırakılması nedeniyle diğer araçların geçiş güvenliği tehlikeye düşmüştür.

    Bu nedenle olay TCK 179/1’deki “geçiş yolları üzerine bir şey koyma” seçimlik hareketi içerisinde değerlendirilmelidir. Birinci fıkradaki “bir şey” kavramı yalnızca taş, bariyer veya başka küçük nesnelerle sınırlı değildir. Trafik akışını tehlikeye düşürecek biçimde bırakılan büyük bir araç da bu kapsamda olabilir.

    Dairenin yaklaşımı, 179/1 ile 179/2 arasındaki sınırı da açık biçimde göstermektedir. Araç hareket hâlindeyken tehlikeli biçimde sevk ve idare ediliyorsa ikinci fıkra; araç artık sevk ve idare edilmemekle birlikte bilerek yol üzerine engel olacak biçimde konuluyor ve bunun sonucunda somut tehlike meydana geliyorsa birinci fıkra gündeme gelir.

    Sonuç olarak Yargıtay, tırın yolun büyük bölümünü kapatacak ve diğer sürücülerin güvenli geçişini tehlikeye düşürecek şekilde bilerek bırakılması hâlinde eylemin TCK 179/2 kapsamında araç sevk ve idaresi olarak değil, TCK 179/1 kapsamında geçiş yoluna engel koymak suretiyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak nitelendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 27.12.2017, E. 2016/4292, K. 2017/10991

    TRAFİĞİ KAPATMAK AMACIYLA OTOBÜSÜN YOL ORTASINA ÇEKİLMESİ TALİMATINI VEREN KİŞİ, ARACI BİZZAT KULLANMASA DA SUÇA İŞTİRAK HÜKÜMLERİ UYARINCA SORUMLU TUTULABİLİR

    Somut olay, trafik görevlilerince bir yolcu otobüsüne idari yaptırım uygulanması sonrasında başlamıştır. Firma yöneticisi konumundaki sanık, olay yerinde bulunan kardeşiyle telefonla görüşmüş ve otobüsün yol ortasına çekilerek yolun kapatılmasını istemiştir. Talimat üzerine araç yolun ortasına bırakılmış, kontak anahtarı alınmış ve trafik akışı bir süre tamamen engellenmiştir.

    Dosyanın daha önceki temyiz aşamasında Yargıtay 12. Ceza Dairesi eylemin TCK 179/2 değil TCK 179/1 kapsamında bulunduğunu belirleyerek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Bozma sonrasında yerel mahkeme suç vasfını TCK 179/1 olarak değiştirmiş ve aracı bizzat sevk etmeyen ancak yolu kapatma talimatını veren sanığın da iştirak hükümleri kapsamında sorumluluğuna karar vermiştir.

    Dosyanın ikinci kez Yargıtay önüne gelmesi üzerine Daire, otobüsün yol ortasına çekilmesini emreden sanığın davranışını özellikle değerlendirmiştir. TCK 179/1’in ikinci ve üçüncü fıkralardan önemli bir farkı, failin mutlaka aracın sürücüsü olmasını gerektiren bir özgü suç niteliği taşımamasıdır.

    Birinci fıkradaki suç ulaşım güvenliğine yönelik belirli müdahalelerin gerçekleştirilmesiyle oluşmaktadır. Bu nedenle yol üzerine engel konulmasını başkasına yaptıran, eylemi organize eden veya suç işleme kararını oluşturan kişinin genel iştirak hükümlerine göre sorumlu tutulması mümkündür.

    Somut olayda talimat veren sanığın iradesi yalnızca bir protesto düşüncesini ifade etmekten ibaret kalmamıştır. Otobüsün nereye ve ne biçimde bırakılması gerektiğini belirleyen talimat verilmiş, bu talimat fiilen yerine getirilmiş ve karayolu belirli bir süre trafiğe kapanmıştır. Kolluk, yolu açabilmek için araca fiziksel müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır.

    Yargıtay ayrıca protesto amacı ileri sürülmesini de suçun tipikliğini ortadan kaldıran bir neden olarak kabul etmemiştir. Bir idari uygulamaya karşı tepkinin başka hukuka uygun yollarla ifade edilmesi mümkündür; ancak karayolunun güvenli akışını bilerek kesmek, başkalarının hayatı ve malvarlığı yönünden tehlike doğurduğunda TCK 179/1 kapsamında cezai sorumluluk doğurabilir.

    Sonuç olarak Yargıtay, trafik akışını engellemek amacıyla otobüsün yol ortasına çekilmesi talimatını veren kişinin aracı bizzat kullanmamış olmasının cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını; talimatın uygulanması sonucu geçiş yolunun kapatılması ve trafik güvenliğinin tehlikeye düşmesi hâlinde TCK 179/1 ile iştirak hükümleri çerçevesinde sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 20.06.2023, E. 2022/8805, K. 2023/2260

    TCK 179/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 179/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Trafik levhasının üzerine afiş yapıştırılması Suç oluşmaz İşaret işlevini sürdürüyorsa somut tehlike doğmamıştır
    Levhanın sökülmesi veya okunmaz hale getirilmesi TCK 179/1 İşaretin işlevi ortadan kalkmış ve tehlike doğmuştur
    Otobüs veya tırın yolu kapatacak şekilde bırakılması TCK 179/1 Geçiş yolu üzerine bir şey koyma seçimlik hareketi
    Aracın hareket halinde tehlikeli kullanılması TCK 179/2 Sevk ve idare fiili ikinci fıkranın konusudur
    Yolu kapatma talimatını veren kişi TCK 179/1 iştirak Aracı bizzat kullanmasa da sorumluluk doğar

    Serinin diğer yazıları için TCK 179/3 alkollü araç kullanma suçu, TCK 179/2 tehlikeli araç kullanma ile neticeli olaylar için taksirle yaralama suçu rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 179/1 nedir?

    TCK 179/1, ulaşımın güvenli akışı için konulmuş işaretleri değiştirme, kullanılamaz hale getirme, kaldırma, yanlış işaret verme, yol üzerine bir şey koyma veya teknik işletim sistemine müdahale ederek başkaları bakımından tehlikeye neden olmayı düzenler; cezası 1 yıldan 6 yıla kadar hapistir.

    Trafik levhasına afiş yapıştırmak suç mu?

    Yargıtay uygulamasına göre tek başına hayır. İşaret sürücülere vermesi gereken bilgiyi vermeye devam ediyorsa somut tehlike doğmamıştır ve TCK 179/1 oluşmaz; işaretin işlevi tamamen ortadan kalkmışsa suç gündeme gelir.

    Yolu araçla kapatmak hangi fıkraya girer?

    Aracın bilerek yolu kapatacak şekilde bırakılması, geçiş yolu üzerine bir şey koyma hareketi olarak TCK 179/1 kapsamındadır; aracın hareket halinde tehlikeli kullanılması ise TCK 179/2 konusudur.

    TCK 179/1 şikayete bağlı mı?

    Hayır. Suç topluma karşı işlendiğinden soruşturma kendiliğinden yürütülür; uzlaştırma da uygulanmaz.

    Seri muhakeme uygulanır mı?

    Hayır. Seri muhakeme usulü yalnızca TCK 179/2 ve 179/3 için öngörülmüştür; birinci fıkra genel hükümlere göre yargılanır.

    Müdahale sonucu kaza olursa ceza ne olur?

    Yaralanma veya ölüm doğmuşsa aynı fiilden doğan suçlar arasında TCK 44 uyarınca en ağır cezayı gerektiren hüküm uygulanır; taksirle öldürme veya yaralama hükümleri devreye girer.

    TCK 179/1 davasında avukat desteği neden önemli?

    Somut tehlikenin doğup doğmadığı ve fıkra ayrımı, beraat ile altı yıla kadar hapis arasındaki farkı belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; trafik güvenliğini tehlikeye sokma, alkollü araç kullanma ve taksirli suçlarda müdafilik görevi yürütmekte, seri muhakeme ve HAGB süreçlerinde savunma yürütmektedir. Bu yazı, TCK 179/1 trafik işaretlerine müdahale ve yol üzerine engel koyma suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 179/1 Trafik İşaretlerine Müdahale Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Trafik güvenliğini tehlikeye sokma dosyalarında kast denetimi, promil ve dışa yansıyan davranış delillerinin sorgulanması ile seri muhakeme ve HAGB tercihi sonucu kökten değiştirir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu TCK 179 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 102 Cinsel Saldırı Suçu ve Cezası 2026

    TCK 102 Cinsel Saldırı Suçu ve Cezası 2026

    TCK 102 – Güncelleme Tarihi: 31 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    Cinsel saldırı suçu (TCK 102) nedir ve cezası ne kadar? Cinsel saldırı, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığının ihlalidir. Cezası temel halde mağdurun şikayeti üzerine 5 yıldan 10 yıla kadar, sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir. Fiilin vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenmesi halinde ceza 12 yıldan az olamaz ve şikayet aranmaz. Suçun savunmasız kişiye, hısma, silahla, birden fazla kişiyle veya nüfuz kötüye kullanılarak işlenmesinde cezalar yarı oranında artırılır; ölüm halinde ağırlaştırılmış müebbet uygulanır. Cinsel suçlarda uzlaştırma kapalıdır ve infazda koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür.

    Ceza kanununun altıncı bölümü, kişinin en mahrem hukuki değerini korur: cinsel dokunulmazlık. Bu korumanın yetişkinlere ilişkin temel hükmü TCK 102’dir ve tek maddede koca bir sistem taşır: sokakta ani bir dokunuştan ağırlaştırılmış müebbete uzanan, şikayet rejimi fıkradan fıkraya değişen, her bendi ayrı bir içtihat dünyası olan bir mimari. Bu rehber, o mimarinin tamamını tek kaynakta toplar: maddenin her fıkrası ve bendi için hazırladığımız dokuz derinlemesine rehbere ve toplam 70 emsal Yargıtay kararına buradan ulaşabilirsiniz.

    Cinsel Saldırı Suçu Nedir?

    TCK 102, cinsel davranışlarla vücut dokunulmazlığının ihlalini cezalandırır ve iki unsuru birlikte arar: mağdurun vücuduna yönelen fiziksel temas ile failin cinsel amaçla hareket etmesi. Temas şartı, hükmü temassız işlenen cinsel tacizden ayırır; mağdurun yetişkin olması ise çocuklara karşı işlenen ve daha ağır cezalandırılan cinsel istismardan. Mağdurun iradesine aykırılık suçun temelidir: Geçerli rızanın bulunduğu davranışlar suç oluşturmaz; ancak rızanın gerçekliği, sınırları ve devam edip etmediği her dosyada titizlikle denetlenir.

    TCK 102 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel saldırı

    Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    (3) Suçun;

    a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

    d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

    Madde Madde TCK 102 Rehber Serisi

    Maddenin her hükmü için ayrı bir derinlemesine rehber hazırladık; her rehberde ilgili hükme özgü Yargıtay kararları birebir metinleriyle yer alır:

    Cinsel Suçlar Merdiveni: Taciz, Sarkıntılık, Saldırı

    Uygulamada aynı olayın üç farklı basamakta nitelendirilebilmesi, bu alanın en kritik özelliğidir. Temas yoksa fiil cinsel taciz suçu TCK 105 kapsamındadır ve ceza aylarla ölçülür. Temas ani ve kesintili kalmışsa sarkıntılıktır: iki yıldan beş yıla. Temas süreklilik kazanmışsa basit cinsel saldırıdır: beş yıldan on yıla. Fiil organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmışsa nitelikli saldırıdır: on iki yıldan yirmi yıla. Aynı dakikalar içinde yaşanan bir olayın hangi basamakta durduğunu; hareketin seyri, kastın yöneldiği boyut ve delil durumu belirler.

    TCK 102/1: Temel Hal ve Sarkıntılık

    Birinci fıkra iki basamağı birlikte düzenler ve her ikisi de şikayete tabidir; şikayet süresi altı ay, uzlaştırma ise cinsel suç olduğu için kapalıdır. Sarkıntılık ayrımının içtihadi ölçütleri, Ceza Genel Kurulu kararları ve 21 emsal karar için TCK 102/1 Basit Cinsel Saldırı ve Sarkıntılık Suçu Cezası rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 102/2: Nitelikli Cinsel Saldırı

    İkinci fıkra, fiilin vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenmesini düzenler: Alt sınır on iki yıldır, suç katalog kapsamındadır ve dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür. Eşe karşı işlenmede soruşturma şikayete bağlıdır. Teşebbüs sınırı, eş istisnası ve 15 emsal karar için TCK 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu ve Cezası rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 102/3: Cezayı Artıran Nitelikli Haller

    Üçüncü fıkra, beş bent halinde saydığı durumlarda cezaları yarı oranında artırır ve şikayet şartını kaldırır. Her bendin kendi içtihat dünyası vardır:

    TCK 102/4-5: Ağır Neticeler

    Saldırıda başvurulan cebir ve şiddet, kasten yaralamanın ağır neticelerine (kırık, hayati tehlike, sabit iz, organ hasarı) yol açmışsa fail, TCK 102/4 Cinsel Saldırıda Cebir ve Şiddetin Ağır Neticeleri uyarınca ayrıca kasten yaralama hükümleriyle cezalandırılır; iki ceza gerçek içtimayla toplanır. Mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde ise TCK 102/5 Cinsel Saldırı Sonucu Bitkisel Hayat veya Ölüm tek yaptırım öngörür: ağırlaştırılmış müebbet hapis.

    TCK 102 Ceza Tablosu

    TCK 102 Cinsel Saldırı Ceza Tablosu
    Hüküm Fiil Ceza Şikayet
    TCK 102/1 Basit cinsel saldırı (temaslı, süreklilik kazanan) 5 yıl – 10 yıl hapis 6 ay içinde şikayet şart
    TCK 102/1 ikinci cümle Sarkıntılık (ani ve kesintili davranış) 2 yıl – 5 yıl hapis 6 ay içinde şikayet şart
    TCK 102/2 Vücuda organ veya cisim sokulması 12 yıldan az olmamak üzere hapis Aranmaz (eşe karşı işlenmede aranır)
    TCK 102/3 (a-e) Savunmasıza, nüfuzla, hısma, silahla veya birden fazla kişiyle, toplu yaşam ortamında Cezalar yarı oranında artırılır (102/2 tabanı 18 yıla çıkar) Aranmaz
    TCK 102/4 Cebir ve şiddetin ağır yaralama neticeleri Kasten yaralama hükümleri ayrıca uygulanır Aranmaz
    TCK 102/5 Bitkisel hayat veya ölüm Ağırlaştırılmış müebbet hapis Aranmaz

    Avukata Sor: Dosyanız Hangi Basamakta?

    Taciz, sarkıntılık, saldırı ve nitelikli saldırı basamakları arasındaki her çizgi; aylarla yıllar, yıllarla on yıllar arasındaki farktır ve nitelendirme delillerle kurulur. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    Şikayet, Uzlaştırma, Tutuklama ve Görevli Mahkeme

    • Şikayet: 102/1 (temel hal ve sarkıntılık) şikayete tabidir, süre altı aydır; 102/2 ve nitelikli haller kendiliğinden soruşturulur. Tek istisna eşe karşı nitelikli fiildir.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu bütün halleriyle kapalıdır.
    • Tutuklama: 102/2 ve üzeri fiiller CMK 100/3 katalogundadır; tutuklama nedeni var sayılabilir. Tutukluluğa itiraz için tutuklama kararına itiraz rehberimize bakabilirsiniz.
    • Görevli mahkeme: 102/1 asliye ceza; 102/2 ve artırımlı ağır haller ağır ceza mahkemesidir.
    • Zamanaşımı: Dava zamanaşımı temel halde 15 yıldır; ağır hallerde süreler uzar.

    İspat Rejimi: Mağdur Beyanı Delili

    Cinsel suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden yargılamanın merkezinde mağdur beyanı durur; ancak beyan, denetimsiz bir mahkumiyet aracı değildir. Yargıtay; beyanın iç tutarlılığını, olayın ortaya çıkış biçimini, mağdur ile sanık arasındaki ilişkiyi, iftira atmayı gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığını ve beyanın adli muayene, mesaj kayıtları ve tanık anlatımlarıyla desteklenip desteklenmediğini birlikte arar. Bu denetimin bütün ölçütlerini cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimizde ayrıntılı inceledik.

    Ceza ve İnfaz Sonuçları

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, infaz rejiminin en ağır kurallarına tabidir: Süreli hapiste koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür ve denetimli serbestlik süresi geneldekinden farklı işlemez. Sonuç cezaların yüksekliği, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumları çoğu dosyada devre dışı bırakır. Kesinleşen cezanın infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    Cinsel saldırı suçu nedir?

    Cinsel saldırı, TCK 102 uyarınca cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmektir; yetişkin mağdurlara karşı işlenen temaslı cinsel fiillerin tamamını kapsar. Temel halde cezası şikayet üzerine 5 yıldan 10 yıla kadar hapistir.

    TCK 102 cezası kaç yıl?

    Temel halde 5-10 yıl; sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde 2-5 yıl; vücuda organ veya cisim sokulması halinde 12 yıldan az olmamak üzere hapistir. 102/3 kapsamındaki nitelikli hallerde bu cezalar yarı oranında artırılır.

    Sarkıntılık ile cinsel saldırı farkı nedir?

    Ölçüt hareketin seyridir: Ani, kesintili ve süreklilik kazanmamış dokunuşlar sarkıntılık; devam eden ve yoğunlaşan davranışlar basit cinsel saldırıdır. Nitelendirme cezayı 2-5 yıl aralığından 5-10 yıl aralığına taşır.

    Cinsel saldırı ile cinsel taciz farkı nedir?

    Ayrım vücut temasıdır: Temas varsa cinsel saldırı, temas olmaksızın sözle veya mesajla işlenen fiiller cinsel tacizdir ve ceza rejimleri tamamen farklıdır.

    TCK 102 şikayete bağlı mı?

    Temel hal ve sarkıntılık şikayete tabidir; süre 6 aydır. Organ veya cisim sokulması ile nitelikli haller şikayete bağlı değildir; tek istisna, nitelikli fiilin eşe karşı işlenmesidir.

    Cinsel saldırıda uzlaşma mümkün mü?

    Hayır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kanunen kapalıdır; şikayete tabi haller dahil hiçbir aşamada uzlaştırma uygulanmaz.

    Tecavüz suçunun cezası ne kadar?

    Halk arasında tecavüz olarak bilinen nitelikli cinsel saldırıda (102/2) ceza 12 yıldan 20 yıla kadardır; fiil silahla, birden fazla kişiyle veya diğer nitelikli hallerle işlenmişse alt sınır 18 yıla çıkar.

    Eşe karşı cinsel saldırı suç mu?

    Evet. Eşe karşı organ veya cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen fiil suçtur; ancak soruşturma ve kovuşturma mağdur eşin şikayetine bağlıdır.

    Hangi hallerde ceza yarı oranında artar?

    Fiilin savunmasız kişiye karşı, nüfuz kötüye kullanılarak, üçüncü derece dahil hısma veya üvey ilişkideki kişiye karşı, silahla veya birden fazla kişiyle ya da toplu yaşam ortamlarının kolaylığından yararlanılarak işlenmesi halinde cezalar yarı oranında artırılır.

    Cinsel saldırıda tutuklama olur mu?

    Organ veya cisim sokulması boyutundaki fiiller CMK 100/3 katalogundadır ve tutuklama nedeni var sayılabilir; temel şekil katalog dışıdır ve genel koşullara tabidir.

    Cinsel saldırı suçu nasıl ispatlanır?

    Mağdur beyanı merkezi delildir; iç tutarlılık, olay sonrası davranışlar, adli muayene bulguları, mesajlar ve tanık anlatımlarıyla birlikte denetlenir. Çelişkili ve doğrulanmayan beyan tek başına mahkumiyete yetmez.

    Cinsel saldırıda zamanaşımı ne kadar?

    Temel halde ve sarkıntılıkta dava zamanaşımı 15 yıldır; organ veya cisim sokulması halinde üst sınır nedeniyle uygulanacak süreler daha da uzar. Şikayete tabi hallerde 6 aylık şikayet süresi ayrıca işler.

    Cinsel saldırı davası hangi mahkemede görülür?

    Temel hal ve sarkıntılık asliye ceza mahkemesinde; organ veya cisim sokulması ile artırımlı ağır haller ağır ceza mahkemesinde görülür.

    Cinsel suçlarda infaz oranı nedir?

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda süreli hapiste koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür; hükümlü cezasının dörtte üçünü iyi halli olarak infaz etmeden koşullu salıverilemez.

    Mağdur şikayetten vazgeçerse dava düşer mi?

    Yalnızca şikayete tabi hallerde (temel hal, sarkıntılık ve eşe karşı nitelikli fiil) hüküm kesinleşinceye kadar vazgeçme davayı düşürür; diğer hallerde vazgeçme sonuç doğurmaz.

    Cinsel saldırı davasında avukat desteği neden önemli?

    Sarkıntılık sınırı, teşebbüs, bent artırımları ve beyan denetimi arasındaki her tartışma yıllarla ölçülen fark üretir; süreç ilk ifadeyle şekillenir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102 cinsel saldırı suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    Cinsel Saldırı Dosyanızda Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Mağduru çocuk olan fiiller için TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi de inceleyebilirsiniz. Bu dosyalarda nitelendirme, beyan denetimi ve usul takibi sonucu kökten değiştirir; dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 105 Cinsel Taciz Suçu ve Cezası 2026

    TCK 105 Cinsel Taciz Suçu ve Cezası 2026

    TCK 105 – Güncelleme Tarihi: 31 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    Cinsel taciz suçu (TCK 105) nedir ve cezası ne kadar? Cinsel taciz, bir kimseyi vücut temasına ulaşmaksızın cinsel amaçlı olarak rahatsız etmektir: cinsel içerikli söz, laf atma, mesaj, teklif ve teşhir bu kapsamdadır. Cezası temel halde mağdurun şikayeti üzerine 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası, çocuğa karşı 6 aydan 3 yıla kadar hapistir. Fiilin kamu görevi, hizmet veya aile içi ilişkinin, gözetim yükümlülüğünün, aynı işyerinde çalışmanın, elektronik haberleşme araçlarının kolaylığıyla ya da teşhir suretiyle işlenmesinde ceza yarı oranında artırılır ve şikayet aranmaz; mağdur taciz nedeniyle işi, okulu veya ailesini bırakmak zorunda kalmışsa ceza 1 yıldan az olamaz. Temas başladığı anda fiil cinsel saldırıya dönüşür.

    Cinsel dokunulmazlığa saldırının el değmeden işlenen biçimi vardır: sokakta atılan laf, gece yarısı düşen mesaj, ekranda beliren görüntü. TCK 105 bu alanın tamamını düzenler ve küçük görünen cezasının altında ayrıntılı bir sistem taşır: beş ayrı nitelikli hal, şikayet rejimi ikiye bölünmüş bir usul ve mağdurun hayatından kopan parçaları faile yansıtan bir asgari ceza kuralı. Bu rehber, sistemin tamamını tek kaynakta toplar: maddenin her hükmü için hazırladığımız yedi derinlemesine rehbere ve toplam 43 emsal Yargıtay kararına buradan ulaşabilirsiniz.

    Cinsel Taciz Suçu Nedir?

    TCK 105, kişiyi cinsel amaçlı olarak taciz etmeyi cezalandırır ve iki unsura dayanır. Olumsuz unsur: Fiil, mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmemelidir; taciz yalnızca temassız alanda yaşar. Cinsel amaç: Söz, yazı, işaret veya davranış failin cinsel arzularını tatmine yönelik olmalıdır; cinsel amaç taşımayan kaba sözler koşullarına göre hakaret veya huzuru bozma suçlarını gündeme getirir. Suç; sokakta, işyerinde, okulda ve giderek en yoğun biçimde ekranlarda işlenmektedir.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    Madde Madde TCK 105 Rehber Serisi

    Maddenin her hükmü için ayrı bir derinlemesine rehber hazırladık; her rehberde ilgili hükme özgü Yargıtay kararları birebir metinleriyle yer alır:

    Temas Ölçütü: Taciz mi, Saldırı mı?

    Bu maddenin bütün sınırlarını tek bir soru çizer: Failin fiili mağdurun vücuduna değdi mi? Değmediyse taciz; aylarla ve en fazla birkaç yılla ölçülen bir ceza. Değdiyse mağdurun yaşına göre cinsel saldırı TCK 102 veya çocuklarda cinsel istismar; yıllarla ve on yıllarla ölçülen cezalar. Ani bir dokunuşun sarkıntılık, sözlü sataşmanın taciz sayılması; aynı olayın içinde iki ayrı suçun yan yana yaşayabilmesi demektir ve nitelendirme delillerle kurulur.

    TCK 105/1: Temel Hal

    Temel fıkra, yetişkin mağdurda hapis ile adli para cezasını seçenekli düzenler; çocuğa karşı fiilde ceza yalnızca hapistir ve aralık yükselir. Şikayet süresi altı aydır. Temas ölçütünün içtihadi uygulaması, cinsel amaç denetimi ve emsal kararlar için TCK 105/1 Cinsel Taciz Suçunun Temel Hali ve Cezası rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/2: Nitelikli Haller

    İkinci fıkra, beş bent halinde saydığı durumlarda cezayı yarı oranında artırır ve şikayet şartını kaldırır:

    Son Cümle: İşi, Okulu veya Aileyi Bırakma

    Fıkranın az bilinen ama etkili kuralı, tacizin mağdurun hayatından kopardığı parçaları faile yansıtır: Mağdur bu fiil nedeniyle işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmışsa verilecek ceza bir yıldan az olamaz. Üç netice tipinin ispatı, zorunluluk bağı ve sekiz emsal karar için TCK 105/2 Son Cümle: Taciz Nedeniyle İşi, Okulu veya Aileyi Bırakma rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105 Ceza Tablosu

    TCK 105 Cinsel Taciz Ceza Tablosu
    Hüküm Fiil Ceza Şikayet
    TCK 105/1 Cinsel taciz (yetişkine karşı) 3 ay – 2 yıl hapis veya adli para cezası 6 ay içinde şikayet şart
    TCK 105/1 Cinsel taciz (çocuğa karşı) 6 ay – 3 yıl hapis 6 ay içinde şikayet şart
    TCK 105/2-a Kamu görevi, hizmet veya aile içi ilişki kolaylığıyla Yarı artırım: 4 ay 15 gün – 3 yıl (çocuğa 9 ay – 4,5 yıl) Aranmaz
    TCK 105/2-b Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlıkçı tarafından Yarı artırım Aranmaz
    TCK 105/2-c Aynı işyerinde çalışma kolaylığıyla Yarı artırım Aranmaz
    TCK 105/2-d Posta veya elektronik haberleşme araçlarıyla Yarı artırım Aranmaz
    TCK 105/2-e Teşhir suretiyle Yarı artırım Aranmaz
    TCK 105/2 son cümle Mağdurun işi, okulu veya ailesini bırakmak zorunda kalması Ceza 1 yıldan az olamaz Bağlı olduğu hale göre

    Avukata Sor: TCK 105 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Cinsel amacın ispatı, temas çizgisi ve doğru bendin seçimi; hem mağdur hem sanık yönünden dosyanın kaderini kurar. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    Şikayet, Uzlaştırma ve Görevli Mahkeme

    • Şikayet: Temel şekil şikayete tabidir; süre altı aydır ve vazgeçme davayı düşürür. Nitelikli hallerde şikayet aranmaz.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suç olduğundan bütün hallerde kapalıdır.
    • Tutuklama: Suç katalog dışıdır; mağdurla teması ve elektronik iletişimi kesen adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Bütün halleriyle asliye ceza mahkemesidir.
    • Zamanaşımı ve infaz: Dava zamanaşımı 8 yıldır; mahkumiyetlerde koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür.

    İspat: Dijital Deliller ve Beyan

    Taciz dosyalarının çoğu artık dijital iz bırakır: mesajlar, aramalar, ekran görüntüleri ve platform kayıtları. Hesabın faile aidiyeti HTS, IP ve cihaz incelemesiyle kurulur; silinen içerikler adli bilişim incelemesiyle çoğu zaman geri getirilebilir. Sokak tipi tacizde ise mağdur beyanı merkezdedir ve iç tutarlılık, teşhis güvenilirliği ile tanık anlatımları üzerinden denetlenir; denetimin bütün ölçütleri cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizdedir.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    Cinsel taciz suçu nedir?

    TCK 105 uyarınca bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etmektir; vücut temasına ulaşmayan cinsel içerikli söz, mesaj, teklif ve teşhir fiillerini kapsar. Temas başladığı anda fiil cinsel saldırıya dönüşür.

    Cinsel tacizin cezası ne kadar?

    Temel halde mağdurun şikayeti üzerine 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası; çocuğa karşı 6 aydan 3 yıla kadar hapistir. Nitelikli hallerde ceza yarı oranında artırılır ve mağdur işi, okulu veya ailesini bırakmak zorunda kalmışsa 1 yıldan az olamaz.

    Cinsel taciz ile cinsel saldırı farkı nedir?

    Ayrım vücut temasıdır: Temassız söz, mesaj ve teklifler taciz; vücuda yönelen fiziksel temas cinsel saldırıdır ve ceza rejimi kökten değişir.

    Laf atmak suç mu?

    Evet. Cinsel içerikli laf atma, temas bulunmasa da cinsel taciz suçudur ve şikayet üzerine cezalandırılır.

    Mesajla veya sosyal medyadan taciz hangi hükme girer?

    Cinsel içerikli mesaj, fotoğraf ve arama taciz suçudur; posta veya elektronik haberleşme aracının kolaylığından yararlanılması TCK 105/2-d uyarınca cezayı yarı oranında artırır. Tek bir mesaj dahi suçu oluşturur.

    Cinsel taciz şikayete bağlı mı?

    Temel şekil şikayete tabidir ve süre 6 aydır; ikinci fıkradaki nitelikli hallerde şikayet aranmaz, soruşturma kendiliğinden yürütülür.

    Cinsel tacizde uzlaşma mümkün mü?

    Hayır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma bütün halleriyle kapalıdır; temel şekilde ancak şikayetten vazgeçme davayı düşürür.

    İşyerinde tacizin cezası nedir?

    Aynı işyerinde çalışmanın kolaylığından yararlanan failin cezası 105/2-c uyarınca artırımlı uygulanır: 4 ay 15 günden 3 yıla kadar. Fail amir veya işverense hizmet ilişkisini düzenleyen 105/2-a bendi devreye girer; mağdurun istifası halinde taban 1 yıldır.

    Öğretmenin veya doktorun tacizinde ceza artar mı?

    Evet. Eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile ve sağlık hizmeti verenlerin fiilleri 105/2-b kapsamındadır; ceza yarı oranında artırılır ve çocuk mağdurda 9 aydan 4,5 yıla kadar hapse ulaşır.

    Teşhircilik hangi suçu oluşturur?

    Belirli bir mağdura yönelik teşhir, 105/2-e uyarınca artırımlı cinsel tacizdir; kimse hedeflenmeden aleni ortamda işlenen fiil ise hayasızca hareketler suçuna (TCK 225) girer ve ceza rejimi değişir.

    Taciz nedeniyle işi veya okulu bırakan mağdur için ne değişir?

    Mağdurun taciz nedeniyle işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalması halinde verilecek ceza 1 yıldan az olamaz; zorunluluk bağının delille kurulması gerekir.

    Cinsel taciz nasıl ispatlanır?

    Mesaj ve arama kayıtları, ekran görüntüleri, HTS ve IP tespitleri, kamera kayıtları ve tanık anlatımları; mağdur beyanının dış doğrulamasını kurar. Sahte hesaplarda aidiyet teknik incelemeyle belirlenir.

    Cinsel taciz davası hangi mahkemede görülür?

    Bütün halleriyle asliye ceza mahkemesinde görülür; işyeri tacizinde iş hukuku talepleri iş mahkemesinde ayrıca yürütülür.

    Cinsel tacizde hapis cezası paraya çevrilir mi, HAGB olur mu?

    Temel şekilde kanun hapis ile adli para cezasını seçenekli düzenler; kısa süreli cezalarda erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşulları da bu suçun tipik gündemindedir.

    Cinsel tacizde zamanaşımı ne kadar?

    Dava zamanaşımı 8 yıldır; şikayete tabi temel şekilde ayrıca fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aylık şikayet süresi işler.

    Cinsel taciz davasında avukat desteği neden önemli?

    Cinsel amacın ispatı, temas çizgisi, doğru bendin seçimi ve dijital delillerin usulüne uygun tespiti; beraat ile mahkumiyet arasındaki farkı kurar. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105 cinsel taciz suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    Cinsel Taciz Dosyanızda Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Temas boyutuna ulaşan fiiller ve sarkıntılık ayrımı için TCK 102/1 rehberimizi de inceleyebilirsiniz. Bu dosyalarda nitelendirme, beyan denetimi ve usul takibi sonucu kökten değiştirir; dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 103 Çocukların Cinsel İstismarı Suçu ve Cezası 2026

    TCK 103 Çocukların Cinsel İstismarı Suçu ve Cezası 2026

    TCK 103 – Güncelleme Tarihi: 31 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    Çocukların cinsel istismarı suçu (TCK 103) nedir ve cezası ne kadar? TCK 103, çocuğu cinsel yönden istismar etmeyi düzenler. On beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı her cinsel davranış kendiliğinden suçtur; rıza hukuken geçersizdir. Cezası temel halde 8 yıldan 15 yıla, sarkıntılıkta 3 yıldan 8 yıla kadar hapistir; mağdur 12 yaşını tamamlamamışsa tabanlar 10 ve 5 yıla çıkar. Vücuda organ veya cisim sokulmasında ceza 16 yıldan, 12 yaş altında 18 yıldan az olamaz; nitelikli hallerde yarı artırımla 27 yıla ulaşır ve ölüm halinde ağırlaştırılmış müebbet uygulanır. Suç şikayete tabi değildir, uzlaştırma kapalıdır ve CMK 100/3 katalogundadır.

    Ceza hukukunun koruduğu değerler arasında hiyerarşi varsa, zirvede çocuğun cinsel dokunulmazlığı durur: Kanun koyucu bu alanda en yüksek cezaları, en sıkı usul kurallarını ve en özel mağdur güvencelerini bir araya toplamıştır. TCK 103 bu korumanın merkez hükmüdür ve altı fıkrasıyla; sarkıntılıktan ağırlaştırılmış müebbete uzanan eksiksiz bir sistem kurar. Bu rehber, sistemin tamamını tek kaynakta toplar: maddenin her hükmü için hazırladığımız on derinlemesine rehbere ve toplam 131 emsal Yargıtay kararına buradan ulaşabilirsiniz.

    Çocukların Cinsel İstismarı Suçu Nedir?

    TCK 103, istismar kavramını kanunun kendisiyle tanımlayan ender hükümlerdendir. On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismardır; bu grupta çocuğun görünüşteki rızası hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. On beş yaşını doldurmuş çocuklara karşı ise yalnızca cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı cinsel davranışlar suçu oluşturur. Koruma böylece yaş gruplarına göre kademelenir ve en küçükler için mutlaklaşır.

    TCK 103 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Çocukların cinsel istismarı

    Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

    a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

    b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

    anlaşılır.

    (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

    (3) Suçun;

    a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

    b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

    d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

    Madde Madde TCK 103 Rehber Serisi

    Maddenin her hükmü için ayrı bir derinlemesine rehber hazırladık; her rehberde ilgili hükme özgü Yargıtay kararları birebir metinleriyle yer alır:

    Yaş Gruplarına Göre Koruma Sistemi

    • 12 yaşını tamamlamamış çocuklar: Korumanın zirvesi; her cinsel davranış suçtur ve ceza tabanları yükselir: istismarda 10, sarkıntılıkta 5, organ sokulmasında 18 yıl.
    • 12-15 yaş arası çocuklar: Her cinsel davranış suçtur; rıza geçersizdir ve failin yaş konusundaki hatası ancak kaçınılmazsa tartışılabilir.
    • 15 yaşını doldurmuş çocuklar: Suç, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir nedene bağlıdır; özgür iradeyle girilen cinsel ilişki ise TCK 104 rejimine tabidir.

    TCK 103/1-2: Temel Hal, Sarkıntılık ve Nitelikli İstismar

    Birinci fıkra, istismar ile sarkıntılık basamaklarını ve yaş tabanlarını kurar; sarkıntılık ölçütü yetişkinlerdekiyle aynıdır: ani ve kesintili hareket. Ayrıntılar ve 17 emsal karar için TCK 103/1 Çocuğun Cinsel İstismarı Suçunun Temel Hali ve Cezası rehberimize bakabilirsiniz. İkinci fıkra, istismarın vücuda organ veya cisim sokulması suretiyle işlenmesini düzenler: Ceza 16 yıldan, on iki yaş altında 18 yıldan az olamaz; teşebbüs, zincirleme suç ve ispat rejimiyle birlikte 16 emsal karar TCK 103/2 Organ veya Cisim Sokulması Suretiyle Cinsel İstismar rehberimizdedir.

    TCK 103/3-4: Cezayı Artıran Haller

    Üçüncü fıkra beş bent halinde yarı artırım öngörür; dördüncü fıkra ise işleniş biçimine bağlı ayrı bir yarı artırım ekler:

    TCK 103/5-6: Ağır Neticeler

    İstismar için başvurulan cebir ve şiddet ağır yaralama neticeleri doğurmuşsa fail, TCK 103/5 Cinsel İstismarda Cebir ve Şiddetin Ağır Neticeleri uyarınca ayrıca kasten yaralama hükümleriyle cezalandırılır. Suç sonucu çocuğun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde ise TCK 103/6 Cinsel İstismar Sonucu Bitkisel Hayat veya Ölüm tek yaptırım öngörür: ağırlaştırılmış müebbet; istismar sonrası intihar olgularının yüklenebilirlik denetimi de bu rehberde 18 emsal kararla incelenmiştir.

    TCK 103 Ceza Tablosu

    TCK 103 Çocukların Cinsel İstismarı Ceza Tablosu
    Hüküm Fiil Ceza 12 Yaş Altında
    TCK 103/1 Cinsel istismar (temel hal) 8 yıl – 15 yıl hapis En az 10 yıl
    TCK 103/1 ikinci cümle Sarkıntılık düzeyinde kalan istismar 3 yıl – 8 yıl hapis En az 5 yıl
    TCK 103/2 Vücuda organ veya cisim sokulması 16 yıldan az olmamak üzere hapis En az 18 yıl
    TCK 103/3 (a-e) Birden fazla kişiyle, toplu ortamda, hısım veya üvey ilişkide, yükümlüler tarafından, nüfuzla Cezalar yarı oranında artırılır (istismarda 12 yıldan, 103/2 tabanında 24 yıldan başlar) Tabanlar 15 ve 27 yıla çıkar
    TCK 103/4 Küçük gruba cebir-tehditle, büyük gruba silahla Ceza ayrıca yarı oranında artırılır Aynı kural uygulanır
    TCK 103/5 Cebir ve şiddetin ağır yaralama neticeleri Kasten yaralama hükümleri ayrıca uygulanır Aynı kural uygulanır
    TCK 103/6 Bitkisel hayat veya ölüm Ağırlaştırılmış müebbet hapis Aynı kural uygulanır

    Avukata Sor: TCK 103 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Yaş grubu, sarkıntılık sınırı, bent artırımları ve beyan usulü; bu dosyalarda her biri on yılları etkileyen dört ayrı teknik cephedir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    Çocuk Mağdurlar İçin Usul Güvenceleri

    • Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM): Beyan, örselenmeyi önlemek için ÇİM ortamında ve adli görüşmeci aracılığıyla alınır; hedef, beyanın kural olarak bir kez alınmasıdır.
    • Kayıt ve SEGBİS: Beyan ses ve görüntü kaydına bağlanır; kovuşturmada yeniden dinleme zorunlu hallerle sınırlıdır.
    • Psikolog eşliği ve zorunlu vekil: İfade ve muayenede psikolog veya sosyal çalışmacı bulunur; çocuğa istemi aranmaksızın baro tarafından vekil görevlendirilir.
    • Kapalılık: Duruşmalar kapalı yürütülür ve yayın yasağına tabidir. İspat denetiminin bütün ölçütleri için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.

    Şikayet, Tutuklama ve Görevli Mahkeme

    • Şikayet: Suç şikayete tabi değildir; tek istisna, sarkıntılık düzeyindeki fiilin failinin de çocuk olmasıdır. Uzlaştırma bütün halleriyle kapalıdır.
    • Tutuklama: Suç CMK 100/3 katalogundadır; ağır fıkralarda tutuklama fiilen kuraldır.
    • Görevli mahkeme: İstismar boyutunda ağır ceza, sarkıntılıkta asliye ceza; çocuk failler yönünden çocuk mahkemeleri.
    • İnfaz: Koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür; hesap için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    TCK 104 ile Sınır: 15 Yaş Üstü ve Özgür İrade

    On beş yaşını doldurmuş ve algılama yeteneği gelişmiş bir çocuğun, cebir, tehdit ve hile olmaksızın özgür iradesiyle girdiği cinsel ilişki istismar değildir; ancak cezasız da değildir: Bu fiil, şikayete bağlı ayrı bir suç olarak TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu kapsamında düzenlenir. İki madde arasındaki çizgiyi iradenin serbestliği çizer; hile ve iradeyi etkileyen nedenler fiili yeniden 103 rejimine taşır.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    Çocukların cinsel istismarı suçu nedir?

    TCK 103 uyarınca çocuğu cinsel yönden istismar etmektir. On beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı her cinsel davranış kendiliğinden suçtur; on beş yaşını doldurmuş çocuklarda cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir neden aranır.

    TCK 103 cezası kaç yıl?

    Temel halde 8-15 yıl, sarkıntılıkta 3-8 yıl hapistir; mağdur 12 yaşını tamamlamamışsa tabanlar 10 ve 5 yıla çıkar. Organ veya cisim sokulmasında ceza 16 yıldan, 12 yaş altında 18 yıldan az olamaz.

    Çocuğun rızası suçu ortadan kaldırır mı?

    On beş yaşını tamamlamamış veya algılama yeteneği gelişmemiş çocuklarda rıza hukuken tamamen geçersizdir. On beş yaş üstü çocukların özgür iradeyle girdiği cinsel ilişki ise koşulları varsa TCK 104 kapsamında ayrıca değerlendirilir.

    12 yaş sınırı neden önemli?

    2016 değişikliğiyle 12 yaşını tamamlamamış mağdurlar için ceza tabanları yükseltilmiştir: istismarda 10, sarkıntılıkta 5, organ sokulmasında 18 yıl. Yaş, nüfus kaydıyla ve tereddütte kemik yaşı incelemesiyle belirlenir.

    TCK 103 şikayete bağlı mı?

    Hayır; soruşturma kendiliğinden yürütülür. Tek istisna, sarkıntılık düzeyinde kalmış fiilin failinin de çocuk olmasıdır: Bu halde mağdurun, velisinin veya vasisinin şikayeti aranır.

    Cinsel istismarda uzlaşma mümkün mü?

    Hayır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; ailelerin anlaşması veya şikayetten vazgeçme yargılamayı durdurmaz.

    Hangi hallerde ceza yarı oranında artar?

    Fiilin birden fazla kişiyle, toplu yaşam ortamlarının kolaylığından yararlanılarak, hısma veya üvey ilişkideki kişi tarafından, eğitici-bakıcı-gözetim yükümlüsü tarafından ya da kamu görevi ve hizmet nüfuzu kötüye kullanılarak işlenmesinde ceza yarı oranında artırılır; küçük yaş grubuna cebir-tehditle, büyük gruba silahla işlenmesi de ayrı bir yarı artırım nedenidir.

    Öğretmenin öğrenciye istismarında ceza ne kadar?

    Eğitici ve öğreticiler 103/3-d kapsamındadır: İstismar üzerinden 12 – 22,5 yıl, organ sokulmasında en az 24 yıl hapis söz konusudur; ayrıca meslekten çıkarma gündeme gelir.

    Aile içi istismarda ceza ne kadar?

    Üçüncü derece dahil hısımlar ile üvey ilişkiler 103/3-c kapsamındadır: İstismarda 12 – 22,5 yıl, organ sokulmasında en az 24, on iki yaş altında 27 yıl. Velayetin kaldırılması ve koruma tedbirleri eş zamanlı yürür.

    Çocuğun ifadesi nasıl alınır?

    Çocuk İzlem Merkezinde, adli görüşmeci aracılığıyla ve ses-görüntü kaydıyla, kural olarak bir kez alınır; ifade sırasında psikolog bulundurulur ve çocuğa baro tarafından zorunlu vekil görevlendirilir.

    Cinsel istismar nasıl ispatlanır?

    Çocuğun kayıtlı beyanı merkezdedir; adli muayene raporu, dijital veriler, tanık anlatımları ve olayın ortaya çıkış biçimiyle birlikte denetlenir. Beyan ile bulgular arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulamaz.

    TCK 103 katalog suç mu, tutuklama olur mu?

    Evet. Çocukların cinsel istismarı CMK 100/3 katalogundadır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür.

    İstismar davası hangi mahkemede görülür?

    İstismar boyutundaki fiiller ağır ceza mahkemesinde, sarkıntılık düzeyinde kalan fiiller asliye ceza mahkemesinde görülür; fail çocuksa çocuk mahkemeleri devreye girer.

    İstismar sonucu ölümde ceza nedir?

    Suç sonucu çocuğun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde TCK 103/6 uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis uygulanır; cebir ve şiddetin ağır yaralama neticeleri ise TCK 103/5 uyarınca ayrıca cezalandırılır.

    Cinsel istismarda infaz oranı nedir?

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür; yüksek sonuç cezalarla birleştiğinde fiili infaz süreleri kanunun en ağır tablosunu oluşturur.

    TCK 103 davasında avukat desteği neden önemli?

    Yaş grubu tespiti, sarkıntılık sınırı, bent artırımları ve beyan usulünün denetimi; hem mağdur hem sanık yönünden en teknik ceza dosyalarını oluşturur. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    Çocukların Cinsel İstismarı Dosyanızda Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Yetişkin mağdurlara karşı fiiller için TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi de inceleyebilirsiniz. Bu dosyalarda nitelendirme, beyan denetimi ve usul takibi sonucu kökten değiştirir; dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 104: Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu 2026

    TCK 104: Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu 2026

    TCK 104 – Güncelleme Tarihi: 31 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu (TCK 104) nedir ve cezası ne kadar? TCK 104, cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunmayı düzenler; cezası temel halde mağdurun şikayeti üzerine 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir ve şikayet süresi 6 aydır. Fail ile mağdur arasında evlenme yasağı varsa (üstsoy, kardeş, amca, dayı, hala, teyze ve kayın hısımlığı) veya fail koruyucu aile ya da evlat edinme öncesi bakım yükümlüsüyse ceza, şikayet aranmaksızın 10 yıldan 15 yıla kadar hapse çıkar. İrade cebir, tehdit veya hileyle sakatlanmışsa fiil bu madde değil, daha ağır cezalı cinsel istismar kapsamındadır; uzlaştırma bütün hallerde kapalıdır.

    Kanun koyucu on beş yaşını bitirmiş çocuğun cinsel davranışın anlamını kavrayabildiğini kabul eder; ancak kavramak ile on sekiz yaşın olgunluğu arasındaki mesafeyi de korumasız bırakmaz. TCK 104 tam bu ara alanı düzenler: rızaya dayansa bile reşit olmayanla cinsel ilişkiyi cezalandırır ve fail, çocuğun ailesinden veya koruma çemberinden çıktığında cezayı beş kata kadar ağırlaştırır. Bu rehber, maddenin üç fıkrasını, sınırlarını ve toplam 38 emsal Yargıtay kararını tek kaynakta toplar.

    Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu Nedir?

    TCK 104 üç unsura dayanır. Yaş: Mağdur on beş yaşını bitirmiş, on sekizini doldurmamış bir çocuktur. Serbest irade: İlişki cebir, tehdit ve hile olmaksızın kurulmuştur; iradeyi sakatlayan her etken fiili cinsel istismara taşır. Fiilin boyutu: Madde yalnızca cinsel ilişkiyi, yani organ sokulması boyutundaki fiili cezalandırır; bu boyuta ulaşmayan rızalı davranışlar bu yaş grubunda suç değildir. Resmi evlilik içindeki ilişki suç oluşturmaz; dini nikah ise evlilik sayılmaz.

    TCK 104 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 104. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Reşit olmayanla cinsel ilişki

    Madde 104 – (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (3) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

    Madde Madde TCK 104 Rehber Serisi

    Maddenin her fıkrası için ayrı bir derinlemesine rehber hazırladık; her rehberde ilgili hükme özgü Yargıtay kararları birebir metinleriyle yer alır:

    TCK 104/1: Temel Hal

    Temel fıkra, iki ila beş yıllık cezayı altı aylık şikayet süresine bağlar; evlenme vaadi tartışmaları, yaş hatası savunması ve zincirleme suç bu fıkranın gündelik meseleleridir. Unsurların tamamı ve 16 emsal karar için TCK 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu ve Cezası rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 104/2: Evlenme Yasağı Bulunanlar

    İkinci fıkra, fail ile mağdur arasında Medeni Kanuna göre evlenme yasağı bulunması halinde cezayı 10-15 yıla çıkarır ve şikayet şartını kaldırır: üstsoy ve altsoy, kardeşler, amca, dayı, hala ve teyze ile kayın hısımlığı ve evlatlık ilişkisi kapsamdadır; kuzenler kapsam dışıdır. Yasağın sınırları ve 20 emsal karar için TCK 104/2 Evlenme Yasağı Bulunan Kişinin Reşit Olmayanla Cinsel İlişkisi rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 104/3: Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Öncesi Bakım

    Üçüncü fıkra, devletin çocuğu emanet ettiği koruyucu aile ile evlat edinme öncesi bakımı üstlenen kişilerin fiillerini ikinci fıkranın cezasına bağlar: şikayetsiz 10-15 yıl. Statülerin ispatı ve sınır durumlar için TCK 104/3 Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Öncesi Bakımda Cinsel İlişki Suçu rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 104 Ceza Tablosu

    TCK 104 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Ceza Tablosu
    Hüküm Fail Ceza Şikayet
    TCK 104/1 Evlenme yasağı ve bakım ilişkisi bulunmayan kişi 2 yıl – 5 yıl hapis 6 ay içinde şikayet şart
    TCK 104/2 Mağdurla arasında evlenme yasağı bulunan kişi (üstsoy, kardeş, amca, dayı, hala, teyze, kayın hısmı, evlat edinen) 10 yıl – 15 yıl hapis Aranmaz
    TCK 104/3 Evlat edinme öncesi bakımı üstlenen veya koruyucu aile yükümlüsü 10 yıl – 15 yıl hapis Aranmaz

    Avukata Sor: TCK 104 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    İradenin serbestliği, hile denetimi ve evlenme yasağının derecesi; cezanın 2 yıl ile 15 yıl arasında, hatta istismar hükümleriyle çok daha yukarıda kurulmasına yol açan eksenlerdir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    Şikayet, Uzlaştırma ve Görevli Mahkeme

    • Şikayet: Temel fıkra şikayete tabidir; süre, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır ve vazgeçme davayı düşürür. İkinci ve üçüncü fıkralarda şikayet aranmaz.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suç olduğundan bütün hallerde kapalıdır.
    • Tutuklama: Suç katalogda değildir; temel fıkrada adli kontrol öne çıkar, on yıldan başlayan fıkralarda ceza miktarı tutuklama değerlendirmesini ağırlaştırır.
    • Görevli mahkeme: Temel fıkrada asliye ceza; ikinci ve üçüncü fıkralarda ağır ceza mahkemesidir.
    • İnfaz: Koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür; hesap için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    TCK 103 ile Sınır: İradenin Serbestliği

    Maddenin bütün mimarisi tek bir kavram üzerinde durur: özgür irade. On beş yaşını bitirmiş çocuğun iradesi cebirle, tehditle, hileyle veya bağımlılık ilişkisinin baskısıyla sakatlanmışsa fiil TCK 104’ten çıkar ve TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu hükümleriyle, 16 yıldan başlayan cezalarla karşılanır. Beyanın denetimi ve iradenin ispatındaki ölçütler için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu nedir?

    TCK 104, cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunmayı düzenler; çocuğun özgür iradesiyle girdiği ilişkiyi şikayete bağlı bağımsız bir suç olarak cezalandırır.

    TCK 104 cezası kaç yıl?

    Temel halde mağdurun şikayeti üzerine 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir. Fail ile mağdur arasında evlenme yasağı varsa veya fail koruyucu aile ya da evlat edinme öncesi bakım yükümlüsüyse ceza şikayet aranmaksızın 10 yıldan 15 yıla kadar hapistir.

    15 yaşındaki biriyle ilişki suç mu?

    On beş yaşını bitirmiş çocukla özgür iradeye dayalı cinsel ilişki şikayet üzerine TCK 104 kapsamında suçtur; on beş yaşını bitirmemiş çocukla her cinsel davranış ise şikayete bakılmaksızın cinsel istismardır ve cezası çok daha ağırdır.

    TCK 104 şikayete bağlı mı?

    Birinci fıkra şikayete tabidir ve süre 6 aydır; ikinci ve üçüncü fıkralar (evlenme yasağı, koruyucu aile ve bakım ilişkisi) şikayete bağlı değildir.

    Evlenme vaadiyle ilişki hangi suçu oluşturur?

    Vaat, iradeyi sakatlayan hile düzeyine ulaşmışsa fiil TCK 104 kapsamından çıkar ve cinsel istismar hükümleriyle cezalandırılır; ilişkinin olağan akışındaki vaatler tek başına hile sayılmaz.

    Dini nikahla birliktelik suçu ortadan kaldırır mı?

    Hayır. Yalnızca resmi evlilik suçu ortadan kaldırır; dini nikah adı altındaki birliktelik hukuken evlilik sayılmaz.

    Amcanın veya dayının yeğenle ilişkisinin cezası nedir?

    Amca, dayı, hala ve teyze ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunduğundan fiil TCK 104/2 kapsamındadır: Ceza şikayet aranmaksızın 10-15 yıl hapistir ve rıza sonucu değiştirmez.

    Kuzenler arasındaki ilişki hangi hükme girer?

    Kuzenler arasında evlenme yasağı bulunmadığından fiil ikinci fıkraya girmez; koşulları varsa şikayete tabi temel fıkra uygulanır.

    Koruyucu ailenin fiilinde ceza ne kadar?

    TCK 104/3 uyarınca, koruyucu aile veya evlat edinme öncesi bakım yükümlüsünün on beş yaşını bitirmiş çocukla rızaya dayalı ilişkisinde dahi ceza şikayetsiz 10-15 yıl hapistir; statü derhal kaldırılır.

    Her iki taraf da çocuksa ne olur?

    On beş yaşını bitirmiş iki çocuğun ilişkisinde sorumluluk ve şikayet koşulu her somut olayda ayrıca değerlendirilir; fail çocuklar yönünden çocuk yargılaması kuralları uygulanır.

    TCK 104’te uzlaşma mümkün mü?

    Hayır. Suç cinsel dokunulmazlığa karşı olduğundan uzlaştırma bütün halleriyle kapalıdır; şikayete tabi temel halde ancak şikayetten vazgeçme davayı düşürür.

    İlişki devam ederse ceza artar mı?

    Evet. Aynı çocukla süreklilik kazanan ilişki zincirleme suç oluşturur ve tek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.

    TCK 104 davası hangi mahkemede görülür?

    Temel hal asliye ceza mahkemesinde; on yıldan başlayan ikinci ve üçüncü fıkra dosyaları ağır ceza mahkemesinde görülür.

    TCK 104 ile TCK 103 farkı nedir?

    Ayrımı iradenin serbestliği çizer: On beş yaş üstü çocuğun özgür iradeli cinsel ilişkisi 104, iradenin cebir, tehdit, hile veya başka bir nedenle sakatlandığı her fiil 103 kapsamındadır ve ceza kökten ağırlaşır.

    Cinsel suçlarda infaz oranı TCK 104 için de geçerli mi?

    Evet. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı dörtte üçtür ve TCK 104 mahkumiyetleri de bu rejime tabidir.

    TCK 104 davasında avukat desteği neden önemli?

    İlişki kavramı, hile denetimi, evlenme yasağının derecesi ve şikayet süresi; cezanın 2 yıl ile 15 yıl arasında hangi noktada kurulacağını belirleyen eksenlerdir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Dosyanızda Ankara Ceza Avukatı Desteği

    On beş yaş altındaki mağdurlara ilişkin fiiller ve iradeyi sakatlayan hallerdeki ağır rejim için “”” + “” + “””TCK 103/1 rehberimizi de inceleyebilirsiniz. Bu dosyalarda nitelendirme, beyan denetimi ve usul takibi sonucu kökten değiştirir; dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 102/3-b Nüfuzun Kötüye Kullanılması Suretiyle Cinsel Saldırı

    TCK 102/3-b Nüfuzun Kötüye Kullanılması Suretiyle Cinsel Saldırı

    TCK 102/3-b Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 102/3-b nedir? TCK 102/3-b, cinsel saldırının kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Amirin memura, işverenin çalışana, vasinin kısıtlıya karşı konumunun sağladığı otoriteyi kullanarak işlediği fiiller bu kapsamdadır. Verilen cezalar yarı oranında artırılır; nüfuz ile fiil arasında araçsal bağ bulunması şarttır.

    Bazı saldırılar güçle değil, konumla işlenir: Maaşını ödeyen işveren, sicilini yazan amir, malvarlığını yöneten vasi. Mağdurun itiraz etme gücünü elinden alan şey fiziksel üstünlük değil, failin elindeki otoritedir. TCK 102 cinsel saldırı suçu bu güç asimetrisini nitelikli hal sayar: TCK 102/3-b.

    Bu yazıda kamu görevi, vesayet ve hizmet ilişkisi kavramlarını, nüfuz bağının nasıl kurulduğunu ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Temas içermeyen fiillerdeki paralel düzenleme için TCK 105/2-a rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 102/3-b Nedir?

    TCK 102/3-b, failin mağdur üzerindeki otorite konumuna bağlı bir nitelikli haldir. Üç kaynak sayılmıştır: kamu görevinin sağladığı nüfuz (amir-memur, görevli-vatandaş ilişkisi), vesayetin sağladığı nüfuz (vasi-kısıtlı ilişkisi) ve hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz (işveren-çalışan, yönetici-personel ilişkisi). Bendin anahtarı araçsallıktır: İlişkinin varlığı yetmez; fail, bu ilişkinin kendisine verdiği otoriteyi, bağımlılığı veya denetim gücünü fiili gerçekleştirmenin aracı yapmış olmalıdır.

    TCK 102 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel saldırı

    Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    (3) Suçun;

    a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

    d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

    Nüfuz Bağı Nasıl Kurulur?

    • Kamu görevi: Görevin sağladığı yetki ve otoritenin mağdur üzerinde baskı oluşturacak biçimde kullanılması aranır; görevlinin mesai dışında, göreviyle bağlantısız fiili bent kapsamına girmez.
    • Vesayet: Vasinin, kayyımın veya fiilen vesayet benzeri denetim yürüten kişinin, bu konumun yarattığı bağımlılığı kullanması bendin tipik görünümüdür.
    • Hizmet ilişkisi: İş sözleşmesine dayalı hiyerarşi en sık uygulama alanıdır: İşin devamı, ücret ve sicil üzerindeki güç, mağdurun karşı koyma iradesini baskılamada araç yapılmışsa artırım uygulanır. Eşit konumdaki çalışanlar arasındaki fiillerde bent devreye girmez; bu fiiller koşullarına göre temel hükümler veya işyeri bağlamındaki diğer düzenlemeler üzerinden değerlendirilir.
    • İspat: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, nüfuzun araçsallaştığı; mesajlar, tanık anlatımları, işyeri kayıtları ve olayın gelişimiyle ortaya konulmalıdır.

    TCK 102/3-b Cezası Ne Kadar?

    • Temel şekil üzerinden: Yedi buçuk yıldan on beş yıla kadar hapis.
    • Sarkıntılık üzerinden: Üç yıldan yedi buçuk yıla kadar hapis.
    • Organ veya cisim sokulmasında: Alt sınır on sekiz yıldır.
    • Görev suçlarıyla ilişki: Fail kamu görevlisiyse mahkumiyet, ceza yargılamasından bağımsız yürüyen disiplin süreci ve memuriyet sonuçları doğurur.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; bent koşulları gerçekleştiğinde soruşturma kendiliğinden yürütülür.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Fiil 102/2 boyutundaysa katalog kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir; temel şekil üzerinden artırımda genel koşullar uygulanır.
    • Görevli mahkeme: Artırımlı üst sınırlar nedeniyle dosyalar kural olarak ağır ceza mahkemesinde görülür; sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 102/3-b Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Nüfuzun fiilde araç olarak kullanılıp kullanılmadığı bu bendin tek büyük sorusudur; iş ve görev ilişkisinin varlığı tek başına artırım doğurmaz. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 102/3-b Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 102/3-b – KAMU GÖREVLİSİ OLMAK TEK BAŞINA NİTELİKLİ HÂL İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR; GÖREVİN MAĞDUR ÜZERİNDE GÜÇ VE OTORİTE OLUŞTURMASI VE BU NÜFUZUN CİNSEL SALDIRIDA KÖTÜYE KULLANILMASI GEREKİR

    Somut olayda sanık, Zonguldak Verem Savaş Polikliniğinde röntgen teknisyeni olarak görev yapmaktadır. Mağdur film çekimi yaptırmak amacıyla sağlık kuruluşuna gelmiş ve sanık tarafından röntgen çekimi gerçekleştirilmiştir. Mağdur, çekim sırasında sanığın kendisine cinsel nitelikte fiziksel temasta bulunduğunu ileri sürmüş; sanık ise hareketlerinin mesleğinin ve röntgen çekiminin gerektirdiği işlemler olduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi sanığı sarkıntılık suretiyle cinsel saldırıdan mahkûm etmiş ve kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle TCK 102/3-b uyarınca cezayı artırmıştır.

    Yargıtay öncelikle olayın sübutu bakımından eksik araştırma bulunduğunu belirtmiştir. Mağdurun anlatımlarındaki çelişkiler, sanık savunması ve tanık beyanları karşısında röntgen çekimi konusunda uzman bir bilirkişinin dinlenmesi; sanığın gerçekleştirdiği temasların tıbbi işlemin olağan gereği olup olmadığının belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Mesleki zorunluluk kapsamında gerçekleştirilen fiziksel temas ile cinsel amaçlı temasın birbirinden ayrılması gerektiğinden, bu teknik mesele açıklığa kavuşturulmadan mahkûmiyet kurulması doğru bulunmamıştır.

    Daire bunun yanında TCK 102/3-b’nin uygulanması konusunda son derece önemli bir ilke ortaya koymuştur. Sanığın kamu görevlisi olması veya eylemi kamu görevinin yürütüldüğü yerde gerçekleştirmesi, tek başına bu bent uyarınca cezanın artırılmasını gerektirmez. Kanun, “kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması” dememekte; kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasını aramaktadır.

    Nüfuz kavramı bakımından failin görevinin mağdur üzerinde belirli bir güç ve otorite oluşturması gerekir. Bunun yanında bu otoritenin mağdurun direncini kırması veya mağdurun görev ilişkisi nedeniyle failden çekinerek cinsel davranışa etkili biçimde karşı koyamamasına yol açması aranmalıdır. Dolayısıyla fail ile mağdur arasındaki kamu görevi ilişkisinin somut olayda cinsel saldırının gerçekleştirilmesini kolaylaştıran özel bir üstünlük ilişkisi yaratması gerekir.

    Yargıtay’a göre bunun gerçekleşebilmesi için kamu görevinin mağdur yönünden belirli ölçüde zorunlu veya icbar edici bir nitelik taşıması önemlidir. Failin yalnızca mesleğinin sağladığı fiziksel yakınlaşma imkânından yararlanması, nüfuzun kötüye kullanılmasıyla aynı değildir. Örneğin görevin fail ile mağduru aynı ortamda buluşturması veya fiziksel teması kolaylaştırması tek başına TCK 102/3-b’yi oluşturmaz.

    Somut olayda röntgen teknisyeni olan sanığın mağdur üzerinde bu anlamda bir otorite veya nüfuza sahip olduğu ortaya konulamamıştır. Mağdurun sanığın görevi nedeniyle onun emir ve talimatlarına uymak zorunda kalması veya karşı koyma iradesinin bu görev ilişkisi nedeniyle kırılması şeklinde bir durum tespit edilmemiştir. Bu nedenle sanığın kamu görevlisi sıfatı, somut olayda cezayı artırmak için yeterli görülmemiştir.

    Karar TCK 102/3-b bakımından “görevin sağladığı kolaylık” ile “görevin sağladığı nüfuz” arasındaki ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Bir kamu görevlisi mesleği sayesinde mağdurla yalnız kalma fırsatı bulmuş veya mağdura fiziksel olarak yaklaşabilmiş olabilir. Bu durum başka delillerle birlikte suçun işlenmesini açıklayabilir; ancak TCK 102/3-b’nin uygulanabilmesi için ayrıca mağdur üzerinde görevin doğurduğu güç ve otoritenin kötüye kullanıldığının gösterilmesi gerekir.

    Sonuç olarak Yargıtay, röntgen teknisyeninin kamu görevlisi olmasının ve film çekimi sırasında mağdurla fiziksel yakınlık kurabilmesinin tek başına TCK 102/3-b kapsamında kabul edilemeyeceğini; kamu görevinin mağdur üzerinde nüfuz oluşturduğunun ve bu nüfuzun cinsel saldırıyı gerçekleştirmek amacıyla kötüye kullanıldığının somut olarak belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu koşullar bulunmadığı hâlde TCK 102/3-b uygulanarak cezanın artırılması hukuka aykırı bulunmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 10.11.2020, E. 2020/7953, K. 2020/4860

    TCK 102/3-b – İŞVERENİN KENDİ İŞYERİNDE ÇALIŞAN MAĞDURENİN KALÇASINA DOKUNMASI ŞEKLİNDEKİ CİNSEL SALDIRIDA, İŞVERENLİK SIFATININ MAĞDUR ÜZERİNDE OLUŞTURDUĞU OTORİTENİN KÖTÜYE KULLANILMASI NİTELİKLİ HÂLİ OLUŞTURUR

    Somut olayda mağdure, sanığa ait işyerinde yaklaşık bir haftadır tezgâhtar olarak çalışmaktadır. Mağdurenin anlatımına göre sanık, işe başladığı tarihten itibaren kendisine cinsel içerikli sorular sormuş, çeşitli sözlerle rahatsız etmiş ve işyerindeki fiziksel yakınlığı kullanarak davranışlarını sürdürmüştür. Olay günü mağdure ayakkabı kutularını işyerinin arka kısmına götürmüş; kutuları yerleştirmek amacıyla eğildiği sırada arkasından gelen sanık mağdurenin kalçasına dokunmuştur. Uyuşmazlık, bu temasın cinsel saldırı oluşturmasının yanında TCK 102/3-b kapsamında hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği noktasında yoğunlaşmıştır.

    Dosyanın yargısal süreci de bu bent bakımından oldukça önemlidir. İlk derece mahkemesi sanığın işveren konumunda bulunduğunu ve mağdurenin onun yanında çalışan işçi olduğunu dikkate alarak TCK 102/3-b hükmünü uygulamıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise ilk incelemesinde hizmet ilişkisinin bulunmasının tek başına yeterli olmadığı, sanığın bu ilişkiden doğan nüfuzu cinsel saldırının gerçekleştirilmesinde kullandığının ayrıca ortaya konulması gerektiği düşüncesiyle nitelikli hâlin uygulanmasına karşı çıkmıştır. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazıyla mesele Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

    Ceza Genel Kurulu, TCK 102/3-b’deki “nüfuz” kavramının yalnızca fail ile mağdur arasında biçimsel bir hizmet sözleşmesinin bulunmasını ifade etmediğini belirtmiştir. Nüfuz; failin sahip olduğu konum nedeniyle mağdur üzerinde güç, otorite, söz geçirme veya kararlarını etkileme imkânına sahip olmasıdır. Dolayısıyla hizmet ilişkisinin bulunmasının yanında, bu ilişkinin fail lehine bir üstünlük ve mağdur bakımından bir bağımlılık doğurması önem taşımaktadır.

    Somut olayda sanık sıradan bir çalışma arkadaşı değildir. İşyerinin sahibi ve mağdurenin işvereni konumundadır. Mağdure ise sanığın yanında henüz yaklaşık bir haftadır çalışmaktadır. İşverenin çalışan üzerinde işin devamı, çalışma koşulları ve iş ilişkisinin sürdürülmesi bakımından sahip olduğu yetkiler, taraflar arasında belirgin bir güç farklılığı oluşturmaktadır. Ceza Genel Kurulu, bu ilişkinin sanığın mağdure üzerinde güç ve otorite sahibi olmasına yol açtığını kabul etmiştir.

    Kurul ayrıca mağdurenin bu otorite nedeniyle sanığın davranışlarına karşı koyma imkânının etkilendiğini değerlendirmiştir. TCK 102/3-b’nin uygulanabilmesi için failin mağdura açıkça “karşı koyarsan seni işten çıkarırım” demesi gibi doğrudan bir tehdidin bulunması zorunlu değildir. Hizmet ilişkisinin yapısından doğan bağımlılık ve işverenin çalışan üzerindeki otoritesi, somut olayın özellikleri itibarıyla mağdurun direncini kırabilecek nitelikteyse nüfuzun varlığı kabul edilebilir.

    Bu noktada Ceza Genel Kurulu, hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylık ile nüfuzun kötüye kullanılmasını birbirinden ayırmıştır. Failin mağdurla aynı işyerinde bulunması nedeniyle onunla yalnız kalma veya fiziksel olarak yaklaşma fırsatı elde etmesi tek başına TCK 102/3-b bakımından yeterli değildir. Ancak fail aynı zamanda mağdur üzerinde işverenlikten kaynaklanan otoriteye sahipse ve cinsel saldırısını bu üstün konum içerisinde gerçekleştiriyorsa mesele yalnızca işyerinin sağladığı fiziksel kolaylıktan ibaret değildir.

    Somut olayda mağdurenin sanığa ait işyerinde çalışan konumunda bulunması, sanığın işveren olması ve olayın iş ilişkisi devam ederken işyerinde gerçekleşmesi birlikte değerlendirilmiştir. Ceza Genel Kurulu, işveren konumundaki sanığın mağdure üzerinde hizmet ilişkisinden doğan güç ve otoritesinin bulunduğunu, bu otoritenin mağdurenin direncini kırabilecek nitelikte olduğunu ve sanığın cinsel saldırıyı bu nüfuzu kötüye kullanarak gerçekleştirdiğini kabul etmiştir.

    Kararın ayrıca güncel içtihat bakımından özel bir önemi bulunmaktadır. Ceza Genel Kurulu, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin TCK 102/3-b’nin uygulanmaması yönündeki bozmasını kaldırmış ve ilk derece mahkemesinin nitelikli hâli uygulayan hükmünü onamıştır. Böylelikle özellikle işveren-işçi ilişkisinde işverenin çalışan üzerindeki otoritesinin somut olayın koşullarına göre TCK 102/3-b anlamında nüfuz oluşturabileceği açıkça kabul edilmiştir.

    Sonuç olarak sanığın yaklaşık bir haftadır kendi işyerinde çalışan mağdurenin kalçasına dokunması şeklindeki eyleminde, taraflar arasındaki işveren-işçi ilişkisi sıradan bir çalışma birlikteliği olarak görülmemiştir. Sanığın işveren sıfatından kaynaklanan güç ve otoritesinin mağdurenin direncini etkileyebilecek nitelikte olduğu ve cinsel saldırının bu nüfuz kötüye kullanılarak işlendiği kabul edilerek TCK 102/3-b’nin uygulanması gerektiğine karar verilmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 11.02.2026, E. 2023/449, K. 2026/87

    TCK 102/3-b – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞMAK TEK BAŞINA HİZMET İLİŞKİSİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILDIĞINI GÖSTERMEZ; FAILİN MAĞDUR ÜZERİNDE İŞVERENLİKTEN VEYA BENZER YETKİLERDEN KAYNAKLANAN OTORİTESİ BULUNMALIDIR

    Somut olayda sanık ile mağdure aynı işyerinde çalışmaktadır. Sanığın mağdureye arkadan sarılması ve onu öpmesi şeklindeki fiziksel temaslarının cinsel nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Hareketlerin kısa süreli, ani ve kesintili olması nedeniyle eylem sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte yerel mahkeme, tarafların aynı işyerinde çalışmasını dikkate alarak hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle TCK 102/3-b uyarınca artırım yapmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 102/3-b’nin uygulanabilmesi için hizmet ilişkisinin varlığının tek başına yeterli olmadığını belirtmiştir. Aynı işyerinde çalışmak, fail ile mağdur arasında mutlaka nüfuz ilişkisi bulunduğu anlamına gelmez. Özellikle iki çalışanın eşit veya birbirinden bağımsız pozisyonlarda bulunması durumunda, yalnızca işyeri arkadaşlığı üzerinden cezayı artıran bu nitelikli hâlin uygulanması mümkün değildir.

    Daireye göre hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan söz edilebilmesi için sanığın mağdur üzerinde belirli yetkilere sahip olması gerekir. Sanığın mağduru işe alma veya işten çıkarma, ücretini belirleme yahut çalışma ilişkisini etkileyen benzeri yetkilere sahip olması, mağdur üzerinde ekonomik ve mesleki bir otorite doğurabilir. TCK 102/3-b’nin amacı da failin bu tür bir üstünlüğü cinsel saldırıyı gerçekleştirmek amacıyla kötüye kullanmasını daha ağır biçimde cezalandırmaktır.

    Dolayısıyla “hizmet ilişkisi” kavramı, aynı işyerinde çalışan herkes arasında karşılıklı olarak bulunduğu kabul edilebilecek sınırsız bir ilişki değildir. Nitelikli hâlin merkezinde hizmet ilişkisinin kendisi değil, bu ilişkinin fail lehine oluşturduğu nüfuz bulunmaktadır. Fail mağdurun çalışma koşullarını etkileyebilecek veya onun üzerinde mesleki otorite kurabilecek bir konumda değilse, aynı işyerinde bulunmanın sağladığı fırsat TCK 102/3-b için yeterli değildir.

    Bu ayrım özellikle ceza hukukunda nitelikli hâllerin dar yorumlanması ilkesi bakımından önemlidir. Failin mağdurla işyerinde karşılaşması, yalnız kalması veya iş ortamının sağladığı yakınlıktan yararlanması suçun işlenmesini kolaylaştırabilir. Fakat kanun koyucu “hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması” şeklinde bir nitelikli hâl öngörmemiştir. Aranan husus, hizmet ilişkisinin doğurduğu nüfuzun kötüye kullanılmasıdır.

    Somut olayda sanığın mağdure üzerinde işe alma, işten çıkarma veya ücret belirleme gibi yetkilerinin bulunduğunun ortaya konulamaması karşısında, hizmet ilişkisinden doğan özel bir otorite ilişkisi tespit edilememiştir. Bu nedenle cinsel saldırının işyerinde veya çalışanlar arasında gerçekleşmiş olması, temel cezanın TCK 102/3-b uyarınca artırılmasını haklı kılmamaktadır.

    Karar aynı zamanda TCK 102/3-b’nin uygulanmasında iki aşamalı bir inceleme yapılması gerektiğini göstermektedir. Önce fail ile mağdur arasında kamu görevi, vesayet veya hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir nüfuzun bulunup bulunmadığı belirlenmeli; ardından mevcutsa bu nüfuzun cinsel saldırının işlenmesinde kötüye kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalıdır. İlk aşamada nüfuz ilişkisi yoksa ikinci aşamaya geçilmesine gerek bulunmamaktadır.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın mağdureye arkadan sarılıp öpmesi şeklindeki eylemini sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı olarak kabul etmekle birlikte, salt aynı işyerinde çalışılmasını TCK 102/3-b’nin uygulanması için yeterli görmemiştir. Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun varlığından söz edilebilmesi için sanığın mağdurun çalışma ilişkisi üzerinde belirli bir güç ve otoriteye sahip olması gerektiği kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.04.2021, E. 2016/12977, K. 2021/3218

    TCK 102/3-b – BİRİM SORUMLUSU OLARAK AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞAN SANIK İLE MAĞDURELER ARASINDA İŞVEREN-İŞÇİ NİTELİĞİNDE HİZMET İLİŞKİSİ BULUNMADIĞINDA TCK 102/3-b UYGULANAMAZ

    Somut olayda sanık ile iki mağdure, cep telefonu kılıfı üretimi yapılan bir fabrikada çalışmaktadır. Sanık fabrikanın sahibi veya mağdurelerin doğrudan işvereni olmayıp başkasına ait firmada “birim sorumlusu” olarak görev yapmaktadır. Sanığın aynı işyerinde çalışan reşit mağdurelere yönelik fiziksel temas içeren cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiş ve yerel mahkeme her iki mağdure bakımından da TCK 102/3-b’yi uygulayarak cezada artırım yapmıştır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın fiziksel temaslarının kısa süreli, ani ve kesintili gerçekleşmesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığını değerlendirmiştir. Ancak kararın TCK 102/3-b bakımından asıl önemi, sanığın işyerindeki “birim sorumlusu” sıfatının tek başına hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması için yeterli görülmemesidir.

    Daire, hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için sanığın yazılı veya sözlü bir hizmet ilişkisi kapsamında kendisine bağlı çalışan mağdur üzerinde belirli yetkilere sahip bulunması gerektiğini belirtmiştir. Özellikle işe alma, işten çıkarma ve ücret belirleme gibi yetkiler failin mağdurun çalışma hayatı üzerinde doğrudan tasarrufta bulunabildiğini gösteren tipik örneklerdir. Bu tür yetkilerin sağladığı üstünlüğün cinsel saldırıda kullanılması hâlinde TCK 102/3-b uygulanabilir.

    Somut olayda ise sanık başkasına ait firmada çalışan birim sorumlusudur. Çoğunluk görüşüne göre dosya içeriğinden mağdurelerle sanık arasında kanunun aradığı anlamda hizmet ilişkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Sanığın işyerindeki görevi, mağdurelerin doğrudan işvereni olduğu veya çalışma ilişkileri üzerinde TCK 102/3-b’nin aradığı yoğunlukta bir otoriteye sahip bulunduğu sonucunu doğurmamaktadır.

    Kararda karşı oy gerekçesi ise bent bakımından ayrıca önemlidir. Karşı oyda “birim sorumlusu”, ustabaşı, fabrika müdürü veya benzeri yöneticilerin her durumda nitelikli hâlin dışında bırakılamayacağı savunulmuştur. İşverenin yetkilerinden bazılarını fiilen kullanan yöneticinin mağdura emir ve talimat verme, izin kullandırma, mesaiye bırakma veya çalıştığı birimi değiştirme gibi yetkileri varsa, bu yetkilerin mağdur üzerinde işverene benzer bir nüfuz oluşturabileceği belirtilmiştir.

    Bununla birlikte Daire çoğunluğu daha dar bir yaklaşım benimsemiştir. Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması nitelikli hâlinin fail aleyhine genişletilemeyeceği; fail ile mağdur arasında gerçek anlamda bir üstünlük ve bağımlılık ilişkisi bulunması gerektiği kabul edilmiştir. Salt sanığın işyerinde belirli bir unvan taşıması veya mağdurelerden kıdemli olması yeterli görülmemiştir.

    Bu karar, TCK 102/3-b uygulamasında unvan yerine somut yetkilerin ve fiilî otoritenin araştırılması gerektiğini de göstermektedir. Bir kişinin “müdür”, “sorumlu” veya “şef” olarak adlandırılması tek başına sonuca götürmemelidir. O kişinin mağdurun işe devamı, çalışma saatleri, ücretleri, izinleri ve iş organizasyonu üzerinde gerçekten hangi yetkilere sahip olduğu araştırılmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi çoğunluğu, başkasına ait firmada birim sorumlusu olarak çalışan sanığın mağdurelere karşı gerçekleştirdiği cinsel saldırı eylemlerinde, dosya kapsamına göre taraflar arasında TCK 102/3-b anlamında hizmet ilişkisi ve bundan kaynaklanan yeterli nüfuz bulunmadığını kabul etmiş; TCK 102/3-b uygulanarak fazla ceza tayin edilmesini bozma nedeni saymıştır.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.04.2024, E. 2021/8706, K. 2024/3059

    TCK 102/3-b – DOKTORUN HASTAYA MUAYENE SIRASINDA CİNSEL NİTELİKTE TEMASTA BULUNMASINDA, DOKTORLUK SIFATI HER OLAYDA KENDİLİĞİNDEN KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI NÜFUZUN KÖTÜYE KULLANILDIĞI ANLAMINA GELMEZ

    Somut olayda sanık, kamu hastanesinde doktor ve başhekim yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Reşit mağdure sağlık hizmeti almak amacıyla hastaneye başvurmuş ve sanık tarafından muayene edilmiştir. Sanığın muayene sırasında mağdurenin başvuru nedeniyle ilgisi bulunmayan bazı fiziksel muayeneler gerçekleştirdiği; mağdurenin karın bölgesini okşadığı, bacak ve kalça bölgelerine dokunduğu kabul edilmiştir. Yapılan bilirkişi incelemelerinde de bazı temasların tıbbi gereklilik ve tıp etiği uygulamalarıyla bağdaşmadığı değerlendirilmiştir.

    Sanığın eylemlerinin cinsel nitelikte olduğu ve sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak yerel mahkeme bunun yanında sanığın kamu hastanesinde doktor olarak görev yapmasını ve mağdureyi doktor sıfatıyla muayene etmesini dikkate alarak TCK 102/3-b uyarınca da cezasını artırmıştır. Uyuşmazlık Ceza Genel Kuruluna taşındığında esas mesele, doktor-hasta ilişkisinin somut olayda kamu görevinin sağladığı nüfuz olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olmuştur.

    Ceza Genel Kurulu, kamu görevlisi sıfatının tek başına TCK 102/3-b’nin uygulanmasına yeterli olmadığını belirtmiştir. Kanunun lafzı failin “kamu görevlisi” olmasını değil, kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasınıaramaktadır. Bu nedenle kamu görevlisinin görevi sayesinde mağdurla aynı ortamda bulunması veya mağdura fiziksel olarak yaklaşabilmesi ile görevden kaynaklanan otoriteyi mağdurun iradesini etkilemek amacıyla kullanması birbirinden ayrılmalıdır.

    Kurula göre nüfuzun varlığının kabulü için kamu görevinin mağdur üzerinde güç ve otorite oluşturması, bu otoritenin mağdurun direncini kırması ve mağdurun bu nedenle çekinerek cinsel davranışa karşı koyamaması gerekir. Bu yaklaşımda kamu görevinin mağdur yönünden belirli bir zorunluluk ve icbar edicilik taşıması önemlidir. Failin yalnızca görevin sağladığı fiziksel yakınlaşma veya yalnız kalma imkânından yararlanması yeterli değildir.

    Somut olayda doktorun mağdureyi muayene etmesi kuşkusuz sanığa mağdurenin bedenine belirli ölçüde yaklaşma ve tıbben gerekli temaslarda bulunma imkânı vermiştir. Sanık da bu imkânı aşarak cinsel nitelikte temaslarda bulunmuştur. Ancak Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, bu durumun tek başına mağdurenin iradesini etkileyen veya direncini kıran bir nüfuz kullanımı anlamına gelmediğini kabul etmiştir.

    Bu noktada görevin sağladığı kolaylık ile görevin sağladığı nüfuz arasındaki ayrım bir kez daha belirleyici hâle gelmektedir. Doktorluk görevi sanığın mağdureyle yalnız kalmasını ve fiziksel temas kurmasını kolaylaştırmış olabilir. Fakat TCK 102/3-b bakımından bunun ötesinde, doktorluk otoritesinin mağdure üzerinde cinsel saldırıya karşı koymasını engelleyen veya önemli ölçüde güçleştiren bir baskı mekanizması hâline getirilmesi gerekir.

    Yerel mahkeme ise doktorun sağlık hizmeti sunarken hastayı yönlendirme, hangi hareketleri yapması gerektiğini söyleme ve muayene kapsamında bedenine temas etme yetkisinin başlı başına bir otorite yarattığını değerlendirmişti. Buna rağmen Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, nitelikli hâllerin sanık aleyhine geniş yorumlanamayacağı gerekçesiyle daha dar bir nüfuz anlayışını benimsemiştir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, kamu hastanesinde görev yapan doktorun muayene sırasında gerçekleştirdiği cinsel nitelikteki temasların sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı oluşturabileceğini; ancak doktorluk ve kamu görevlisi sıfatının tek başına TCK 102/3-b’nin uygulanmasını gerektirmediğini, ayrıca görevin mağdurun direncini kıran bir otoriteye dönüştüğünün ve bu nüfuzun kötüye kullanıldığının gösterilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.12.2023, E. 2023/417, K. 2023/673

    TCK 102/3-b – İŞE BAŞLADIĞI İLK GÜNDE İŞVERENİN TALEBİYLE MESAİYE KALAN MAĞDUREYE YÖNELİK NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIDA, İŞVERENİN HİZMET İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN NÜFUZUNU KÖTÜYE KULLANMASI NEDENİYLE CEZA ARTIRILMALIDIR

    Somut olayda mağdure, sanığa ait işyerinde çalışmaya başlamış ve olay tarihinde henüz işe başladığı ilk gün içerisinde bulunmaktadır. Mesai saatlerinin sona ermesine rağmen sanık, işveren konumundan kaynaklanan yetkisini kullanarak mağdureden işyerinde kalmasını istemiştir. Mağdure de iş ilişkisinin henüz başlangıcında bulunmasının ve sanığın işvereni olmasının etkisiyle bu talebe uygun hareket ederek işyerinde kalmıştır. İlerleyen saatlerde sanık mağdureye zorla alkol içirmiş, mağdurenin üst giysilerini çıkarmış, vücudunun çeşitli bölgelerini öpmüş ve cinsel organını mağdurenin ağzına sokmuştur. Olay nedeniyle mağdurenin vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanmalar da meydana gelmiştir.

    Yargıtay incelemesinde sanığın cinsel organını mağdurenin ağzına sokması suretiyle gerçekleştirdiği eylemin TCK 102/2 kapsamında organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı oluşturduğu değerlendirilmiştir. Bunun yanında olayın sanık ile mağdure arasındaki hizmet ilişkisinin devam ettiği sırada meydana gelmesi nedeniyle TCK 102/3-b’nin de uygulanması gerekip gerekmediği ayrıca ele alınmıştır.

    Daire, hizmet ilişkisinin varlığını yalnızca fail ile mağdurun aynı işyerinde bulunması şeklinde değerlendirmemiştir. Somut olayda sanık doğrudan doğruya işveren, mağdure ise onun yanında çalışan işçi konumundadır. Üstelik mağdure işe henüz o gün başlamış olup işveren karşısındaki mesleki ve ekonomik bağımlılığı belirgindir. Sanığın mağdureden mesaiye kalmasını istemesi de işverenlik konumunun cinsel saldırıya giden olay örgüsü içerisinde fiilen kullanıldığını göstermektedir.

    Sanığın mağdure üzerindeki nüfuzu yalnızca işyerinin sahibi olmasından kaynaklanan soyut bir üstünlük değildir. İşveren olarak mağdurenin çalışıp çalışmayacağına, çalışma koşullarına ve iş ilişkisinin devamına etki edebilecek durumdadır. Olay günü mağdurenin işyerinde mesai sonrasında kalmasını sağlayan da esasen bu hizmet ilişkisidir. Böylelikle sanık, hizmet ilişkisinin kendisine sağladığı üstün konumu cinsel saldırının gerçekleştirilmesine elverişli ortamın oluşturulmasında kullanmıştır.

    Kararda bu husus, TCK 102/3-b bakımından oldukça açık biçimde değerlendirilmiştir. Daire, olay günü işe başlayan mağdureden mesaiye kalmasını isteyen sanığın hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak cinsel saldırı suçunu işlediğini kabul etmiştir. Dolayısıyla sanığın cezasının TCK 102/3-b gereğince artırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

    Bununla birlikte somut dosyada TCK 102/3-b’nin uygulanmamış olması sanık aleyhine temyiz sebebi yapılmadığından, ceza muhakemesindeki aleyhe bozma yasağı ve temyizin kapsamına ilişkin kurallar nedeniyle bu husus doğrudan bozma nedeni yapılamamıştır. Bu durum, Dairenin TCK 102/3-b’nin maddi koşullarının gerçekleşmediğini kabul ettiği anlamına gelmemektedir. Aksine kararda nitelikli hâlin oluştuğu açıkça belirtilmiş, yalnızca usulî nedenle sonuç hükme müdahale edilememiştir.

    Karar özellikle önceki örneklerde gördüğümüz “aynı işyerinde çalışma” ile “işveren-işçi ilişkisi” arasındaki farkı somutlaştırmaktadır. Aynı seviyedeki iki çalışandan birinin diğerine karşı cinsel saldırıda bulunması hâlinde TCK 102/3-b kendiliğinden uygulanmazken, işverenin çalışanını mesaiye bırakma, işyerinde tutma ve iş ilişkisinin geleceğini belirleme yetkilerinden kaynaklanan üstünlüğünü kullanması farklıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay, işe henüz başladığı gün işvereninin talebi üzerine mesaiye kalan mağdureye yönelik organ sokmak suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırıda, sanığın işveren sıfatından kaynaklanan otoritesini fiilen kullandığını ve TCK 102/2 yanında TCK 102/3-b’deki hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması nitelikli hâlinin de oluştuğunu kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 19.11.2020, E. 2020/4429, K. 2020/5034

    TCK 102/3-b – SERADA ORTAKÇI OLARAK ÇALIŞAN MAĞDUR İLE SERA SAHİBİ ARASINDA HİZMET İLİŞKİSİ BULUNMADIĞINDA, CİNSEL SALDIRININ İŞ ORTAMINDA GERÇEKLEŞMESİ TEK BAŞINA NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANMASINA YETERLİ DEĞİLDİR

    Somut olayda sanık, katılanı seraya çağırmış ve burada katılanın elinden tutarak kalçalarına dokunmuştur. Fiziksel temasın cinsel nitelikte olduğu ve mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği kabul edilmiştir. Yerel mahkeme ayrıca taraflar arasında çalışma ilişkisi bulunduğundan hareket ederek sanığın cezasını TCK 102/3-b uyarınca artırmıştır.

    Dosyanın temyiz incelemesinde öncelikle sanık ile mağdur arasındaki hukuki ilişkinin gerçek niteliği araştırılmıştır. Dosya kapsamından mağdurun sanığın yanında çalışan bir işçi olmadığı, serada ortakçı olarak bulunduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla tarafların aynı ekonomik faaliyet içerisinde yer almaları, aralarında kendiliğinden işveren-işçi veya buna benzer bir hizmet ilişkisi bulunduğu anlamına gelmemektedir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 102/3-b’nin uygulanmasında ilişkinin biçimsel görüntüsünden ziyade hukuki ve fiilî niteliğinin belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Kanunun aradığı unsur, fail ile mağdurun aynı işyerinde bulunması veya birlikte ekonomik faaliyette bulunması değildir. Failin hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir güç ve otoriteye sahip olması ve bu nüfuzu cinsel saldırının gerçekleştirilmesinde kötüye kullanması gerekir.

    Somut olayda mağdur sanığın çalışanı değildir. Ortakçılık ilişkisi, işveren ile işçi arasındaki gibi bir bağımlılık ve emir-talimat ilişkisi doğurmamaktadır. Bu nedenle sanığın mağdurun çalışma koşullarını belirleme, işe alma veya işten çıkarma gibi hizmet ilişkisinden doğan yetkilerinin bulunduğu kabul edilememiştir. Taraflar arasındaki ekonomik ilişki, TCK 102/3-b’nin aradığı anlamda hizmet ilişkisine dönüşmemektedir.

    Daire ayrıca sanığın mağdurun elinden tutup kalçalarına dokunması şeklindeki davranışının kısa süreli, ani ve kesintili gerçekleştiğini değerlendirmiştir. Bu nedenle eylemin 6545 sayılı Kanun sonrasında düzenlenen TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

    Karar böylece iki ayrı hukuki mesele bakımından önemlidir. Birincisi, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından ani ve kesintili temas ölçütünü uygulamaktadır. İkincisi ve TCK 102/3-b bakımından daha önemlisi, aynı ekonomik faaliyet içerisinde bulunmanın hizmet ilişkisi için yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.

    Nitelikli hâllerin ceza sorumluluğunu ağırlaştırması nedeniyle bunların kıyas veya genişletici yorumla uygulanması mümkün değildir. Ortakçı, iş ortağı, bağımsız çalışan veya benzeri konumdaki kişinin salt faille aynı iş ortamında bulunması, hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzun varlığını göstermemektedir. Somut olayda gerçek bir bağımlılık ve otorite ilişkisi ortaya konulmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın seraya çağırdığı mağdurun elinden tutup kalçalarına dokunmasını cinsel saldırı olarak kabul etmekle birlikte, mağdurun sanığın çalışanı olmayıp serada ortakçı konumunda bulunması nedeniyle taraflar arasında TCK 102/3-b anlamında hizmet ilişkisi bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle TCK 102/3-b uygulanarak cezanın artırılması hukuka aykırı bulunmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 04.12.2019, E. 2019/2076, K. 2019/12999

    TCK 102/3-b – HİZMET İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN NÜFUZUN VARLIĞI İÇİN FAILİN MAĞDURUN İŞE ALINMASI, İŞTEN ÇIKARILMASI VEYA ÜCRETİ GİBİ ÇALIŞMA KOŞULLARI ÜZERİNDE YETKİ SAHİBİ OLMASI ÖNEMLİ BİR ÖLÇÜTTÜR

    Somut olayda sanık ile mağdure aynı çalışma ortamında bulunmaktadır. Sanığın mağdureye yönelik fiziksel temas içeren cinsel davranışları nedeniyle cinsel saldırı suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş; ayrıca eylemin hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiği kabul edilerek TCK 102/3-b uyarınca cezasında artırım yapılmıştır.

    Yargıtay incelemesinde temel uyuşmazlıklardan biri, hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kavramının hangi koşullarda oluşacağıdır. Daire, fail ile mağdurun aynı işyerinde çalışmasının tek başına yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aksi kabul, işyerinde meydana gelen hemen her cinsel saldırının otomatik olarak TCK 102/3-b kapsamına alınmasına yol açacaktır.

    Yargıtay’a göre bentteki asıl kavram “hizmet ilişkisi” kadar “nüfuz” kavramıdır. Failin hizmet ilişkisi sayesinde mağdur üzerinde belirli bir üstünlük elde etmesi gerekir. Bu üstünlüğün tipik görünüm biçimleri, mağduru işe alma veya işten çıkarma, ücretini belirleme ya da çalışma hayatı üzerinde benzeri kararlar verebilme yetkileridir. Bu yetkiler failin mağdurun ekonomik ve mesleki konumu üzerinde etkili olabilmesini sağlar.

    Ancak bu yetkilerden birinin soyut biçimde bulunması da tek başına yeterli değildir. TCK 102/3-b’nin lafzı, nüfuzun kötüye kullanılmasını ayrıca aramaktadır. Dolayısıyla failin sahip olduğu mesleki otorite ile cinsel saldırının gerçekleştirilmesi arasında bağlantı kurulmalıdır. Fail mağdur üzerindeki bu üstünlüğünü saldırının gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak veya mağdurun karşı koymasını güçleştirmek amacıyla kullanmış olmalıdır.

    Daire bu nedenle hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun tespitinde işyerindeki fiilî organizasyonun araştırılmasını gerekli görmektedir. Failin unvanı, mağdurun kime bağlı çalıştığı, işe alma ve işten çıkarma yetkisinin kimde bulunduğu, ücret ve izin gibi hususlarda failin karar verme yetkisinin bulunup bulunmadığı somut olay bakımından önemlidir.

    Bu yaklaşım, sıradan iş arkadaşlığı ile hiyerarşik hizmet ilişkisini birbirinden ayırmaktadır. İki kişinin aynı işyerinde çalışması, bunlardan birinin diğerine karşı mesleki nüfuz sahibi olduğunu göstermez. Buna karşılık işveren, işyeri sahibi veya mağdurun çalışma hayatını doğrudan etkileyebilecek yönetici konumundaki fail bakımından nüfuz ilişkisinin varlığı daha güçlü biçimde gündeme gelir.

    Kararın temel ilkesi böylelikle TCK 102/3-b’nin otomatik bir “işyerinde cinsel saldırı” ağırlaştırması olmadığıdır. Nitelikli hâlin uygulanabilmesi için hizmet ilişkisinin fail lehine yarattığı güç dengesizliğinin ve bu gücün cinsel saldırıda kullanılmasının somutlaştırılması gerekir.

    Sonuç olarak Yargıtay, failin mağdur üzerinde işe alma, işten çıkarma, ücret belirleme veya benzeri yetkilere sahip olmasını hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzun tespitinde temel ölçütlerden biri olarak kabul etmiş, bu tür bir otorite ortaya konulmadan yalnızca aynı işyerinde çalışıldığı gerekçesiyle TCK 102/3-b’nin uygulanamayacağını belirtmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.04.2021, E. 2016/12977, K. 2021/3218

    TCK 102/3-b Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 102/3-b Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    İşverenin çalışana karşı konumunu kullanarak fiili TCK 102/3-b Hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmıştır
    Kamu görevlisinin görev otoritesiyle fiili TCK 102/3-b Kamu görevinin nüfuzu fiilin aracı yapılmıştır
    İş ilişkisi bulunsa da nüfuzun kullanılmaması Bent uygulanmaz Salt ilişki yetmez, nüfuzun araçsallaşması gerekir
    Nüfuz bağının araştırılmaması Eksik inceleme Araçsal bağ somut delillerle ortaya konulmalıdır
    Aynı işyerinde eşit konumdaki çalışanlar arası fiil Bent uygulanmaz Hiyerarşik nüfuz bulunmamaktadır

    Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-a kendini savunamayacak kişiye karşı cinsel saldırı, TCK 102/3-c hısımlığa karşı cinsel saldırı ile çocuk mağdurlardaki paralel bent için TCK 103/3-e rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 102/3-b nedir?

    TCK 102/3-b, cinsel saldırının kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    İşverenin çalışana cinsel saldırısı hangi hükme girer?

    İşveren veya yönetici, hizmet ilişkisinin sağladığı otoriteyi fiilin aracı yapmışsa TCK 102/3-b uygulanır ve ceza yarı oranında artırılır: Temel şekilde aralık 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadardır.

    İş ilişkisi varsa ceza her zaman artar mı?

    Hayır. İlişkinin varlığı tek başına yetmez; nüfuzun fiilde araç olarak kullanıldığı ortaya konulmalıdır. Eşit konumdaki çalışanlar arasındaki fiillerde bent uygulanmaz.

    TCK 102/3-b cezası ne kadar?

    Temel şekil üzerinden 7 yıl 6 ay – 15 yıl, sarkıntılıkta 3 – 7,5 yıl; organ veya cisim sokulması halinde 18 yıldan 20 yıla kadar hapistir.

    Bu bent şikayete tabi mi?

    Hayır. Nitelikli haller şikayete bağlı değildir ve cinsel suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; mağdur şikayetçi olmasa da soruşturma yürütülür.

    Kamu görevlisi fail için ek sonuçlar nelerdir?

    Mahkumiyet halinde disiplin soruşturması, görevden çıkarma ve güvenlik hakları bakımından sonuçlar ceza yargılamasından bağımsız olarak gündeme gelir.

    TCK 102/3-b davasında avukat desteği neden önemli?

    Nüfuz bağının ispatı ve işyeri kayıtlarının doğru işlenmesi artırımın kaderini belirler; hem mağdur hem sanık yönünden teknik savunma gerekir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/3-b nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle cinsel saldırı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 102/3-b Kapsamındaki Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 102/3-a Kendini Savunamayacak Kişiye Karşı Cinsel Saldırı

    TCK 102/3-a Kendini Savunamayacak Kişiye Karşı Cinsel Saldırı

    TCK 102/3-a Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 102/3-a nedir? TCK 102/3-a, cinsel saldırının beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Ağır zihinsel engellilik, bedensel güçsüzlük ile uyku, baygınlık ve iradeyi ortadan kaldıran yoğun alkol veya madde etkisi bu kapsamdadır. Verilen cezalar yarı oranında artırılır: Temel şekilde aralık 7,5-15 yıla, organ veya cisim sokulmasında alt sınır 18 yıla çıkar. Savunmasızlık her olayda raporla ortaya konulur.

    Hukuk, direnme imkanı olmayanın iradesini kendisi savunur. Ağır zihinsel engeli nedeniyle fiilin anlamını kavrayamayan, uyku veya baygınlık içinde olan ya da bedensel güçsüzlüğü direnmeye elvermeyen bir kişiye yönelen cinsel saldırı, mağdurun korunmasızlığını fiilin aracı yapar. TCK 102 cinsel saldırı suçu bu durumu ilk nitelikli hal olarak düzenler: TCK 102/3-a.

    Bu yazıda savunmasızlık kavramının kapsamını, rıza ile ilişkisini ve emsal Yargıtay kararlarını birebir metinleriyle inceliyoruz. Yaş küçüklüğüne dayalı korumasızlık ayrı bir suçun konusudur ve TCK 103/1 rehberimizde incelenmiştir.

    TCK 102/3-a Nedir?

    TCK 102/3-a, mağdurun fiil anındaki durumuna bağlı bir nitelikli haldir ve iki işlevi birlikte görür: Cezayı yarı oranında artırır ve rıza tartışmasının zeminini değiştirir; çünkü fiilin anlamını algılayamayacak durumda olan kişinin görünüşte rızası hukuken geçerli değildir. Savunmasızlık sürekli olabilir (ağır zihinsel engel, ileri yaş, felç gibi bedensel güçsüzlük) veya geçici olabilir (uyku, baygınlık, iradeyi ortadan kaldıran yoğun alkol ve madde etkisi). Her iki halde de belirleyici olan, mağdurun o anda fiilin cinsel niteliğini kavrama ve direnme imkanının bulunup bulunmadığıdır.

    TCK 102 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel saldırı

    Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    (3) Suçun;

    a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

    d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

    Kimler Savunmasız Sayılır ve Nasıl İspatlanır?

    • Ruhsal savunmasızlık: Cinsel davranışın anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğini ortadan kaldıran zihinsel engellilik ve ağır ruhsal rahatsızlıklar bendin çekirdeğidir; derecenin fiile etkisi Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulunca raporlanır.
    • Bedensel savunmasızlık: Felç, ağır hastalık ve ileri yaşa bağlı güçsüzlük gibi direnme imkanını fiilen ortadan kaldıran durumlar kapsamdadır; yaş tek başına yetmez, fiili durum araştırılır.
    • Geçici savunmasızlık: Uyku, baygınlık, anestezi etkisi ve iradeyi ortadan kaldıracak yoğunluktaki alkol veya madde etkisi bent kapsamındadır; failin mağduru bu hale kendisinin getirmesi ayrıca cebir tartışması doğurur.
    • İspat düzeni: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, savunma yeteneğinin bulunmadığı soyut kabulle değil; sağlık kayıtları, tanık anlatımları ve Adli Tıp raporuyla ortaya konulmalıdır.

    TCK 102/3-a Cezası Ne Kadar?

    • Temel şekil üzerinden: Beş ila on yıllık aralık yarı oranında artırılır: yedi buçuk yıldan on beş yıla kadar hapis.
    • Sarkıntılık üzerinden: İki ila beş yıllık aralık üç yıldan yedi buçuk yıla çıkar.
    • Organ veya cisim sokulmasında: On iki yıllık alt sınır on sekiz yıla yükselir; üst sınır yirmi yıldır.
    • Diğer bentlerle birleşme: Birden fazla bendin varlığı artırımı tekrarlatmaz; ancak temel cezanın belirlenmesinde gözetilir.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; temel şekil şikayete bağlı olsa da bent koşulları gerçekleştiğinde soruşturma kendiliğinden yürütülür.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Fiil 102/2 boyutundaysa katalog kapsamında tutuklama nedeni var sayılabilir; temel şekil üzerinden artırımda genel koşullar uygulanır.
    • Görevli mahkeme: Artırımlı üst sınırlar nedeniyle dosyalar kural olarak ağır ceza mahkemesinde görülür; sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde asliye ceza mahkemesi görevlidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 102/3-a Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Mağdurun fiil anındaki savunma yeteneği; Adli Tıp raporları, sağlık kayıtları ve olay anlatımlarıyla belirlenir ve hem artırımın hem rıza tartışmasının anahtarıdır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 102/3-a Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki üç emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 102/3-a – AĞIR DERECEDE ZEKÂ GERİLİĞİ NEDENİYLE CİNSEL DAVRANIŞLARA KARŞI KENDİSİNİ KORUYAMAYACAK DURUMDA BULUNAN YETİŞKİN MAĞDURA YÖNELİK ORGAN SOKMA EYLEMİNDE TCK 102/2 İLE BİRLİKTE TCK 102/3-a UYGULANIR

    Somut olayda elli dört yaşındaki sanığın, otuz yaşında bulunan ve ağır derecede zekâ geriliği olduğu belirlenen mağdurla cami tuvaletinde cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Mağdur on sekiz yaşından büyük olduğundan çocukların cinsel istismarını düzenleyen TCK 103 değil, yetişkinlere yönelik cinsel saldırıyı düzenleyen TCK 102 hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır. Mahkeme, mağdurun ruhsal durumu nedeniyle kendisine yönelik cinsel davranışın anlam ve sonuçlarını sağlıklı biçimde değerlendiremediğini ve kendisini bu tür davranışlara karşı koruyabilecek durumda olmadığını kabul etmiştir.

    Dosyanın önemli özelliklerinden biri, sanığın mağdura karşı ayrıca cebir, tehdit veya fiziksel şiddet uyguladığının kabul edilmemesidir. Bu nedenle uyuşmazlık yalnızca cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı kalmamış; ağır zekâ geriliği bulunan yetişkin mağdurun görünürdeki rızasına hukuki değer verilip verilemeyeceği ve aynı ruhsal durumun TCK 102/3-a kapsamında cezayı artıran neden olarak uygulanıp uygulanamayacağı da tartışılmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi çoğunluğu, mağdurun ağır derecedeki zihinsel yetersizliği karşısında cinsel ilişkiye geçerli biçimde rıza gösterebilecek durumda olmadığını esas alan mahkûmiyet hükmünü hukuka uygun bulmuştur. Cinsel saldırı suçlarında rızanın hukuken sonuç doğurabilmesi için kişinin yalnızca dış dünyaya bir kabul iradesi yansıtması yeterli değildir. Kişinin cinsel davranışın anlamını, sonuçlarını ve kendisi üzerindeki etkilerini kavrayabilecek ve buna göre serbest iradesini oluşturabilecek durumda bulunması gerekir.

    Somut olayda mağdurun zihinsel kapasitesinin bu nitelikte özgür ve bilinçli bir irade oluşturmaya elverişli olmadığı belirlenmiştir. Dolayısıyla sanığın cebir veya tehdide başvurmamış olması, eylemi hukuka uygun hâle getirmemektedir. Mağdurun direnmemesi veya ilişkiye fiziksel olarak karşı koymaması da geçerli rıza bulunduğu anlamına gelmez. Mağdurun ruhsal durumu nedeniyle hukuken geçerli rıza oluşturamadığı durumda, fiziksel direnç göstermemesi sanık lehine yorumlanamaz.

    Daire çoğunluğu bunun yanında mağdurun ruhsal durumunun TCK 102/3-a kapsamında ayrıca dikkate alınabileceğini kabul etmiştir. TCK 102/3-a, cinsel saldırının “beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı” işlenmesini cezayı artıran nitelikli hâl olarak düzenlemektedir. Ağır derecede zekâ geriliği nedeniyle kendisini cinsel saldırıya karşı koruyamayan yetişkin mağdur da bu hükmün koruma alanındadır.

    Kararda bu noktada önemli bir karşı oy tartışması da bulunmaktadır. Karşı oyda, mağdurun ruhsal durumunun zaten rızasına hukuken değer verilmemesinin ve dolayısıyla temel cinsel saldırı suçunun oluşmasının nedeni olduğu; aynı zihinsel yetersizliğin bir kez daha TCK 102/3-a kapsamında cezanın artırılmasında kullanılmasının aynı olgunun sanık aleyhine iki defa değerlendirilmesi sonucunu doğurabileceği savunulmuştur. Buna rağmen Daire çoğunluğu bu görüşü benimsememiş ve TCK 102/3-a’nın uygulanmasını hukuka uygun bulmuştur.

    Eylem cinsel organın mağdurun vücuduna sokulması suretiyle gerçekleştirildiğinden TCK 102/1 değil, öncelikle TCK 102/2 uygulanmıştır. Bunun ardından mağdurun ağır derecede zekâ geriliği nedeniyle ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olması sebebiyle TCK 102/3-a uyarınca cezada artırım yapılmıştır. Böylelikle organ sokma biçimindeki icra şekli ile mağdurun savunmasızlığı birbirinden ayrı hukuki nedenler olarak değerlendirilmiştir.

    Sonuç olarak Yargıtay, ağır derecede zekâ geriliği bulunan yetişkin mağdurun cebir veya tehdide maruz kalmaksızın sanıkla cinsel ilişkiye girmiş görünmesinin tek başına geçerli rıza oluşturmayacağını; mağdurun ruhsal durumu nedeniyle kendisini cinsel saldırıya karşı savunamayacak durumda bulunması hâlinde TCK 102/2 ile birlikte TCK 102/3-a’nın uygulanabileceğini kabul eden mahkûmiyet hükmünü onamıştır.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.04.2021, E. 2017/561, K. 2021/2719

    TCK 102/3-a – HAFİF-ORTA DERECEDE ZEKÂ GERİLİĞİ BULUNAN YETİŞKİN MAĞDURUN CİNSEL DAVRANIŞIN HUKUKİ ANLAM VE SONUÇLARINI ALGILAYAMAMASI HÂLİNDE, DİRENMEMESİ VEYA GÖRÜNÜRDE KABUL GÖSTERMESİ GEÇERLİ RIZA SAYILAMAZ

    Somut olayda otuz iki yaşındaki mağdurun hafif-orta derecede zekâ geriliğinin bulunduğu belirlenmiştir. Birden fazla sanığın mağdurla değişik tarihlerde ve farklı yerlerde cinsel ilişkiye girdikleri, bu ilişkiler sonucunda mağdurun hamile kaldığı; sanıklardan bir diğerinin ise mağdura basit cinsel saldırı niteliğinde fiziksel temaslarda bulunduğu kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi organ sokma eylemlerini gerçekleştiren sanıklar hakkında TCK 102/2 ve 102/3-a, diğer sanık bakımından ise TCK 102/1 ve 102/3-a hükümlerini uygulamıştır.

    Dosyada özellikle mağdurun cinsel ilişkilere fiziksel olarak karşı koymaması ve sanıkların yoğun cebir veya tehdit kullanmaksızın cinsel davranışlarda bulunmuş olmaları tartışılmıştır. Ancak Yargıtay değerlendirmesinde belirleyici olan husus, mağdurun davranışlarının dış görünüşü değil, ruhsal durumu nedeniyle cinsel davranış konusunda geçerli bir irade oluşturabilecek durumda bulunup bulunmadığıdır.

    Cinsel saldırı suçunda rıza, failin eylemini suç olmaktan çıkarabilecek temel unsurlardan biridir. Bununla birlikte hukuken geçerli rızadan söz edilebilmesi için mağdurun cinsel davranışın mahiyetini kavrayabilmesi, bunun kendi bedeni ve cinsel özgürlüğü bakımından sonuçlarını değerlendirebilmesi ve kararını serbest iradesiyle oluşturabilmesi gerekir. Bu yetenek bulunmadığı takdirde mağdurun dışarıdan bakıldığında cinsel davranışa izin vermiş gibi görünmesi hukuken geçerli bir rıza meydana getirmez.

    Mağdur hakkında elde edilen tıbbi veriler ve zihinsel gelişim düzeyi bu açıdan önem taşımıştır. Hafif-orta derecedeki zekâ geriliğinin somut mağdur bakımından cinsel davranışların hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve kendisini bu davranışlara karşı koruma kapasitesini etkilediği kabul edilmiştir. Bu nedenle mağdurun sanıklarla birlikte belirli yerlere gitmesi, fiziksel direnç göstermemesi veya ilişkiden hemen sonra şikâyette bulunmaması gibi olgular tek başına geçerli rızanın göstergesi sayılamamıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesinin çoğunluğu, mağdurun bu ruhsal durumunu TCK 102/3-a bakımından da değerlendirmiştir. Hükmün uygulanabilmesi için mağdurun mutlaka tamamen hareketsiz, bilinçsiz veya fiziksel olarak karşı koyamayacak durumda olması gerekmez. “Ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olma” hâli, kişinin zihinsel veya psikiyatrik özellikleri nedeniyle kendisini cinsel davranışlara karşı koruma, davranışın anlamını değerlendirme veya sağlıklı karşı koyma iradesi oluşturma yeteneğinin esaslı biçimde ortadan kalktığı durumları da kapsamaktadır.

    Kararda bu uygulamaya karşı ileri sürülen görüş de ayrıntılı biçimde tartışılmıştır. Karşı oy düşüncesine göre mağdurun zekâ geriliği nedeniyle rıza ehliyetinin bulunmadığı kabul edilerek TCK 102’nin temel unsurları oluşturulduktan sonra aynı zekâ geriliğinin TCK 102/3-a kapsamında yeniden cezayı artırmak için kullanılması çifte değerlendirme niteliğindedir. Buna karşılık çoğunluk uygulaması, TCK 102/3-a’nın açık lafzından hareketle mağdurun savunmasızlığını ayrıca nitelikli hâl olarak değerlendirmeye devam etmiştir.

    Somut olay ayrıca aynı mağdura farklı sanıkların farklı yoğunlukta cinsel davranışlarda bulunması bakımından da önemlidir. Organ sokma suretiyle cinsel ilişkiye giren sanıkların fiilleri TCK 102/2 kapsamında değerlendirilirken, yalnızca fiziksel cinsel temas gerçekleştiren sanığın eylemi TCK 102/1 kapsamında kalmıştır. Ancak her iki kategoride de mağdurun ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunması nedeniyle TCK 102/3-a’nın uygulanması gündeme gelmiştir.

    Sonuç itibarıyla Yargıtay, yetişkin olmakla birlikte hafif-orta derecede zekâ geriliği nedeniyle cinsel davranışlar konusunda geçerli irade oluşturamayacak ve kendisini koruyamayacak durumda bulunan mağdurun görünürdeki kabulüne hukuki değer verilemeyeceğini; suçun mağdurun bu savunmasızlığından yararlanılarak işlenmesi durumunda TCK 102/3-a uyarınca cezanın artırılması gerektiğini kabul eden uygulamayı esas almıştır.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 02.06.2021, E. 2020/8315, K. 2021/3627

    TCK 102/3-a – BEDEN VEYA RUH BAKIMINDAN KENDİSİNİ SAVUNAMAYACAK DURUMDAKİ MAĞDURA KARŞI İŞLENEN CİNSEL SALDIRIDA BU SAVUNMASIZLIK HÂLİ CEZAYI ARTIRAN BAĞIMSIZ NİTELİKLİ HÂLDİR

    Somut olayda birden fazla sanığın mağdura yönelik cinsel saldırı eylemleri yargılama konusu yapılmıştır. Sanıklardan birinin mağdura organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu, diğer sanıkların ise mağdura yönelik basit cinsel saldırı veya bu saldırıya iştirak niteliğindeki davranışlarda bulundukları kabul edilmiştir. Dosya kapsamındaki verilerden mağdurun beden veya ruh bakımından kendisini cinsel saldırılara karşı savunamayacak durumda olduğu anlaşılmıştır.

    İlk derece mahkemesinin kabulü doğrultusunda sanıkların fiilleri ayrı ayrı değerlendirilmiş; cinsel davranışın niteliğine göre TCK 102/1 veya TCK 102/2 hükümleri gündeme gelmiştir. Bununla birlikte mağdurun özel durumu, bu temel nitelendirmenin dışında ayrıca TCK 102/3-a bakımından önem taşımaktadır. Çünkü kanun koyucu, mağdurun savunma kapasitesindeki esaslı yetersizliği fail bakımından daha ağır cezalandırmayı gerektiren bir neden olarak düzenlemiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 102/3-a’nın uygulanması bakımından mağdurun savunmasızlık durumunun suç tarihinde mevcut olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Burada yalnızca mağdurun fiziksel gücü veya faille mücadele edip edemeyeceği değerlendirilmez. Ruhsal ve zihinsel durum nedeniyle cinsel saldırıya karşı anlamlı bir direnç geliştirememe de hükmün kapsamındadır.

    Bu nedenle mağdurun görünürde fiziksel hareket kabiliyetinin bulunması, yürüyebilmesi veya konuşabilmesi tek başına TCK 102/3-a’yı dışlamaz. “Kendisini savunamayacak durumda olma” kavramı, suçun niteliğine göre değerlendirilmelidir. Kişinin cinsel davranışın anlamını değerlendirme ve buna karşı kendisini koruma kapasitesi bulunmuyorsa, ruh bakımından savunmasızlık söz konusu olabilir.

    Somut olayda Yargıtay, sanıklardan bazıları bakımından birden fazla kişiyle birlikte işleme veya silah kullanma gibi diğer nitelikli hâllerin uygulanmasında hatalar bulunduğunu da değerlendirmiştir. Özellikle yardım eden kişinin müşterek fail sayılması veya cinsel saldırıdan sonra gerçekleşen bıçak kullanma hareketinin cinsel saldırının silahla işlenmiş olduğu şeklinde değerlendirilmesi hukuken sorunlu bulunmuştur.

    Buna karşılık Daire, mağdurun beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olması nedeniyle TCK 102/3-a’nın uygulanma koşullarının oluştuğunu açıkça belirtmiştir. Bu husus, diğer nitelikli hâllerin uygulanmasındaki hataların sonuç cezaya etkisinin değerlendirilmesinde dahi dikkate alınmıştır.

    Karar bu açıdan TCK 102/3’te yer alan nitelikli hâllerin birbirinden bağımsız yapısını da göstermektedir. Mağdurun savunmasız olması, suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi ve silahla işlenmesi birbirinden farklı ağırlaştırıcı nedenlerdir. Her birinin maddi koşullarının ayrıca gerçekleşmesi gerekir. Birinin bulunmaması diğerinin uygulanmasına engel oluşturmaz.

    Sonuç olarak Yargıtay, cinsel saldırının beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan mağdura karşı gerçekleştirilmesi hâlinde TCK 102/3-a’nın uygulanması gerektiğini kabul etmiş; mağdurun savunmasızlık hâlini cinsel saldırının temel veya organ sokma suretiyle nitelikli şekline eklenen bağımsız bir ağırlaştırıcı neden olarak değerlendirmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.02.2014, E. 2013/6565, K. 2014/2112

    TCK 102/3-a Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 102/3-a Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Ağır derecede zihinsel engeli bulunan mağdur TCK 102/3-a Ruhsal durum cinsel davranışın anlamını algılamayı engeller
    Savunma yeteneğinin raporla belirlenmemesi Eksik inceleme Artırım, Adli Tıp incelemesi olmadan uygulanamaz
    İradeyi ortadan kaldıran yoğun alkol veya madde etkisi TCK 102/3-a Geçici savunmasızlık da bent kapsamındadır
    Engelin rızayı ortadan kaldırıp kaldırmadığı tartışması Somut değerlendirme Algılama yeteneği fiil anına göre saptanır
    Uyuyan kişiye karşı fiil TCK 102/3-a Uyku savunma imkanını tamamen kaldırır

    Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-b nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle cinsel saldırı, TCK 102/1 basit cinsel saldırı ve sarkıntılık ile ispat rejimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 102/3-a nedir?

    TCK 102/3-a, cinsel saldırının beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    Kimler kendini savunamayacak kişi sayılır?

    Fiilin cinsel anlamını algılayamayan zihinsel engelliler, direnme imkanı bulunmayan bedensel güçsüzlükteki kişiler ile uyku, baygınlık ve iradeyi ortadan kaldıran yoğun alkol veya madde etkisindeki kişiler bu kapsamdadır.

    TCK 102/3-a cezası ne kadar?

    Temel şekil üzerinden 7 yıl 6 aydan 15 yıla, sarkıntılıkta 3 yıldan 7 yıl 6 aya kadar hapis; organ veya cisim sokulması halinde ise 18 yıldan 20 yıla kadar hapis söz konusudur.

    Zihinsel engelli kişinin rızası geçerli midir?

    Engel, cinsel davranışın anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğini ortadan kaldırıyorsa görünüşteki rıza hukuken geçersizdir; fiil bu bent kapsamında artırılmış cezayla yargılanır. Derecenin etkisi Adli Tıp raporuyla belirlenir.

    Alkollü kişiye karşı fiil bu bende girer mi?

    Alkol veya madde etkisi iradeyi ortadan kaldıracak yoğunluğa ulaşmışsa evet; hafif etki tek başına savunmasızlık doğurmaz. Değerlendirme fiil anındaki duruma göre yapılır.

    Savunmasızlık nasıl ispatlanır?

    Sağlık kayıtları, tanık anlatımları ve Adli Tıp Kurumu incelemesiyle; Yargıtay, savunma yeteneğinin raporla belirlenmeden artırım uygulanmasını eksik inceleme saymaktadır.

    TCK 102/3-a davasında avukat desteği neden önemli?

    Savunmasızlığın derecesi hem artırımı hem rıza tartışmasını belirler; rapor sürecinin doğru yönetimi dosyanın omurgasıdır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/3-a kapsamında savunmasız kişilere karşı cinsel saldırı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 102/3-a Kapsamındaki Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu ve Cezası

    TCK 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu ve Cezası

    TCK 102/2 Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 102/2 nedir? TCK 102/2, cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini düzenleyen nitelikli haldir; halk arasında tecavüz olarak bilinir. Cezası on iki yıldan az olmamak üzere hapistir ve suç şikayete tabi değildir; tek istisna eşe karşı işlenmesidir, bu halde soruşturma mağdurun şikayetine bağlıdır. Suç CMK 100/3 katalogundadır ve dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür.

    Ceza kanunumuzun yetişkinlere karşı cinsel suçlar alanındaki en ağır temel hükmü budur: Alt sınırı on iki yıldan başlayan, katalog kapsamında tutuklamanın kural gibi işlediği ve ağır ceza mahkemesinde görülen bir yargılama. TCK 102 cinsel saldırı suçu sisteminin ikinci fıkrası, fiilin vücut bütünlüğüne en ağır müdahale biçimini ayrı ve ağırlaştırılmış bir kalıba oturtur.

    Bu yazıda hükmün kapsamını, teşebbüs sınırını, eşe karşı işlenme istisnasını ve on beş emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Mağduru çocuk olan fiiller için TCK 103/2 rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 102/2 Nedir?

    TCK 102/2, cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesini düzenler. Hüküm, fiilin biçimine bağlı bir ağırlaştırmadır ve uygulamada iki temel tartışma üretir: Birincisi nitelendirmedir; fiilin bu boyuta ulaşıp ulaşmadığı, ulaşamadıysa failin kastının hangi boyuta yöneldiği (teşebbüs sorunu) titiz bir delil değerlendirmesi gerektirir. İkincisi ispattır; beyan delili merkezli bu dosyalarda adli muayene bulguları, olay yeri incelemesi ve dijital veriler beyanın denetim araçlarıdır.

    TCK 102 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel saldırı

    Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    (3) Suçun;

    a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

    d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

    Kapsam, Teşebbüs ve Eş İstisnası

    • Organ veya sair cisim: Kanun aracı geniş tutmuştur; failin organının yanı sıra herhangi bir cismin kullanılması da hükmü uygulanabilir kılar.
    • Teşebbüs sınırı: Fail bu boyuta yönelmiş ancak elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamamışsa nitelikli hale teşebbüs söz konusudur; kastın hangi boyuta yöneldiği, hareketlerin seyri ve failin söz ve davranışlarıyla belirlenir. Kast bu boyuta yönelmemişse fiil TCK 102/1 basit cinsel saldırı kapsamında kalır.
    • Eşe karşı işlenme: Kanun evlilik birliği içindeki cinsel özgürlüğü de korur: Eşe karşı işlenen nitelikli saldırı suçtur; ancak soruşturma ve kovuşturma mağdur eşin şikayetine bağlıdır ve vazgeçme davayı düşürür. Resmi nikah bulunmayan birlikteliklerde bu istisna uygulanmaz.
    • Nitelikli hallerle birleşme: Fiil 102/3 bentlerindeki koşullarla (silahla, birden fazla kişiyle, hısma karşı) işlenmişse on iki yıllık alt sınır üzerinden yarı oranında artırım uygulanır ve ceza on sekiz yıldan başlar.

    TCK 102/2 Cezası Ne Kadar?

    • Temel aralık: On iki yıldan az olmamak üzere hapis; üst sınır, süreli hapsin genel sınırı olan yirmi yıldır.
    • Artırımlı aralık: 102/3 bentleriyle birleşmede on sekiz yıldan yirmi yıla uzanan sonuçlar ortaya çıkar.
    • Ağır neticeler: Başvurulan cebir ve şiddet kasten yaralamanın ağır neticelerine yol açmışsa TCK 102/4 uyarınca ayrıca cezalandırma; bitkisel hayat veya ölümde TCK 102/5 uyarınca ağırlaştırılmış müebbet gündeme gelir.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: TCK 102/2 kural olarak şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür. Tek istisna eşe karşı işlenmesidir: Bu halde soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikayetine bağlıdır.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Nitelikli cinsel saldırı CMK 100/3 katalog suçlarındandır; tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama kuvvetle muhtemeldir. Tutukluluğa itiraz ve tahliye stratejisi ilk günden planlanmalıdır.
    • Görevli mahkeme: Cezanın alt sınırı nedeniyle görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 102/2 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Teşebbüs sınırı, beyan delilinin denetimi ve katalog suç kapsamındaki tutukluluk bu dosyaların üç kritik başlığıdır; alt sınırın on iki yıl olduğu bir suçta her aşama teknik bilgi gerektiren ayrıntılarla doludur. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 102/2 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki on beş emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 102/2 – MAĞDURUN VÜCUDUNA CİNSEL ORGANIN SOKULMASIYLA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI TAMAMLANIR; BOŞALMA VEYA CİNSEL İLİŞKİNİN BELİRLİ BİR SÜRE DEVAM ETMESİ ARANMAZ

    Somut olayda sanığın mağdureyi iradesi dışında cinsel ilişkiye zorladığı ve cinsel organını mağdurenin vajinasına soktuğu kabul edilmiştir. Yargılama sırasında sanık suçlamayı kabul etmemiş; tarafların ilişkilerinin niteliği, mağdurenin olaydan sonraki davranışları ve dosyadaki tıbbi bulgular tartışılmıştır. İlk derece mahkemesi, mağdurenin anlatımlarını ve bunları destekleyen delilleri birlikte değerlendirerek sanığın nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği sonucuna ulaşmıştır.

    Yargıtay incelemesinde öncelikle TCK 102/1 ile 102/2 arasındaki maddi unsur farklılığı üzerinde durulmuştur. TCK 102/1 bakımından cinsel davranışlarla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi yeterliyken, ikinci fıkrada saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi aranmaktadır. Bu nedenle ikinci fıkradaki nitelikli hâlin belirleyici unsuru, cinsel davranışın penetrasyon boyutuna ulaşmasıdır.

    Daire, suçun tamamlanması için cinsel ilişkinin fizyolojik anlamda tamamlanmasının gerekmediğini değerlendirmiştir. Cinsel organın mağdurun vajinasına girmesiyle birlikte TCK 102/2’nin maddi unsuru gerçekleşmektedir. Penetrasyonun derinliği, ilişkinin ne kadar sürdüğü veya failin boşalıp boşalmadığı suçun tamamlanması açısından belirleyici değildir. Bunların bulunmaması, gerçekleşmiş penetrasyonu TCK 102/1 kapsamındaki basit cinsel saldırıya dönüştürmez.

    Bu ayrım teşebbüs hükümleri bakımından da önemlidir. Fail mağdura karşı cinsel organını vücuduna sokma amacıyla icra hareketlerine başlamış ancak kendi iradesi dışındaki bir nedenle penetrasyonu gerçekleştirememişse TCK 102/2’ye teşebbüs gündeme gelebilir. Buna karşılık organın mağdurun vücuduna kısmen dahi girmesi durumunda suç tamamlanmış olur. Dolayısıyla tam suç ile teşebbüs arasındaki sınır, boşalma veya ilişkinin tamamlanması değil, vücuda girmenin gerçekleşip gerçekleşmemesidir.

    Yargıtay’ın değerlendirmesinde mağdurenin vücudunda ağır fiziksel yaralanma veya belirgin genital lezyon bulunmamasının da tek başına penetrasyonu dışlamayacağı kabul edilmektedir. Cinsel saldırının gerçekleşme biçimine göre her olayda travmatik bulgu ortaya çıkması zorunlu değildir. Bu nedenle adli tıp raporu, mağdur anlatımları ve olayın diğer delilleri birlikte değerlendirilmelidir. Tıbbi bulgu bulunmamasından hareketle otomatik biçimde nitelikli cinsel saldırının gerçekleşmediği sonucuna varılamaz.

    Bununla birlikte mahkûmiyet için penetrasyonun gerçekleştiğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya konulması gerekir. TCK 102/2, TCK 102/1’e göre çok daha ağır bir yaptırım içerdiğinden, organ veya sair cismin vücuda sokulduğuna ilişkin maddi olgunun varsayımla kabul edilmesi mümkün değildir. Mağdurun aşamalardaki beyanları, varsa adli raporlar, tanık anlatımları ve diğer maddi deliller bu yönden birlikte tartışılmalıdır.

    Somut olayda mahkemece kabul edilen oluş içerisinde sanığın cinsel organını mağdurenin vajinasına soktuğu sabit görüldüğünden, davranış artık TCK 102/1’deki temel cinsel saldırı sınırında değildir. Penetrasyonla beraber ikinci fıkradaki nitelikli şekil tamamlanmıştır. Failin daha sonra ilişkiyi sürdürmemesi veya boşalmaması suç vasfını değiştirmemektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 102/2 bakımından suçun tamamlanması için organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulmasını yeterli kabul etmiş; penetrasyon gerçekleştikten sonra boşalma, ilişkinin belirli bir süre devam etmesi veya fizyolojik anlamda tamamlanması gibi ilave koşulların aranamayacağını ortaya koymuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18.02.2014, E. 2012/9286, K. 2014/1906

    TCK 102/2 – MAĞDURUN VÜCUDUNA PARMAK SOKULMASI DA “ORGAN SOKULMASI” NİTELİĞİNDE OLUP EYLEMİN CİNSEL ORGANLA GERÇEKLEŞTİRİLMESİ ŞART DEĞİLDİR

    Somut olayda sanığın mağdureye yönelik cinsel davranışları sırasında parmağını mağdurenin vajinasına soktuğu kabul edilmiştir. Uyuşmazlık, cinsel saldırının cinsel organ kullanılmaksızın gerçekleştirilmesi nedeniyle eylemin TCK 102/1 kapsamında mı kalacağı, yoksa TCK 102/2’deki organ veya sair cisim sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırıyı mı oluşturacağı noktasında toplanmıştır.

    TCK 102/2’nin lafzında kanun koyucu yalnızca “cinsel organ” ifadesini kullanmamış, bilinçli olarak “organ veya sair bir cisim” kavramlarını tercih etmiştir. Bu nedenle nitelikli cinsel saldırının gerçekleşebilmesi için failin penisini mağdurun vücuduna sokması şart değildir. El veya parmak gibi insan vücuduna ait başka bir organın mağdurun vücuduna sokulması da kanuni tipin maddi unsurunu gerçekleştirebilir.

    Yargıtay bu nedenle parmak sokma hareketini sıradan elleme veya okşama davranışlarından ayırmaktadır. Mağdurun cinsel organına dışarıdan elle dokunulması, somut olayın yoğunluğuna göre TCK 102/1 kapsamında değerlendirilebilecekken, parmağın vajina içerisine sokulmasıyla hareket nitelik değiştirmektedir. Burada artık yalnızca mağdurun vücuduna temas değil, vücuda organ sokulması söz konusudur.

    TCK 102/2’nin uygulanması bakımından sokulan organın failin cinsel organı olması gerekmediği gibi, eylemin klasik anlamda cinsel birleşme oluşturması da aranmaz. Kanunun koruduğu cinsel dokunulmazlık açısından belirleyici olan, mağdurun iradesi dışında vücudunun içine yönelik cinsel nitelikte bir müdahalenin gerçekleştirilmesidir. Bu nedenle parmakla penetrasyon da cinsel organla penetrasyonla aynı fıkra içerisinde düzenlenmiştir.

    Bununla birlikte parmağın mağdurun dış genital bölgesine temas etmesi ile vajina içerisine girmesi birbirinden ayrılmalıdır. TCK 102/2’nin uygulanabilmesi için “sokma” unsurunun gerçekleşmesi gerekir. Salt dış temas, ne kadar cinsel nitelikte olursa olsun, bu unsur gerçekleşmediği sürece ikinci fıkranın uygulanması için yeterli değildir. Bu nedenle mahkemenin delilleri penetrasyonun gerçekleşip gerçekleşmediği bakımından ayrıca değerlendirmesi zorunludur.

    Bu husus cezanın ağırlığı nedeniyle ispat bakımından da önem taşımaktadır. Mağdurenin beyanında parmak sokulduğunu açıkça belirtip belirtmediği, anlatımının aşamalarda tutarlı olup olmadığı, varsa adli muayene bulguları ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir. Ancak olayın niteliği gereği parmak penetrasyonunun mutlaka tıbbi iz bırakması beklenemeyeceğinden, sırf fiziki bulgu bulunmadığı gerekçesiyle mağdur anlatımı kategorik biçimde reddedilemez.

    Somut olayda parmağın vajina içerisine sokulduğunun sabit kabul edilmesi karşısında, sanığın davranışının TCK 102/1 kapsamında basit cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir. Vücuda organ sokulması unsuru gerçekleştiğinden TCK 102/2’deki nitelikli cinsel saldırı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 102/2’deki “organ” kavramının yalnızca cinsel organla sınırlı olmadığını; parmağın mağdurun vajinasına sokulmasının da organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturacağını kabul etmiştir. Böylelikle dışarıdan elleme ile penetrasyon oluşturan parmak sokma hareketleri arasında suç vasfı bakımından açık bir ayrım yapılmıştır.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.01.2014, E. 2012/10772, K. 2014/531

    TCK 102/2 – MAĞDURUN ANAL BÖLGESİNE CİNSEL ORGANIN SOKULMASI DA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR; KANUN VAJİNAL PENETRASYONLA SINIRLI DEĞİLDİR

    Somut olayda sanığın mağdura karşı cebir kullanarak anal yoldan cinsel ilişkide bulunduğu kabul edilmiştir. Sanık savunmasında isnadı reddetmiş veya cinsel ilişkinin mağdurun rızasıyla gerçekleştiğini ileri sürmüş; mağdur ise eylemin iradesi dışında gerçekleştirildiğini ifade etmiştir. Dosyada taraf anlatımları yanında olay sonrası alınan adli raporlar ve diğer deliller değerlendirilmiştir.

    TCK 102/2’nin uygulanması bakımından kanun koyucu, organ veya sair cismin mağdurun vücudunun belirli bir anatomik bölgesine sokulmasını şart koşmamıştır. Düzenlemede kullanılan “vücuda organ veya sair bir cisim sokulması” ifadesi, vajinal penetrasyon yanında anal penetrasyonu da kapsamaktadır. Dolayısıyla suçun mağdurunun kadın veya erkek olması yahut penetrasyonun vajinal ya da anal yoldan gerçekleştirilmesi suçun hukuki niteliğini değiştirmemektedir.

    Yargıtay’ın değerlendirmesinde korunan hukuki değer mağdurun cinsel özgürlüğü ve vücut dokunulmazlığıdır. Bu nedenle TCK 102/2’nin kapsamının yalnızca geleneksel anlamdaki cinsel birleşme biçimleriyle sınırlandırılması kanunun amacıyla bağdaşmaz. Mağdurun iradesi dışında anal bölgesine cinsel organ sokulması, ikinci fıkrada öngörülen ağır müdahalenin tipik örneklerinden biridir.

    Anal penetrasyon bakımından da suçun tamamlanması için cinsel organın bütünüyle vücuda girmesi veya ilişkinin uzun süre devam etmesi şart değildir. Sokma hareketinin gerçekleşmesiyle suç tamamlanmaktadır. Penetrasyonun gerçekleşmediği, ancak failin bu amaçla doğrudan icra hareketlerine başladığı durumlarda ise somut olayın özelliklerine göre TCK 102/2’ye teşebbüs hükümlerinin uygulanması gündeme gelir.

    Öte yandan anal muayenede herhangi bir travmatik bulgu tespit edilmemesi, tek başına eylemin gerçekleşmediğini göstermez. Penetrasyonun biçimine, kullanılan kuvvete, olay ile muayene arasında geçen süreye ve mağdurun anatomik özelliklerine bağlı olarak belirgin fiziksel bulgu ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle Yargıtay cinsel suçlarda adli raporu önemli bir delil kabul etmekle birlikte, ispat değerlendirmesinin yalnızca rapordaki fiziksel bulgularla sınırlandırılmasını uygun görmemektedir.

    Mahkemenin mağdurun anlatımlarının kendi içerisindeki tutarlılığını, olayın hemen ardından yaptığı açıklamaları, sanıkla arasındaki ilişkiyi, varsa tanık anlatımlarını ve diğer maddi delilleri birlikte değerlendirmesi gerekir. Mahkûmiyet için anal penetrasyonun gerçekleştiğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde sabit olması zorunludur. Ancak bu ispatın mutlaka belirli bir tıbbi bulguyla yapılacağına ilişkin kanuni bir delil sistemi bulunmamaktadır.

    Somut olayda deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın mağdura yönelik anal penetrasyonunun sabit olduğu kabul edildiğinden, fiilin TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Cinsel organın mağdurun vücuduna sokulmasıyla TCK 102/2’deki nitelikli cinsel saldırının maddi unsuru tamamlanmıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 102/2’deki nitelikli cinsel saldırının yalnızca vajinal ilişkiyle sınırlı olmadığını; mağdurun anal bölgesine cinsel organın sokulmasının da doğrudan organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 25.06.2013, E. 2011/13491, K. 2013/8003

    TCK 102/2 – MAĞDURUN MAKATINA TORNAVİDA SOKULMASI, EYLEM CİNSEL ARZULARI TATMİN AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRİLMESE DAHİ VÜCUDA SAİR CİSİM SOKULMASI SURETİYLE NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda sanıkların mağdura yönelik eylemleri sırasında mağdurun makatına tornavida sokulduğu kabul edilmiştir. Olayın özellikleri itibarıyla tartışma, hareketin klasik anlamda cinsel ilişki veya failin cinsel arzularını tatmin amacıyla gerçekleştirilmiş bir davranış olup olmadığı üzerinde yoğunlaşmıştır. Yerel yargılama makamlarının değerlendirmelerinde de eylemin cinsel saikle gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesinin TCK 102/2’nin uygulanmasına etkisi önemli bir hukuki sorun olarak ortaya çıkmıştır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu, TCK 102’nin birinci ve ikinci fıkralarının yapısının bu konuda birbirinden ayrılması gerektiğini belirtmiştir. TCK 102/1 kapsamında cinsel davranışlarla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi söz konusu iken, ikinci fıkrada kanun koyucu saldırının vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini daha ağır cezayı gerektiren bir hâl olarak ayrıca düzenlemiştir. Bu ikinci hâlin uygulanmasında fiilin mutlaka klasik anlamda cinsel birleşme niteliğinde olması gerekmez.

    Ceza Genel Kurulunun özellikle üzerinde durduğu husus, TCK 102/2’nin oluşması için failin hareketini “cinsel arzularını tatmin amacıyla” gerçekleştirmesinin zorunlu olmadığıdır. Kanun koyucunun “sair bir cisim” ibaresini kullanması, hükmün yalnızca cinsel organla gerçekleştirilen cinsel ilişki biçimlerini kapsamadığını açıkça göstermektedir. Dolayısıyla mağdurun vücuduna bir cismin sokulması, hareketin gerçekleştiriliş biçimi ve mağdurun cinsel dokunulmazlığı üzerindeki etkisi itibarıyla ikinci fıkra kapsamında değerlendirilebilir.

    Somut olayda kullanılan tornavida insan vücuduna ait bir organ değildir; ancak TCK 102/2’nin açık lafzındaki “sair cisim” kavramı içerisine girmektedir. Bu nedenle tornavidanın mağdurun makatına sokulmasıyla birlikte kanunun aradığı penetrasyon gerçekleşmiştir. Eylemin mağduru aşağılamak, eziyet etmek, cezalandırmak veya başka bir amaçla gerçekleştirilmiş olması, ikinci fıkradaki maddi unsurun gerçekleşmiş olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

    Kurul bu noktada suçun saiki ile kastını birbirinden ayırmıştır. Failin belirli bir cinsel haz veya tatmin amacı bulunmayabilir; ancak mağdurun vücuduna bir cisim soktuğunu bilerek ve isteyerek hareket etmesi hâlinde suçun maddi unsuruna yönelik kast bulunmaktadır. Ceza normunun uygulanması bakımından kanunda ayrıca özel bir saik aranmadığı sürece failin nihai amacının farklı olması suçun oluşumuna engel değildir.

    Karar bu yönüyle TCK 102/2’nin uygulama alanının yalnızca “tecavüz” kavramının gündelik dilde anlaşılan biçimleriyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Cinsel organın vajinaya veya makata sokulması hükmün en tipik uygulamalarından olmakla birlikte, kanun koyucu bununla yetinmemiştir. Parmak veya başka bir organ yanında herhangi bir cismin vücuda sokulması da hükmün kapsamına girebilir. Bu nedenle suç vasfının belirlenmesinde kullanılan aracın cinsel nitelikte olup olmadığı değil, gerçekleştirilen fiilin kanuni tanıma uyup uymadığı önem taşımaktadır.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca TCK 102/2 bakımından mağdurun kadın veya erkek olmasının da sonucu değiştirmediğini kabul eden suç sistematiğinden hareket etmiştir. Mağdurun makatına sair cisim sokulması, mağdurun cinsiyetinden bağımsız olarak cinsel dokunulmazlığına yönelik kanunda ağırlaştırılmış şekilde düzenlenen müdahaleyi meydana getirir. Böylelikle hüküm, mağdurun cinsiyetinden ve fail ile mağdur arasındaki cinsiyet ilişkisinden bağımsız olarak uygulanabilir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurun makatına tornavida sokulması şeklindeki eylemde cinsel arzuların tatmini şeklinde özel bir saikin bulunmasının TCK 102/2’nin oluşması için şart olmadığını kabul etmiştir. Vücuda sair cisim sokulması kanuni unsurunun gerçekleşmesi yeterli görülmüş; fiilin başka bir saikle işlenmiş olmasının suçun nitelikli şeklini ortadan kaldırmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.11.2018, E. 2017/110, K. 2018/557

    TCK 102/2 – FAILİN MAĞDUREYİ AĞAÇLIK ALANA ÇEKMEYE ÇALIŞMASI VE GÖĞÜSLERİNİ ELLEMESİ, VÜCUDA ORGAN VEYA CİSİM SOKMAYA YÖNELİK DOĞRUDAN İCRA HAREKETİ BULUNMADIĞINDA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIYA TEŞEBBÜS DEĞİL TCK 102/1 KAPSAMINDA CİNSEL SALDIRIDIR

    Somut olayda sanık mağdureye yönelik olarak fiziksel temasta bulunmuş ve mağdurenin göğüslerini ellemiştir. Sanığın bunun yanında mağdureyi çekerek ağaçlık bir bölgeye götürmeye çalıştığı da kabul edilmiştir. Yerel Mahkeme, olayın bütünü itibarıyla sanığın nihai amacının mağdureyle cinsel ilişkiye girmek olduğu ve eylemin dış etken nedeniyle tamamlanamadığı değerlendirmesiyle TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçundan hüküm kurmuştur.

    Uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne geldiğinde temel mesele, failin ileride gerçekleştirmeyi düşündüğü varsayılan cinsel davranış ile ceza hukuku anlamında icra hareketlerine başlanması arasındaki sınır olmuştur. Bir kimsenin mağdura yönelik cinsel davranışlarda bulunması ve koşulların elvermesi hâlinde daha ileri bir cinsel saldırıda bulunabileceğinin düşünülmesi, tek başına TCK 102/2’ye teşebbüs hükümlerinin uygulanmasına yeterli değildir.

    Ceza Genel Kurulu, TCK 102/1 ile TCK 102/2 arasındaki ayrımın failin dış dünyaya yansıyan hareketleri üzerinden yapılması gerektiğini belirtmiştir. Failin amacı ve hareketleri vücuda organ veya sair cisim sokmaksızın cinsel duygularını tatmine yönelikse TCK 102/1; davranışları vücuda organ veya sair cisim sokmaya yönelmiş ve bu amaçla doğrudan icra hareketlerine başlanmış ancak failin elinde olmayan nedenlerle sonuç gerçekleşmemişse TCK 102/2’ye teşebbüs gündeme gelir.

    Bu nedenle teşebbüs değerlendirmesinde failin zihnindeki soyut niyet yeterli değildir. TCK 35 uyarınca suçun icrasına elverişli hareketlerle doğrudan doğruya başlanması gerekir. Nitelikli cinsel saldırı bakımından da sanığın dış dünyaya yansıyan davranışlarının organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulmasına doğrudan yönelmiş olması aranmalıdır.

    Somut olayda sanığın mağdurenin göğüslerini ellemesi doğrudan cinsel davranış niteliğinde olup mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmiştir. Dolayısıyla tamamlanmış bir TCK 102/1 suçu bulunmaktadır. Buna karşılık göğüsleri elleme hareketi, kendi niteliği itibarıyla mağdurun vücuduna organ veya sair cisim sokmaya yönelik bir icra hareketi değildir.

    Sanığın mağdureyi çekerek ağaçlık alana götürmeye çalışması da Ceza Genel Kurulu tarafından tek başına farklı değerlendirilmemiştir. Mağdurenin daha tenha bir yere götürülmeye çalışılması sanığın sonraki aşamada başka cinsel hareketlerde bulunabileceğine ilişkin şüphe doğurabilir. Ancak ceza sorumluluğunun varsayıma değil, gerçekleştirilen ve dış dünyaya yansıyan icra hareketlerine dayanması gerekir. Sanığın mağdurenin kıyafetlerini çıkarmaya, kendi cinsel organını çıkararak penetrasyona yönelmeye veya başka şekilde organ/cisim sokmaya doğrudan başlamadığı bir durumda TCK 102/2’ye teşebbüsün maddi unsuru oluşmaz.

    Kurul böylece hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki ayrımı TCK 102/2 bakımından somutlaştırmıştır. Failin mağduru tenha yere götürmesi veya götürmeye çalışması, olayın diğer özellikleriyle birlikte kastın belirlenmesinde kullanılabilecek bir delil olabilir; ancak her durumda penetrasyona yönelik doğrudan icra hareketi sayılamaz. Nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs için bu suç tipinin maddi unsuruna yönelen hareketlerin başlamış olması gerekmektedir.

    Ceza Genel Kurulu sonuç olarak sanığın dış dünyaya yansıyan ve sabit görülen hareketlerinin mağdurenin göğüslerini elleme ve onu ağaçlık alana doğru çekmeye çalışma düzeyinde kaldığını; vücuda organ veya sair cisim sokulmasına yönelik doğrudan icra hareketinin bulunmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs hükmü isabetli bulunmamış, sanığın tamamlanmış TCK 102/1 kapsamındaki cinsel saldırıdan sorumlu tutulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 10.03.2022, E. 2019/144, K. 2022/162

    TCK 102/2 – MAĞDURUN DUDAKLARINI VE BOYNUNU ÖPÜP BACAKLARINI ELLEMEK, PENETRASYONA YÖNELİK DOĞRUDAN İCRA HAREKETİ BULUNMADIĞI SÜRECE NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIYA TEŞEBBÜS SAYILAMAZ

    Somut olayda sanık gece vakti mağdurun bulunduğu konuta gitmiş; burada mağdurun dudaklarını ve boynunu öpmüş, bacaklarını ellemiştir. Sanığın davranışları mağdurun rızası dışında gerçekleşmiş ve doğrudan fiziksel temas içermiştir. Yerel Mahkeme, olayın koşullarından ve sanığın hareketlerinin bütününden hareket ederek failin nitelikli cinsel saldırı kastıyla hareket ettiği sonucuna ulaşmış ve eylemi TCK 102/2’ye teşebbüs kapsamında değerlendirmiştir.

    Ceza Genel Kurulu önündeki uyuşmazlık, sanığın mağdurun konutuna gece vakti gelmesi ve cinsel davranışlarda bulunmasının, tek başına organ veya sair cisim sokma suretiyle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs için yeterli olup olmadığıdır. Kurul, değerlendirmesine TCK 102/1 ile TCK 102/2 arasındaki maddi unsur farkını ortaya koyarak başlamıştır.

    TCK 102/1, cinsel davranışlarla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesini cezalandırmaktadır. TCK 102/2 ise bunun daha ileri bir icra şekli olan vücuda organ veya sair cisim sokulmasını nitelikli hâl olarak düzenlemektedir. Fail organ veya cisim sokma hareketini gerçekleştirdiğinde suç tamamlanır. Ancak bu sonuç gerçekleşmemişse nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten söz edilebilmesi için failin hareketlerinin doğrudan bu sonuca yönelmiş olması gerekir.

    Ceza Genel Kurulu bu kapsamda failin kastının yalnızca varsayımsal olarak belirlenemeyeceğini vurgulamıştır. Sanığın gece vakti mağdurun evine gitmesi kuşkusuz olayın değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek bir olgudur. Ancak failin mağdurun bulunduğu yere gece gelmesi, kendi başına onun mutlaka penetrasyon amacıyla hareket ettiğini ve bu suçun icrasına başladığını göstermez. Ceza hukukunda teşebbüs sorumluluğu için failin dış dünyaya yansıyan somut hareketlerinin suçun nitelikli şekline doğrudan yönelmesi gerekir.

    Sanığın mağdurun dudaklarını ve boynunu öpmesi ile bacaklarını ellemesi, cinsel amaç taşıyan ve mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden davranışlardır. Bu hareketler TCK 102/1 kapsamında tamamlanmış cinsel saldırı suçunun maddi unsurunu oluşturur. Ancak bu hareketlerin kendi mahiyetleri itibarıyla mağdurun vücuduna organ veya sair cisim sokulmasına doğrudan yöneldiği söylenemez.

    Kurul özellikle sanığın penetrasyona yönelik olarak mağdurun veya kendi kıyafetlerini çıkarmaya başladığı, cinsel organını mağdurun vücuduna sokmaya yöneldiği veya sair cisim kullanarak buna ilişkin icra hareketinde bulunduğu yönünde bir kabul bulunmadığını değerlendirmiştir. Bu durumda nitelikli cinsel saldırının maddi unsuruna yönelik doğrudan icra başlangıcı tespit edilememektedir.

    Karar, failin “nihai amacı” ile “teşebbüs aşamasına ulaşmış icra hareketi” arasındaki farkı açık biçimde ortaya koymaktadır. Sanığın şartlar uygun olsaydı daha ileri bir cinsel eylem gerçekleştirebileceğine ilişkin ihtimal, TCK 102/2 ve TCK 35 uyarınca cezalandırma için yeterli değildir. Aksi yaklaşım, tamamlanmış basit cinsel saldırı fiillerinin varsayımsal bir gelecek davranış üzerinden nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs olarak cezalandırılmasına yol açacaktır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurun dudaklarını ve boynunu öpmek ve bacaklarını ellemek şeklindeki hareketlerin cinsel ilişki boyutuna ulaşmadığını ve vücuda organ veya sair cisim sokmaya yönelik doğrudan icra hareketi bulunmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs yerine TCK 102/1 kapsamında tamamlanmış cinsel saldırı suçunun oluştuğuna karar verilmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.05.2023, E. 2020/417, K. 2023/285

    TCK 102/2 – NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRININ TAMAMLANMASI İÇİN ORGAN VEYA CİSMİN TAMAMININ VÜCUDA GİRMESİ GEREKMEZ; KISMEN DAHİ SOKULMASI SUÇUN TAMAMLANMASI İÇİN YETERLİDİR

    Somut uyuşmazlıkta sanığın mağdura yönelik cinsel davranışlarının TCK 102/1 kapsamında mı kaldığı, TCK 102/2’ye teşebbüs mü oluşturduğu yoksa ikinci fıkradaki nitelikli cinsel saldırının tamamlanmış hâlinin mi meydana geldiği tartışılmıştır. Bu tartışmanın çözümü bakımından “vücuda organ veya sair cisim sokulması” unsurunun hangi anda gerçekleşmiş sayılacağı önem kazanmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, TCK 102/2’nin tamamlanma anının belirlenmesinde kanunda “tamamen sokma”, “cinsel birleşmenin tamamlanması” veya buna benzer ek bir koşul bulunmadığını esas almıştır. Kanunun aradığı hareket organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulmasıdır. Bu nedenle organ veya cismin tamamının mağdurun vücuduna girmesi şart değildir.

    Organ veya cismin mağdurun vücut boşluğuna az da olsa girmesiyle penetrasyon unsuru gerçekleşir. Bundan sonraki aşamada failin hareketine ne kadar devam ettiği, organ veya cismin ne kadar ilerlediği ya da cinsel ilişkinin fizyolojik olarak tamamlanıp tamamlanmadığı suçun tamamlanması bakımından zorunlu unsurlar değildir. Penetrasyon gerçekleştikten sonra eylemin kısa sürmesi de suçu teşebbüs aşamasına döndürmez.

    Bu yaklaşım TCK 102/2’ye teşebbüsün sınırlarını da belirlemektedir. Fail organ veya cisim sokmak amacıyla elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamış, ancak mağdurun direnmesi, üçüncü kişinin müdahalesi veya failin elinde olmayan başka bir nedenle herhangi bir penetrasyon gerçekleşmemişse teşebbüs tartışması yapılabilir. Buna karşılık kısmi penetrasyon dahi gerçekleşmişse suç tamamlanmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, bu değerlendirmede failin kastının dış dünyaya yansıyan davranışlarla tespit edilmesi gerektiğini de belirtmiştir. Failin mağdura yalnızca dokunması, öpmesi veya bedenini ellemesi, kendiliğinden organ sokma kastının icrasına başlandığını göstermez. Nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs için hareketlerin penetrasyona doğrudan yönelmiş olması gerekir. Ancak bu doğrudan hareket sonucunda organ veya cisim vücuda kısmen girdiğinde artık teşebbüs aşaması aşılmış olur.

    Kurul ayrıca TCK 102/2’nin suçun temel şekline göre çok daha ağır bir yaptırım öngördüğünü dikkate alarak, penetrasyon olgusunun delillerle sabit olması gerektiğini vurgulayan yaklaşımı benimsemiştir. Mahkeme organ veya cismin vücuda girip girmediğini mağdur beyanları, sanık savunması, adli raporlar ve varsa diğer maddi deliller üzerinden değerlendirmelidir. Şüphe giderilemediği takdirde nitelikli hâl varsayımla uygulanamaz.

    Buna karşılık penetrasyonun sabit olduğu bir olayda, yalnızca tam bir cinsel birleşmenin gerçekleşmediği gerekçesiyle TCK 102/2 yerine TCK 102/1’e dönülmesi de hukuken mümkün değildir. Kanun, nitelikli hâli cinsel ilişkinin sonucuna değil, vücuda organ veya sair cisim sokma hareketine bağlamıştır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 102/2’de düzenlenen suçun tamamlanması bakımından organ veya sair cismin mağdurun vücuduna tamamen sokulmasının gerekmediğini; kısmi penetrasyonun dahi nitelikli cinsel saldırının tamamlanması için yeterli olduğunu ortaya koymuştur. Hiçbir penetrasyonun gerçekleşmediği durumlarda ise failin doğrudan icra hareketlerinin bulunması şartıyla teşebbüs hükümlerinin değerlendirilmesi gerekir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.05.2023, E. 2020/417, K. 2023/285

    TCK 102/2 – ORGAN SOKULDUĞUNA İLİŞKİN MAĞDUR BEYANI TIBBİ VE DİĞER DELİLLERLE KESİN OLARAK DESTEKLENMİYORSA, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GEREĞİNCE NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIDAN MAHKÛMİYET KURULAMAZ

    Somut olayda sanık hakkında mağdureye karşı vücuduna organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, mağdurenin anlatımlarına ağırlık vererek sanığın TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediğini kabul etmiş ve sanığı on iki yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Hükmün istinaf edilmesinden sonra Bölge Adliye Mahkemesince de mahkûmiyetin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dosyanın Yargıtay aşamasında ise esas tartışma, cinsel saldırının varlığından ziyade organ sokma unsurunun mahkûmiyete yeter kesinlikte ispatlanıp ispatlanamadığı üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, TCK 102’nin birinci ve ikinci fıkraları arasındaki farkı öncelikle ortaya koymuştur. Birinci fıkrada cinsel davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi yeterliyken, ikinci fıkrada bundan daha ağır bir maddi hareket aranmaktadır. Bu hareket mağdurun vücuduna organ veya sair bir cismin sokulmasıdır. Dolayısıyla cinsel saldırının gerçekleştiğinin sabit olması, kendiliğinden TCK 102/2’nin de gerçekleştiği anlamına gelmez. İkinci fıkranın kendisine özgü maddi unsurunun ayrıca ve kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ispatlanması gerekir.

    Somut olayda mağdurenin cinsel saldırıya maruz kaldığına ilişkin anlatımlar bulunmakla birlikte, organ sokulduğunu kesin biçimde ortaya koyabilecek objektif deliller bakımından sorun bulunduğu değerlendirilmiştir. Özellikle mağdurenin adli muayenesinin olayın hemen ardından gerçekleştirilmemiş olması ve dosyadaki tıbbi verilerin penetrasyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini kesin olarak belirlemeye elverişli olmaması önem taşımıştır. Ceza Genel Kurulu, bu delil durumunda nitelikli hâlin varsayımla kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

    Kurulun yaklaşımına göre cinsel suçların kendine özgü ispat güçlükleri mağdur beyanının önemini azaltmaz. Ancak mağdur beyanına değer verilmesi ile bu beyanda ileri sürülen her ayrıntının ayrıca araştırılmaksızın sabit kabul edilmesi aynı şey değildir. Özellikle TCK 102/2 gibi temel şekle göre çok daha ağır yaptırım öngören bir hükmün uygulanmasında, organ veya cisim sokulması unsurunun dosyanın bütünü üzerinden ayrıca değerlendirilmesi zorunludur.

    Bu noktada şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yalnızca suçun bütünü bakımından değil, suçun nitelikli hâlleri bakımından da uygulanır. Failin mağdura cinsel saldırıda bulunduğu konusunda mahkûmiyete yeter kesinlik bulunmasına rağmen saldırının penetrasyon boyutuna ulaşıp ulaşmadığı konusunda giderilemeyen şüphe varsa, bu şüphe TCK 102/2 uygulanarak sanık aleyhine çözülemez. Sabit olan fiil hangi suç tipine uyuyorsa mahkûmiyet o kapsamda kurulmalıdır.

    Ceza Genel Kurulu bu nedenle cinsel saldırının gerçekleştiği ile organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırının gerçekleştiği şeklindeki iki maddi olgunun birbirinden ayrılmasını gerekli görmüştür. Birinci olgu sabit, ikinci olgu kuşkulu olabilir. Böyle bir durumda tüm suçun ispatlanmadığı gerekçesiyle beraat verilmesi gerekmediği gibi, organ sokmanın da gerçekleştiği varsayılarak TCK 102/2’den mahkûmiyet kurulması doğru değildir. Sanığın sabit olan eylemi TCK 102/1 çerçevesinde değerlendirilmelidir.

    Karar bu bakımdan TCK 102/2 uygulamasında son derece önemli bir ispat ilkesi ortaya koymaktadır. Penetrasyonun tıbbi olarak mutlaka iz bırakması gerektiği şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır. Ancak somut dosyada penetrasyon konusunda ciddi ve giderilemeyen tereddütler varsa, yalnızca cinsel saldırının gerçekleşmiş olmasından hareketle penetrasyon da gerçekleşmiş sayılamaz. Nitelikli hâlin maddi unsuru kendi delilleriyle ortaya konulmalıdır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mevcut deliller karşısında mağdureye yönelik cinsel saldırının gerçekleştiğini kabul etmekle birlikte, sanığın mağdurenin vücuduna organ soktuğunun her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlanamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle eylemin TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı değil, sabit olan cinsel davranışların niteliğine göre TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.12.2022, E. 2022/314, K. 2022/828

    TCK 102/2 – RESMÎ NİKÂHLI EŞİN ZORLA CİNSEL İLİŞKİYE GİRMESİ TCK 102/2 KAPSAMINDA CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR; EŞİN ŞİKÂYETTEN VAZGEÇMESİ HÂLİNDE KOVUŞTURMA SÜRDÜRÜLEMEZ

    Somut olayda sanığın resmî nikâhlı eşine karşı zor kullanarak cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Bunun yanında dosyada eşe ve altsoya yönelik yaralama, tehdit ve kötü muamele niteliğindeki başka eylemler de yargılama konusu yapılmıştır. Yerel mahkeme, sanığın eşini zorla cinsel ilişkiye sokması şeklindeki davranışını TCK 102/2 kapsamında değerlendirmek yerine aile bireyine karşı kötü muamele suçu içerisinde ele alarak TCK 232/1 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

    Yargıtay 4. Ceza Dairesi, öncelikle suç vasfındaki bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bulmuştur. 5237 sayılı TCK ile birlikte evlilik ilişkisi, eşlerden birinin diğer eşin cinsel dokunulmazlığı üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisine sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Evlilik birliği devam etse dahi eşlerden birinin diğerinin rızası dışında vücuduna organ veya sair cisim sokmak suretiyle cinsel davranış gerçekleştirmesi TCK 102/2 kapsamındaki cinsel saldırı suçunu oluşturabilir.

    Kanun koyucu bu hususu TCK 102/2’nin ikinci cümlesinde ayrıca düzenlemiştir. Buna göre vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırının eşe karşı işlenmesi hâlinde soruşturma ve kovuşturma mağdur eşin şikâyetine bağlıdır. Böylelikle kanun, bir taraftan eşe karşı nitelikli cinsel saldırının suç olduğunu açıkça kabul etmiş; diğer taraftan bu özel durumda soruşturma ve kovuşturmayı şikâyet şartına bağlamıştır.

    Somut olayda yerel mahkemenin zorla cinsel ilişki eylemini kötü muamele olarak değerlendirmesi bu nedenle isabetli değildir. Bir eylemin aile içerisinde gerçekleşmesi onun özel olarak düzenlenmiş başka bir suç tipinin kapsamından çıkarılmasını gerektirmez. Sanığın eşinin iradesine rağmen zor kullanarak cinsel ilişkiye girmesi, TCK 102/2’nin açık düzenlemesi karşısında cinsel saldırı suçunun nitelikli şeklini meydana getirmektedir.

    Bununla birlikte dosyada mağdur eşin şikâyetinden vazgeçtiği belirlenmiştir. İşte bu noktada TCK 102/2’nin eşe karşı işlenen suçlar bakımından getirdiği özel muhakeme şartı önem kazanmaktadır. Suçun başka bir kişiye karşı işlenmesi durumunda nitelikli cinsel saldırının takibi resen yapılırken, mağdur ile fail arasında resmî evlilik ilişkisinin bulunduğu bu özel durumda şikâyet kovuşturulabilirlik şartıdır.

    Mağdur eşin usulüne uygun biçimde şikâyetinden vazgeçmesi karşısında artık sanık hakkında bu suçtan mahkûmiyet hükmü kurulması mümkün değildir. Ancak bunun hukuki sonucu, eylemin kötü muamele suçuna dönüştürülmesi de değildir. Eylemin suç vasfı yine TCK 102/2 kapsamındaki eşe karşı nitelikli cinsel saldırıdır; fakat şikâyet şartının ortadan kalkması nedeniyle ceza muhakemesine devam edilememektedir.

    Daire böylelikle suçun maddi niteliği ile kovuşturulabilirlik şartını birbirinden ayırmıştır. Şikâyetten vazgeçilmesi, geçmişte gerçekleştirilen fiilin hukuki vasfını değiştirmez. Zorla cinsel ilişkinin TCK 102/2 kapsamında olduğu kabul edilmeye devam edilir; yalnızca kanunun aradığı şikâyet şartı bulunmadığından davanın esasına girilerek mahkûmiyet kararı verilemez.

    Karar ayrıca eşe karşı gerçekleştirilen cinsel saldırılar bakımından TCK 102/1 ile 102/2’nin kanuni sistematiğinin önemini göstermektedir. TCK 102/2, eşe karşı organ veya sair cisim sokmak suretiyle gerçekleştirilen saldırıyı açıkça hüküm altına almış ve bunun takibini özel olarak şikâyete bağlamıştır. Bu açık düzenleme karşısında zorla cinsel ilişkinin aile hukukundan kaynaklanan yükümlülükler veya kötü muamele hükümleri içerisinde eritilmesi mümkün değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın resmî nikâhlı eşiyle zorla cinsel ilişkiye girmesi şeklindeki eyleminin TCK 102/2’de düzenlenen eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu, ancak mağdur eşin şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle davanın düşürülmesi gerektiğini kabul etmiştir. Eylemin TCK 232/1 kapsamında kötü muamele olarak nitelendirilip mahkûmiyet kurulması suç vasfında yanılgı olarak değerlendirilmiş ve hüküm bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 21.01.2020, E. 2015/27514, K. 2020/1406

    TCK 102/2 – HİLE VE MANEVİ BASKIYLA SAKATLANAN RIZA, ORGAN SOKULMASI SURETİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL SALDIRIYI HUKUKA UYGUN HÂLE GETİRMEZ

    Somut olayda sanık kendisini tarikat lideri olarak tanıtmış, kurduğu yapı içerisinde mağdurlar üzerinde yoğun bir dinî ve manevi otorite tesis etmiştir. Sanık, mağdurlara kendisine tabi olmalarının ve birtakım cinsel davranışları gerçekleştirmelerinin Allah’a yaklaşmak, manevi derecelerini yükseltmek ve dinî bakımdan ilerlemek için gerekli olduğunu anlatmıştır. Bu kapsamda bazı mağdurlarla oral, vajinal ve anal yollardan cinsel ilişkiler gerçekleştirmiştir.

    Dosyadaki temel uyuşmazlıklardan biri, mağdurların dış dünyaya yansıyan bazı davranışlarının cinsel ilişkiye rıza olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olmuştur. Mağdurların sanığın telkinleri doğrultusunda hareket ettikleri, hatta bazılarının sanığa olan inançlarının etkisiyle nişanlı veya eşlerini dahi aynı uygulamalara katılmaları için getirebildikleri anlaşılmıştır. Yerel değerlendirmede bu davranışlardan hareketle cinsel ilişkinin rızaya dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Yargıtay ise cinsel saldırı suçunda rızanın yalnızca biçimsel bir irade açıklaması olarak değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. TCK 102 ile korunan cinsel özgürlük, kişinin cinsel davranışın mahiyetini bilerek ve özgür iradesiyle karar verebilmesini gerektirir. İrade hile, yoğun manevi baskı veya mağdurun gerçekliği değerlendirme yetisini ortadan kaldıran başka yöntemlerle sakatlanmışsa, dışarıdan bakıldığında rıza gibi görünen davranışların ceza hukuku bakımından geçerli bir rıza oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenmelidir.

    Somut olayda sanığın kendisine atfettiği dinî konumdan yararlanarak mağdurları sistematik biçimde yönlendirdiği kabul edilmiştir. Mağdurlara cinsel davranışların dinî ve manevi bir gereklilik olduğu anlatılmış, sanığın otoritesi ve oluşturduğu inanç sistemi kullanılarak mağdurların karar verme süreçleri etkilenmiştir. Yargıtay bu nedenle mağdurların görünürdeki irade açıklamalarının özgür ve sağlıklı bir cinsel rıza olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

    Bu değerlendirme TCK 102/2 bakımından özellikle önemlidir. Mağdurun vajinal, anal veya oral yoldan organ sokulmasına özgür iradesiyle rıza göstermesi hâlinde cinsel saldırı suçundan söz edilemez. Ancak rıza geçerli değilse ve vücuda organ sokulması gerçekleşmişse, fiil ikinci fıkradaki nitelikli cinsel saldırıyı oluşturur. Dolayısıyla penetrasyonun fiziksel olarak gerçekleşmiş olması yanında, mağdurun bu davranış üzerindeki serbest iradesinin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

    Yargıtay, mağdurun fiziksel olarak direnmemesini de tek başına geçerli rıza olarak görmemiştir. Cinsel dokunulmazlığa yönelik suçlarda rızanın varlığı, yalnızca mağdurun faille fiziksel mücadeleye girip girmediğine göre belirlenemez. Failin mağdur üzerinde kurduğu psikolojik ve manevi hâkimiyet, mağdurun iradesinin oluşma biçimi ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

    Somut olayda sanığın gerçekleştirdiği oral, vajinal ve anal penetrasyonlar, organ sokulması niteliğindedir. Mağdurların görünürdeki kabullerinin ise sanığın dinî duyguları istismar ederek kullandığı hile ve manevi nüfuz sonucunda oluştuğu kabul edilmiştir. Bu nedenle görünürdeki rızanın TCK 102/2 kapsamındaki eylemlerin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Karar ayrıca birden fazla mağdura veya aynı mağdura birden fazla kez gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırılar bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının gündeme gelebileceğini göstermektedir. Ancak her mağdur bakımından eylemin gerçekleşme biçimi, penetrasyonun varlığı ve mağdurun iradesinin ne şekilde sakatlandığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın dinî duyguları ve kendisine atfedilen manevi otoriteyi kullanarak mağdurların iradelerini sakatladıktan sonra gerçekleştirdiği oral, vajinal ve anal cinsel ilişkilerde mağdurların görünürdeki kabullerinin geçerli rıza olarak kabul edilemeyeceğini; organ sokulması gerçekleşen eylemlerin TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 03.10.2012, E. 2012/6586, K. 2012/9696

    TCK 102/2 – NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI İDDİASINDA PENETRASYONUN VARLIĞI VARSAYIMLA KABUL EDİLEMEZ; SABİT FİİL ORGAN VEYA CİSİM SOKMA AŞAMASINA ULAŞMAMIŞSA TCK 102/1 UYGULANIR

    Somut olayda sanığın mağdureye yönelik cinsel davranışlarda bulunduğu konusunda dosyada çeşitli deliller bulunmasına rağmen, bu davranışların vücuda organ sokulması boyutuna ulaşıp ulaşmadığı uyuşmazlık konusu olmuştur. Yargılama makamları arasındaki temel görüş ayrılığı da bu noktada ortaya çıkmış; cinsel saldırının sabit görülmesinin TCK 102/2 kapsamında mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı tartışılmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, TCK 102’nin sistematiği içerisinde birinci fıkra ile ikinci fıkra arasında açık bir maddi unsur farklılığı bulunduğunu vurgulamıştır. TCK 102/1 mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesini cezalandırırken, ikinci fıkra bundan daha ileri bir icra hareketini aramaktadır. Organ veya sair cismin mağdurun vücuduna sokulması gerçekleşmediği sürece ikinci fıkradaki tamamlanmış suç oluşmaz.

    Bu nedenle mahkeme, “sanık cinsel saldırıda bulunduğuna göre organ sokmuş da olabilir” şeklindeki bir varsayımdan hareket edemez. Organ sokma olgusu, suçun cezasını ağırlaştıran ve fiilin hukuki vasfını değiştiren bağımsız bir maddi unsurdur. Bu unsurun varlığı dosyadaki delillerden kesin olarak çıkarılamıyorsa TCK 102/2’nin uygulanması mümkün değildir.

    Kurul, cinsel suçlarda delil değerlendirmesinin olayın özelliklerine göre yapılması gerektiğini kabul etmekle birlikte, mahkûmiyet standardının değiştirilmesine izin vermemektedir. Mağdur anlatımının güvenilirliği, anlatımın aşamalardaki tutarlılığı, olay sonrası davranışlar, tanık anlatımları, iletişim kayıtları ve tıbbi deliller bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Ancak bu değerlendirme sonunda penetrasyon konusunda giderilemeyen makul bir şüphe bulunuyorsa, nitelikli suç sanık aleyhine kabul edilemez.

    Öte yandan bu durum, sanığın sabit olan diğer cinsel davranışlarının cezasız bırakılmasını gerektirmez. Failin mağdurun bedenine yönelik cinsel davranışları mahkûmiyete yeter şekilde kanıtlanmışsa, organ sokma unsurunun ispatlanamaması hâlinde fiilin TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Böylece ceza sorumluluğu, varsayılan en ağır fiile göre değil, ispatlanabilen fiile göre belirlenmektedir.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca TCK 102/2’nin mağdur ve fail bakımından cinsiyete bağlı bir suç olmadığını vurgulayan kanuni sistematiği benimsemiştir. Fail ve mağdur kadın veya erkek olabileceği gibi aynı cinsiyetten de olabilir. İkinci fıkranın belirleyici unsuru tarafların cinsiyeti değil, mağdurun özgür iradesi dışında vücuduna organ veya sair cisim sokulmasıdır.

    Kararın TCK 102/2 uygulaması bakımından ortaya koyduğu temel ilke, ağırlaştırılmış suç vasfının maddi olgular üzerinden kurulması gerektiğidir. Ceza muhakemesinde suçun işlendiğine ilişkin genel kanaat, nitelikli hâlin de işlendiğinin ispatı yerine geçmez. Her unsur ayrı ayrı değerlendirilerek mahkûmiyet standardını karşılamalıdır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, organ veya sair cisim sokulması hususunda kesin ve inandırıcı delil bulunmayan hâllerde TCK 102/2’nin uygulanamayacağını; buna karşılık mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden diğer cinsel davranışların sabit olması durumunda TCK 102/1 kapsamında mahkûmiyet kurulabileceğini ortaya koymuştur.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.12.2022, E. 2022/314, K. 2022/828

    TCK 102/2 – MAĞDURUN FAILİN ZORLAMASIYLA KENDİ CİNSEL ORGANINI FAILİN VÜCUDUNA SOKMASI, TCK 102/2 DEĞİL TCK 102/1 KAPSAMINDA CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda sanığın mağdur üzerinde cebir ve baskı kurarak mağdurun cinsel organını kendi anal bölgesine sokmasını sağladığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi, olayda bir penetrasyon gerçekleşmiş olmasından hareketle sanığın eylemini TCK 102/2 kapsamında vücuda organ sokulması suretiyle nitelikli cinsel saldırı olarak değerlendirmiş ve buna göre mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Uyuşmazlık Yargıtay önüne geldiğinde ise TCK 102/2’deki “vücuda organ veya sair bir cisim sokulması” ibaresinin fail ve mağdur bakımından nasıl anlaşılması gerektiği tartışılmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, ikinci fıkranın lafzını ve cinsel saldırı suçunun sistematiğini birlikte değerlendirmiştir. Daireye göre TCK 102/2’de düzenlenen nitelikli hâl, failin mağdurun vücuduna organ veya sair bir cisim sokması şeklindeki davranışı kapsamaktadır. Kanunun ağırlaştırılmış yaptırıma bağladığı hareket, cinsel saldırının mağdurunun bedenine yönelik penetrasyondur. Dolayısıyla somut olayda herhangi bir penetrasyonun bulunması tek başına ikinci fıkranın uygulanması için yeterli değildir.

    Bu nedenle mağdurun vücuduna fail tarafından organ veya cisim sokulması ile mağdurun failin vücuduna organ sokmaya zorlanması birbirinden ayrılmıştır. İlk durumda TCK 102/2’nin kanuni tanımındaki hareket doğrudan gerçekleşmektedir. İkinci durumda ise mağdur cinsel özgürlüğüne ve vücut dokunulmazlığına yönelik ağır bir saldırıya uğramasına rağmen, organın sokulduğu vücut mağdura değil faile aittir.

    Daire özellikle ceza hukukundaki kanunilik ilkesi bakımından genişletici bir yorum yapılamayacağını esas almıştır. TCK 102/2’nin ağır ceza yaptırımı karşısında “vücuda organ sokulması” unsurunun fail aleyhine genişletilerek mağdurun failin vücuduna organ sokmaya zorlandığı hâlleri de kapsayacak biçimde yorumlanması mümkün değildir. Suçun nitelikli şeklinin maddi unsurları kanunun lafzına uygun biçimde belirlenmelidir.

    Bununla birlikte sanığın eyleminin cezasız kalması söz konusu değildir. Mağdurun kendi cinsel organını sanığın anal bölgesine sokmaya zorlanması, mağdurun cinsel özgürlüğüne yönelik açık ve ağır bir müdahaledir. Sanığın cebir veya tehdit kullanarak mağduru böyle bir cinsel davranışı gerçekleştirmeye zorlaması, mağdurun vücut dokunulmazlığını ve cinsel özgürlüğünü ihlal etmektedir. Ancak kanuni düzenleme karşısında bu ihlal TCK 102/2 değil, TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmelidir.

    Karar bu bakımdan TCK 102/2’nin sınırlarının belirlenmesi açısından oldukça önemlidir. Nitelikli cinsel saldırının tespiti bakımından yalnızca “penetrasyon var mı?” sorusu sorulmamalıdır. Penetrasyonun kimin vücuduna gerçekleştirildiği de belirlenmelidir. Failin mağdurun vücuduna oral yoldan cinsel organını, anal veya vajinal yoldan organ ya da sair bir cismi sokması ikinci fıkra kapsamında iken; mağdurun failin vücuduna organ sokmaya zorlanması aynı kanuni tanıma girmemektedir.

    Yargıtay sonuç olarak sanığın zorlamasıyla mağdurun cinsel organını anal yoldan sanığın vücuduna sokması şeklindeki eylemin TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı olarak değerlendirilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Sanığın hareketinin TCK 102/1 kapsamında cinsel saldırı suçunu oluşturması gerektiği, suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek ikinci fıkradan hüküm kurulamayacağı kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18.01.2016 tarihli karar

    TCK 102/2 – PARMAĞIN VAJİNAYA SOKULDUĞU İDDİASINDA PENETRASYON HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK BİÇİMDE İSPATLANAMAMIŞSA NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIDAN MAHKÛMİYET KURULAMAZ

    Somut olayda mağdure, bir arkadaşının nişanı nedeniyle şehir dışından geldiği sırada ortak arkadaşları vasıtasıyla sanıkla tanışmış ve olay gecesi sanığın evinde bulunmuştur. Mağdure burada alkol aldıktan sonra uyumuş; gece saatlerinde sanığın parmağını vajinasına sokması üzerine uyandığını, sanığa bağırarak evden ayrıldığını ileri sürmüştür. Sanık hakkında bu anlatım esas alınarak TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı suçundan dava açılmıştır.

    İlk derece mahkemesi mağdurenin anlatımını hükme esas almış ve sanığı TCK 102/2 uyarınca on iki yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. İstinaf başvurusunun esastan reddedilmesinin ardından hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesince de onanmıştır. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz kanun yoluna başvurmuş ve uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

    Ceza Genel Kurulu, mağdurenin olay günü yapılan jinekolojik muayenesini ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir. Muayenede hymenin anüler yapıda olduğu, belirli bölgelerde eski yırtıkların bulunduğu ancak genital bölgede ekimoz, abrazyon veya laserasyon gibi yeni cinsel saldırı ya da cebir bulgularının saptanmadığı belirlenmiştir. Mağdureden vajinal ve perianal sürüntü örnekleri de alınmış; ancak dosyanın bütünü penetrasyonu kesin biçimde ortaya koyan objektif bir sonuç vermemiştir.

    Kurul burada mağdurenin cinsel nitelikte bir saldırıya maruz kalıp kalmadığı ile parmağın vajina içerisine sokulup sokulmadığını birbirinden ayırmıştır. TCK 102/2’nin uygulanabilmesi için yalnızca cinsel nitelikte fiziksel temasın ispatı yeterli değildir. İkinci fıkranın özel maddi unsuru olan organ veya sair cismin vücuda sokulması ayrıca sabit olmalıdır.

    Nitekim TCK 102/1 ile 102/2 arasındaki yaptırım farkı son derece büyüktür. Bu nedenle penetrasyon olgusunun varsayımla kabul edilmesi mümkün değildir. Mağdurun bedenine cinsel amaçla dokunulduğunun sabit olması, temasın vajina içerisine kadar ilerlediğinin de kendiliğinden kabul edilmesine olanak vermez. Mahkeme her iki maddi olguyu ayrı ayrı değerlendirmelidir.

    Ceza Genel Kurulu, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır ilkesinin suçun nitelikli hâlleri bakımından da aynen uygulanacağını vurgulamıştır. Sanığın bir suç işlediği konusunda kuşku bulunmaması, suçun daha ağır şeklini oluşturan maddi unsurun da gerçekleştiğinin kabul edilmesini sağlamaz. Nitelikli hâlin varlığı konusunda giderilemeyen şüphe bulunması durumunda sanık lehine olan suç vasfı esas alınmalıdır.

    Bu yaklaşım, tıbbi bulgunun bulunmadığı her cinsel saldırı iddiasının reddedileceği anlamına da gelmemektedir. Ceza Genel Kurulunun değerlendirmesi somut dosyanın tüm delillerine ilişkindir. Cinsel suçlarda penetrasyon her zaman fiziksel iz bırakmayabileceğinden mağdur anlatımı ve diğer deliller önemini korur. Ancak somut olayda penetrasyonun gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin giderilemeyen şüphe bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, sanığın mağdurenin vücuduna parmağını soktuğunun mahkûmiyete yeter kesinlikte ispatlanamadığını kabul etmiş; sabit görülen fiziksel cinsel davranışın TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Böylelikle TCK 102/2’nin uygulanabilmesi için penetrasyon unsurunun ayrıca ve her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlanması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.12.2022, E. 2022/314, K. 2022/828

    TCK 102/2 – CİNSEL ORGANIN MAĞDURUN VÜCUDUNA SOKULMASI SURETİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIYA OLAYIN BAŞINDAN İTİBAREN FİİL ÜZERİNDE ORTAK HÂKİMİYET KURARAK KATILAN KİŞİ DE MÜŞTEREK FAIL OLARAK SORUMLUDUR

    Somut olayda iki sanık gece saatlerinde mağdurenin çalıştığı bara gelmiş ve burada mağdureyle tanışmıştır. Birlikte eğlendikten sonra sabaha karşı bardan ayrılırken mağdureyi evine bırakacaklarını söyleyerek araca almışlardır. Araç sanıklardan birine ait olmakla birlikte diğer sanık tarafından kullanılmıştır. Bir süre ilerledikten sonra aracın kapıları kilitlenmiş ve mağdurenin evine gitmek istediğini belirtmesine rağmen araç tenha bir bölgeye götürülmüştür.

    Araç ıssız bir yere park edildikten sonra sanıklardan biri mağdureye cinsel ilişki teklif etmiş, mağdurenin bunu kabul etmemesi üzerine onu darp etmiş ve zorla nitelikli cinsel saldırıda bulunmuştur. Diğer sanık ise olayın bütün aşamalarında araç içerisinde bulunmuştur. Mağdurenin eve götürülmesi yerine ıssız bölgeye götürüldüğünü, darp edildiğini ve cinsel saldırıya uğradığını görmesine rağmen saldırının gerçekleşmesini engellemeye yönelik etkili bir davranışta bulunmamıştır.

    Nitelikli cinsel saldırıyı fiziksel olarak gerçekleştiren sanık saldırısını tamamladıktan sonra mağdureyi darp etmeye devam etmiştir. Bunun üzerine diğer sanık “yeter artık vurma, öldüreceksin, başımıza bela açacaksın” anlamına gelen sözlerle müdahale etmiştir. Ceza Genel Kurulu önündeki önemli uyuşmazlıklardan biri, cinsel penetrasyonu bizzat gerçekleştirmeyen bu sanığın TCK 102/2 kapsamında müşterek fail olarak sorumlu tutulup tutulamayacağı olmuştur.

    Ceza Genel Kurulu, müşterek faillik bakımından suçun kanuni tanımındaki hareketin bütün failler tarafından bizzat gerçekleştirilmesinin zorunlu olmadığını belirtmiştir. TCK 37/1 kapsamında esas olan, birlikte suç işleme kararı ve fiilin icrası üzerinde ortak hâkimiyet bulunmasıdır. Her fail suçun icrasına fonksiyonel bir katkı sağlıyor ve bu katkı suçun gerçekleştirilmesi bakımından önem taşıyorsa müşterek faillik gündeme gelebilir.

    Somut olayda diğer sanığın yalnızca tesadüfen olay yerinde bulunan pasif bir üçüncü kişi olmadığı kabul edilmiştir. Mağdurenin eve bırakılacağı söylenerek araca alınması, aracın kapılarının kilitlenmesi, mağdurenin iradesine rağmen tenha bölgeye götürülmesi ve saldırının gerçekleştirildiği bütün süreçte sanık olayın içerisindedir. Ayrıca kullanılan araç da kendisine aittir. Bu olgular birlikte değerlendirildiğinde olayın gelişimine ilişkin bilgi ve iradesinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    Kurul, sanığın ancak nitelikli cinsel saldırı tamamlandıktan ve diğer sanık mağdureyi ağır biçimde darp etmeye devam ettikten sonra sözlü müdahalede bulunmasını da iştirak iradesini ortadan kaldıran bir davranış olarak görmemiştir. Müdahalenin içeriği, cinsel saldırının gerçekleştirilmesine karşı çıkmaktan ziyade daha ağır sonuçların ortaya çıkmasını ve olayın büyümesini önlemeye yöneliktir.

    Bu nedenle penetrasyonu bizzat gerçekleştirmeyen sanığın da suçun icrası üzerinde fonksiyonel hâkimiyet kurduğu ve diğer sanıkla birlikte suç işleme kararı içerisinde hareket ettiği kabul edilmiştir. TCK 102/2’deki maddi hareketin yalnızca bir sanık tarafından fiziksel olarak gerçekleştirilmiş olması, iştirak hükümleri çerçevesinde diğer sanığın müşterek fail sıfatıyla sorumluluğuna engel değildir.

    Kararın TCK 102/2 bakımından önemi, nitelikli cinsel saldırıda müşterek faillik ile yardım etme arasındaki sınırı göstermesidir. Failin yalnızca saldırı sırasında orada bulunması elbette tek başına müşterek faillik için yeterli değildir. Ancak olay öncesindeki ve icra sırasındaki davranışları birlikte suç işleme kararını ve fiil üzerinde ortak hâkimiyeti gösteriyorsa, penetrasyon hareketini bizzat gerçekleştirmeyen kişi de TCK 37/1 kapsamında fail olarak sorumlu tutulabilir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurenin hileyle araca alınmasından nitelikli cinsel saldırının tamamlanmasına kadar olan sürecin bütününde yer alan ve fiil üzerinde ortak hâkimiyet kuran diğer sanığın da TCK 102/2 kapsamında müşterek fail olarak sorumlu olduğunu kabul etmiştir. Buna bağlı olarak suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesine ilişkin nitelikli hâlin uygulanmasının da koşullarının oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.11.2017, E. 2017/937, K. 2017/484

    TCK 102/2 – EŞE KARŞI ORGAN VEYA SAİR CİSİM SOKULMASI SURETİYLE CİNSEL SALDIRI ŞİKÂYETE BAĞLI OLUP, ŞİKÂYET YOKLUĞUNDA EYLEM KÖTÜ MUAMELE SUÇUNA DÖNÜŞTÜRÜLEREK CEZALANDIRILAMAZ

    Somut olayda sanığın resmî nikâhlı eşine yönelik birden fazla şiddet eyleminin yanında, eşinin iradesi dışında zorla cinsel ilişkiye girdiği de kabul edilmiştir. Yargılama konusu fiiller arasında tehdit, kasten yaralama ve aile bireyine kötü muamele niteliğinde başka davranışlar da bulunmaktadır. İlk derece mahkemesi, zorla cinsel ilişki eylemini bağımsız bir cinsel saldırı olarak değerlendirmek yerine aile bireyine karşı kötü muamele kapsamında kabul ederek TCK 232/1 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

    Yargıtay 4. Ceza Dairesi, bu hukuki nitelendirmenin TCK 102/2’nin açık düzenlemesi karşısında mümkün olmadığını belirtmiştir. Evlilik ilişkisi eşlerden herhangi birine diğer eşin cinsel dokunulmazlığı üzerinde sınırsız tasarruf yetkisi vermemektedir. Eşlerden birinin diğer eşin rızası dışında organ veya sair cisim sokmak suretiyle gerçekleştirdiği cinsel davranış, diğer şartları da mevcutsa TCK 102/2 kapsamındaki cinsel saldırı suçunu oluşturur.

    Kanun koyucu eşler arasındaki bu özel durumu ikinci fıkranın ikinci cümlesinde açıkça düzenlemiştir. Buna göre organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen cinsel saldırının eşe karşı işlenmesi hâlinde soruşturma ve kovuşturma mağdur eşin şikâyetine bağlıdır. Dolayısıyla fiil suç olmaktan çıkarılmamış; yalnızca kovuşturulabilmesi bakımından özel bir muhakeme şartı getirilmiştir.

    Somut olayda mağdur eşin şikâyetinden vazgeçtiği anlaşılmıştır. Bu durumda yapılması gereken, sanığın eylemini başka bir suç tipine dönüştürmek değildir. Şikâyetten vazgeçilmesi cinsel saldırı olarak gerçekleşen fiilin maddi niteliğini değiştirmez. Eylem yine eşe karşı TCK 102/2 kapsamındaki nitelikli cinsel saldırıdır; ancak kanunun aradığı takip şartı ortadan kalkmıştır.

    Yargıtay bu nedenle yerel mahkemenin TCK 232/1’e başvurmasını suç vasfında yanılgı olarak değerlendirmiştir. Özel bir suç tipi kapsamında kalan davranışın, bu suçun şikâyet şartının gerçekleşmemesi nedeniyle genel nitelikteki başka bir hüküm üzerinden cezalandırılması mümkün değildir. Böyle bir yaklaşım kanun koyucunun açıkça şikâyete bağladığı fiilin dolaylı olarak resen kovuşturulması sonucunu doğuracaktır.

    Karar ayrıca suçun oluşumu ile muhakeme şartının birbirinden ayrılması gerektiğini göstermektedir. Mağdurun şikâyeti suçun maddi unsuru değildir. Eşin rızası dışında penetrasyon gerçekleştiği anda suçun maddi ve manevi unsurları oluşabilir. Şikâyet ise bu suç hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesinin şartıdır. Bu nedenle şikâyetten vazgeçme fiili geçmişe dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez; yalnızca davanın devamına engel olur.

    Sonuç olarak Daire, resmî nikâhlı eşle zorla cinsel ilişkiye girilmesi şeklindeki eylemin TCK 102/2 kapsamında eşe karşı cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu, ancak mağdur eşin şikâyetinden vazgeçmesi karşısında düşme kararı verilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Eylemin TCK 232/1 kapsamında kötü muamele olarak nitelendirilip mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

    Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 21.01.2020, E. 2015/27514, K. 2020/1406

    TCK 102/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 102/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Fiilin organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşması TCK 102/2 Nitelikli hal, temel şekli dışlayarak uygulanır
    Fiilin bu boyuta ulaşamadan kesilmesi 102/2 hükmüne teşebbüs veya 102/1 Kastın yöneldiği boyut delillerle belirlenir
    Eşe karşı işlenme ve şikayet bulunmaması Soruşturma yapılamaz Eşe karşı nitelikli saldırı şikayete tabidir
    Mağdur beyanının çelişkili kalması ve dış doğrulamanın yokluğu Şüpheden sanık yararlanır Soyut beyan tek başına mahkumiyete yetmez
    Fiil sırasında direncin cebirle kırılması 102/2 ve koşullarına göre ek nitelendirme Cebir bu suçun unsuru olmakla birlikte ağır neticeler ayrıca değerlendirilir

    Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-c hısımlığa karşı cinsel saldırı, TCK 102/4 cebir ve şiddetin ağır neticeleri ile tutukluluk süreci için tutuklama kararına itiraz rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 102/2 nedir?

    TCK 102/2, cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesini düzenleyen nitelikli haldir; cezası on iki yıldan az olmamak üzere hapistir.

    Tecavüz suçunun cezası kaç yıl?

    Halk arasında tecavüz olarak bilinen nitelikli cinsel saldırının cezası 12 yıldan 20 yıla kadar hapistir; fiil silahla, birden fazla kişiyle veya 102/3 bentlerindeki diğer koşullarla işlenmişse alt sınır 18 yıla çıkar.

    TCK 102/2 şikayete tabi mi?

    Kural olarak hayır; soruşturma kendiliğinden yürütülür ve şikayetten vazgeçme sonuç doğurmaz. Tek istisna suçun eşe karşı işlenmesidir: Bu halde soruşturma mağdur eşin şikayetine bağlıdır.

    Eşe karşı cinsel saldırı suç mu?

    Evet. Evlilik birliği cinsel özgürlüğü ortadan kaldırmaz; eşe karşı organ veya cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen fiil TCK 102/2 kapsamında suçtur, ancak takibi mağdur eşin şikayetine bağlıdır.

    Nitelikli cinsel saldırıda tutuklama olur mu?

    Suç CMK 100/3 katalogunda yer aldığından tutuklama nedeni var sayılabilir ve uygulamada tutuklama sık görülür; tutukluluğun devamı kararlarına karşı itiraz yolu açıktır.

    Teşebbüs halinde ceza nasıl belirlenir?

    Fail nitelikli boyuta yönelmiş ancak fiili tamamlayamamışsa teşebbüs hükümleri uygulanır ve ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir; kastın hangi boyuta yöneldiği delillerle belirlenir.

    TCK 102/2 davasında avukat desteği neden önemli?

    Alt sınırı on iki yıl olan bir suçta nitelendirme, teşebbüs ve beyan denetimi tartışmalarının her biri on yılı aşan sonuç farkları üretir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/2 nitelikli cinsel saldırı konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 102/2 Nitelikli Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 102/1 Basit Cinsel Saldırı ve Sarkıntılık Suçu Cezası

    TCK 102/1 Basit Cinsel Saldırı ve Sarkıntılık Suçu Cezası

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 102/1 nedir? TCK 102/1, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyi düzenleyen basit cinsel saldırı suçudur; cezası mağdurun şikayeti üzerine beş yıldan on yıla kadar hapistir. Cinsel davranış ani ve kesintili kalmışsa sarkıntılık söz konusudur ve ceza iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Suç, vücuda organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmışsa şikayete bakılmaksızın TCK 102/2 uygulanır. Temas içermeyen sözlü ve dijital fiiller ise cinsel taciz kapsamındadır.

    Cinsel dokunulmazlık, ceza hukukunun en sıkı koruduğu değerlerdendir; ihlalin en yaygın biçimi de vücut dokunulmazlığına yönelen temaslardır. TCK 102 cinsel saldırı suçu sisteminin giriş kapısı olan TCK 102/1, bu fiilleri iki basamakta cezalandırır: süreklilik kazanan cinsel davranışlar basit cinsel saldırı, ani ve kesintili kalanlar sarkıntılıktır.

    Bu yazıda iki basamak arasındaki içtihadi çizgiyi, şikayet rejimini ve aralarında Ceza Genel Kurulu kararlarının da bulunduğu yirmi bir emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Çocuk mağdurlara karşı fiiller ayrı bir suç oluşturur ve TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizde incelenmiştir.

    TCK 102/1 Nedir?

    TCK 102/1, yetişkin bir kimsenin vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlalini cezalandırır. Suçun oluşumu için iki unsur birlikte aranır: mağdurun vücuduna yönelen fiziksel bir temas ve failin cinsel amaçla hareket etmesi. Temas şartı, hükmü temas içermeyen cinsel tacizden; fiilin vücuda organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmaması, nitelikli halden ayırır. Mağdurun iradesine aykırılık esastır; geçerli rızanın bulunduğu davranışlar suç oluşturmaz, ancak rızanın varlığı ve sınırları her olayda titizlikle denetlenir.

    TCK 102 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel saldırı

    Madde 102 – (1) (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    (3) Suçun;

    a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

    d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

    Sarkıntılık Ayrımı Nasıl Yapılır?

    2014 yılında 6545 sayılı Kanunla getirilen sarkıntılık basamağı, uygulamanın en tartışmalı sınırıdır. Yargıtay ölçütü hareketin seyrine bakar: Ani, kesintili ve süreklilik arz etmeyen dokunuşlar sarkıntılık düzeyinde kalırken; devam eden, yoğunlaşan veya mağdurun direncine rağmen sürdürülen davranışlar basit cinsel saldırıyı oluşturur. Aşağıda birebir verdiğimiz kararlarda bu çizginin somut olaylara nasıl uygulandığı görülmektedir. Sınırın önemi büyüktür: Nitelendirme yalnızca ceza aralığını değil, fiilin ağırlığına bağlı bütün kurumları etkiler.

    TCK 102/1 Cezası Ne Kadar?

    • Basit cinsel saldırı: Beş yıldan on yıla kadar hapis; alt sınırdan uzaklaşmada fiilin işleniş biçimi ve mağdur üzerindeki etkisi gözetilir.
    • Sarkıntılık: İki yıldan beş yıla kadar hapis; iki yıl düzeyinde kalan sonuç cezalarda seçenek kurumlar tartışılabilir.
    • Nitelikli hallerle birleşme: Fiil 102/3 bentlerindeki koşullarla işlenmişse ceza yarı oranında artırılır; bu halde sarkıntılıkta dahi aralık üç yıldan başlar.
    • Ağırlaşmış boyut: Fiil organ veya cisim sokulması boyutuna ulaşmışsa TCK 102/2 nitelikli cinsel saldırı hükmü uygulanır ve alt sınır on iki yıla çıkar.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: TCK 102/1 şikayete tabidir; şikayet süresi fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır ve hüküm kesinleşinceye kadar şikayetten vazgeçme davayı düşürür.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suçun temel şekli CMK 100/3 katalogunda yer almaz; tutuklama genel koşullara tabidir. Fiil 102/2 boyutuna ulaştığında katalog devreye girer.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 102/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Aynı olayın sarkıntılık, basit cinsel saldırı veya cinsel taciz olarak nitelendirilmesi arasında yıllarla ölçülen fark vardır; nitelendirme hareketin süreklilik analiziyle yapılır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 102/1 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki yirmi bir emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 102/1 – MAĞDURUN BACAKLARININ, KALÇASININ VE CİNSEL ORGANININ OKŞANMASI, VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL EDEN CİNSEL DAVRANIŞ NİTELİĞİNDE OLUP BASİT CİNSEL SALDIRI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanık ile mağdur aynı askerî koğuşta bulunmaktadır. Mağdurun anlatımına göre olay gece saatlerinde, koğuşta yatıldığı sırada meydana gelmiştir. Sanık, mağdurun bulunduğu yatağa doğru yönelerek battaniyenin altından mağdurun bacaklarını ve kalçasını okşamış, ardından temasını mağdurun cinsel organına yöneltmiştir. Böylelikle isnat edilen hareket yalnızca mağdura yönelik söz, bakış veya cinsel içerikli bir davranıştan ibaret kalmamış; mağdurun vücuduna doğrudan fiziksel temas kurulması suretiyle gerçekleştirilmiştir. Yargılama sırasında eylemin hukuki niteliğinin ve buna bağlı olarak görevli mahkemenin belirlenmesi uyuşmazlık konusu olmuştur.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesi, isnat edilen hareketlerin hukuki niteliğinin belirlenmesinde temasın yöneldiği vücut bölgelerini ve davranışın bütününü birlikte değerlendirmiştir. Cinsel saldırı suçunun temel şekli bakımından organ veya sair cismin vücuda sokulması gerekli değildir. TCK 102/1 açısından belirleyici olan, cinsel nitelikteki davranışla mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Bu nedenle mağdurun bacaklarının ve kalçasının okşanmasıyla başlayıp cinsel organına yönelik fiziksel temasa kadar devam eden hareketlerin, salt cinsel taciz veya sözlü rahatsız etme niteliğinde kabul edilmesi mümkün değildir.

    Özellikle mağdurun cinsel organına yönelik temas, eylemin cinsel niteliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte TCK 102/1’in uygulanabilmesi için temasın mutlaka cinsel organa yönelmesi de şart değildir. Somut olayın özellikleri içerisinde kalça ve bacakların okşanması gibi hareketler de davranışın gerçekleştirilme şekli, zamanı, ortamı ve diğer hareketlerle olan bağlantısı dikkate alınarak cinsel davranış niteliği taşıyabilir. Burada hareketlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda sanığın mağdurun cinsel dokunulmazlığına yönelik fiziksel müdahalede bulunduğu iddiasının söz konusu olduğu görülmektedir.

    Daire bu noktada TCK 102 kapsamında korunan hukuki değerin yalnızca belirli vücut bölgelerinin fiziksel bütünlüğü olmadığını; kişinin kendi bedeni ve cinsel dokunulmazlığı üzerinde serbestçe karar verebilmesinin de koruma altında bulunduğunu esas alan bir değerlendirme yapmıştır. Mağdurun iradesi dışında gerçekleştirilen ve doğrudan vücuduna yönelen cinsel nitelikteki temas, vücut dokunulmazlığını ihlal ettiğinden TCK 102 kapsamında değerlendirilmelidir. Dolayısıyla olayın yalnızca temasın kısa sürmesi veya tam bir cinsel birleşmenin bulunmaması üzerinden değerlendirilmesi doğru değildir.

    Uyuşmazlığın diğer önemli yönünü görev meselesi oluşturmuştur. Sanığa isnat edilen eylemin hukuki niteliği TCK 102 kapsamında basit cinsel saldırı olarak değerlendirilebilecek nitelikte olduğundan, suç vasfının tayini ve delillerin bu suç yönünden değerlendirilmesi görevli üst dereceli mahkeme tarafından yapılmalıdır. Yargıtay bu nedenle alt dereceli mahkemenin doğrudan esasa girerek hüküm kurmasını isabetli görmemiş; eylemin niteliği gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiğine işaret etmiştir.

    Sonuç olarak karar, TCK 102/1 uygulamasında bedensel temas ölçütünün önemini ortaya koymaktadır. Cinsel amaç ve nitelik taşıyan davranış mağdurun vücuduna temas etmek suretiyle gerçekleştirilmişse, olayın koşullarına göre basit cinsel saldırı hükümleri gündeme gelir. Özellikle kalça, bacak ve cinsel organın okşanması biçimindeki birbirini tamamlayan hareketlerin mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği gözetilerek hukuki nitelendirme yapılması gerekir.

    Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 15.03.2007, E. 2005/2134, K. 2007/1979

    TCK 102/1 – MAĞDURUN KALÇASINA CİNSEL NİTELİKTE DOKUNULMASI, FİZİKSEL TEMAS NEDENİYLE CİNSEL TACİZ DEĞİL BASİT CİNSEL SALDIRI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanığa isnat edilen eylem, müştekinin kalçasına dokunması şeklinde gerçekleşmiştir. Yargılama makamları önünde esas tartışma, bu hareketin cinsel taciz olarak mı yoksa mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel saldırı olarak mı nitelendirileceği üzerinde yoğunlaşmıştır. İlk derece yargılamasında isnat edilen fiil bakımından hüküm kurulmuş, kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 5. Ceza Dairesinin incelemesine gelmiştir. Daire, eylemin hukuki niteliğini belirlerken özellikle sanığın mağdurun vücuduyla doğrudan fiziksel temas kurmuş olmasını dikkate almıştır.

    5237 sayılı TCK’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin sisteminde cinsel saldırı ile cinsel taciz arasındaki temel ayrım noktalarından biri mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilip edilmediğidir. Cinsel taciz, cinsel amaç taşımasına rağmen mağdurun vücuduna fiziksel temas içermeyen davranışlarla gerçekleştirilebilir. Buna karşılık cinsel davranış mağdurun bedenine yönelmiş ve doğrudan fiziksel temas yoluyla vücut dokunulmazlığı ihlal edilmişse TCK 102 hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle aynı cinsel amaç altında gerçekleştirilen iki davranıştan fiziksel temas içeren hareket ile içermeyen hareket farklı suç tiplerine vücut verebilir.

    Yargıtay bu ayrımı somut olaya uyguladığında, mağdurun kalçasına dokunulmasını fiziksel temas içeren bir davranış olarak değerlendirmiştir. Kalçanın mağdurun bedeninin bir parçası olması karşısında, bu bölgeye cinsel nitelikte dokunulması mağdurun vücut dokunulmazlığına doğrudan müdahale teşkil etmektedir. Burada TCK 102/1’in uygulanması bakımından failin mağdurla cinsel birleşmeye teşebbüs etmesi veya mağdurun vücuduna organ yahut sair cisim sokması aranmaz. Bu sonuncu davranışlar TCK 102/2 kapsamında farklı bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulurken, mağdurun bedenine cinsel nitelikte temas edilmesi temel suç tipinin oluşması bakımından yeterli olabilmektedir.

    Kararda ortaya çıkan önemli ilke, temasın süresinin tek başına suç vasfını belirlememesidir. Mağdurun kalçasına yönelik cinsel nitelikte bir temasın bulunması durumunda, yalnızca hareketin kısa sürmesinden hareket edilerek olayın temas içermeyen cinsel taciz suçuna dönüştürülmesi mümkün değildir. Temasın ani veya kısa olması, koşulları mevcutsa eylemin sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığı yönünden ayrıca önem taşıyabilir; ancak fiziksel temasın varlığı, TCK 102 ile TCK 105 arasındaki temel ayrım bakımından belirleyici özelliktedir.

    Daire ayrıca suçun doğru nitelendirilmesinin yalnızca uygulanacak ceza normu açısından değil, görevli mahkemenin belirlenmesi açısından da önem taşıdığına dikkat çekmiştir. Sanığa isnat edilen “müştekinin kalçasına dokunma” eyleminin bedensel temas içermesi nedeniyle TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinde, suç için öngörülen yaptırım itibarıyla yargılamanın görevli mahkemede yapılması zorunludur. Bu nedenle görevsiz mahkemenin suçun esasına ilişkin değerlendirme yaparak hüküm kurması usulen de hukuka uygun değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdurun kalçasına cinsel nitelikte dokunma şeklindeki eylemin mağdurun vücut dokunulmazlığına doğrudan müdahale oluşturduğunu kabul etmiş; bedensel temasın varlığı nedeniyle fiilin cinsel taciz kapsamında değerlendirilmesine imkân bulunmadığını ortaya koymuştur. Karar, özellikle TCK 102/1 ile TCK 105 arasındaki sınırın belirlenmesi bakımından önem taşımakta; cinsel davranış + mağdurun bedenine fiziksel temas + vücut dokunulmazlığının ihlali unsurlarının birlikte bulunması hâlinde TCK 102 kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini göstermektedir.

    Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 25.11.2008, E. 2008/12448, K. 2008/10222

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN BELİNDEN TUTULARAK SARILMASI VE KARŞI KOYMASI ÜZERİNE EYLEME SON VERİLMESİ, VÜCUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL EDEN CİNSEL SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR

    Somut olayda sanık, olay günü evlerine gelen mağdureye fiziksel olarak yaklaşmış ve mağdurenin belinden tutarak kendisine doğru çekip sarılmıştır. Mağdure sanığın bu davranışına rıza göstermemiş, fiziksel olarak karşı koymuş ve sanığa tekme atmıştır. Bunun üzerine sanık mağdureyi bırakmış ve eylemine devam etmemiştir. İlk derece mahkemesindeki değerlendirmede sanığın hareketinin hangi cinsel dokunulmazlığa karşı suçu oluşturduğu tartışılmış; özellikle eylemin cinsel taciz kapsamında mı yoksa mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlali nedeniyle cinsel saldırı kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği uyuşmazlığın merkezinde yer almıştır.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesi, eylemin hukuki niteliğini belirlerken öncelikle sanığın mağdureyle doğrudan bedensel temas kurmuş olmasını dikkate almıştır. TCK 105’te düzenlenen cinsel taciz ile TCK 102’de düzenlenen cinsel saldırı arasındaki önemli ayrım noktalarından biri budur. Cinsel nitelikteki davranış mağdurun bedenine temas edilmeksizin gerçekleştirilmişse cinsel taciz gündeme gelebilir. Buna karşılık cinsel davranış mağdurun bedenine doğrudan yönelmiş ve fiziksel temasla vücut dokunulmazlığı ihlal edilmişse, fiilin TCK 102 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

    Somut olayda sanığın davranışı yalnızca mağdureye cinsel içerikli söz söylemek, işaret yapmak veya temas içermeyen başka bir davranışta bulunmaktan ibaret değildir. Sanık mağdurenin belinden bizzat tutmuş ve sarılmıştır. Dolayısıyla mağdurenin vücuduna doğrudan doğruya temas edilmiştir. Bu fiziksel temasın olayın oluş biçimi ve tarafların davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi sonucunda Yargıtay, eylemin mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel davranış niteliğinde olduğunu kabul etmiştir.

    Mağdurenin sanığa karşı koyarak tekme atması ve sanığın bunun üzerine eylemini sonlandırması da fiilin hukuki niteliğinin değerlendirilmesinde önemlidir. Mağdurenin davranışı, sanığın temasına rıza göstermediğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte mağdurenin kısa sürede karşı koymayı başarmış olması, daha önce gerçekleşmiş fiziksel temasın hukuki varlığını ortadan kaldırmaz. Sanık mağdurenin belinden tutup sarılmak suretiyle onun vücut dokunulmazlığına yönelik cinsel nitelikteki müdahaleyi gerçekleştirmiştir.

    Yargıtay ayrıca eylemin kısa süre içerisinde sona ermesinin onu kendiliğinden cinsel taciz hâline getirmediğini ortaya koymuştur. Suç vasfının belirlenmesinde yalnızca davranışın süresi değil, davranışın niteliği ve fiziksel temas içerip içermediği değerlendirilmelidir. Mağdurun vücuduna yönelmiş cinsel nitelikte fiziksel bir müdahale varsa, eylemin kısa sürmesi veya mağdurun karşı koyması nedeniyle sona ermesi, fiziksel temas gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

    Kararın bir diğer önemli yönü görev meselesine ilişkindir. Sanığın fiilinin TCK 105/1 kapsamında cinsel taciz olarak kabul edilmesiyle TCK 102/1 kapsamında cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi arasında görevli mahkeme bakımından da farklılık bulunmaktadır. Yargıtay, sanığın eyleminin TCK 102/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden, yargılama yaparak lehe kanunu belirleme görevinin üst dereceli Asliye Ceza Mahkemesine ait olduğunu belirtmiştir.

    Sonuç olarak Daire, mağdurenin belinden tutulup sarılması şeklindeki davranışın bedensel temas içermesi ve cinsel nitelikte bulunması nedeniyle mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel saldırı olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Eylemin cinsel taciz kapsamında görülerek buna göre uygulama yapılması hukuka aykırı bulunmuş ve hüküm bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 16.02.2006, E. 2006/306, K. 2006/901

    TCK 102/1 – RESMÎ NİKÂHLA EVLİ EŞİN RIZASI DIŞINDA KENDİSİNE DOĞRU ÇEKİLEREK SARILIP ÖPÜLMESİ, OLAY TARİHİNDEKİ KANUNİ DÜZENLEME KARŞISINDA TCK 102/1 KAPSAMINDA BASİT CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURMAZ

    Somut olayda sanık ile mağdure olay tarihinde resmî nikâhla evlidir. Sanığın, eşinin rızası bulunmamasına rağmen mağdureyi kendisine doğru çektiği, ona sarıldığı ve öptüğü kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi bu hareketleri mağdurenin cinsel dokunulmazlığına yönelik kabul ederek sanığı TCK 102/1 kapsamında basit cinsel saldırı suçundan mahkûm etmiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay 14. Ceza Dairesinin önüne gelmiştir.

    Dairenin çözmesi gereken temel hukuki mesele, TCK 102/1’de düzenlenen cinsel saldırının temel şeklinin eşe karşı işlenmesinin suçun faili ve mağduru bakımından kanuni tipe dahil olup olmadığıdır. Burada mağdurenin davranışlara rıza göstermediği kabul edilmesine rağmen, Yargıtay tartışmayı yalnızca rızanın bulunup bulunmadığı üzerinden yürütmemiştir. Asıl mesele, kanun koyucunun TCK 102’nin sistematiğinde eşler arasındaki cinsel davranışları hangi kapsamda suç olarak düzenlediğinin belirlenmesi olmuştur.

    Yargıtay, TCK 102/2’nin ikinci cümlesindeki özel düzenlemeye dikkat çekmiştir. Kanun koyucu, organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırının eşe karşı işlenebileceğini açıkça düzenlemiş ve bu durumda soruşturma ve kovuşturmayı mağdur eşin şikâyetine bağlamıştır. Buna karşılık TCK 102/1’de düzenlenen temel cinsel saldırı şekli bakımından eşe ilişkin benzer bir hükme yer verilmemiştir.

    Daire bu sistematik farklılığı bilinçli bir kanun koyucu tercihi olarak değerlendirmiştir. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereğince, kanunda suç olarak açıkça tanımlanmayan bir davranışın yorum yoluyla suç kapsamına alınması mümkün değildir. Özellikle ceza normlarının kapsamının fail aleyhine genişletilmesi sonucunu doğuracak kıyas veya genişletici yorum yapılamaz. Bu nedenle TCK 102/2’de eş bakımından açıkça düzenleme yapılmış olmasına karşılık TCK 102/1’de böyle bir düzenleme bulunmamasının hukuki sonucu gözetilmelidir.

    Bu çerçevede Yargıtay, sanığın eşini rızası dışında kendisine doğru çekmesi, sarılması ve öpmesi şeklindeki davranışının cinsel nitelikte bulunmasının tek başına TCK 102/1’den mahkûmiyet için yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mağdurenin rızasının bulunmadığı kabul edilse dahi, olay tarihinde resmî evlilik ilişkisi devam eden eşler arasında gerçekleştirilen bu nitelikteki eylemin TCK 102/1 kapsamında suç olarak düzenlenmediği kabul edilmiştir.

    Kararın önemli taraflarından biri de rıza ile suçun kanuni unsurlarının birbirinden ayrılmasıdır. Bir davranışın mağdurun rızasına aykırı olması, tek başına belirli bir ceza normundan mahkûmiyet için yeterli değildir. Öncelikle söz konusu davranışın fail, mağdur, hareket ve diğer unsurları itibarıyla kanunda tanımlanan suç tipine uygun olması gerekir. Yargıtay burada mağdurenin rızasının bulunmadığını reddetmemiş; buna rağmen TCK 102/1’in eşler arasındaki bu eylemi kapsamadığı sonucuna varmıştır.

    Sonuç olarak Daire, olay tarihinde mağdureyle resmî olarak evli bulunan sanığın eşinin rızasına aykırı şekilde onu kendisine çekip sarılması ve öpmesi şeklindeki eylem nedeniyle TCK 102/1’den mahkûmiyet kurulmasını kanuna aykırı bulmuştur. İlk derece mahkemesi hükmü bu nedenle bozulmuştur. Karar, özellikle TCK 102/1 ile 102/2 arasındaki sistematik ilişkinin ve eşe karşı gerçekleştirilen eylemlerde suçta ve cezada kanunilik ilkesinin uygulanmasının gösterilmesi bakımından önem taşımaktadır.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 13.02.2014, E. 2012/4276, K. 2014/1689

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN KALÇASININ ELLE SIKILMASI ŞEKLİNDE ANİ VE KESİNTİLİ GERÇEKLEŞEN EYLEM, SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanığın mağdureye yönelik eylemi, mağdurenin kalçasını eliyle sıkması şeklinde gerçekleşmiştir. Dosya kapsamındaki mağdure beyanları, sanığın savunması ve olayın meydana geliş biçimi birlikte değerlendirildiğinde fiziksel temasın gerçekleştiği kabul edilmiş; uyuşmazlık esas itibarıyla bu temasın TCK 102/1 kapsamında hangi ağırlıkta bir cinsel saldırı oluşturduğu noktasında toplanmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini cinsel saldırı olarak kabul ederek mahkûmiyet hükmü kurmuş ve suç tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca temel cezayı belirlemiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, cinsel saldırı suçunda mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesinin temel unsur olduğunu kabul etmekle birlikte, 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’e eklenen sarkıntılık düzenlemesinin somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna göre mağdurun bedenine yönelik her cinsel temas aynı yoğunlukta değildir. Hareketin gerçekleştirilme biçimi, süresi, devamlılık gösterip göstermediği, failin hareketlerinin ısrarcı bir hâl alıp almadığı ve mağdur üzerindeki cinsel temasın yoğunluğu suçun temel şekli ile sarkıntılık düzeyinde kalan şekli arasındaki ayrımda dikkate alınmalıdır.

    Somut olayda sanığın mağdurenin kalçasını sıkması, doğrudan bedensel temas içerdiğinden cinsel taciz olarak nitelendirilemez. Eylem mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal ettiğinden TCK 102 kapsamındadır. Bununla birlikte Yargıtay, hareketin ani ve kesintili şekilde gerçekleştiğini özellikle vurgulamıştır. Sanığın mağdure üzerinde devam eden, belirli bir süreye yayılan veya birbiri ardına gerçekleştirilen yoğun cinsel hareketlerde bulunduğuna ilişkin bir kabul söz konusu değildir. Bu nedenle eylemin cinsel saldırı niteliği korunmakla birlikte, davranışın ağırlığı bakımından sarkıntılık sınırlarında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Karar bu yönüyle TCK 102/1’in kendi içerisindeki ayrım bakımından önemlidir. Birinci cümlenin uygulanabilmesi için organ veya sair cisim sokulması zaten gerekli değildir; bu durum TCK 102/2’nin konusudur. Ancak 102/1’in birinci cümlesindeki cinsel saldırı ile ikinci cümlesindeki sarkıntılık arasındaki ayrımda yalnızca “temas var mı, yok mu?” sorusu yeterli değildir. Her ikisinde de bedensel temas bulunabilir. Ayrım, cinsel davranışın yoğunluğu ve sürekliliği üzerinden yapılmalıdır. Ani, kısa ve kesintili bir temas sarkıntılık düzeyinde kalabilirken, mağdurun bedeni üzerinde devamlılık gösteren ve daha yoğun nitelik taşıyan hareketler temel şekli oluşturabilir.

    Yargıtay ayrıca suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun sanık lehine sonuç doğurup doğurmadığını da değerlendirmiştir. Olay tarihinde TCK 102/1 içerisinde bugünkü anlamıyla ayrıca cezalandırılan bir “sarkıntılık” kategorisi bulunmaktayken sonradan yapılan değişiklikle sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırılar daha düşük ceza yaptırımına bağlanmıştır. Sanığın kalça sıkma şeklindeki eyleminin ani ve kesintili olması karşısında, yeni düzenlemenin somut olayda sanık lehine sonuç doğurabileceği kabul edilmiştir.

    Bu nedenle Daire, sonradan yürürlüğe giren lehe kanunun uygulanması zorunluluğunu gözetmiştir. Mahkemenin önceki düzenlemeye göre kurduğu hükmün doğrudan korunması yerine, 6545 sayılı Kanunla getirilen sarkıntılık hükmü çerçevesinde sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Böylece karar, sarkıntılık kavramının yalnızca soyut olarak değil, eylemin ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen yapısı üzerinden belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

    Sonuç itibarıyla mağdurenin kalçasını sıkmak şeklindeki fiziksel ve cinsel nitelikli temas TCK 102’nin kapsamı dışına çıkmamaktadır. Ancak hareketin ani biçimde gerçekleştirilmesi, devamlılık göstermemesi ve daha yoğun cinsel davranışlara dönüşmemesi nedeniyle eylem sarkıntılık düzeyinde kalmıştır. Bu nedenle sanığın hukuki durumunun TCK 102/1’in sarkıntılığa ilişkin daha lehe düzenlemesi çerçevesinde yeniden belirlenmesi gerektiği kabul edilerek hüküm bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 31.03.2021, E. 2017/95, K. 2021/2649

    TCK 102/1 – KIYAFETİN İÇİNE EL SOKULARAK MAĞDURUN VÜCUT DOKUNULMAZLIĞININ ANİ VE KESİNTİLİ ŞEKİLDE İHLAL EDİLMESİ, SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda mağdur apartmana girdiği sırada sanık mağdura yaklaşmış ve elini mağdurun kıyafetinin içerisine sokmak suretiyle vücuduna temas etmiştir. Olayın gerçekleşme biçimi güvenlik kamerası görüntülerine de yansımış; kolluk tarafından görüntüler hakkında CD izleme tutanağı düzenlenmiş ve kovuşturma aşamasında görüntüler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlık yalnızca tarafların karşılıklı anlatımlarına dayanmamış, olayın gerçekleşme biçiminin değerlendirilmesine imkân veren objektif nitelikte görüntü delilleri de dosyada yer almıştır.

    İlk derece mahkemesi, sanığın mağdurun kıyafetinin içine elini sokarak gerçekleştirdiği temasın cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte hukuki uyuşmazlık, sanığın eyleminin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı mı yoksa aynı fıkranın ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı mı olduğu konusunda ortaya çıkmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesinin değerlendirmesine yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, uyuşmazlık bunun üzerine Yargıtay incelemesine taşınmıştır.

    Yargıtay, kamera görüntüleri, bu görüntülere ilişkin tutanaklar ve bilirkişi raporu üzerinden eylemin gerçekleştirilme biçimini değerlendirmiştir. Sanığın mağdurun kıyafetinin içine elini sokması kuşkusuz doğrudan fiziksel temas içermektedir. Bu nedenle fiil, mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyen cinsel taciz kategorisinde değerlendirilemez. Cinsel davranış doğrudan mağdurun bedenine yöneldiğinden TCK 102 kapsamında bir cinsel saldırı bulunmaktadır.

    Ancak Daireye göre cinsel saldırının varlığının tespit edilmesi suç vasfının belirlenmesi bakımından yeterli değildir. Bundan sonraki aşamada eylemin yoğunluğu ayrıca değerlendirilmelidir. Kamera kayıtlarından sanığın hareketinin ani ve kesintili biçimde gerçekleştiği ve süreklilik arz etmediği anlaşılmıştır. Failin mağdur üzerinde devam eden biçimde birden fazla cinsel davranış gerçekleştirdiği veya fiziksel temasını belirli bir süre sürdürdüğü kabul edilmemiştir. Bu özellikler, eylemin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki daha ağır temel şekil yerine ikinci cümlede düzenlenen sarkıntılık kapsamında değerlendirilmesini gerektirmiştir.

    Karar özellikle “kıyafetin içine el sokma” hareketinin tek başına otomatik olarak TCK 102/1’in birinci cümlesinin uygulanmasını gerektirmediğini göstermesi bakımından önemlidir. Hareket kuşkusuz mağdurun kişisel ve bedensel alanına ciddi bir müdahaledir. Bununla birlikte sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrım yapılırken yalnızca temas edilen bölge veya temasın kıyafet üzerinden yahut kıyafet altından gerçekleştirilmesi değil, eylemin bütünsel yoğunluğu da dikkate alınmaktadır. Yargıtay bu nedenle olayın nasıl başladığına, ne kadar sürdüğüne ve hareketlerin devamlılık gösterip göstermediğine bakmıştır.

    Bu yaklaşım uyarınca sarkıntılık da TCK 102 kapsamında bir cinsel saldırı suçudur; cinsel taciz değildir. Sarkıntılık, temel suçtan bağımsız tamamen farklı bir suç tipi olarak değil, cinsel saldırının daha az cezayı gerektiren şekli olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla “eylem sarkıntılık düzeyinde kalmıştır” denilmesi mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmediği anlamına gelmez. Aksine vücut dokunulmazlığı cinsel davranışla ihlal edilmiştir; ancak bu ihlal ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen niteliktedir.

    Yargıtay sonuç olarak sanığın eyleminin TCK 102/1’in ikinci cümlesinde düzenlenen sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. İlk derece mahkemesince suç vasfında yanılgıya düşülerek fıkranın birinci cümlesine göre uygulama yapılması ve Bölge Adliye Mahkemesince de bu hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Böylelikle karar, ani ve kesintili bedensel temas ile süreklilik gösteren cinsel davranış arasındaki ayrımı TCK 102/1 uygulamasında belirleyici ölçütlerden biri olarak ortaya koymuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 11.09.2018, E. 2018/3606, K. 2018/5093

    TCK 102/1 – YOLDA YÜRÜYEN MAĞDURENİN BACAK ARASINA ANİDEN EL UZATILARAK CİNSEL ORGANINA DOKUNULMASI, SÜREKLİLİK GÖSTERMEDİĞİ TAKDİRDE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda on dokuz yaşındaki mağdure yol kenarında yürüdüğü sırada sanık aracıyla mağdurenin yanına yaklaşmıştır. Sanık, mağdurenin bulunduğu yere geldiğinde ani bir hareketle elini mağdurenin bacaklarının arasına uzatmış ve cinsel organına dokunmuştur. Eylem mağdurenin iradesi dışında gerçekleştirilmiş olup doğrudan vücudunun cinsel bölgesine yönelik fiziksel temas içermektedir. Yargılama sırasında sanığın hareketinin cinsel saldırı niteliğinde olduğu konusunda esaslı bir tereddüt bulunmamakla birlikte, uyuşmazlık bu saldırının TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel şekli mi yoksa ikinci cümlede düzenlenen sarkıntılık düzeyindeki şekli mi oluşturduğu noktasında yoğunlaşmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın hareketinin mağdurenin vücut dokunulmazlığını ihlal ettiğini kabul etmiştir. Mağdurenin cinsel organına elle dokunulması doğrudan fiziksel temas içerdiğinden, eylemin TCK 105 kapsamında cinsel taciz olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Cinsel taciz ile cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından fiziksel temasın varlığı önem taşımakta olup somut olayda bu sınır açık biçimde aşılmıştır. Sanığın davranışı mağdurenin cinsel dokunulmazlığına doğrudan yönelmiş ve bedenine fiziksel müdahale şeklinde gerçekleşmiştir.

    Bununla birlikte Daire, TCK 102/1 kapsamına giren her fiziksel temasın aynı ağırlıkta cezalandırılmayacağını belirtmiştir. 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’de yapılan değişiklik sonucunda cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması daha az cezayı gerektiren bir hâl olarak ayrıca düzenlenmiştir. Bu ayrımın yapılmasında temas edilen vücut bölgesinin yanı sıra hareketin süresi, yoğunluğu, devamlılık gösterip göstermediği, birbirini izleyen başka cinsel davranışların bulunup bulunmadığı ve olayın bütün olarak ortaya koyduğu saldırının ağırlığı dikkate alınmalıdır.

    Somut olayda temasın doğrudan mağdurenin cinsel organına yönelmiş olması kuşkusuz eylemin cinsel niteliğini açıkça göstermektedir. Ancak Yargıtay bakımından temasın cinsel organa yönelmesi tek başına sarkıntılık sınırının aşıldığını kabul etmek için yeterli görülmemiştir. Sanığın hareketi ani biçimde gerçekleştirilmiş, temas kısa süreli kalmış ve devam eden başka cinsel hareketlere dönüşmemiştir. Bu nedenle eylemin yöneldiği bölgenin mahrem niteliği ile hareketin icra biçimi birbirinden ayrı değerlendirilmiştir.

    Dairenin bu yaklaşımı, sarkıntılık kavramının belirlenmesinde özellikle ani ve kesik hareket ölçütünün önemini ortaya koymaktadır. Sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırıda da mağdurun vücut dokunulmazlığı ihlal edilmektedir. Bu nedenle sarkıntılık, fiziksel temas bulunmayan cinsel tacizle karıştırılmamalıdır. Sarkıntılığı TCK 102/1’in birinci cümlesindeki cinsel saldırıdan ayıran temel özellik, cinsel davranışın belirli bir yoğunluk ve sürekliliğe ulaşmadan ani ve kesintili biçimde sona ermesidir.

    Nitekim somut olayda sanığın mağdurenin yanına araçla yaklaşmasının ardından tek bir ani hareketle elini bacak arasına uzatıp cinsel organına dokunduğu kabul edilmiştir. Sanığın mağdureyi tutarak eylemine devam ettiği, vücudunun farklı bölgelerine yönelik birbirini takip eden temaslarda bulunduğu veya cinsel hareketlerini belirli bir süre devam ettirdiği yönünde bir kabul bulunmamaktadır. Dolayısıyla eylem cinsel saldırı olmakla beraber, gerçekleştirilme biçimi itibarıyla sarkıntılık düzeyinde kalmıştır.

    Karar aynı zamanda TCK 102/1 uygulamasında yalnızca temas edilen bölgeden hareketle suç vasfının ağırlaştırılmaması gerektiğini göstermektedir. Mağdurun cinsel organına temas edilmesi elbette suçun değerlendirilmesinde son derece önemli bir olgudur; ancak TCK 102/2 anlamında organ veya sair cismin vücuda sokulması söz konusu olmadığı sürece, diğer temaslarda olduğu gibi hareketin yoğunluğu ve devamlılığı da incelenmelidir. Böylece Yargıtay, cinsel saldırının derecelendirilmesinde somut olayın bütün özelliklerinin değerlendirilmesini gerekli görmektedir.

    Sonuç olarak Daire, sanığın yol kenarında yürüyen mağdurenin yanına araçla yaklaşıp ani şekilde elini bacak arasına sokarak cinsel organına dokunması biçimindeki eylemin, ani hareketle gerçekleştirilmesi ve süreklilik arz etmemesinedeniyle TCK 102/1’in ikinci cümlesinde düzenlenen sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Böylelikle kısa süreli fakat doğrudan cinsel bölgeye yönelik temasların da sarkıntılık kapsamında kalabileceği ortaya konulmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.04.2016, E. 2015/1772, K. 2016/4401

    TCK 102/1 – YOLDA YÜRÜMEKTE OLAN MAĞDURENİN KALÇASINA ANİ ŞEKİLDE DOKUNULMASI, TEMASIN KISA VE SÜREKLİLİK GÖSTERMEYEN NİTELİĞİ NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRIDIR

    Somut olayda mağdure yolda yürüdüğü sırada sanık mağdureye yaklaşmış ve kalçasına dokunmuştur. Eylem mağdurenin rızası dışında ve doğrudan bedensel temas kurulması suretiyle gerçekleştirilmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın bu davranışını TCK 102/1 kapsamında değerlendirmiş; ancak cinsel davranışın niteliği itibarıyla fıkranın birinci cümlesinde düzenlenen temel cinsel saldırı suçunun oluştuğunu kabul ederek buna göre cezaya hükmetmiştir. Dosyanın Yargıtay önüne gelmesi üzerine tartışma, eylemin cinsel saldırı olup olmadığından ziyade hangi ağırlıktaki cinsel saldırı hükmünün uygulanması gerektiği üzerinde toplanmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, mağdurenin kalçasına cinsel nitelikte dokunulması şeklindeki hareketin fiziksel temas içerdiğini ve bu nedenle TCK 102 kapsamında bulunduğunu kabul etmiştir. Failin mağdurun bedenine doğrudan temas etmesi nedeniyle olayın yalnızca cinsel taciz olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. TCK 105 kapsamındaki cinsel tacizde mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik böyle bir fiziksel müdahale bulunmazken, somut olayda mağdurenin bedenine doğrudan temas edilmiştir.

    Ancak Yargıtay’a göre fiziksel temasın varlığının belirlenmesinden sonra ikinci bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirme, temasın sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığına ilişkindir. 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’in ikinci cümlesine eklenen düzenleme uyarınca, cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde temel şekle nazaran daha düşük bir ceza öngörülmüştür. Bu nedenle mahkemenin her fiziksel teması doğrudan fıkranın birinci cümlesine göre cezalandırması kanunun oluşturduğu kademeli sisteme uygun değildir.

    Somut olayda sanığın hareketinin niteliği incelendiğinde, mağdurenin kalçasına yönelik temasın ani nitelikte olduğu görülmektedir. Sanığın mağdureyi tutarak hareketini sürdürmesi, mağdurenin bedeninin farklı bölgelerine art arda temas etmesi, öpme, sarılma veya başka cinsel davranışlarla eylemine devam etmesi şeklinde süreklilik gösteren bir saldırı kabul edilmemiştir. Fiziksel temas tek ve ani bir davranış olarak gerçekleşmiştir.

    Yargıtay bu noktada eylemin yoğunluğu ile cinsel niteliğini birbirinden ayırmıştır. Mağdurenin kalçasına dokunulması cinsel nitelikte bir davranış olduğundan TCK 102’nin maddi unsurunu oluşturur. Buna karşılık aynı hareketin kısa ve ani biçimde gerçekleşmesi, saldırının yoğunluk derecesinin belirlenmesinde önem taşımaktadır. Başka bir ifadeyle bir hareketin sarkıntılık sayılması, onun cinsel davranış olmadığı veya mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmediği anlamına gelmemektedir. Buradaki ayrım suçun varlığına değil, cinsel saldırının ağırlık derecesine ilişkindir.

    Bu nedenle Daire, özellikle ani, kesik ve süreklilik göstermeyen temasları sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı kapsamında değerlendirmiştir. Buna karşılık mağdurun bedeninin belirli bir süre boyunca okşanması, birden fazla bölgesine yönelik temasların birbirini takip etmesi, öpme ve sarılma gibi hareketlerin yoğun biçimde sürdürülmesi veya failin mağdur üzerinde cinsel davranışlarını devam ettirmesi hâlinde sarkıntılık sınırının aşılması mümkündür. Her olayda davranışın bütünsel niteliği dikkate alınmalıdır.

    Dairenin yaklaşımına göre ilk derece mahkemesi, sanığın kalçaya dokunma şeklindeki hareketinin ani niteliğini yeterince dikkate almaksızın TCK 102/1’in birinci cümlesini uygulamakla suç vasfında yanılgıya düşmüştür. Eylemin gerçekleşme biçimi, süreklilik göstermemesi ve tek bir temasla sınırlı kalması karşısında ikinci cümlede düzenlenen daha az cezayı gerektiren sarkıntılık hükmünün uygulanması gerekmektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, yolda yürümekte olan mağdurenin kalçasına ani şekilde dokunulmasını mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden bir cinsel saldırı olarak kabul etmiş; ancak hareketin ani ve süreklilik göstermeyen yapısı nedeniyle eylemin TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kaldığına hükmetmiştir. Temel cinsel saldırı hükmünün uygulanması bu nedenle hukuka aykırı bulunmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 16.03.2015, E. 2015/254, K. 2015/4580

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN KOLLARINDAN CİNSEL SAİKLE TUTULMASI VE BU SIRADA CİNSEL İÇERİKLİ SÖZLER SÖYLENMESİ, BEDENSEL TEMAS NEDENİYLE CİNSEL TACİZ DEĞİL CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda sanık mağdureye yönelik olarak yalnızca cinsel içerikli sözler söylemekle kalmamış, aynı zamanda mağdurenin kollarından tutmak suretiyle onunla fiziksel temas kurmuştur. Mağdurenin aşamalardaki anlatımları doğrultusunda sanığın hareketlerinin cinsel saikle gerçekleştirildiği kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi ise sanığın eylemini TCK 105 kapsamında cinsel taciz olarak nitelendirmiş ve hükmünü buna göre kurmuştur. Dosyanın temyiz incelemesinde temel uyuşmazlık, cinsel içerikli sözlere eşlik eden fiziksel temasın suç vasfına etkisi olmuştur.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, mağdurenin aşamalardaki anlatımlarını ve dosya kapsamını birlikte değerlendirmiştir. Daire, cinsel taciz ile cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından sanığın mağdurenin kollarını tutmasını belirleyici görmüştür. Cinsel içerikli sözler tek başına değerlendirildiğinde TCK 105 kapsamında bir değerlendirme yapılması mümkün olabilecekse de, sanığın aynı olay içerisinde cinsel saikle mağdurenin bedenine fiziksel olarak temas etmesi eylemin hukuki niteliğini değiştirmektedir.

    TCK 102/1’in uygulanması için fiziksel temasın mutlaka mağdurun cinsel organına, göğüslerine, kalçasına veya başka bir mahrem bölgesine yönelmesi şart değildir. Esas olan, somut olayın bütün özellikleri itibarıyla cinsel davranış niteliğindeki bir hareketle mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Dolayısıyla tek başına nötr görünebilecek bir temas dahi olayın bağlamı, failin eş zamanlı sözleri ve hareketin amacıyla birlikte değerlendirildiğinde cinsel davranış niteliği kazanabilir.

    Somut olayda da mağdurenin kollarından tutulması soyut biçimde değerlendirilmemiştir. Sanığın aynı sırada cinsel içerikli sözler söylemesi ve mağdureye cinsel saikle yönelmesi, fiziksel temasın niteliğini ortaya koymaktadır. Böylelikle sözlü davranış ile fiziksel hareket bir bütün oluşturmuş; sanığın eylemi mağdurenin yalnızca huzurunu veya cinsel mahremiyetini sözlü biçimde rahatsız etmekten çıkarak beden dokunulmazlığına yönelik bir müdahaleye dönüşmüştür.

    Dairenin yaklaşımı özellikle TCK 102 ile TCK 105 arasındaki sınır bakımından önem taşımaktadır. Suç vasfının belirlenmesinde temas edilen vücut bölgesinin mahrem olup olmadığı tek başına belirleyici değildir. Failin mağdurun kolunu, omzunu veya başka bir vücut bölgesini tutması da somut olayın koşulları içerisinde cinsel davranış niteliğinde olabilir. Burada hareketin cinsel bağlam içerisinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tüm deliller üzerinden belirlenmesi gerekir.

    Yargıtay bu nedenle ilk derece mahkemesinin olayı yalnızca sanığın söylediği sözler üzerinden değerlendirerek cinsel taciz suçundan hüküm kurmasını isabetli bulmamıştır. Sanığın cinsel saikle mağdurenin kollarından tutması suretiyle gerçekleştirdiği fiziksel müdahale göz ardı edildiğinde, TCK 102’nin koruduğu vücut dokunulmazlığı unsuru da değerlendirme dışında bırakılmış olmaktadır. Oysa temasın varlığı ve bunun cinsel saikle gerçekleştirilmesi, eylemi basit cinsel saldırı alanına taşımaktadır.

    Sonuç itibarıyla Yargıtay, sanığın mağdurenin kollarından cinsel saikle tutması ve eş zamanlı olarak cinsel içerikli sözler söylemesi şeklindeki eyleminin TCK 102/1 kapsamında basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. İlk derece mahkemesinin suç vasfında yanılgıya düşerek TCK 105 kapsamında cinsel taciz suçundan hüküm kurması hukuka aykırı bulunmuş ve hüküm bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.02.2013, E. 2012/1854, K. 2013/1339

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN YANAĞINDAN MAKAS ALINIP OMUZLARINDAN TUTULARAK CİNSEL İLİŞKİ TEKLİF EDİLMESİ, EYLEMİN ANİ VE KESİNTİLİ OLMASI NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda sanık, on dokuz yaşındaki mağdureye yaklaşarak önce yanağından makas almış, ardından mağdureyi omuzlarından tutmuş ve bu sırada kendisine cinsel ilişkiye girme teklifinde bulunmuştur. Böylece sanığın davranışı yalnızca sözlü bir cinsel tekliften ibaret kalmamış; cinsel içerikli sözlerle birlikte mağdurenin bedenine yönelik fiziksel temas da gerçekleşmiştir. İlk derece mahkemesi, sanığın hareketlerini cinsel saldırı kapsamında değerlendirerek mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Dosyanın Yargıtay önüne gelmesi üzerine uyuşmazlık, fiziksel temas içeren bu hareketlerin TCK 102/1’in temel şekli kapsamında mı yoksa sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı olarak mı nitelendirileceği üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi öncelikle sanığın hareketlerini birbirinden bağımsız şekilde değerlendirmemiştir. Mağdurenin yanağından makas alınması ve omuzlarından tutulması tek başına günlük hayat içerisinde farklı anlamlara gelebilecek hareketler olsa da, bu hareketlerin gerçekleştirildiği sırada sanığın mağdureye cinsel ilişki teklifinde bulunması temasın mahiyetini ortaya koymaktadır. Bu nedenle sözlü teklif ile bedensel temas bir bütün hâlinde ele alınmış ve fiziksel hareketlerin cinsel nitelik taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Bu belirleme TCK 102 ile TCK 105 arasındaki ayrım bakımından önemlidir. Sanık yalnızca mağdureye cinsel ilişki teklif etmiş olsaydı, olayın özelliklerine göre temas içermeyen cinsel davranışlar yönünden farklı bir hukuki değerlendirme yapılması mümkün olabilirdi. Ancak sanığın aynı anda mağdurenin yanağına ve omuzlarına fiziksel olarak temas etmesi nedeniyle mağdurun vücut dokunulmazlığı da ihlal edilmiştir. TCK 102/1 bakımından fiziksel temasın mutlaka cinsel organ, göğüs veya kalça gibi belirli bir bölgeye yönelmesi şart değildir. Temasın olayın bütünü içerisinde cinsel davranış niteliğinde bulunması yeterlidir.

    Daire bunun ardından TCK 102/1’in kendi içerisindeki derecelendirmeyi değerlendirmiştir. Cinsel saldırının temel şekli ile sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırının ortak özelliği, her ikisinin de mağdurun vücut dokunulmazlığını cinsel davranışlarla ihlal etmesidir. Dolayısıyla sarkıntılık hâlinde de fiziksel temas ve cinsel saldırı bulunmaktadır. Ayrım, davranışın yoğunluğu, devamlılığı ve gerçekleştiriliş biçimi üzerinden yapılmaktadır.

    Somut olayda sanığın mağdurenin yanağından makas alması ve omuzlarından tutması şeklindeki temaslarının ani ve kesintili olarak gerçekleştiği kabul edilmiştir. Sanığın mağdurenin bedenine yönelik hareketlerini devam ettirdiğine, mağdureyi uzun süre tuttuğuna, vücudunun farklı bölgelerine art arda temas ettiğine veya fiziksel davranışlarını yoğunlaştırdığına ilişkin bir kabul bulunmamaktadır. Bu nedenle mağdurun vücut dokunulmazlığı cinsel davranışla ihlal edilmiş olmakla birlikte, saldırının belirli bir süreklilik ve yoğunluğa ulaşmadığı değerlendirilmiştir.

    Kararda ayrıca 6545 sayılı Kanunla gerçekleştirilen değişikliğin sanığın hukuki durumuna etkisi üzerinde durulmuştur. Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1 ile hükümden sonra yürürlüğe giren düzenleme arasında yaptırım ve suçun derecelendirilmesi bakımından farklılık bulunmaktadır. 6545 sayılı Kanunla sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırılar açıkça daha az cezayı gerektiren bir hâl olarak düzenlendiğinden, somut eylemin bu kapsamda bulunması hâlinde sonraki kanunun sanık lehine sonuç doğurması mümkündür.

    Yargıtay bu nedenle yalnızca yeni hükmün ceza miktarlarına bakılmasını yeterli görmemiştir. TCK 7/2 gereğince suç tarihinde yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun somut olaya bütün hükümleriyle uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların karşılaştırılması gerekir. Mahkemenin hangi düzenlemenin sanık lehine olduğunu denetime imkân verecek biçimde ortaya koyması zorunludur. Sanığın eyleminin sarkıntılık niteliğinde olması karşısında bu karşılaştırmanın yapılmadan önceki düzenleme uyarınca hüküm kurulması isabetli değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın on dokuz yaşındaki mağdurenin yanağından makas alıp omuzlarından tutarak cinsel ilişki teklifinde bulunması şeklindeki eyleminin fiziksel temas nedeniyle TCK 102 kapsamında bulunduğunu; ancak hareketlerin ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen nitelikte olması nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığını kabul etmiştir. Sonradan yürürlüğe giren sarkıntılık düzenlemesinin lehe olabileceği gözetilerek yeniden değerlendirme yapılması gerektiğinden hüküm bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 02.02.2021, E. 2016/11233, K. 2021/809

    TCK 102/1 – CİNSEL İÇERİKLİ KONUŞMA SIRASINDA MAĞDURENİN SAÇININ OKŞANMASI, TEMASIN ANİ VE SÜREKLİLİK GÖSTERMEYEN NİTELİĞİ NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDEDİR

    Somut olayda sanık ile mağdure arasında cinsel içerikli bir konuşma gerçekleşmiş ve sanık bu konuşma sırasında mağdurenin saçını okşamıştır. İlk derece mahkemesi sanığın davranışının cinsel saldırı suçunu oluşturduğunu kabul ederek TCK 102/1 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Uyuşmazlığın Yargıtay önüne gelmesinden sonra sanığın hareketinin cinsel niteliğinin yanında, temasın yoğunluğu ve sarkıntılık sınırları içerisinde kalıp kalmadığı ayrıca değerlendirilmiştir.

    Sanığın mağdurenin saçını okşaması, tek başına ele alındığında her durumda cinsel davranış olarak kabul edilebilecek bir hareket değildir. Bununla birlikte Yargıtay, cinsel davranışın tespitinde fiziksel hareketi olayın bağlamından soyutlamamıştır. Temasın cinsel içerikli konuşma sırasında gerçekleştirilmesi, davranışın anlamını belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Dolayısıyla görünüşte farklı anlamlara gelebilecek bir fiziksel temasın cinsel davranış niteliği taşıyıp taşımadığı, olay öncesi ve sırasındaki söz ve davranışlarla birlikte değerlendirilmelidir.

    Bu değerlendirme TCK 102/1 açısından önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır. Cinsel saldırının oluşması için fiziksel temasın mutlaka mağdurun cinsel organına veya toplum tarafından mahrem kabul edilen başka bir bölgesine yönelmesi zorunlu değildir. Cinsel bağlam içerisinde gerçekleştirilen ve mağdurun vücut dokunulmazlığına müdahale oluşturan başka temaslar da TCK 102 kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle mağdurenin saçına yönelik temas, olayın cinsel içerikli konuşmayla olan bağlantısı içerisinde ele alınmıştır.

    Bununla beraber Daire, suçun TCK 102 kapsamında bulunması ile TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel şeklin uygulanmasını aynı mesele olarak görmemiştir. Fiziksel temasın cinsel saldırı oluşturduğu belirlendikten sonra davranışın sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığının ayrıca incelenmesi gerekir. Bu incelemede hareketin ani olup olmadığı, ne kadar sürdüğü, devam edip etmediği ve başka cinsel hareketlerle birleşerek yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı önem taşımaktadır.

    Somut olayda sanığın mağdurenin saçını okşaması şeklindeki hareketin ani ve kesintili biçimde gerçekleştiği ve süreklilik göstermediği kabul edilmiştir. Sanığın mağdurenin bedenine yönelik temasını sürdürdüğüne veya davranışlarını giderek yoğunlaştırdığına ilişkin bir kabul bulunmamaktadır. Bu nedenle fiziksel temas mevcut olmakla birlikte, davranış TCK 102/1’in temel şeklinin gerektirdiği yoğunlukta görülmemiş ve sarkıntılık düzeyinde değerlendirilmiştir.

    Kararda ayrıca mağdurenin yaşıyla ilgili farklı ve önemli bir hukuki sorun da bulunmaktadır. Mağdure suç tarihinde on yedi yıl on aylık olup evlidir. İlk derece mahkemesi evlilik nedeniyle ergin hâle gelen mağdureye yönelik fiili TCK 102 kapsamında değerlendirmiştir. Yargıtay ise ceza hukuku bakımından çocuk kavramının medeni hukuktaki erginlik kavramından bağımsız olduğunu vurgulamıştır. TCK 6/1-b ile Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. maddesine göre on sekiz yaşını doldurmayan kişi, evlenme veya mahkeme kararıyla ergin hâle gelmiş olsa dahi ceza kanunlarının uygulanmasında çocuk sayılmaktadır.

    Dolayısıyla somut olayda mağdurenin evli olması, onun TCK’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suçları bakımından yetişkin kabul edilmesini sağlamamaktadır. Suç tarihinde henüz on sekiz yaşını tamamlamayan mağdureye yönelik cinsel davranışın TCK 102 değil, koşulları mevcutsa TCK 103 kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay ilk derece mahkemesinin bu hususta suç vasfını yanlış belirlediğini kabul etmiştir.

    Bunun yanında Daire, mahkemenin yeniden yapacağı değerlendirmede 6545 sayılı Kanunla getirilen sarkıntılık düzenlemesinin de dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Çünkü mevcut kabul itibarıyla sanığın saç okşama şeklindeki hareketi ani ve kesintili olup süreklilik göstermemektedir. Bu nedenle uygulanacak doğru suç maddesi belirlendikten sonra, suç tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme ile sonraki kanunun lehe hükümlerinin karşılaştırılması gerekmektedir.

    Sonuç olarak karar iki önemli ilkeyi birlikte ortaya koymaktadır. İlk olarak cinsel içerikli konuşma sırasında mağdurenin saçının okşanması, somut olayın bağlamı içerisinde cinsel nitelikte fiziksel temas olarak kabul edilmiş; hareketin ani ve kesintili olması nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı belirtilmiştir. İkinci olarak mağdurun evlenme nedeniyle medeni hukuk bakımından ergin olması, on sekiz yaşını doldurmadan önce kendisine yönelik cinsel eylemlerin TCK 102 kapsamında değerlendirilmesine imkân vermemektedir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 26.12.2019, E. 2016/993, K. 2019/13661

    TCK 102/1 – ORGAN VEYA SAİR CİSİM SOKULDUĞU KESİN OLARAK İSPATLANAMADIĞINDA, SABİT OLAN CİNSEL TEMASLAR NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI DEĞİL BASİT CİNSEL SALDIRI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda mağdurede orta derecede mental retardasyon bulunduğu belirlenmiş ve sanığın mağdureye yönelik cinsel eylemleri nedeniyle hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. İlk derece mahkemesinin kabulü, sanığın eyleminin TCK 102/2’de düzenlenen organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı boyutuna ulaştığı yönündedir. Mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş ve uyuşmazlık Yargıtay incelemesine taşınmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, suç vasfının belirlenmesinde yalnızca mağdurenin anlatımlarına değil, dosyada bulunan diğer delillere ve özellikle adli tıp bulgularına da önem vermiştir. Mağdurenin aşamalardaki beyanları arasında çelişkiler bulunduğu, tanık anlatımlarının ve sanık savunmasının da değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Adli Tıp Genel Kurulu tarafından düzenlenen rapordaki objektif tıbbi bulgular, TCK 102/2 bakımından penetrasyonun ispatlanıp ispatlanamadığının belirlenmesinde esaslı önem taşımıştır.

    Adli tıbbi değerlendirmede mağdurenin hymen yapısının özellikleri ile muayenede travmatik bulgu tespit edilmemesi birlikte ele alınmıştır. Dosyada tartışılan fibröz bandın vajinanın dış kısmında bulunduğu, mağdurenin ayrıca kaşıntı rahatsızlığından söz ettiği ve mevcut bulguların organ veya sair cisim sokulduğunu kesin biçimde ortaya koymadığı değerlendirilmiştir. Yargıtay bu veriler karşısında TCK 102/2’nin maddi unsurunun her türlü şüpheden uzak biçimde ispatlanamadığı sonucuna ulaşmıştır.

    Dairenin yaklaşımında ceza muhakemesinin temel ispat ilkesi belirleyicidir. Sanığın mağdureye yönelik cinsel davranışlarda bulunduğunun kabul edilebilmesi ile bu davranışların vücuda organ veya sair cisim sokulması boyutuna ulaştığının kabul edilmesi aynı şey değildir. TCK 102/2, temel cinsel saldırıya göre çok daha ağır bir yaptırım öngördüğünden, bu nitelikli hâlin maddi unsurunun somut ve yeterli delillerle ortaya konulması gerekir. Penetrasyon konusunda giderilemeyen şüphe sanık aleyhine yorumlanarak nitelikli hâl uygulanamaz.

    Bununla birlikte penetrasyonun ispatlanamaması, sabit görülen diğer cinsel davranışların cezasız bırakılması sonucunu doğurmaz. Failin mağdurun vücut dokunulmazlığını cinsel davranışlarla ihlal ettiği sabitse, ancak organ veya sair cisim sokma unsuru kanıtlanamıyorsa, gerçekleştiği ispatlanan hareketlerin niteliğine göre TCK 102/1 kapsamında değerlendirme yapılmalıdır. Böylece suçun varlığı ile suçun nitelikli şeklinin varlığı birbirinden ayrılmaktadır.

    Bu ayrım özellikle cinsel suçlarda suç vasfının doğru belirlenmesi açısından önemlidir. Mahkeme, cinsel saldırının gerçekleştiği yönündeki kanaatinden hareketle penetrasyonun da gerçekleşmiş olduğunu varsayamaz. Her nitelikli hâlin kendisine özgü maddi unsurlarının ayrıca ispat edilmesi zorunludur. TCK 102/2 bakımından bu unsur, mağdurun vücuduna organ veya sair cismin sokulmasıdır. Bu hususta mahkûmiyete yeter kesinlikte delil yoksa temel şekle dönülmesi gerekir.

    Yargıtay ayrıca ilk derece mahkemesinin gerekçesinin CMK 230 anlamında yeterli olması gerektiğine işaret etmiştir. Özellikle ağırlaştırılmış suç vasfının kabul edildiği durumlarda, hangi delilden hangi maddi olgunun çıkarıldığı ve nitelikli hâlin neden gerçekleşmiş sayıldığı karar gerekçesinde denetlenebilir biçimde gösterilmelidir. Dosyadaki tıbbi veriler nitelikli hâli desteklemiyorsa bunların aksine sonuca ulaşılmasının somut ve hukuken yeterli gerekçesi bulunmalıdır.

    Sonuç olarak Daire, mevcut deliller itibarıyla sanığın eyleminin organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı boyutuna ulaştığının yeterli kesinlikle ortaya konulamadığını; sabit kabul edilen davranışların TCK 102/1’de düzenlenen basit cinsel saldırı kapsamında kaldığını belirtmiştir. İlk derece mahkemesinin nitelikli cinsel saldırıdan kurduğu mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun kabul edilmesi gerekirken esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 20.03.2019, E. 2018/8307, K. 2019/8372

    TCK 102/1 – TOPLU TAŞIMA ARACINDA MAĞDURENİN BELİNE, KALÇASINA VE BACAK BÖLGESİNE BİRDEN FAZLA KEZ DOKUNULMASI, EYLEMLERİN ANİ VE KESİNTİLİ OLMASI HÂLİNDE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda mağdure dolmuşta yolculuk yapmakta, sanık ise mağdurenin oturduğu koltuğun hemen arkasında bulunmaktadır. Araç hareket hâlindeyken sanık arka taraftan elini uzatarak mağdurenin bel ve kalça bölgesine dokunmuştur. Mağdure bu temastan rahatsız olarak oturduğu koltukta biraz ileriye doğru hareket etmiş; ancak sanık kısa bir süre sonra yeniden elini uzatarak bu defa mağdurenin kalçası ile bacak bölgesinde elini gezdirmeye başlamıştır. Mağdure tekrar öne doğru hareket etmiş ve arkasına döndüğünde sanığın elini çektiğini görmüştür. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini basit cinsel saldırı olarak kabul etmiş ve sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın davranışlarının mağdurenin vücut dokunulmazlığına yönelik cinsel nitelikte fiziksel temas içerdiğini kabul etmiştir. Sanığın mağdurenin bel, kalça ve bacak bölgelerine elini sürmesi, temasın gerçekleştirildiği ortam ve tekrarlanma biçimiyle birlikte değerlendirildiğinde TCK 102 kapsamında cinsel davranış niteliğindedir. Dolayısıyla olayın temas içermeyen cinsel taciz kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Sanığın hareketleri doğrudan mağdurenin bedenine yönelmiş ve onun cinsel dokunulmazlığına fiziksel müdahale oluşturmuştur.

    Bununla birlikte Daire, cinsel saldırının varlığının belirlenmesinden sonra davranışların TCK 102/1’in hangi cümlesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ayrıca incelemiştir. Özellikle sanığın mağdureye birden fazla kez temas etmiş olması tek başına temel şeklin uygulanması için yeterli görülmemiştir. Temasların ne şekilde gerçekleştiği, her bir hareketin süresi, sanığın mağdure üzerinde kesintisiz biçimde devam eden bir cinsel müdahalede bulunup bulunmadığı ve hareketlerin yoğunluk derecesi birlikte değerlendirilmiştir.

    Somut olayda mağdure ilk temas üzerine koltukta ileri doğru hareket ederek sanıktan uzaklaşmaya çalışmıştır. Sanık daha sonra yeniden temas etmiş, mağdurenin tekrar ileriye hareket edip arkasına bakması üzerine elini çekmiştir. Dolayısıyla temaslar birbirinden ayrılabilen, kısa süreli ve kesintili hareketler biçiminde gerçekleşmiştir. Yargıtay bu özelliği dikkate alarak eylemlerin bir bütün olarak süreklilik gösteren yoğun bir cinsel saldırı boyutuna ulaşmadığı sonucuna varmıştır.

    Karar, “süreklilik” kavramının yalnızca birden fazla temasın bulunup bulunmadığı üzerinden belirlenemeyeceğini göstermektedir. Aynı olay içerisinde mağdura iki kez temas edilmiş olması, hareketlerin kendiliğinden TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırıya dönüşmesi anlamına gelmez. Birden fazla hareketin kısa zaman içerisinde gerçekleşmesine rağmen bunların ani ve kesintili olması mümkündür. Bu nedenle her somut olayda temasların zaman içerisindeki devamlılığı ve yoğunluğu ayrıca değerlendirilmelidir.

    Daire ayrıca suç tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun değişikliğini de değerlendirmiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1’de basit cinsel saldırı için iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası öngörülürken, yeni düzenlemeyle sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı bakımından iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi sanığın eylemlerinin özelliklerini gerekçe göstererek temel cezayı dört yıl olarak belirlemiş olmakla birlikte, yeni düzenlemede cezanın üst sınırının beş yıla indirilmesi sanık lehine sonuç doğurabilecek niteliktedir.

    Bu nedenle Yargıtay, sonradan yürürlüğe giren düzenlemenin lehe kanun hükümleri çerçevesinde uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Sanığın eylemlerinin mevcut oluş şekliyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı gözetildiğinde, mahkeme tarafından yeni düzenlemeye göre yeniden değerlendirme yapılması zorunludur. Önceki hükmün herhangi bir karşılaştırma yapılmaksızın korunması TCK 7/2’deki lehe kanunun uygulanması ilkesine uygun değildir.

    Sonuç olarak sanığın hareket hâlindeki dolmuşta arka koltuktan elini uzatarak mağdurenin önce bel ve kalçasına, ardından kalça ve bacak bölgesine dokunması TCK 102 kapsamında cinsel saldırı niteliğindedir. Ancak hareketlerin ani ve kesintili biçimde gerçekleşmesi ve süreklilik arz etmemesi nedeniyle suçun sarkıntılık düzeyinde kaldığı kabul edilmiştir. Bu nedenle 6545 sayılı Kanunla getirilen lehe düzenleme uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden hüküm bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 13.12.2018, E. 2018/6906, K. 2018/7515

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN KALÇASINA DOKUNULMASI VE BELİNE SARILINMASI ŞEKLİNDEKİ KISA SÜRELİ EYLEMLER, ANİ VE KESİNTİLİ GERÇEKLEŞMESİ NEDENİYLE SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR

    Somut olayda sanığın mağdureye yönelik olarak iki ayrı nitelikte fiziksel hareket gerçekleştirdiği kabul edilmiştir. Sanık mağdurenin kalçasına dokunmuş ve beline sarılmıştır. Katılan mağdurenin aşamalardaki anlatımları, dosyada bulunan diğer katılan sanığın beyanları, sanığın savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek bu hareketlerin gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın fiillerini basit cinsel saldırı kapsamında değerlendirmiş ve suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1 uyarınca sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi bakımından öncelikle mağdurenin kalçasına dokunma ve beline sarılma hareketlerinin cinsel saldırı kapsamında bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmiştir. Mağdurenin kalçasına doğrudan temas edilmesi açık biçimde vücut dokunulmazlığına yönelik fiziksel bir müdahaledir. Beline sarılma hareketi de olayın bütünü ve diğer cinsel hareketle bağlantısı içerisinde değerlendirilmiştir. Dolayısıyla sanığın davranışları yalnızca mağdureyi söz veya hareketle cinsel yönden rahatsız etmekten ibaret değildir; fiziksel temas suretiyle mağdurenin bedenine yönelmiş bulunmaktadır.

    Ancak olayda birden fazla fiziksel hareket bulunması, Daire tarafından otomatik biçimde TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırının oluştuğu şeklinde yorumlanmamıştır. Yargıtay, hareketlerin ani ve kesintili gerçekleşip gerçekleşmediğini ayrıca incelemiştir. Kalçaya dokunma ile bele sarılma hareketlerinin belirli bir zaman dilimine yayılan, kesintisiz ve yoğun bir cinsel müdahale oluşturmadığı; mevcut oluş biçimi itibarıyla kısa ve kesintili hareketler şeklinde kaldığı kabul edilmiştir.

    Bu değerlendirme, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrım bakımından önem taşımaktadır. Sarkıntılık suçunda fiziksel temasın yalnızca tek bir hareketten oluşması şart değildir. Birden fazla temas da somut olayın özelliklerine göre sarkıntılık düzeyinde kalabilir. Burada önemli olan, hareketlerin sayısından ziyade cinsel saldırının bütün olarak ulaştığı yoğunluk ve devamlılık derecesidir. Birbirini takip eden ancak ani ve kısa nitelikte kalan hareketlerle mağdurun bedenine müdahale edilmesi, diğer şartları da varsa sarkıntılık kapsamında değerlendirilebilir.

    Daire bu nedenle kalçaya dokunma ve bele sarılma hareketlerini birlikte değerlendirmiş, ancak bunların mağdure üzerinde süreklilik arz eden cinsel davranışlara dönüşmediğini kabul etmiştir. Failin mağdureyi uzun süre tuttuğu, bedeninin çeşitli bölgelerini devamlı biçimde okşadığı veya hareketlerini yoğunlaştırarak sürdürdüğü yönünde bir kabul bulunmadığından, eylemin TCK 102/1’in temel şekli yerine sarkıntılık düzeyindeki şekli kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

    Kararda lehe kanun uygulaması da ayrıca ele alınmıştır. Suç tarihinde TCK 102/1 uyarınca basit cinsel saldırının cezası iki yıldan yedi yıla kadar hapis olup ilk derece mahkemesi sanığın eylemlerinin özelliklerini dikkate alarak temel cezayı alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle beş yıl olarak belirlemiştir. Ancak hükümden sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırı için iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

    Yeni düzenlemede sarkıntılık bakımından cezanın üst sınırının önceki temel suçun üst sınırından daha düşük olması nedeniyle sonraki kanunun sanık lehine olduğu değerlendirilmiştir. Özellikle mahkemenin ilk hükümde temel cezayı teşdiden belirlemiş olması karşısında, yeni ceza aralığı içerisinde temel cezanın yeniden tayin edilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılmaksızın önceki mahkûmiyet hükmünün korunması mümkün görülmemiştir.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın mağdurenin kalçasına dokunması ve beline sarılması şeklindeki eylemlerini mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel davranışlar olarak kabul etmiş; ancak hareketlerin ani, kesintili ve süreklilik göstermeyen yapısı nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren lehe düzenleme uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden hüküm bozulmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 01.07.2019, E. 2016/3028, K. 2019/10473

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN KALÇASINA ANİ VE KESİNTİLİ ŞEKİLDE DOKUNULMASI, CİNSEL SALDIRININ SARKINTILIK DÜZEYİNDE KALDIĞININ KABULÜNÜ GEREKTİRİR

    Somut olayda sanık ile katılanın olay günü karşılaşmaları sırasında sanığın katılanın kalçasına dokunduğu kabul edilmiştir. Dosya kapsamındaki taraf anlatımları, sanık savunması ve diğer deliller birlikte değerlendirilerek sanığın fiziksel temasının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmış ve ilk derece mahkemesince sanık hakkında basit cinsel saldırı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Mahkeme, suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 102/1’deki ceza aralığını dikkate alarak sanığın temel cezasını üç yıl hapis olarak belirlemiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, sanığın katılanın kalçasına dokunmasını mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik cinsel nitelikte fiziksel temas olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle eylemin TCK 102 kapsamındaki niteliği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Mağdurun kalçasına cinsel nitelikte dokunulması, bedensel temas içermesi nedeniyle TCK 105’teki cinsel tacizden ayrılmaktadır.

    Dairenin üzerinde durduğu esas sorun, sanığın eyleminin TCK 102/1 içerisinde hangi kategoride değerlendirilmesi gerektiğidir. Somut olayda kalçaya yönelik temasın ani ve kesintili şekilde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Sanığın temasını devam ettirdiğine, katılanı tutarak başka cinsel davranışlara yöneldiğine veya fiziksel müdahalesini belirli bir süre sürdürdüğüne ilişkin bir kabul bulunmamaktadır.

    Bu özellikler karşısında Yargıtay, eylemin sarkıntılık düzeyinde kaldığını kabul etmiştir. Sarkıntılık bakımından mağdurun bedenine fiziksel temasın bulunması mümkündür; hatta TCK 102/1 kapsamında değerlendirme yapılabilmesinin sebebi zaten mağdurun vücut dokunulmazlığının ihlal edilmiş olmasıdır. Ancak temasın ani, kısa ve kesintili olması nedeniyle davranış, fıkranın birinci cümlesinde düzenlenen daha yoğun cinsel saldırı seviyesine ulaşmamaktadır.

    Kararın önemli yönlerinden biri, aynı nitelikteki hareketin değerlendirilmesinde yalnızca vücudun temas edilen bölgesinin esas alınamayacağını bir kez daha göstermesidir. Kalça cinsel saldırı bakımından önemli bir vücut bölgesi olmakla birlikte, bu bölgeye her temas doğrudan temel cinsel saldırı olarak nitelendirilemez. Hareketin süresi, failin temasını sürdürüp sürdürmediği, olayın ani gelişip gelişmediği ve hareketin başka cinsel davranışlarla birleşip birleşmediği birlikte değerlendirilmelidir.

    Daire ayrıca hükümden sonra 6545 sayılı Kanunla yapılan değişikliği dikkate almıştır. Değişiklik öncesinde sanığın eylemine uygulanan TCK 102/1’de ceza iki yıldan yedi yıla kadar hapis olarak düzenlenmişken, değişiklik sonrasında sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırı bakımından iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Sanığın eyleminin sarkıntılık düzeyinde olduğu belirlendiğinden, sonraki düzenlemenin somut olay bakımından sanık lehine sonuç doğurabileceği açıktır.

    İlk derece mahkemesinin önceki düzenlemeye göre üç yıl temel ceza belirlemiş olması da bu sonucu değiştirmemektedir. Lehe kanun karşılaştırmasında yalnızca mahkemenin önceki hükümde tayin ettiği sonuç cezaya bakılamaz; önceki ve sonraki kanunların ilgili hükümleri somut olaya uygulanarak sonuçların karşılaştırılması gerekir. Yeni düzenlemenin suçun sarkıntılık biçimini açıkça daha hafif yaptırıma bağlaması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunlu görülmüştür.

    Sonuç olarak sanığın katılanın kalçasına dokunması mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden cinsel saldırı niteliğindedir. Bununla birlikte hareketin ani ve kesintili gerçekleşmesi ve süreklilik göstermemesi, eylemi TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık kategorisine sokmaktadır. Yargıtay bu nedenle 6545 sayılı Kanunla getirilen lehe düzenleme uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesi gerektiğine karar vererek hükmü bozmuştur.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 19.09.2019, E. 2016/5437, K. 2019/10972

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN DUDAĞINDAN ÖPÜLMESİ VE BEDENİNE YÖNELİK TEMASIN ANİ VE KESİNTİLİ BİÇİMDE GERÇEKLEŞMESİ HÂLİNDE EYLEM SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRI OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanığın mağdureye yaklaşarak rızası dışında dudağından öptüğü ve bu suretle mağdurenin bedenine doğrudan fiziksel temasta bulunduğu kabul edilmiştir. Eylem kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiş, sanığın mağdureyi öpmesinin ardından cinsel davranışlarını uzun süre devam ettirdiği veya daha ileri boyuta taşıdığı yönünde bir kabul ortaya konulmamıştır. İlk derece mahkemesince sanığın davranışı cinsel saldırı kapsamında değerlendirilmiş; dosyanın temyiz incelemesinde ise uyuşmazlık özellikle eylemin TCK 102/1’in temel şekli ile sarkıntılık düzeyinde kalan şekli arasındaki hukuki niteliğine ilişkin olmuştur.

    Yargıtay, öncelikle öpme şeklindeki davranışın niteliğinin olayın koşullarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini kabul etmektedir. Öpme, gündelik hayat içerisinde farklı anlamlara gelebilecek bir davranış olmakla birlikte, mağdurun rızası dışında ve cinsel amaç taşıyan bir bağlam içerisinde gerçekleştirildiğinde cinsel davranış niteliğini kazanabilir. Bu durumda mağdurun bedenine doğrudan temas edildiğinden, eylem yalnızca cinsel içerikli söz veya temas içermeyen hareketlerden oluşan cinsel taciz kapsamında değerlendirilemez.

    TCK 102/1 bakımından mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesi yeterlidir. Kanun, temel cinsel saldırının gerçekleşebilmesi için temasın mutlaka mağdurun cinsel organına, göğüslerine veya kalçasına yönelmesini aramamaktadır. Bu nedenle rıza dışında dudağından öpülen mağdurun vücut dokunulmazlığının cinsel davranışla ihlal edildiğinin kabul edilmesi mümkündür. Ancak suçun TCK 102 kapsamında bulunması, her durumda fıkranın birinci cümlesindeki temel cezanın uygulanacağı anlamına gelmemektedir.

    Bu aşamada Yargıtay, sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırı ile daha yoğun cinsel saldırı arasındaki ayrım üzerinde durmuştur. Ayrım yapılırken eylemin ne kadar sürdüğü, temasın devamlılık gösterip göstermediği, failin mağduru tutarak cinsel hareketlerini sürdürüp sürdürmediği, tek bir hareketten sonra eylemine son verip vermediği ve cinsel davranışların ulaştığı yoğunluk birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle “öpme” şeklindeki hareket için soyut ve her olaya uygulanabilecek tek bir hukuki nitelendirme yapılması doğru değildir.

    Somut olayda sanığın mağdureyi öpmesi ani biçimde gerçekleşmiş ve devam eden yoğun cinsel davranışlara dönüşmemiştir. Failin mağdurenin bedeninin farklı bölgelerine yönelik uzun süreli temaslarda bulunduğu, mağdureyi tutarak öpmeye devam ettiği veya eylemi başka cinsel hareketlerle birleştirdiği kabul edilmemiştir. Böyle bir oluş içerisinde cinsel davranış mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmekle beraber, saldırının yoğunluğu sarkıntılık sınırını aşmamaktadır.

    Karar özellikle “ani ve kesintili hareket” kavramının uygulanması bakımından önem taşımaktadır. Bir eylemin sarkıntılık düzeyinde kabul edilmesi için fiziksel temasın önemsiz veya mağdur üzerindeki etkisinin hafif olması şart değildir. Sarkıntılık da TCK 102 kapsamında cinsel saldırıdır. Buradaki daha hafif hukuki değerlendirme, mağdurun hukuki değerinin daha az korunmasından değil, failin somut davranışının icra yoğunluğundan kaynaklanmaktadır.

    Nitekim 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’de yapılan değişiklikle kanun koyucu, cinsel saldırının sarkıntılık düzeyinde kalan şeklini ayrıca düzenlemiştir. Bu düzenlemenin amacı, mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden bütün cinsel temasları aynı yaptırıma tabi tutmak yerine, hareketin ağırlığına göre bir derecelendirme yapılmasını sağlamaktır. Dolayısıyla ani bir öpme hareketiyle mağdur üzerinde belirli bir süre devam eden öpme, okşama, sarılma ve diğer cinsel temasların aynı hukuki kategori içerisinde değerlendirilmesi zorunlu değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin rızası dışında dudağından öpülmesi şeklindeki fiziksel temasın cinsel saldırı kapsamında olduğunu; ancak somut olayda eylemin ani ve kesintili biçimde gerçekleşerek süreklilik göstermemesi nedeniyle TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kaldığını kabul etmiştir. Suç vasfı ve lehe kanun değerlendirmesinin bu hukuki nitelendirme gözetilerek yapılması gerektiği belirtilmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18.06.2019, E. 2016/1630, K. 2019/10164

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN BEDENİ ÜZERİNDE ÖPME, OKŞAMA VE ELLEME ŞEKLİNDE BİRBİRİNİ TAKİP EDEN CİNSEL HAREKETLERİN SÜRDÜRÜLMESİ, SARKINTILIK SINIRINI AŞARAK CİNSEL SALDIRININ TEMEL ŞEKLİNİ OLUŞTURUR

    Somut olayda sanığın mağdureye yönelik davranışları tek bir ani fiziksel temastan ibaret kalmamış; mağdureyi öpmesi, vücudunu okşaması ve farklı bölgelerine elle temas etmesi şeklindeki hareketler birbirini takip etmiştir. Mağdurenin anlatımları ve dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın cinsel nitelikteki davranışlarının belirli bir süreç içerisinde devam ettiği kabul edilmiştir. Uyuşmazlık, bu hareketlerin 6545 sayılı Kanunla TCK 102/1’e eklenen sarkıntılık düzenlemesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında ortaya çıkmıştır.

    Yargıtay, sarkıntılık düzeyindeki cinsel saldırının tespitinde yalnızca organ veya sair cisim sokulmasının bulunmamasından hareket edilemeyeceğini belirtmiştir. Organ veya sair cisim sokulması bulunmadığında eylemin TCK 102/2 kapsamına girmeyeceği açıktır; ancak bundan doğrudan eylemin sarkıntılık olduğu sonucu çıkarılamaz. TCK 102/1’in kendi içerisinde de saldırının yoğunluğuna göre iki ayrı yaptırım seviyesi bulunmaktadır.

    Bu nedenle mağdurun bedenine yönelik temasın icra biçimi önem taşımaktadır. Bir kez kalçaya dokunma, kısa süreli öpme veya tek bir ani elleme hareketi somut olayın koşullarına göre sarkıntılık düzeyinde kalabilir. Buna karşılık mağdurun öpülmesi, bedeninin okşanması ve farklı bölgelerine yönelik temasların birbirini takip etmesi hâlinde, artık tek ve kesik bir cinsel davranıştan söz etmek güçleşmektedir. Hareketlerin bütünlüğü, failin cinsel müdahalesini belirli bir süre sürdürdüğünü ortaya koyabilir.

    Somut olayda da sanığın hareketleri birbirinden kopuk, anlık davranışlar olarak değerlendirilmemiştir. Failin mağdurenin vücudu üzerindeki cinsel temasını devam ettirmesi, bir hareketten diğerine geçerek cinsel müdahalesini yoğunlaştırması söz konusudur. Dolayısıyla mağdurun vücut dokunulmazlığına yönelik ihlal tek bir temas anıyla sınırlı kalmamıştır. Yargıtay, bu sürekliliği sarkıntılık sınırının aşıldığını gösteren temel özelliklerden biri olarak değerlendirmiştir.

    Kararın önemli ilkelerinden biri, hareket sayısının tek başına değil, hareketler arasındaki zamansal ve amaçsal bütünlüğün esas alınmasıdır. Failin farklı zamanlarda birbirinden bağımsız hareketleri ile aynı olay içerisinde birbirini tamamlayan öpme, okşama ve elleme hareketleri aynı şekilde değerlendirilemez. İkinci durumda cinsel saldırı, mağdur üzerinde devam eden bir süreç hâline gelmektedir ve bu durum TCK 102/1’in birinci cümlesinin uygulanmasını gerektirebilir.

    Yargıtay’ın yaklaşımında sarkıntılık, “temasın hafif olması” şeklinde soyut bir kavram olarak anlaşılmamaktadır. Belirleyici olan, eylemin ani ve kesintili kalıp kalmadığıdır. Fail mağdurun bedenine yönelik cinsel davranışlarını sürdürmüşse, hareketlerin her biri tek başına kısa süreli olsa bile bunların bir bütün hâlinde oluşturduğu saldırı yoğunluğu dikkate alınmalıdır. Bu nedenle sanığın önce öpmesi, ardından okşaması ve elleme hareketlerine devam etmesi gibi davranışlar parçalanarak ayrı ayrı sarkıntılık olarak değerlendirilemez.

    Öte yandan eylemlerin TCK 102/1’in birinci cümlesi kapsamında kalması için TCK 102/2’deki ağırlığa ulaşması gerekmez. Mağdurun vücuduna organ veya sair cisim sokulmamış olması, hareketlerin temel cinsel saldırı oluşturmasına engel değildir. TCK 102/2 bağımsız biçimde daha ağır bir icra şeklini düzenlerken, TCK 102/1’in birinci cümlesi penetrasyon içermeyen fakat sarkıntılık seviyesini aşan cinsel davranışları kapsamaktadır.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdurenin bedenine yönelik öpme, okşama ve elleme şeklindeki cinsel hareketlerin birbirini takip ederek süreklilik kazanması durumunda eylemin sarkıntılık olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Failin cinsel davranışları ani ve kesintili bir temas sınırını aşarak belirli bir yoğunluğa ve devamlılığa ulaştığından, TCK 102/1’in birinci cümlesindeki cinsel saldırının temel şeklinin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 27.02.2018, E. 2017/5597, K. 2018/1433

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN MEMELERİNİN VE KALÇASININ BİRDEN FAZLA KEZ OKŞANMASI ŞEKLİNDE DEVAM EDEN CİNSEL DAVRANIŞLAR, ANİ VE KESİNTİLİ SAYILAMAYACAĞINDAN SARKINTILIK DEĞİL TEMEL CİNSEL SALDIRI NİTELİĞİNDEDİR

    Somut olayda sanığın mağdureye yönelik hareketleri, mağdurenin vücuduna bir kez dokunup derhâl sona eren fiziksel temastan ibaret değildir. Sanığın mağdurenin meme ve kalça bölgelerine yönelik elleme ve okşama şeklindeki davranışlarını sürdürdüğü, bu suretle mağdurenin bedenine yönelik cinsel temasın belirli bir devamlılık kazandığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesinin hukuki nitelendirmesi temyiz incelemesine konu olduğunda, özellikle eylemin sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığı tartışılmıştır.

    Yargıtay, öncelikle mağdurenin meme ve kalça bölgelerine yönelik elleme ve okşama hareketlerinin cinsel niteliğinin açık olduğunu değerlendirmiştir. Bu hareketler mağdurun vücut dokunulmazlığına doğrudan müdahale teşkil ettiğinden TCK 102 kapsamında bulunmaktadır. Uyuşmazlık bu noktadan sonra saldırının yoğunluğuna ilişkindir.

    TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık düzenlemesi, cinsel saldırının daha az yoğunluk gösteren hâllerini kapsamaktadır. Yargıtay uygulamasında bu kapsamın belirlenmesinde hareketin ani ve kesintili olup olmadığı önemli bir ölçüttür. Fail mağdura bir kez dokunup hareketini sona erdirmişse somut olayın özelliklerine göre sarkıntılık gündeme gelebilir. Buna karşılık failin mağdurun bedenine yönelik temasını sürdürmesi ve cinsel hareketlerini tekrar etmesi durumunda aynı sonuca ulaşılması mümkün değildir.

    Somut olayda temas edilen bölgeler ve hareketlerin niteliği birlikte değerlendirilmiştir. Sanığın mağdurenin memelerini ve kalçasını okşaması, hareketlerini belirli bir süre devam ettirmesi ve cinsel temasın birden fazla davranış şeklinde ortaya çıkması, eylemin tek ve ani bir sarkıntılık hareketi olmadığını göstermektedir. Failin mağdur üzerindeki cinsel müdahalesi belirli bir yoğunluğa ulaşmıştır.

    Burada özellikle “okşama” ile “ani dokunma” arasındaki fiilî farklılık önem taşımaktadır. Bir kişinin bedenine anlık biçimde dokunulması ile elin mağdurun bedeni üzerinde gezdirilmesi veya okşama hareketinin sürdürülmesi aynı yoğunlukta değildir. Okşama şeklindeki davranış, somut olayın özelliklerine göre failin fiziksel temasını belirli bir süre devam ettirdiğini ve mağdurun bedenine yönelik cinsel müdahalenin süreklilik kazandığını gösterebilir.

    Daire bu nedenle cinsel saldırının hukuki niteliğini belirlerken hareketlerin tek tek parçalanarak değerlendirilmesini uygun görmemiştir. Sanığın önce mağdurenin memesine, ardından kalçasına yönelik temasını birbirinden tamamen bağımsız iki hareket gibi ele almak, olayın bütünlüğünü gözden kaçıracaktır. Aynı suç işleme süreci içerisinde mağdurun farklı vücut bölgelerine yönelik devam eden cinsel hareketlerin bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.

    Kararın ortaya koyduğu bir diğer önemli sonuç, TCK 102/1’in temel şeklinin yalnızca çok ağır veya uzun süre devam eden saldırılara özgü olmadığıdır. Sarkıntılık sınırının aşılması için mutlaka organ veya sair cisim sokulmasına yakın yoğunlukta bir davranış aranmaz. Cinsel temasın ani ve kesintili olma özelliğini kaybederek devamlılık kazanması, somut olayın diğer özellikleriyle birlikte temel şeklin uygulanması için yeterli olabilir.

    Sonuç itibarıyla mağdurenin meme ve kalça bölgelerinin birden fazla kez ellenip okşanması şeklinde devam eden cinsel hareketler, ani ve kesintili sarkıntılık davranışından farklı olarak süreklilik ve yoğunluk göstermektedir. Bu nedenle eylemin TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık değil, aynı fıkranın birinci cümlesinde düzenlenen temel cinsel saldırı suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 09.04.2019, E. 2018/6944, K. 2019/8759

    TCK 102/1 – MAĞDUREYİ DUDAĞINDAN ÖPMEYE ÇALIŞMA VE PANTOLONUNUN ARKA CEBİNE EL SOKARAK KALÇASINA DOKUNMA ŞEKLİNDEKİ KISA VE DEVAMI BULUNMAYAN HAREKETLER SARKINTILIK DÜZEYİNDE CİNSEL SALDIRIDIR

    Somut olayda sanığın katılan mağdureye yönelik birden fazla cinsel nitelikli davranışı bulunmaktadır. Sanık bir aşamada mağdureyi dudağından öpmeye çalışmış, bunun yanında elini mağdurenin pantolonunun arka cebine sokarak kalçasına dokunmuştur. Uyuşmazlık, birden fazla fiziksel hareketin bulunması nedeniyle sanığın eylemlerinin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı boyutuna ulaşıp ulaşmadığı noktasında toplanmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, sarkıntılık kavramının belirlenmesinde hareket sayısının tek başına belirleyici olmadığını kabul etmiştir. Failin aynı olay içerisinde birden fazla cinsel nitelikli hareket gerçekleştirmesi, bu davranışların mutlaka sarkıntılık sınırını aştığı anlamına gelmez. Hareketlerin her birinin icra biçimi, devamlılık gösterip göstermediği, mağdurun bedeni üzerindeki temasın ne kadar sürdüğü ve hareketlerin birbirini tamamlayan kesintisiz bir saldırıya dönüşüp dönüşmediği incelenmelidir.

    Sanığın mağdureyi dudağından öpmeye çalışması ile pantolonunun arka cebine elini sokarak kalçasına dokunması, olayın bütünü içerisinde cinsel amaç taşıyan davranışlardır. Özellikle kalçaya yönelik temas mağdurun vücut dokunulmazlığının doğrudan ihlal edilmesi sonucunu doğurduğundan, olayın yalnızca cinsel taciz kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Fiziksel temas nedeniyle TCK 102’nin uygulama alanına girilmiştir.

    Bununla birlikte Kurul, sanığın hareketlerinin ayrı ayrı ani nitelikte olduğunu, kesiklik gösterdiğini ve devamının bulunmadığını dikkate almıştır. Sanığın mağdureyi uzun süre tutması, öpme veya elleme hareketini sürdürmesi, mağdurenin bedeninin çeşitli bölgelerine yönelik birbirini takip eden yoğun temaslarda bulunması gibi bir oluş kabul edilmemiştir. Dolayısıyla birden fazla hareket bulunmasına rağmen bunlar kendi içerisinde devamlılık gösteren bir cinsel saldırı sürecine dönüşmemiştir.

    Bu değerlendirme TCK 102/1 uygulaması bakımından önemli bir ölçüt ortaya koymaktadır. Sarkıntılık yalnızca “tek dokunuş” şeklinde anlaşılmamalıdır. Bir olay içerisinde birden fazla cinsel hareket bulunabilir; ancak bu hareketlerin her biri kısa, ani ve devamı olmayan nitelikteyse sarkıntılık kapsamında kalmaları mümkündür. Buna karşılık birbirini takip eden hareketler mağdurun bedeni üzerinde kesintisiz veya belirli bir süre devam eden cinsel müdahaleye dönüşmüşse artık temel cinsel saldırı gündeme gelir.

    Ceza Genel Kurulu böylelikle hareketlerin sayısal çokluğu ile icra yoğunluğunu birbirinden ayırmıştır. İki farklı hareketin bulunması tek başına temel şeklin oluştuğunu göstermez. Önemli olan bu hareketlerin mağdur üzerinde oluşturduğu cinsel müdahalenin zaman ve yoğunluk bakımından niteliğidir. Bu yaklaşım, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki sınırın somut olayın bütün özelliklerine göre belirlenmesini gerektirmektedir.

    Sonuç olarak sanığın mağdureyi dudağından öpmeye çalışması ve pantolonunun arka cebine elini sokarak kalçasına dokunması şeklindeki hareketleri, bedensel temas içeren cinsel saldırı niteliğinde olmakla birlikte; hareketlerin ani, kesintili ve devamı bulunmayan özellik göstermesi nedeniyle TCK 102/1 kapsamında sarkıntılık düzeyinde kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 11.06.2020, E. 2017/14-201, K. 2020/287

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN BACAKLARINA, DİZİNE VE BELİNE DEFALARCA DOKUNULMASININ ARDINDAN KENDİNE ÇEKİLEREK CİNSEL ORGANIN KALÇASINA TEMAS ETTİRİLMESİ, SARKINTILIK SINIRINI AŞAN TEMEL CİNSEL SALDIRIDIR

    Somut olayda sanık ile katılan mağdure müdür yardımcısı odasında birlikte bulunmaktadır. Sanık bu süre içerisinde önce mağdurenin bacaklarının üst tarafına dokunmuş, ardından diz kapağı bölgesine temas etmiş ve daha sonra yeniden bacağına yönelik fiziksel temasta bulunmuştur. Sanığın hareketleri bununla sınırlı kalmamış, mağdurenin beline de dokunmuştur. Mağdure bu temas üzerine rahatsızlığını ifade etmesine rağmen sanık hareketlerine son vermemiştir.

    Mağdure odadan ayrılmak istediği sırada sanık bu defa mağdureyi kendisine doğru çekmiş ve kıyafetleri üzerinden kendi cinsel organını mağdurenin kalçasına temas ettirmiştir. Böylelikle olay, tek bir dokunma veya kısa süreli fiziksel müdahale biçiminde gerçekleşmemiş; mağdurenin bedeninin farklı bölgelerine yönelen ve birbirini takip eden birden fazla cinsel hareketten oluşmuştur.

    Ceza Genel Kurulu önündeki temel uyuşmazlık, sanığın hareketlerinin TCK 102/1’in ikinci cümlesindeki sarkıntılık kapsamında kalıp kalmadığıdır. Sanığın organ veya sair cisim sokma şeklinde bir eylemi bulunmadığından TCK 102/2 kapsamında nitelikli cinsel saldırı söz konusu değildir. Ancak penetrasyon bulunmaması, eylemin otomatik biçimde sarkıntılık olarak değerlendirilmesini de gerektirmemektedir. TCK 102/1’in birinci cümlesi, penetrasyon boyutuna ulaşmayan fakat sarkıntılık sınırını aşan cinsel davranışları ayrıca kapsamaktadır.

    Kurul, sanığın mağdurenin bacaklarına, dizine ve beline yönelik temaslarının birbirinden tamamen bağımsız ani hareketler olmadığını değerlendirmiştir. Sanık aynı ortamda bulunduğu süre içerisinde cinsel nitelikteki temaslarını tekrarlamış; mağdurenin rahatsızlığını göstermesine rağmen davranışlarına devam etmiştir. Bu durum, failin cinsel saldırısının tek bir kısa müdahaleden ibaret olmadığını ve mağdurun bedeni üzerinde süreklilik kazandığını göstermektedir.

    Özellikle mağdurenin beline dokunulduğunda rahatsızlığını ifade etmesi önem taşımaktadır. Mağdurenin tepkisine rağmen sanığın cinsel davranışlarını devam ettirmesi, hareketlerin kazara veya birbirinden kopuk olmadığını ortaya koymaktadır. Sanık mağdurenin odadan ayrılmak istemesi üzerine de eylemine son vermemiş; onu kendisine çekerek cinsel organını kalçasına temas ettirmiştir. Böylelikle saldırının yoğunluğu giderek artmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki ayrımda hareketlerin kendi içerisinde devamlılık göstermesine özel önem vermiştir. Failin mağdurun farklı vücut bölgelerine birbiri ardına dokunması, mağdurun karşı çıkmasına rağmen hareketlerini tekrarlaması ve son olarak daha yoğun bir cinsel temasa yönelmesi hâlinde eylemlerin tek tek parçalanarak “ani hareket” şeklinde değerlendirilmesi doğru değildir.

    Karar ayrıca TCK 102/1’in birinci cümlesinin uygulama alanını belirginleştirmektedir. Temel cinsel saldırı için organ veya sair cismin vücuda sokulması gerekmez. Bu unsur gerçekleştiğinde TCK 102/2 uygulanacaktır. Buna karşılık penetrasyon olmamasına rağmen mağdurun bedeni üzerinde devam eden, birden fazla bölgeye yönelen ve belirli bir yoğunluk kazanan cinsel temaslar TCK 102/1’in temel şeklini oluşturabilir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, sanığın mağdurenin bacak, diz ve bel bölgelerine tekrar tekrar dokunması, mağdurenin rahatsızlığını bildirmesine rağmen hareketlerine devam etmesi ve nihayet mağdureyi kendisine çekerek cinsel organını kıyafet üzerinden kalçasına temas ettirmesi şeklindeki davranışlarının ani ve kesintili sayılamayacağını kabul etmiştir. Hareketlerin birbirini takip etmesi ve kendi içerisinde devamlılık göstermesi nedeniyle sarkıntılık sınırı aşılmış ve TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı suçunun oluştuğu sonucuna varılmıştır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.02.2020, E. 2017/14-45, K. 2020/62

    TCK 102/1 – MAĞDURENİN ELİNİN OKŞANMASI, BELİNE SARILINMASI, SAÇLARININ OKŞANIP YÜZÜNDEN ÖPÜLMESİ VE RAHATSIZLIĞINA RAĞMEN TEMASIN SÜRDÜRÜLMESİ SARKINTILIK SINIRINI AŞAR

    Somut olayda sanık mağdurenin işverenidir ve olay sanığın kullandığı odada meydana gelmiştir. Sanık ile mağdure odada birlikte bulundukları sırada sanık önce mağdurenin bir elini tutarak okşamıştır. Ardından ayağa kalkarak iki eliyle mağdurenin beline sarılmış, saçlarını okşamış ve mağdureyi önce alnından, daha sonra iki yanağından öpmüştür. Böylelikle fiziksel temas tek bir davranışla sınırlı kalmamış, farklı cinsel hareketler birbirini takip etmiştir.

    Sanık bu hareketlerinin ardından mağdureye bir kez daha öpme yönünde söz söylemiş; mağdure ise geri çekilerek buna karşılık vermiştir. Sanık mağdurenin korktuğunu ve elinin ayağının titrediğini fark etmiş olmasına rağmen davranışlarına son vermemiştir. Mağdurenin de kendisini öpmesini istemiş, yanağını uzatmış ve mağdurenin rahatsızlığını davranışlarıyla açıkça göstermesine rağmen tekrar belinden sarılarak kendi yanağını mağdureye öptürmüştür.

    Ceza Genel Kurulu, bu olayda sanığın hareketlerinin tek tek değerlendirilerek her birinin ani bir temas olarak kabul edilmesini doğru bulmamıştır. El tutma ve okşama, bele sarılma, saç okşama, alın ve yanaklardan öpme gibi davranışlar aynı olay içerisinde birbirini takip etmiş ve mağdurun bedeni üzerindeki cinsel müdahale belirli bir süre devam etmiştir. Dolayısıyla olayın bütünü, tek bir ani hareketten çok devam eden bir cinsel saldırı sürecini göstermektedir.

    Kurulun değerlendirmesinde mağdurenin davranışları da önemlidir. Mağdure geri çekilmiş, sanığa ters biçimde bakmış ve fiziksel olarak rahatsız olduğunu göstermiştir. Sanık da mağdurenin korktuğunu ve titrediğini fark etmiştir. Buna rağmen sanığın cinsel nitelikteki fiziksel temasını devam ettirmesi, eylemin yoğunluğunu artıran ve sarkıntılık sınırının aşıldığını gösteren bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

    Burada sarkıntılık ile temel cinsel saldırı arasındaki fark yalnızca temas edilen vücut bölgelerinden kaynaklanmamaktadır. Örneğin saç okşama veya yanaktan öpme tek başına ve belirli koşullarda sarkıntılık düzeyinde kalabilecek hareketlerdir. Ancak aynı davranışlar birbirini takip eden başka cinsel hareketlerle birleştiğinde ve mağdurun bedeni üzerindeki müdahale süreklilik kazandığında, bütün eylemin hukuki niteliği değişmektedir.

    Ceza Genel Kurulu böylece suç vasfının belirlenmesinde hareketlerin yapay biçimde parçalanmasına karşı çıkmıştır. Failin el okşama hareketi ayrı, sarılması ayrı, saç okşaması ayrı ve öpmesi ayrı değerlendirilerek bunların her birinin kısa sürdüğü gerekçesiyle sarkıntılık sonucuna varılması doğru değildir. Aynı zaman ve mekânda ortak cinsel amaçla gerçekleştirilen davranışlar bir bütün hâlinde değerlendirilmelidir.

    Somut olayda bu bütünsel değerlendirme sonucunda sanığın mağdurenin bedeni üzerindeki cinsel temasının süreklilik ve yoğunluk kazandığı kabul edilmiştir. Mağdurenin açık rahatsızlığına rağmen hareketlerin sürdürülmesi de dikkate alındığında, eylemlerin ani ve kesintili olduğu söylenemez. Bununla birlikte vücuda organ veya sair cisim sokulması bulunmadığından TCK 102/2 değil, TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel şekil uygulanmalıdır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurenin elini okşamayla başlayıp beline sarılma, saçlarını okşama, alnından ve yanaklarından öpme ve mağdurenin rahatsızlığına rağmen yeniden fiziksel temas kurma biçiminde devam eden davranışların sarkıntılık düzeyini aştığını kabul etmiştir. Birbirini takip eden ve kendi içerisinde devamlılık gösteren cinsel hareketlerin TCK 102/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel saldırı suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.05.2020, E. 2017/14-47, K. 2020/244

    TCK 102/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 102/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Ani ve kesintili tek dokunuş Sarkıntılık (102/1 ikinci cümle) Hareket süreklilik kazanmadan sona ermiştir
    Devamlılık arz eden ve yoğunlaşan dokunuşlar Basit cinsel saldırı (102/1) Fiil sarkıntılık boyutunu aşmıştır
    Vücut teması bulunmayan sözlü fiiller TCK 105 cinsel taciz Vücut dokunulmazlığı ihlal edilmemiştir
    Mağdurun şikayetten vazgeçmesi Düşme Temel şekil şikayete tabidir
    Cinsel amacın ispatlanamaması Beraat veya farklı nitelendirme Kastın cinsel amaçla hareket etmeyi kapsaması gerekir

    Serinin diğer yazıları için TCK 102/3-a kendini savunamayacak kişiye karşı cinsel saldırı, TCK 102/3-d silahla veya birden fazla kişiyle cinsel saldırı ile temas içermeyen fiiller için cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 102/1 nedir?

    TCK 102/1, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyi düzenleyen basit cinsel saldırı suçudur; cezası şikayet üzerine 5 yıldan 10 yıla kadar, sarkıntılık düzeyinde kalan fiillerde 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir.

    Sarkıntılık suçu nedir, cezası kaç yıl?

    Sarkıntılık; ani, kesintili ve süreklilik kazanmamış cinsel davranıştır ve cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir. Hareket devam eder veya yoğunlaşırsa fiil basit cinsel saldırıya dönüşür ve ceza 5 yıldan başlar.

    Cinsel saldırı ile cinsel taciz farkı nedir?

    Ayrım vücut temasıdır: Mağdurun vücuduna yönelen fiziksel temas varsa cinsel saldırı, temas olmaksızın sözle, yazıyla veya dijital yolla işlenen fiiller cinsel taciz kapsamındadır.

    TCK 102/1 şikayete bağlı mı, süre ne kadar?

    Evet. Temel şekil ve sarkıntılık şikayete tabidir; süre, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Hüküm kesinleşinceye kadar şikayetten vazgeçilirse dava düşer.

    Cinsel saldırıda uzlaşma olur mu?

    Hayır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kanunen kapalıdır; şikayete tabi olması uzlaştırma kapsamına girdiği anlamına gelmez.

    Cinsel saldırı suçu nasıl ispatlanır?

    Bu suçlar çoğu zaman tanıksız işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; beyanın iç tutarlılığı, olay sonrası davranışlar, mesaj kayıtları ve varsa raporlarla birlikte denetlenir. Soyut ve çelişkili beyan tek başına mahkumiyete yetmez.

    TCK 102/1 davasında avukat desteği neden önemli?

    Sarkıntılık sınırı, şikayet süresinin hesabı ve beyan delilinin denetimi bu dosyaların belirleyici başlıklarıdır; savunma ilk ifadeyle kurulur. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 102/1 basit cinsel saldırı ve sarkıntılık konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 102/1 Cinsel Saldırı Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 102 cinsel saldırı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 105/2 Son Cümle: Taciz Nedeniyle İşi, Okulu veya Aileyi Bırakma

    TCK 105/2 Son Cümle: Taciz Nedeniyle İşi, Okulu veya Aileyi Bırakma

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 105/2 son cümle nedir? TCK 105/2 son cümlesi, cinsel taciz fiili nedeniyle mağdurun işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalması halinde verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağını düzenler. Bu, neticeye bağlı bir asgari ceza kuralıdır: Taciz, mağdurun yaşamında somut bir kopuşa yol açmışsa hapis cezası alt sınırı bir yıla sabitlenir ve adli para seçeneği fiilen devreden çıkar. Kural, hem temel şekil hem nitelikli haller üzerinden kurulan cezalara uygulanır; kopuş ile taciz arasındaki zorunluluk bağı ispatlanmalıdır.

    Tacizin gerçek maliyeti mahkeme dosyasında değil, mağdurun yaşam çizelgesinde okunur: bırakılan iş, yarıda kalan okul, terk edilen ev. Kanun koyucu bu kopuşları görür ve faile yansıtır; taciz mağdurun hayatından bir parça koparmışsa ceza asgari bir yıla sabitlenir. cinsel taciz suçu TCK 105 sisteminin bu az bilinen ama etkili kuralı, ikinci fıkranın son cümlesidir.

    Bu yazıda üç netice tipini, zorunluluk bağının ispatını ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. İşyeri kaynaklı fiiller için TCK 105/2-c işyerinde cinsel taciz rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/2 Son Cümle Nedir?

    TCK 105/2 son cümlesi, bentlerdeki artırım nedenlerinden farklı çalışan, neticeye bağlı bir asgari ceza kuralıdır: Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz. Kural oran artırmaz; kurulan cezanın alt sınırını bir yıla çeker. Uygulanması iki şarta bağlıdır: sayılan üç neticeden birinin gerçekleşmesi ve bu neticenin taciz nedeniyle ve zorunlu olarak doğması. Netice, temel şekildeki tacizden de bentlerdeki nitelikli tacizden de doğabilir.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    Üç Netice ve Zorunluluk Bağı

    • İşi bırakmak: İstifa, iş sözleşmesinin feshi veya fiilen işe devam edememe; tacizle istifa arasındaki tarih örgüsü, istifa dilekçesinin içeriği ve tanık anlatımları ispatın araçlarıdır.
    • Okuldan ayrılmak: Kayıt dondurma, nakil ve okulu tamamen bırakma; aşağıdaki kararların gösterdiği gibi, ayrılığın tek başına gerçekleşmesi yetmez, tacize dayandığının somut olarak ortaya konulması aranır.
    • Aileden ayrılmak: Mağdurun ev değiştirmek, aile birliğinden kopmak zorunda kalması; tacizin evliliği sona erdirdiği olgular da bu kapsamda değerlendirilmiştir.
    • Zorunluluk bağı: Kopuşun özgür bir tercih değil, tacizin yarattığı baskının kaçınılmaz sonucu olması gerekir; başka nedenlere dayanan ayrılıklar kuralı devreye sokmaz ve bu bağ soyut kabulle değil delille kurulur.

    Cezaya Etkisi Nasıl Hesaplanır?

    • Hesap sırası: Önce temel ceza belirlenir, varsa bent artırımı uygulanır; sonuç bir yılın altında kalıyorsa asgari ceza kuralı devreye girer ve ceza bir yıla tamamlanır.
    • Pratik etkisi: Kısa süreli hapis ihtimalini ortadan kaldırır, adli para seçeneğini fiilen devreden çıkarır ve seçenek kurumların pazarlık alanını daraltır.
    • Tazminat köprüsü: İşinden veya okulundan olan mağdurun maddi kayıpları, ceza dosyasındaki tespitlerle desteklenen bir tazminat davasının konusudur; iki süreç birlikte planlanmalıdır.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Kuralın uygulandığı dosyalar çoğunlukla nitelikli hallere dayandığından şikayet aranmaz; temel şekil üzerinden kurulan cezalarda şikayet rejimi saklıdır.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir; mağdurun yaşam alanlarını koruyan adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 105/2 Son Cümle Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    İstifa, nakil veya evden ayrılışın taciz yüzünden ve zorunlu olduğunun ispatı bu kuralın anahtarıdır; dilekçeler, tarih örgüsü ve tanık anlatımları belirleyicidir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 105/2 Son Cümle Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 105/2-SON – CİNSEL TACİZ NEDENİYLE MAĞDURUN İŞİNİ BIRAKMAK ZORUNDA KALMASI HÂLİNDE, FİİL İLE İŞTEN AYRILMA ARASINDA NEDENSELLİK BAĞI BULUNMALI VE VERİLECEK CEZA BİR YILDAN AZ OLMAMALIDIR

    Somut olayda sanığın mağdura değişik tarihlerde mesaj göndermek suretiyle cinsel tacizde bulunduğu ve bu eylemlerin ardından mağdurun çalıştığı işi bırakmak zorunda kaldığı kabul edilmiştir. Mahkeme, sanığın cinsel taciz eylemleriyle mağdurun çalışma hayatındaki bu sonucu arasında bağlantı bulunduğunu değerlendirerek TCK 105/2’nin son cümlesini uygulamıştır.

    TCK 105/2-son, cinsel taciz suçunun mağdur bakımından doğurduğu ağır sosyal sonuçları ayrıca dikkate alan bir düzenlemedir. Hükme göre mağdur cinsel taciz fiili nedeniyle işini bırakmak, okulundan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmışsa verilecek ceza bir yıldan az olamaz. Bu nedenle düzenlemede yalnızca failin eyleminin niteliği değil, eylemin mağdurun hayatında meydana getirdiği sonuç da önem taşımaktadır.

    Yargıtay uygulamasında bu hükmün uygulanabilmesi için mağdurun işten ayrılmış olmasının tek başına yeterli olmadığı kabul edilmektedir. İşten ayrılma ile sanığın cinsel taciz eylemi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Mağdurun tamamen başka bir nedenle işten ayrıldığı bir durumda, daha önce cinsel tacize uğramış olması TCK 105/2-son hükmünün uygulanmasını sağlamaz. Tezde de bu ağırlaştırıcı sonucun uygulanması bakımından cinsel taciz fiiliyle iş, okul veya aileden ayrılma arasında nedensellik bağının zorunlu olduğu belirtilmektedir.

    Somut olayda mağdurun işini bırakmasının sanığın taciz eylemleriyle bağlantılı olduğu kabul edildiğinden hükmün uygulanma koşulları oluşmuştur. Burada mağdurun artık aynı iş ortamında bulunmaya devam edememesi, tacizin sürmesi ihtimali veya yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çalışma yaşamını aynı yerde sürdürememesi gibi olgular önem taşımaktadır.

    Bu düzenlemenin bir diğer özelliği, sonuç cezanın alt sınırını belirlemesidir. TCK 105/2-son uygulandığında mahkemece yapılacak hesaplama sonucunda ortaya çıkan ceza bir yıldan daha az olamaz. Böylece kanun koyucu mağdurun çalışma, eğitim veya aile hayatını terk etmek zorunda kalmasına neden olan cinsel tacizi temel ve diğer nitelikli hâllere göre daha ağır sonuçlandırmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi ayrıca bu ağırlaşmış hâlin şikâyete bağlı olmadığı yönünde değerlendirme yapmıştır. Bir suçun temel şeklinin şikâyete bağlı olması, o suçun nitelikli veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekillerini kendiliğinden şikâyete bağlı hâle getirmez. Bu nedenle mağdurun işi bırakmasına neden olan ve TCK 105/2-son kapsamında kalan eylem resen soruşturulup kovuşturulmalıdır.

    Bu yönüyle mağdur daha sonra şikâyetinden vazgeçmiş olsa bile kamu davasının sırf bu nedenle düşürülmesi mümkün değildir. Suç vasfı TCK 105/2-son kapsamında belirlendiğinde mahkemenin yargılamaya devam ederek sanığın ceza sorumluluğu hakkında esasa ilişkin karar vermesi gerekir.

    Sonuç olarak Yargıtay, değişik zamanlarda gerçekleştirilen cinsel taciz eylemleri nedeniyle mağdurun işini bırakmak zorunda kalması hâlinde, eylemler ile işten ayrılma arasında nedensellik bağı bulunması şartıyla TCK 105/2-son hükmünün uygulanacağını; bu ağırlaşmış hâlin şikâyete bağlı olmadığını ve sonuç cezanın bir yıldan az olamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.10.2014, E. 2013/1054, K. 2014/10982

    TCK 105/2-SON – MAĞDURUN OKULDAN AYRILMASI TEK BAŞINA YETERLİ OLMAYIP, BU SONUCUN TCK 105/2 KAPSAMINDAKİ NİTELİKLİ CİNSEL TACİZ FİİLİNDEN KAYNAKLANMASI GEREKİR

    Somut olayda sanık ile müşteki aynı okulda öğrenci olup sanığın müştekiye yönelik cinsel taciz eyleminde bulunduğu ve olay sonrasında müştekinin okuldan ayrıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi, mağdurun okuldan ayrılmasını TCK 105/2’nin son cümlesi kapsamında değerlendirerek cezayı buna göre belirlemiştir.

    Yargıtay 4. Ceza Dairesi ise TCK 105/2-son hükmünün uygulama alanını daha sınırlı değerlendirmiştir. Daireye göre bu düzenleme, aynı maddenin ikinci fıkrasının uygulanmasını gerektiren bir nitelikli hâlin bulunduğu olaylarda gündeme gelebilir. Başka bir ifadeyle mağdurun okuldan ayrılmış olması tek başına ikinci fıkranın uygulanmasına yeterli değildir.

    Somut olayda sanık ile müştekinin aynı okulda öğrenci olmaları, TCK 105/2’de sayılan nitelikli hâllerden biri değildir. Fail ile mağdur arasında kamu görevi, hizmet ilişkisi, aile içi ilişki, eğitici-öğretici ilişkisi veya aynı işyerinde çalışma gibi ikinci fıkrada öngörülen özel bir bağlantı bulunmamaktadır.

    Bu nedenle sanığın temel cinsel taciz eyleminin ardından müştekinin okuldan ayrılmış olması, Daire tarafından doğrudan TCK 105/2-son hükmünün uygulanması için yeterli görülmemiştir. Mahkemenin bu sonuca dayanarak cezayı ağırlaştırması sanık hakkında fazla ceza belirlenmesine yol açmıştır.

    Kararın dikkat çekici yönü, TCK 105/2-son hükmünün maddenin sistematiği içerisindeki konumuna önem vermesidir. Daire, son cümleyi birinci fıkradaki her cinsel taciz eylemine uygulanabilecek bağımsız bir ağır netice olarak değil, ikinci fıkranın uygulanmasını gerektiren hâllere bağlı bir düzenleme olarak yorumlamıştır. Kullanıcının sağladığı tezde de Yargıtayın bu görüşü benimsediği açıkça aktarılmaktadır.

    Bu nedenle mağdurun okuldan ayrılmasının cinsel taciz eyleminden kaynaklanması gerekli olmakla birlikte, Dairenin bu kararına göre ayrıca TCK 105/2 kapsamındaki bir nitelikli hâlin bulunması da gerekmektedir. Aksi hâlde mağdurun okul değiştirmesi veya tamamen okuldan ayrılması, tek başına sonuç cezanın bir yıldan az olamayacağına ilişkin hükmü işletmez.

    Bu yorum özellikle öğrenciler arasında gerçekleşen cinsel taciz eylemleri bakımından önem taşımaktadır. Aynı okulda bulunmak, “aynı işyerinde çalışma” kavramıyla özdeş değildir ve öğrenciler arasındaki olağan okul arkadaşlığı ilişkisi ikinci fıkrada ayrıca nitelikli hâl olarak düzenlenmemiştir.

    Sonuç olarak Yargıtay, aynı okulda öğrenci olan sanık ile müşteki arasındaki temel cinsel taciz eyleminden sonra müştekinin okuldan ayrılmasının tek başına TCK 105/2-son hükmünü uygulanabilir hâle getirmediğini; bu son cümlenin TCK 105/2’nin uygulanmasını gerektiren nitelikli hâllerin bulunduğu olaylarda uygulanabileceğini ve aksi kabulün fazla ceza tayinine neden olacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 13.05.2014, E. 2013/22452, K. 2014/16307

    TCK 105/2-SON – MAĞDURUN CİNSEL TACİZ EYLEMLERİ NEDENİYLE İŞİNİ BIRAKMASI SONUCUNDA UYGULANAN AĞIRLAŞMIŞ HÂL ŞİKÂYETE BAĞLI DEĞİLDİR

    Somut olayda sanığın mağdura yönelik cinsel taciz niteliğindeki davranışlarının belirli bir süre boyunca devam ettiği ve mağdurun bu davranışlar sonucunda çalışma hayatını aynı işyerinde sürdüremeyerek işini bıraktığı kabul edilmiştir. Yerel mahkeme bu nedenle TCK 105/2’nin son cümlesini uygulamıştır.

    Dosyanın temyiz incelemesinde temel tartışmalardan biri, mağdurun sonradan şikâyetinden vazgeçmesinin bu suç bakımından kamu davasını sona erdirip erdirmeyeceğidir. TCK 105/1’de temel cinsel taciz suçunun şikâyete bağlı olması nedeniyle ilk bakışta şikâyetten vazgeçmenin düşme sonucu doğurabileceği düşünülebilir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise nitelikli ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâller bakımından farklı bir değerlendirme yapmıştır. Bir suçun yalnızca temel şeklinin şikâyete bağlı olarak düzenlenmesi, aynı suçun ağırlaştırılmış şekillerini de şikâyete bağlı hâle getirmez. Şikâyete bağlılık istisnai olduğundan kanunda açık düzenleme bulunması gerekir.

    TCK 105/2-son bakımından mağdurun işini bırakmak zorunda kalması, failin cinsel taciz eyleminin mağdurun sosyal ve ekonomik hayatında doğurduğu ağır bir sonuçtur. Kanun koyucu bu durumda sonuç cezanın bir yıldan az olamayacağını açıkça düzenlemiştir.

    Bu ağır neticenin uygulanabilmesi için yine nedensellik bağlantısı aranmalıdır. İşten ayrılma, failin tacizinden bağımsız başka bir nedenle gerçekleşmişse hüküm uygulanamaz. Buna karşılık mağdur taciz ortamından kurtulabilmek, ruhsal huzurunu koruyabilmek veya aynı çalışma düzenini devam ettirmesinin kendisinden beklenememesi nedeniyle işten ayrılmışsa nedensellik bağı kurulabilir.

    Mağdurun mutlaka ekonomik veya hukuki anlamda “başka hiçbir seçeneği kalmamış” olması da her olayda aranmaz. Kanun metninde “zorunda kalma” ifadesi kullanılmıştır. Tezde de bu ifadenin mutlak mecburiyetten daha geniş olduğu; cinsel tacizin yarattığı huzursuzluk nedeniyle mağdurun sağlıklı biçimde iş, okul veya aile hayatını sürdürmesinin güçleşmesinin değerlendirmede önem taşıdığı belirtilmektedir.

    Bu nedenle sanığın taciz davranışları sonucu mağdurun işini bırakması, suçun yalnızca temel şekli olarak değerlendirilemez. TCK 105/2-sonun sonuçları uygulanmalı ve yargılamanın şikâyetten bağımsız biçimde sürdürülmesi gerekir.

    Sonuç olarak Yargıtay, cinsel taciz eylemleri nedeniyle mağdurun işini bırakmak zorunda kaldığı ve bu sonuç ile sanığın eylemleri arasında nedensellik bağlantısı bulunduğu hâlde TCK 105/2-son hükmünün uygulanacağını; bu neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin soruşturma ve kovuşturmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 17.11.2016, E. 2016/10155, K. 2016/7902

    TCK 105/2-SON – CİNSEL TACİZ NEDENİYLE MAĞDURUN İŞİNİ, OKULUNU VEYA AİLESİNİ TERK ETMESİYLE FAILİN EYLEMİ ARASINDA NEDENSELLİK BAĞI KURULMADAN AĞIRLAŞMIŞ HÂL UYGULANAMAZ

    TCK 105/2-son bakımından hükmün uygulanmasının merkezinde mağdurun yaşadığı sonuç ile cinsel taciz eylemi arasındaki bağlantı bulunmaktadır. Mağdurun olay sonrasında işini bırakması, okul değiştirmesi veya ailesinden ayrılması maddi bir olgu olmakla birlikte, tek başına failin daha ağır cezalandırılması için yeterli değildir.

    Yargıtay uygulamasında ağırlaşmış sonucun doğrudan cinsel taciz fiilinden kaynaklanması gerekir. Bu nedenle mahkeme mağdurun hangi nedenle işini veya okulunu bıraktığını, ayrılma kararının ne zaman verildiğini ve olayla bu karar arasında makul bir bağlantı bulunup bulunmadığını araştırmalıdır.

    Örneğin mağdur cinsel tacizden sonra işyerinden ayrılmış ancak bu ayrılığın önceden planlanmış başka bir iş değişikliği nedeniyle gerçekleştiği ortaya çıkmışsa TCK 105/2-son uygulanamaz. Aynı şekilde okuldan ayrılmanın akademik, ekonomik veya tamamen başka ailevi nedenlerden kaynaklandığı belirlenmişse failin cinsel taciz eylemiyle sonuç arasında nedensellik kurulamaz.

    Buna karşılık cinsel taciz nedeniyle iş veya okul ortamının mağdur açısından sürdürülemez hâle gelmesi, faille tekrar karşılaşma ihtimali, psikolojik rahatsızlık veya çevresel baskı gibi nedenlerle ayrılma gerçekleşmişse hükmün uygulanması mümkündür. Failin mağduru doğrudan “işten ayrıl” veya “okulu bırak” şeklinde zorlaması şart değildir.

    Ayrılma ile taciz arasında belirli bir zaman geçmesi de nedensellik bağını kendiliğinden kesmez. Kullanıcının sunduğu tezde, nedensellik bağı kesilmediği sürece fiille ayrılma sonucu arasında makul bir zaman bulunabileceği belirtilmektedir.

    Burada TCK 23’te düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerinin de dikkate alınması gerekir. Öğretide ve sunulan çalışmada TCK 105/2-sonun neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç niteliğinde olduğu ve failin ağır neticeden sorumluluğu belirlenirken TCK 23’ün göz önünde bulundurulması gerektiği ifade edilmektedir.

    Bu nedenle mahkemenin yalnızca “mağdur işten ayrıldı” veya “mağdur okulunu değiştirdi” biçiminde bir tespit yapması yeterli değildir. Ağır neticenin neden ve nasıl cinsel tacizden doğduğu gerekçeli kararda ortaya konulmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay uygulamasında, TCK 105/2-sonun uygulanabilmesi için mağdurun işini bırakması, okulundan veya ailesinden ayrılması ile cinsel taciz eylemi arasında somut nedensellik bağının bulunması gerektiği; ayrılmanın başka bir nedenden kaynaklandığı veya bağlantının kurulamadığı durumda ağırlaştırılmış hükmün uygulanamayacağı kabul edilmektedir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 14.10.2014, E. 2013/1054, K. 2014/10982

    TCK 105/2-SON – MAĞDURUN CİNSEL TACİZ NEDENİYLE İŞTEN AYRILDIĞI SABİT DEĞİLSE, SADECE İŞ İLİŞKİSİNİN SONA ERMİŞ OLMASINDAN HAREKETLE BİR YILLIK ASGARİ CEZA UYGULANAMAZ

    Somut olayda sanığın, yanında çalışan mağdura karşı patronluk veya hizmet ilişkisi içerisindeki konumundan yararlanarak cinsel taciz niteliğinde davranışlarda bulunduğu kabul edilmiştir. Yerel mahkeme sanığın cinsel taciz eylemini sabit görmüş, ayrıca mağdurun daha sonra işyerinden ayrıldığını dikkate alarak TCK 105/2’nin son cümlesini de uygulamıştır.

    Uyuşmazlık, mağdurun işten ayrılmış olmasının tek başına “cinsel taciz nedeniyle işi bırakmak zorunda kalma” sonucunun kabulü için yeterli olup olmadığı noktasında ortaya çıkmıştır. TCK 105/2-son bakımından yalnızca kronolojik bir ardışıklık yeterli değildir. Cinsel tacizin meydana gelmesi ve daha sonra çalışma ilişkisinin sona ermesi, bunlar arasında nedensellik bulunduğunu kendiliğinden göstermez.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, dosya kapsamından mağdurun işi sanığın cinsel taciz eylemleri nedeniyle bıraktığının sabit olmadığını tespit etmiştir. Mağdurun işten hangi nedenle ayrıldığı belirlenmeden, salt taciz eyleminden sonra çalışma ilişkisinin sona ermiş olması gerekçe gösterilerek TCK 105/2-son uygulanamaz.

    Bu hüküm cezada önemli bir ağırlaşmaya yol açmaktadır. Kanun, koşulları gerçekleştiğinde sonuç cezanın bir yıldan az olamayacağını düzenlediğinden, ağır neticenin meydana geldiği de temel suç kadar kesin ve inandırıcı delillerle belirlenmelidir. Mahkeme “mağdur sonradan işi bıraktı” biçiminde soyut bir gerekçeyle ağırlaştırıcı hüküm uygulayamaz.

    Örneğin mağdur ekonomik nedenlerle, başka bir iş bulması nedeniyle, işverenin feshi sonucunda veya cinsel tacizden tamamen bağımsız bir sebeple işyerinden ayrılmış olabilir. Bu ihtimaller araştırılmadan işten ayrılmanın sanığın eylemine bağlanması, sanığın meydana getirmediği bir sonuçtan sorumlu tutulmasına neden olacaktır.

    Buna karşılık mağdurun ifadelerinden, tanık anlatımlarından, işten ayrılma sürecinden veya diğer delillerden tacizin yarattığı ortam nedeniyle artık işyerinde çalışamadığı açık biçimde anlaşılıyorsa TCK 105/2-son uygulanabilecektir. Böyle bir durumda işten ayrılma kararının mağdur tarafından verilmiş olması nedensellik bağını ortadan kaldırmaz.

    Daire, somut dosyada bu bağlantının yeterince ortaya konulmadığını kabul ederek, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle TCK 105/2-son uygulanmasını sanık hakkında fazla ceza tayini olarak değerlendirmiştir.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdurun sanığın cinsel taciz eylemlerinden sonra işten ayrılmış olmasının tek başına TCK 105/2-sonun uygulanmasına yeterli olmadığını; mağdurun işi özellikle cinsel taciz nedeniyle bırakmak zorunda kaldığının somut delillerle ortaya konulması gerektiğini, aksi durumda bir yıllık asgari cezaya ilişkin ağırlaştırıcı hükmün uygulanamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.12.2015, E. 2014/645, K. 2015/11889

    TCK 105/2-SON – HİZMET İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN KONUMUNU KULLANARAK MAĞDURA FARKLI TARİHLERDE CİNSEL TACİZDE BULUNAN FAILİN EYLEMLERİ NEDENİYLE MAĞDUR İŞİ BIRAKMAK ZORUNDA KALMIŞSA TCK 105/2-SON UYGULANMALIDIR

    Somut olayda sanık ile mağdur arasında hizmet ilişkisi bulunmaktadır. Sanığın bu ilişkinin kendisine sağladığı konum ve ulaşma imkânından yararlanarak mağdura farklı tarihlerde birden fazla cinsel taciz eyleminde bulunduğu dosya kapsamındaki delillerden anlaşılmıştır.

    Sanığın davranışları tek bir olayla sınırlı kalmamış, belirli bir dönem içerisinde tekrarlanmıştır. Bu nedenle eylemler, temel cinsel taciz suçunun yanında hizmet ilişkisinden kaynaklanan özel konum ve eylemlerin değişik tarihlerde tekrarlanması bakımından da değerlendirilmelidir.

    Dosyada mağdurun sanığın davranışları nedeniyle artık aynı çalışma ortamında kalamadığı ve sonuçta işi bırakmak zorunda kaldığı anlaşılmıştır. Böylece cinsel taciz fiilleri ile işten ayrılma arasında somut bir nedensellik bağlantısı kurulmuştur. İşten ayrılma, sanığın davranışlarından bağımsız bir karar değil, tacizlerin mağdurun çalışma ortamını sürdürülemez hâle getirmesinin sonucudur.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bu maddi olgu karşısında TCK 105/2’nin uygulanmamasını hukuka aykırı bulmuştur. Failin mağdurla hizmet ilişkisi içerisinde bulunması ve bu ilişkiyi cinsel taciz için kullanması suçun nitelikli hâlini oluştururken, mağdurun bu eylemler sonucunda işi bırakmak zorunda kalması ayrıca TCK 105/2-son bakımından değerlendirilmelidir.

    Bunun yanında eylemlerin farklı tarihlerde birden fazla kez gerçekleştirilmesi nedeniyle zincirleme suç hükümleri de gündeme gelmektedir. Sanığın aynı mağdura yönelik aynı suç işleme kararı kapsamında değişik zamanlarda cinsel taciz eylemlerinde bulunması hâlinde TCK 43/1 uyarınca artırım yapılması gerekir.

    Ancak mağdurun işi bırakması sonucu her taciz eylemiyle birlikte yeniden gerçekleşen bir netice değildir. İşten ayrılma bir kez meydana gelen sonuçtur. Bu nedenle zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında temel cinsel taciz hareketlerinin tekrarı ile TCK 105/2-sondaki ağır neticenin birbirinden ayrılması gerekir.

    Karar, özellikle işyerindeki cinsel taciz vakalarında TCK 105/2-sonun uygulanmasının tipik örneklerinden biridir. Mağdurun sanığın tacizlerinden kurtulmak veya sağlıklı çalışma hayatını sürdürebilmek için işini bırakmak zorunda kalması, kanun koyucunun daha ağır yaptırıma bağladığı sonuçlardan biridir.

    Sonuç olarak Yargıtay, hizmet ilişkisinin sağladığı konumdan yararlanarak aynı mağdura farklı tarihlerde birden fazla kez cinsel tacizde bulunan sanığın eylemleri nedeniyle mağdurun işi bırakmak zorunda kaldığının dosya kapsamından anlaşılması hâlinde TCK 105/2-son ile zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğini; bu ağır neticenin göz ardı edilmesinin eksik ceza tayini oluşturacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 13.06.2016, E. 2016/4399, K. 2016/5842

    TCK 105/2-SON – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞAN MAĞDURA BİRDEN FAZLA CİNSEL TACİZDE BULUNULMASI SONUCUNDA MAĞDUR İŞİ BIRAKMAK ZORUNDA KALMIŞSA, İŞTEN AYRILMA SONUCU CEZALANDIRMADA MUTLAKA GÖZETİLMELİDİR

    Somut olayda sanık ile mağdur aynı işyerinde çalışmaktadır. Sanığın mağdura farklı zamanlarda birden fazla cinsel taciz eyleminde bulunduğu ve davranışların taraflar arasındaki çalışma ilişkisinin devam ettiği sırada gerçekleştiği kabul edilmiştir.

    Sanığın eylemleri nedeniyle mağdurun çalışma ortamındaki huzurunun ciddi biçimde bozulduğu ve mağdurun sonunda işi bırakmak zorunda kaldığı dosyadaki delillerden anlaşılmıştır. Buna rağmen yerel mahkeme sanığın hukuki durumunu değerlendirirken mağdurun işini bırakması sonucunu gerektiği şekilde ceza hesabına yansıtmamıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 105/2’nin bu tür olaylar için açık bir düzenleme içerdiğine dikkat çekmiştir. Cinsel taciz sonucunda mağdur işi bırakmak zorunda kalmışsa, kanunda öngörülen ağır netice gerçekleşmiş olur ve sonuç ceza buna göre belirlenmelidir.

    Burada mağdurun işten ayrılması ile sanığın tacizleri arasındaki bağlantının bulunması kritik önemdedir. Somut dosyada bu bağlantı dosya içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle mağdurun işten ayrılması tesadüfi veya bağımsız bir gelişme olarak kabul edilemez.

    Daire, sanığın farklı zamanlardaki eylemlerini de göz önünde bulundurmuştur. Cinsel tacizlerin tekrarlanması TCK 43/1 kapsamında zincirleme suç hükümlerini gündeme getirmektedir. Buna karşılık işten ayrılma neticesi bir kez gerçekleştiğinden bu ağır neticenin ayrıca zincirleme biçimde gerçekleştiği kabul edilemez.

    Bu ayrım ceza hesaplaması bakımından önemlidir. Mahkeme, sanığın temel cinsel taciz eylemlerine ve varsa ikinci fıkradaki nitelikli hâle göre cezayı belirlemeli, zincirleme suç artırımını dikkate almalı ve mağdurun işten ayrılmasına ilişkin bir yıllık alt sınır kuralını da doğru uygulama sırası içerisinde sonuç cezaya yansıtmalıdır.

    Yargıtay, mağdurun işini bırakmak zorunda kaldığının sabit olduğu bir olayda bu sonucun hiç dikkate alınmamasını kanuna aykırı bulmuştur. Çünkü böyle bir yaklaşım, TCK 105/2-sonun mağdurun çalışma hayatında meydana gelen ağır sonuçları cezalandırma amacıyla bağdaşmamaktadır.

    Sonuç olarak Yargıtay, aynı işyerinde çalışan mağdura hizmet veya çalışma ilişkisinden doğan imkân kullanılarak değişik tarihlerde birden fazla cinsel tacizde bulunulması ve mağdurun bu eylemler nedeniyle işi bırakmak zorunda kalması hâlinde TCK 105/2-sonun mutlaka uygulanması gerektiğini; mağdurun işten ayrılması sonucunun göz ardı edilmesinin eksik ceza tayini oluşturacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 28.03.2019, E. 2015/9551, K. 2019/8611

    TCK 105/2-SON – CİNSEL TACİZ EYLEMLERİ NEDENİYLE MAĞDURUN EVLİLİĞİNİN SONA ERMESİ VE AİLESİNDEN AYRILMAK ZORUNDA KALMASI, AĞIRLAŞMIŞ HÂLİN UYGULANMASINI GEREKTİRİR

    Somut olayda sanığın mağdura telefon mesajları göndermek ve başka taciz davranışlarında bulunmak suretiyle cinsel taciz eylemlerini gerçekleştirdiği kabul edilmiştir. Sanığın davranışları mağdurun yalnızca bireysel huzurunu değil, aile hayatını da doğrudan etkilemiştir.

    Mağdurun eşi, açtığı boşanma davasında sanığın mağdura gönderdiği telefon mesajları ile diğer taciz eylemlerini boşanmanın nedenleri arasında göstermiştir. Boşanma yargılaması sonucunda tarafların evlilik birliği sona ermiş ve mağdur ailesinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, mağdurun aileden ayrılması sonucuyla sanığın cinsel taciz eylemleri arasındaki bağlantıyı değerlendirmiştir. Boşanma dosyasındaki açıklamalar ve mahkemenin boşanma kararının dayanakları karşısında, mağdurun ailesinden ayrılmasının sanığın tacizleriyle bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.

    Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının TCK 105/2’nin uygulanmaması gerektiği yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir. TCK 105/2-son yalnızca mağdurun kendi isteğiyle aile evinden kaçması veya doğrudan fiziksel biçimde ayrılması hâlinde uygulanmaz. Cinsel tacizin mağdurun aile birliğini bozması ve sonuçta mağdurun eşinden ayrılarak aile hayatının sona ermesine neden olması da hükmün kapsamına girebilir.

    Kararın önemli yönlerinden biri, ağır netice ile zincirleme suç arasındaki ilişkinin açıklanmasıdır. Sanığın cinsel taciz eylemleri birden fazla kez gerçekleşmiş ve zincirleme suç oluşturmuş olsa da mağdurun ailesinden ayrılması sonucu yalnızca bir kez meydana gelmiştir.

    Bu nedenle TCK 105/2-sondaki ağır netice zincirleme biçimde artırıma tabi tutulamaz. Mahkeme önce tekrarlanan cinsel taciz eylemleri bakımından TCK 43 uyarınca artırım miktarını belirlemeli, fakat bir kez gerçekleşen aileden ayrılma sonucunu ayrıca her eylem bakımından yeniden meydana gelmiş gibi değerlendirmemelidir.

    Yargıtay, yerel mahkemenin uygulama sırasını bu nedenle hatalı bulmuştur. TCK 105/1 uyarınca belirlenen temel ceza üzerinden zincirleme suç nedeniyle ortaya çıkan artırım miktarı hesaplanmalı ve bu miktar, TCK 105/2-son gereğince belirlenen ceza üzerine eklenmelidir. Ağır netice üzerinden yeniden zincirleme suç artırımı yapılması fazla ceza tayinine yol açar.

    Karar, TCK 105/2-sondaki “ailesinden ayrılmak zorunda kalma” kavramının yalnızca fiziksel olarak baba veya anne evinden ayrılmayı ifade etmediğini de göstermektedir. Cinsel taciz nedeniyle evliliğin sona ermesi ve mağdurun aile birliğinden ayrılması da somut nedensellik bağı bulunduğu takdirde hüküm kapsamında değerlendirilebilir.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın zincirleme cinsel taciz eylemlerinin mağdurun evliliğinin sona ermesine ve bu nedenle ailesinden ayrılmak zorunda kalmasına neden olduğu durumda TCK 105/2-sonun uygulanması gerektiğini; ancak aileden ayrılma sonucunun bir kez meydana gelmesi nedeniyle bu ağır neticenin zincirleme suç hükümleri çerçevesinde tekrar tekrar artırıma konu edilemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 22.03.2012, E. 2011/8002, K. 2012/3374

    TCK 105/2 Son Cümle Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 105/2 Son Cümle Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Mağdurun taciz nedeniyle işinden istifası Ceza bir yıldan az olamaz Fiil ile işi bırakma arasında zorunluluk bağı vardır
    Okuldan ayrılmanın başka nedene dayanması Son cümle uygulanmaz Ayrılık ile taciz arasındaki bağ ispatlanamamıştır
    Tacizin evliliği bitirmesi ve aileden ayrılma Ceza bir yıldan az olamaz Aileden ayrılma neticesi gerçekleşmiştir
    Sadece iş ilişkisinin varlığı, ayrılığın ispatsızlığı Son cümle uygulanmaz Netice, soyut kabulle değil delille kurulur
    İşyerinde yinelenen taciz sonrası istifa Artırım + son cümle tabanı Bent artırımı ile asgari ceza birlikte uygulanır

    Serinin diğer yazıları için TCK 105/2-a kamu görevi, hizmet veya aile içi ilişkide taciz, TCK 105/1 cinsel taciz suçunun temel hali ile beyan denetimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 105/2 son cümle nedir?

    TCK 105/2 son cümlesi, cinsel taciz nedeniyle mağdurun işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalması halinde verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağını düzenleyen asgari ceza kuralıdır.

    Taciz nedeniyle istifa ettim, faile ceza artar mı?

    Evet. İstifanın taciz nedeniyle ve zorunlu olduğu ispatlanırsa faile verilecek ceza bir yıldan az olamaz; istifa dilekçesi, tarih örgüsü ve tanıklar bu ispatın araçlarıdır.

    Okul değiştirmek de bu kapsama girer mi?

    Okuldan ayrılma; nakil, kayıt dondurma ve bırakma biçimlerinde gerçekleşebilir. Belirleyici olan, ayrılığın tacize dayandığının somut delillerle ortaya konulmasıdır.

    Kural hangi cezalara uygulanır?

    Hem temel şekildeki hem bentlerdeki nitelikli tacizden kurulan cezalara; hesaplanan sonuç bir yılın altında kalıyorsa ceza bir yıla tamamlanır.

    Ayrılık başka nedene dayanıyorsa ne olur?

    Zorunluluk bağı kurulamazsa kural uygulanmaz; ceza, genel hükümlere göre belirlenir. Bağ, soyut kabulle değil delille kurulur.

    Mağdurun maddi kayıpları için ne yapılabilir?

    İş ve eğitim kayıpları, ceza dosyasındaki tespitlere dayanan maddi ve manevi tazminat davasının konusudur; iki süreç eş zamanlı planlanmalıdır.

    Bu kural kapsamındaki davada avukat desteği neden önemli?

    Zorunluluk bağının ispatı ve hesap sırasının doğru kurulması, cezanın ve tazminatın kaderini birlikte belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/2 son cümle kapsamında taciz nedeniyle yaşam kopuşları konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 105/2 Son Cümle Kapsamındaki Dosya Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat