Blog

  • TCK 105/2-e Teşhir Suretiyle Cinsel Taciz Suçu ve Cezası

    TCK 105/2-e Teşhir Suretiyle Cinsel Taciz Suçu ve Cezası

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 105/2-e nedir? TCK 105/2-e, cinsel tacizin teşhir suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir: Failin, cinsel amaçla vücudunun cinsel bölgelerini belirli bir mağdura göstermesidir. Fiil belirli bir kişiye yöneldiğinde bu bent; aleni ortamda herkese karşı işlendiğinde ise hayasızca hareketler suçu (TCK 225) uygulanır. Ceza yarı oranında artırılır: Yetişkine karşı 4 ay 15 günden 3 yıla, çocuğa karşı 9 aydan 4,5 yıla kadar hapistir ve şikayet aranmaz. Görüntülü arama ve kamera yoluyla teşhir de kapsamdadır.

    Tacizin sözsüz biçimi de vardır: Failin, vücudunu mağdurun iradesine rağmen cinsel bir mesaj olarak dayatması. Sokakta, araçta veya bir ekranın ucunda gerçekleşen teşhir; mağduru hazırlıksız yakalayan, savunma imkanı tanımayan bir saldırıdır. cinsel taciz suçu TCK 105 bunu son nitelikli hal olarak düzenler: TCK 105/2-e.

    Bu yazıda teşhir kavramını, hayasızca hareketler suçuyla kritik ayrımı ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Dijital araçlarla birleşen teşhir fiilleri için TCK 105/2-d elektronik haberleşme araçlarıyla taciz rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/2-e Nedir?

    TCK 105/2-e, 2014 yılında 6545 sayılı Kanunla eklenen benttir ve tacizin teşhir yoluyla işlenmesini artırım nedeni sayar. Teşhir; failin vücudunun cinsel bölgelerini, cinsel amaçla ve mağdurun iradesine rağmen göstermesidir. Bendin uygulanma anahtarı fiilin yönelişidir: Teşhir belirli bir mağduru hedef almışsa cinsel taciz kapsamındadır; belirli bir kişiye değil aleniyete, yani herkese yönelmişse fiil hayasızca hareketler suçunu (TCK 225) oluşturur ve ceza rejimi tamamen değişir. Fiziksel ortam şart değildir: Görüntülü arama ve kamera yoluyla teşhir de bent kapsamındadır.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    Teşhir Kavramı ve TCK 225 Ayrımı

    • Teşhirin unsurları: Cinsel bölgelerin gösterilmesi, cinsel amaç ve mağdurun rızasızlığı; fiilin süresi kısa olsa da suç oluşur.
    • TCK 225 ayrımı: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların çizdiği gibi ölçüt yöneliştir: Fail belirli bir mağduru hedeflemişse taciz (şikayetsiz, artırımlı); kimseyi hedeflemeden aleni ortamda hareket etmişse hayasızca hareketler değerlendirilir. Aleni ortamda dahi fiil belirli kişiye yönelmişse taciz hükümleri önceliklidir.
    • Dijital teşhir: Görüntülü aramada teşhir ile istenmeyen cinsel bölge fotoğrafı gönderme fiilleri; teşhir ve elektronik araç bentlerinin kesiştiği alandır. Artırım bir kez uygulanır, çoklu bent temel cezada gözetilir.
    • Temas sınırı: Teşhirle birlikte mağdura yönelik fiziksel temas gerçekleşmişse fiil taciz olmaktan çıkar ve cinsel saldırı hükümleri uygulanır.

    TCK 105/2-e Cezası Ne Kadar?

    • Yetişkine karşı: Dört ay on beş günden üç yıla kadar hapis.
    • Çocuğa karşı: Dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis; okul çevrelerindeki teşhir fiillerinin tipik aralığıdır.
    • Son cümle tabanı: Mağdur fiil nedeniyle okulunu veya güzergahını değiştirip işini ya da okulunu bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz.
    • Tekerrür ve tedavi: Yinelenen teşhir fiillerinde zincirleme suç hükümleri ve infazda tekerrür rejimi devreye girer.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir; belirli bölgelere yaklaşma yasağı gibi adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 105/2-e Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Fiilin belirli kişiye mi yoksa aleniyete mi yöneldiği, taciz ile hayasızca hareketler arasındaki nitelendirmeyi ve cezayı belirler. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 105/2-e Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 105/2-E – METRO VAGONUNDA BELİRLİ BİR MAĞDURA CİNSEL ORGANIN GÖSTERİLMESİ TEŞHİR SURETİYLE CİNSEL TACİZ SUÇUNU OLUŞTURUR VE TCK 105/2-E UYARINCA ARTIRIM YAPILMAMASI EKSİK CEZA TAYİNİDİR

    Somut olayda suça sürüklenen çocuğun metro vagonunda bulunan katılana yönelik olarak cinsel organını gösterdiği anlaşılmıştır. Eylemin belirli bir kişiyi hedef aldığı ve cinsel amaç taşıdığı dosya kapsamındaki delillerden hareketle kabul edilmiştir. Uyuşmazlık, bu eylemin yalnızca TCK 105/1 kapsamında cinsel taciz olarak mı kalacağı, yoksa teşhir suretiyle işlenmesi nedeniyle TCK 105/2-e kapsamında ayrıca artırıma tabi tutulması gerekip gerekmediği noktasında ortaya çıkmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, cinsel organın mağdura gösterilmesi biçimindeki davranışın cinsel tacizin teşhir suretiyle işlenmesi niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Failin mağdurun vücuduna herhangi bir fiziksel temasta bulunması gerekli değildir. Tam tersine TCK 105’in uygulama alanı, mağdurun vücut dokunulmazlığına fiziksel temasla müdahale edilmeyen ancak cinsel amaçla rahatsız edildiği davranışları kapsamaktadır.

    TCK 105/2-e’nin temel özelliklerinden biri, teşhir davranışının belirli bir kişiye yönelmesidir. Bu yönüyle hüküm TCK 225’teki hayasızca hareketler suçundan ayrılmaktadır. Hayasızca hareketler kapsamında teşhirciliğin aleni olması aranırken, TCK 105/2-e bakımından teşhirin mutlaka aleni biçimde gerçekleştirilmesi şart değildir; belirli bir mağdurun hedef alınması yeterlidir.

    Somut olayda eylemin metro gibi başkalarının da bulunabileceği bir yerde gerçekleşmesi bu ayrımı ortadan kaldırmamaktadır. Belirleyici olan, sanığın cinsel organını genel ve belirsiz bir topluluğa değil, somut olarak katılana göstermek suretiyle cinsel amaçlı davranışı ona yöneltmiş olmasıdır.

    Yerel mahkeme sanığın cinsel taciz suçunu işlediğini kabul etmekle birlikte TCK 105/2-e’deki artırım hükmünü uygulamamıştır. Yargıtay ise maddi olayın kabul edilen biçimi karşısında nitelikli hâlin uygulanmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Teşhir suretiyle cinsel taciz sabit olduğunda ikinci fıkradaki yarı oranındaki artırım hâkimin takdirine bağlı değildir.

    Bu nedenle yalnızca TCK 105/1 üzerinden sonuç ceza belirlenmesi sanık hakkında eksik ceza tayini sonucunu doğurmuştur. Mahkemenin önce mağdurun niteliğini de dikkate alarak TCK 105/1 kapsamında temel cezayı belirlemesi, ardından suçun teşhir suretiyle gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 105/2-e uyarınca cezayı artırması gerekir.

    Sonuç olarak Yargıtay, metro vagonunda belirli bir mağdura cinsel organın gösterilmesi biçimindeki cinsel amaçlı davranışın teşhir suretiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğunu; bu durumda TCK 105/2-e uyarınca cezanın artırılmasının zorunlu olduğunu ve söz konusu nitelikli hâlin uygulanmamasının eksik ceza tayini niteliğinde bulunduğunu kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 15.12.2020, E. 2019/7273, K. 2020/5852

    TCK 105/2-E – MAĞDURLARA CİNSEL ORGANINI GÖSTEREN FAIL HAKKINDA YALNIZCA TCK 105/1 UYGULANMASI YETERLİ DEĞİLDİR; TEŞHİR NEDENİYLE TCK 105/2-E UYARINCA CEZA ARTIRILMALIDIR

    Somut olayda sanığın mağdurlara cinsel organını göstermek suretiyle cinsel amaçlı davranışta bulunduğu ve bu davranışın mağdurları hedef aldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini cinsel taciz olarak nitelendirmiş ve TCK 105/1 uyarınca temel ceza belirlemiştir.

    Ancak Yargıtay 14. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin suçun işleniş biçimini tam olarak hukuki değerlendirmeye yansıtmadığını tespit etmiştir. Sanığın eylemi sıradan bir sözlü cinsel taciz veya cinsel içerikli iletişimden ibaret değildir. Cinsel organın doğrudan mağdurlara gösterilmesi suretiyle suç gerçekleştirilmiştir.

    6545 sayılı Kanunla TCK 105/2’ye eklenen (e) bendi, cinsel taciz suçunun teşhir suretiyle gerçekleştirilmesini açıkça nitelikli hâl hâline getirmiştir. Kanun koyucu böylece failin kendi bedenini veya cinsel organını mağdura göstererek gerçekleştirdiği cinsel tacizi temel şekle nazaran daha ağır yaptırıma bağlamıştır.

    Bu nitelikli hâlin uygulanmasında fiziksel temas bulunması aranmaz. Fail mağdura dokunmaksızın cinsel organını ona gösterebilir. Fiziksel temasın bulunmaması zaten davranışın TCK 102 veya çocuk mağdur bakımından koşullarına göre TCK 103 yerine cinsel taciz kapsamında değerlendirilmesinin temel nedenlerinden biridir.

    Bununla birlikte her çıplaklık veya cinsel organın görünmesi TCK 105/2-e kapsamında değerlendirilemez. Davranışın cinsel amaç taşıması ve belirli kişi veya kişilere yönelmesi gerekir. TCK 105/2-e bakımından teşhirin belirli bir kişiye yönelmesi gerektiği, buna karşılık TCK 225 kapsamındaki teşhircilikte aleniyetin esas olduğu kanun gerekçesi ve öğretide özellikle vurgulanmaktadır.

    Somut olayda sanığın cinsel organını doğrudan mağdurlara göstermesi nedeniyle bu şartlar gerçekleşmiştir. Dolayısıyla mahkemenin TCK 105/1’den temel ceza belirledikten sonra TCK 105/2-e gereğince yarı oranında artırım yapması gerekir.

    Yargıtay, nitelikli hâlin uygulanmamasını sanık hakkında eksik ceza tayini olarak nitelendirmiştir. Çünkü TCK 105/2-e’nin şartlarının gerçekleşmesi hâlinde artırım yapılması zorunludur; mahkemenin bu konuda ayrıca bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdurlara cinsel organını göstermek suretiyle cinsel tacizde bulunan fail hakkında yalnızca TCK 105/1 uyarınca hüküm kurulamayacağını; eylemin teşhir suretiyle gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 105/2-e uyarınca temel cezanın artırılması gerektiğini ve bu artırımın yapılmamasının eksik ceza tayini oluşturduğunukabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 26.12.2018, E. 2015/5772, K. 2018/7793

    TCK 105/2-E – YOLDA BULUNAN MAĞDUREYE ADRES SORMA BAHANESİYLE YAKLAŞIP CİNSEL ORGANINI GÖSTEREN FAILİN EYLEMİ, BELİRLİ BİR KİŞİYİ HEDEF ALDIĞINDAN CİNSEL TACİZ SUÇUDUR

    Somut olayda mağdure evlerinin bulunduğu sokakta kaykay sürerken sanık araçla yanına yaklaşmıştır. Sanık mağdureyle iletişim kurmak amacıyla adres sorma bahanesini kullanmış ve bu sırada pantolonunun fermuarını açarak cinsel organını mağdureye göstermiştir.

    Uyuşmazlık, bu davranışın genel anlamda teşhircilik olarak mı yoksa belirli bir kişiye yönelik cinsel taciz olarak mı değerlendirilmesi gerektiği üzerinde toplanmıştır. Yerel mahkeme eylemin hukuki niteliğini farklı şekilde belirlemiş, dosyanın temyiz incelemesinde ise Yargıtay 14. Ceza Dairesi davranışın yöneldiği kişiyi esas almıştır.

    Daireye göre sanık cinsel organını herhangi bir kişinin görüp görmeyeceğini önemsemeksizin kamusal alanda sergilememiştir. Mağdureyi özellikle seçmiş, araçla yanına yaklaşmış, onunla adres sorma bahanesiyle iletişim kurmuş ve ardından cinsel organını doğrudan mağdureye göstermiştir. Dolayısıyla davranış belirli bir kişiyi hedef almaktadır.

    Bu özellik, cinsel taciz ile hayasızca hareketler suçu arasındaki ayrım bakımından belirleyicidir. TCK 225 kapsamındaki teşhircilikte eylemin aleniliği esas olup belirli bir mağdura yönelmesi aranmaz. Buna karşılık cinsel taciz suçunda failin cinsel amaçlı davranışının belirli veya belirlenebilir mağdura yönelmesi gerekir.

    Sanığın adres sorma bahanesini kullanması da olayın tesadüfi bir çıplaklık veya istem dışı teşhir olmadığını göstermektedir. Fail önce mağdurun dikkatini kendisine çekmiş, ardından cinsel organını göstermiştir. Bu nedenle eylemin cinsel amaç taşıdığı ve mağduru cinsel yönden rahatsız etmeye yönelik olduğu kabul edilmiştir.

    Kararın suç tarihi itibarıyla ayrıca önem taşıyan bir yönü bulunmaktadır. TCK 105/2-e’deki “teşhir suretiyle” nitelikli hâli 6545 sayılı Kanunla 28 Haziran 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla bu tarihten önce gerçekleştirilen olaylarda sonradan getirilen daha ağır hükmün geçmişe yürütülmesi mümkün değildir. Bununla birlikte davranış, değişiklikten önce de TCK 105 kapsamında cinsel taciz niteliğindedir.

    Bu nedenle karar, özellikle teşhir davranışının hangi suç tipine gireceğinin belirlenmesi bakımından ilkeseldir. Cinsel organın gösterilmesi belirli bir kişiyi hedef alıyorsa cinsel taciz; belirli kişiye yönelmeksizin aleni biçimde gerçekleştiriliyorsa şartlarına göre TCK 225 kapsamındaki hayasızca hareketler suçu gündeme gelir.

    Sonuç olarak Yargıtay, sokakta bulunan mağdureye araçla yaklaşıp adres sorma bahanesiyle dikkatini çektikten sonra pantolonunun fermuarını açarak cinsel organını gösteren sanığın eyleminin belirli bir kişiyi hedef alması nedeniyle cinsel taciz suçunu oluşturduğunu; suç tarihine göre lehe kanun değerlendirmesinin ayrıca yapılması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 30.10.2014, E. 2013/1988, K. 2014/11853

    TCK 105/2-E – KAT MERDİVENİNDE KARŞILAŞTIĞI ÇOCUĞA FİZİKSEL TEMASTA BULUNMADAN CİNSEL ORGANINI GÖSTEREN FAILİN EYLEMİ TEŞHİR SURETİYLE ÇOCUĞA KARŞI CİNSEL TACİZDİR

    Somut olayda sanık ile çocuk mağdure aynı binanın kat merdiveninde karşılaşmıştır. Sanık, mağdureye herhangi bir fiziksel temasta bulunmaksızın cinsel organını göstermiştir. Mağdurenin aşamalardaki anlatımları, sanığın savunması ve dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirilerek eylemin gerçekleştiği kabul edilmiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, fiziksel temas bulunmayan bu davranışın çocuğun cinsel istismarı kapsamında değil, cinsel taciz suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Cinsel organın doğrudan mağdureye gösterilmesi nedeniyle eylem aynı zamanda teşhir suretiyle gerçekleştirilen cinsel taciz niteliğindedir.

    Mağdurun çocuk olması suç vasfını ortadan kaldırmaz. TCK 105/1, cinsel taciz fiilinin çocuğa karşı işlenmesi hâlini ayrıca daha ağır yaptırıma bağlamıştır. Bunun üzerine eylemin teşhir suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda TCK 105/2-e kapsamındaki nitelikli hâl de gündeme gelmektedir.

    Ancak somut dosyada suç tarihi ile 6545 sayılı Kanunun yürürlük tarihi arasında farklılık bulunmaktadır. TCK 105’in cinsel dokunulmazlığa karşı diğer suçlarla birlikte önemli ölçüde değiştirildiği 6545 sayılı Kanun, hükümden sonra 28 Haziran 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

    Bu nedenle Yargıtay, yalnızca yeni düzenlemenin uygulanması gerektiğini söylemekle yetinmemiştir. TCK 7/2 gereğince suç tarihinde yürürlükte bulunan hükümler ile sonradan yürürlüğe giren hükümler ayrı ayrı ve bütün hâlinde somut olaya uygulanmalı; ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılarak sanık lehine olan kanun belirlenmelidir.

    Lehe kanun değerlendirmesi yapılırken eski ve yeni kanunun hükümlerinin birbirinden koparılarak karma bir uygulama yapılması mümkün değildir. Her iki düzenleme kendi bütünlüğü içerisinde somut olaya uygulanmalı ve sonuç cezalar karşılaştırılmalıdır. Mahkeme bu karşılaştırmayı Yargıtay denetimine elverişli şekilde gerekçeli kararında göstermelidir.

    Karar aynı zamanda TCK 105/2-e’nin maddi sınırını açık biçimde ortaya koymaktadır. Failin çocuğa dokunmadan cinsel organını doğrudan ona göstermesi, belirli mağdura yönelik bir teşhir davranışıdır. Bu nedenle yeni düzenleme bakımından TCK 105/2-e’nin tipik uygulama alanı içerisindedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, kat merdiveninde karşılaştığı çocuk mağdureye fiziksel temas kurmaksızın cinsel organını gösteren sanığın eyleminin teşhir suretiyle çocuğa karşı cinsel taciz niteliğinde olduğunu; ancak suçun kanun değişikliğinden önce işlenmesi nedeniyle eski ve yeni düzenlemelerin bütün hâlinde karşılaştırılarak TCK 7/2 uyarınca lehe kanunun belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 12.11.2019, E. 2016/8971, K. 2019/12360

    TCK 105/2-E – BELİRLİ BİR KİŞİYE YÖNELEREK CİNSEL ORGANINI GÖSTEREN FAILİN EYLEMİ TEŞHİR SURETİYLE CİNSEL TACİZDİR VE BU NİTELİKLİ HÂL ŞİKÂYETE BAĞLI DEĞİLDİR

    Somut olayda sanığın katılana yaklaşarak adres sorma bahanesiyle konuşmaya başladığı, ardından pantolonunun fermuarını açarak cinsel organını doğrudan katılana gösterdiği kabul edilmiştir. Eylemin gerçekleşme biçimi itibarıyla sanığın yalnızca kamusal alanda genel bir teşhir davranışında bulunmadığı, özellikle katılanı hedef alarak cinsel amaçlı bir davranış gerçekleştirdiği anlaşılmıştır.

    TCK 105/2-e bakımından teşhir suretiyle cinsel tacizin temel özelliği, teşhir hareketinin belirli veya belirlenebilir bir kişiye yöneltilmesidir. Failin cinsel organını mağdura göstermek için onunla iletişim kurması, mağdurun dikkatini kendi üzerine çekmesi ve ardından teşhir hareketini gerçekleştirmesi, davranışın mağduru cinsel yönden rahatsız etmeye yönelik olduğunu ortaya koymaktadır.

    Bu nitelikli hâlin TCK 225’te düzenlenen hayasızca hareketler suçundan ayrıldığı nokta da burada ortaya çıkmaktadır. Hayasızca hareketler suçunda teşhirin aleni olması ve belirsiz kişiler tarafından algılanabilir nitelikte bulunması önem taşırken, TCK 105/2-e kapsamında belirli bir kişinin hedef alınması esastır. Teşhirin mutlaka kamusal alanda veya çok sayıda kişinin görebileceği şekilde gerçekleştirilmesi gerekmez.

    Somut olayda sanığın “Araplar Caddesi nerede?” şeklinde soru sorarak katılanın dikkatini üzerine çekmesinden sonra fermuarını açıp cinsel organını göstermesi ve buna ilişkin cinsel çağrışımlı söz söylemesi, olayın tesadüfi bir çıplaklık veya yanlış anlaşılabilecek bir davranış olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Failin hareketi doğrudan mağduru hedef almakta ve cinsel amaç taşımaktadır.

    Yargıtay, olayın maddi özelliklerini değerlendirerek sanığın davranışının teşhir suretiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Böylece cinsel organ göstermenin hangi koşullarda TCK 105 kapsamında değerlendirileceği bakımından belirli mağdura yönelme ölçütünü esas almıştır.

    TCK 105/2-e, temel cinsel taciz suçuna göre cezayı yarı oranında artıran bir nitelikli hâldir. Dolayısıyla mahkeme sanığın cinsel taciz suçunu işlediğini kabul ettiği takdirde, eylemin teşhir suretiyle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini ayrıca değerlendirmek zorundadır.

    Ayrıca ikinci fıkradaki nitelikli hâller temel suçtan farklı olarak resen soruşturulup kovuşturulmaktadır. Bu nedenle mağdurun daha sonra şikâyetinden vazgeçmiş olması, eylemin TCK 105/2-e kapsamında kaldığı durumda kamu davasının düşürülmesi sonucunu doğurmaz.

    Sonuç olarak Yargıtay, belirli bir mağduru hedef alarak ona cinsel organını gösteren ve bu davranışını cinsel içerikli sözlerle destekleyen failin eyleminin TCK 105/2-e kapsamında teşhir suretiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğunu ve suçun nitelikli hâlinin şikâyete bağlı olmadığını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 19.01.2023, E. 2021/14796, K. 2023/237

    TCK 105/2-E – TEŞHİR SURETİYLE CİNSEL TACİZ SUÇUNUN NİTELİKLİ HÂL OLMASI NEDENİYLE MAĞDURUN ŞİKÂYETTEN VAZGEÇMESİ KAMU DAVASININ DÜŞÜRÜLMESİNİ GEREKTİRMEZ

    Somut olayda sanığın cinsel taciz eylemini teşhir suretiyle gerçekleştirdiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiş ve eylemin TCK 105/2-e kapsamında bulunduğu belirlenmiştir. Buna rağmen sanık müdafii, mağdurun sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini ileri sürerek kamu davasının düşürülmesi gerektiğini savunmuştur.

    Uyuşmazlığın temel noktası, TCK 105/1’deki şikâyet şartının aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli hâller bakımından da uygulanıp uygulanmayacağıdır. Cinsel taciz suçunun temel şekli bakımından mağdurun şikâyeti açıkça aranırken, ikinci fıkradaki nitelikli hâller için kanun koyucu ayrıca bir şikâyet şartı öngörmemiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, teşhir suretiyle cinsel tacizin TCK 105/2-e kapsamında nitelikli suç olduğunu ve bu suçun soruşturulması ile kovuşturulmasının mağdurun şikâyetine bağlı bulunmadığını kabul etmiştir. Böylece temel şeklin şikâyete bağlı olması ile nitelikli hâlin muhakeme şartları birbirinden ayrılmıştır.

    Bu yaklaşım ceza muhakemesinin genel sistemiyle de uyumludur. Suçların resen soruşturulması ve kovuşturulması kural, şikâyet şartı ise ancak kanunda açıkça gösterildiğinde uygulanabilecek bir istisnadır. Kanunda ikinci fıkra bakımından şikâyet koşulu öngörülmediğinden bu koşul yorum yoluyla nitelikli hâle taşınamaz.

    Dolayısıyla mağdur başlangıçta şikâyetçi olup daha sonra şikâyetinden vazgeçse dahi TCK 105/2-e kapsamındaki suç yönünden kamu davasına devam edilmelidir. Mahkeme şikâyetten vazgeçme üzerinde değil, suçun sübutu ve hukuki vasfı üzerinde karar vermelidir.

    Bu değerlendirme özellikle teşhir suretiyle cinsel taciz bakımından önemlidir. Çünkü failin cinsel organını belirli kişiye göstererek gerçekleştirdiği cinsel taciz, 6545 sayılı Kanundan sonra kanun koyucu tarafından temel cinsel tacize göre daha ağır haksızlık içeren bir davranış olarak kabul edilmiştir.

    Yerel mahkemenin veya kanun yolu merciinin TCK 105/2-e’nin gerçekleştiğini kabul ettikten sonra mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle davayı düşürmesi, suçun hukuki vasfıyla çelişen bir uygulama olacaktır.

    Sonuç olarak Yargıtay, teşhir suretiyle gerçekleştirilen cinsel taciz suçunun TCK 105/2-e kapsamında nitelikli hâl olması nedeniyle soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete tabi olmadığını; mağdurun şikâyetinden vazgeçmesinin kamu davasının düşürülmesi sonucunu doğurmayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 02.10.2017, E. 2017/2502, K. 2017/4340

    TCK 105/2-E – YOLDA YÜRÜYEN MAĞDURLARA CİNSEL ORGANINI GÖSTEREN SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK HAKKINDA ŞİKÂYETTEN VAZGEÇME NEDENİYLE DÜŞME KARARI VERİLEMEZ

    Somut olayda suça sürüklenen çocuğun olay günü yolda yürümekte olan mağdurelere yaklaşarak cinsel organını gösterdiği kabul edilmiştir. Mağdurelerin anlatımları ve dosyanın diğer delilleri doğrultusunda eylemin belirli kişileri hedef aldığı ve cinsel amaç taşıdığı tespit edilmiştir.

    İlk derece mahkemesi, mağdurelerin daha sonra şikâyetten vazgeçmeleri nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Mahkeme bu değerlendirmeyi TCK 105’in temel şeklinin şikâyete bağlı olmasına dayandırmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise eylemin yalnızca TCK 105/1 kapsamında değerlendirilmesinin doğru olmadığını belirtmiştir. Sanığın mağdurelere cinsel organını göstermesi, suçun teşhir suretiyle gerçekleştirilmesi anlamına geldiğinden TCK 105/2-e kapsamındaki nitelikli hâl oluşmaktadır.

    Eylemin teşhir suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun muhakeme şartlarını da değiştirmektedir. TCK 105/2’de düzenlenen nitelikli hâller bakımından mağdurun şikâyeti kanuni bir kovuşturma şartı değildir. Dolayısıyla mağdurun şikâyetten vazgeçmesi hâlinde de yargılamanın sürdürülmesi gerekir.

    Suça sürüklenen kişinin çocuk olması da bu sonucu değiştirmemektedir. Failin çocuk olması ceza sorumluluğunun belirlenmesi ve TCK 31’in uygulanması bakımından önem taşımakla birlikte, suçun şikâyete bağlı olup olmadığı hususu işlenen suçun kanuni niteliğine göre belirlenmektedir.

    Daire bu nedenle ilk derece mahkemesinin düşme kararını hukuka aykırı bulmuştur. Mahkeme sanığın eyleminin sübutunu değerlendirerek, sabit olması durumunda TCK 105/1 ve TCK 105/2-e hükümleri üzerinden hüküm kurmalıdır.

    Karar, teşhir suretiyle cinsel taciz ile temel cinsel taciz arasındaki muhakeme hukuku farkını açık biçimde göstermektedir. Failin belirli mağdurlara cinsel organını göstermesi artık yalnızca temel şekil olarak görülmemekte, kanunda açıkça nitelikli hâl olarak düzenlenmektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, yolda yürüyen mağdurelere cinsel organını gösteren suça sürüklenen çocuğun eyleminin TCK 105/2-e kapsamında teşhir suretiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğunu ve bu suçun şikâyete bağlı olmaması nedeniyle mağdurelerin şikâyetten vazgeçmelerine dayanılarak kamu davasının düşürülemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 24.06.2020, E. 2018/8816, K. 2020/2634

    TCK 105/2-E – TEŞHİRİN BELİRLİ BİR MAĞDURA YÖNELMESİ CİNSEL TACİZ SUÇUNU, BELİRLİ KİŞİYİ HEDEF ALMAKSIZIN ALENEN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ İSE HAYÂSIZCA HAREKETLER SUÇUNU GÜNDEME GETİRİR

    Somut olayda sanığın cinsel organını teşhir ettiği kabul edilmiş, ancak bu davranışın hangi suç tipini oluşturduğunun belirlenmesi gerekmiştir. Cinsel organın gösterilmesi biçimindeki eylem hem TCK 105’teki cinsel taciz hem de belirli koşullarda TCK 225’teki hayasızca hareketler suçuyla bağlantılı olabileceğinden, davranışın kime yöneldiği ve hangi ortamda gerçekleştirildiği önem taşımaktadır.

    Yargıtay uygulamasına göre TCK 105 kapsamında cinsel taciz suçunun varlığı için davranışın belirli veya belirlenebilir bir mağdura yönelmesi gerekmektedir. Cinsel organın doğrudan mağdura gösterilmesi, mağdurun dikkatinin fail üzerine çekilmesi veya failin davranışıyla belirli kişiyi cinsel yönden rahatsız etmeyi amaçlaması hâlinde cinsel taciz hükümleri gündeme gelir.

    6545 sayılı Kanunla TCK 105/2-e’nin yürürlüğe girmesinden sonra bu tür davranışlar ayrıca “teşhir suretiyle” işlenen nitelikli cinsel taciz olarak düzenlenmiştir. Bu durumda fail hakkında TCK 105/1’e göre belirlenen cezanın yarı oranında artırılması gerekir.

    Buna karşılık failin cinsel organını belirli kişiyi hedef almaksızın herkesin görebileceği biçimde kamusal alanda teşhir etmesi hâlinde TCK 225’te düzenlenen hayasızca hareketler suçu gündeme gelebilir. Burada belirli mağdurdan ziyade toplumun genel edep duygusunun aleni biçimde ihlal edilmesi söz konusudur.

    Dolayısıyla iki suçun ayrımındaki temel ölçütlerden biri belirli bir kişiye yönelme, diğeri ise aleniyet unsurudur. TCK 105/2-e bakımından aleniyet şart değildir; fail kapalı bir ortamda yalnızca bir mağdura cinsel organını göstererek de bu suçu işleyebilir. TCK 225 bakımından ise davranışın aleni olması gerekir.

    Teşhirin hem belirli kişiye yönelmesi hem de alenen gerçekleştirilmesi durumunda ise her iki suçun unsurlarının birlikte ortaya çıkması ihtimali bulunmaktadır. Böyle bir durumda somut olayın özelliklerine göre TCK 44 kapsamında fikri içtima hükümleri değerlendirilmelidir.

    Bu ayrım nedeniyle mahkemelerin yalnızca eylemin “cinsel organ gösterme” biçiminde gerçekleştiğini tespit etmekle yetinmemesi gerekir. Failin davranışının kime yöneldiği, mağdurla nasıl temas kurduğu, teşhirin kaç kişi tarafından görülebilir olduğu ve failin cinsel amacı birlikte değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay uygulamasında, failin cinsel organını belirli bir kişiyi hedef alarak göstermesi hâlinde eylemin TCK 105 kapsamında ve güncel düzenlemede şartları varsa TCK 105/2-e uyarınca teşhir suretiyle cinsel taciz olarak; belirli kişiye yönelmeden alenen gerçekleştirilmesi hâlinde ise TCK 225 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 30.10.2014, E. 2013/1988, K. 2014/11853

    TCK 105/2-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 105/2-e Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Belirli mağdura yönelik cinsel bölge teşhiri TCK 105/2-e Fiil, belirli kişiye cinsel amaçla yönelmiştir
    Aleni ortamda herkese karşı teşhir TCK 225 hayasızca hareketler Fiil belirli mağdura değil aleniyete yönelmiştir
    Görüntülü arama sırasında teşhir TCK 105/2-e ve 105/2-d birlikte değerlendirme Teşhir, elektronik araç kolaylığıyla birleşmiştir
    Çocuğa karşı teşhir TCK 105/2-e artırımlı çocuk cezası Temas yoksa fiil taciz kapsamında kalır
    Teşhirin cinsel amaç taşımadığı savunması Somut denetim Fiilin yöneliş biçimi ve bağlamı belirleyicidir

    Serinin diğer yazıları için TCK 105/2 son cümle: işi, okulu veya aileyi bırakma, TCK 105/1 cinsel taciz suçunun temel hali ile temas boyutundaki fiiller için TCK 102/1 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 105/2-e nedir?

    TCK 105/2-e, cinsel tacizin teşhir suretiyle, yani failin cinsel bölgelerini belirli bir mağdura cinsel amaçla göstermesi suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza yarı oranında artırılır.

    Teşhircilik suçunun cezası ne kadar?

    Belirli bir mağdura yönelik teşhirde ceza; yetişkine karşı 4 ay 15 günden 3 yıla, çocuğa karşı 9 aydan 4,5 yıla kadar hapistir ve şikayet aranmaz.

    Teşhir ile hayasızca hareketler farkı nedir?

    Ölçüt fiilin yönelişidir: Belirli bir kişi hedef alınmışsa cinsel taciz (105/2-e); kimse hedeflenmeden aleni ortamda işlenmişse hayasızca hareketler (TCK 225) uygulanır ve ceza rejimi değişir.

    Görüntülü aramada teşhir suç mu?

    Evet. Fiziksel ortam şart değildir; görüntülü arama sırasında veya kamera karşısında belirli mağdura yönelik teşhir bu bent kapsamındadır ve elektronik araç kolaylığı da ayrıca gözetilir.

    Çocuğa karşı teşhirde hangi hüküm uygulanır?

    Temas bulunmadığı sürece fiil, çocuğa karşı cinsel taciz kapsamında kalır ve teşhir artırımıyla 9 aydan 4,5 yıla kadar hapisle cezalandırılır.

    Bu bentte şikayet aranır mı?

    Hayır. Nitelikli haller şikayete tabi değildir; fiilin ivedi bildirilmesi kamera kayıtları gibi delillerin toplanması için önemlidir.

    TCK 105/2-e davasında avukat desteği neden önemli?

    Yöneliş denetimi, fiili taciz ile hayasızca hareketler arasında taşır ve iki suçun ceza rejimi kökten farklıdır; teşhis delillerinin denetimi ayrıca kritiktir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/2-e teşhir suretiyle cinsel taciz konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 105/2-e Teşhir Suretiyle Taciz Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 105/2-d Elektronik Haberleşme Araçlarıyla Cinsel Taciz

    TCK 105/2-d Elektronik Haberleşme Araçlarıyla Cinsel Taciz

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 105/2-d nedir? TCK 105/2-d, cinsel tacizin posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Telefon aramaları, kısa mesajlar, WhatsApp ve Instagram gibi sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden gönderilen cinsel içerikli mesaj, fotoğraf ve görüntülü aramalar bu kapsamdadır. Ceza yarı oranında artırılır: Yetişkine karşı 4 ay 15 günden 3 yıla, çocuğa karşı 9 aydan 4,5 yıla kadar hapis; nitelikli halde şikayet aranmaz.

    Taciz artık kapı çalmıyor; bildirimle geliyor. Gece yarısı düşen mesaj, istenmeyen fotoğraf, sahte hesaptan gelen teklif: Fail, ekranın sağladığı mesafeye ve kimliğini gizleme imkanına güvenir. Kanun bu güveni tersine çevirir; aracın sağladığı kolaylık, cezayı artıran nedendir. cinsel taciz suçu TCK 105 bunu açık bir bentte düzenler: TCK 105/2-d.

    Bu yazıda kapsamdaki araçları, dijital delil düzenini ve altı emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Görüşme kayıtlarının hukuki rejimi için iletişimin tespiti CMK 135 rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/2-d Nedir?

    TCK 105/2-d, tacizin işlenme aracına bağlı artırımdır: posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanma. Telefon, kısa mesaj ve elektronik posta ile WhatsApp, Instagram ve benzeri uygulamalar üzerinden gönderilen cinsel içerikli sözler, fotoğraflar ve görüntülü aramalar bendin alanıdır. Artırımın gerekçesi, aracın faile sağladığı üç kolaylıktır: mağdura her an ve her yerde erişim, kimliğini gizleme imkanı ve fiili yineleme kolaylığı. Cinsel amaç unsuru burada da şarttır; cinsel içerik taşımayan rahatsız edici aramalar farklı suçlar üzerinden değerlendirilir.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    Kapsamdaki Araçlar ve Delil Düzeni

    • Kapsamdaki araçlar: Telefon araması ve kısa mesaj; elektronik posta; WhatsApp, Instagram, X ve benzeri sosyal medya ile mesajlaşma uygulamaları; oyun içi sohbetler ve görüntülü arama uygulamaları. Mektup ve kargo yoluyla gönderimler posta kolaylığı kapsamındadır.
    • Delil tespiti: Ekran görüntüleri başlangıç delilidir; hesabın faile aidiyeti HTS kayıtları, IP tespiti, cihaz incelemesi ve platform kayıtlarıyla kurulur. Silinen içerikler adli bilişim incelemesiyle çoğu zaman geri getirilebilir.
    • Zincirleme suç: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, değişik zamanlardaki aramalar ve mesajlar zincirleme tek suç oluşturur ve ceza ayrıca dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
    • Eşlik eden suçlar: Mesaj içerikleri tehdit veya şantaj boyutuna ulaşmışsa bu suçlar ayrıca cezalandırılır; müstehcen içeriğin çocuğa gönderilmesi ise ayrıca müstehcenlik hükümlerini gündeme getirir.

    TCK 105/2-d Cezası Ne Kadar?

    • Yetişkine karşı: Dört ay on beş günden üç yıla kadar hapis.
    • Çocuğa karşı: Dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis; sosyal medya üzerinden çocuklara yönelen fiillerin tipik aralığıdır.
    • Son cümle tabanı: Mağdur taciz nedeniyle okulunu, işini veya ailesini bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; içeriklerin ivedi tespiti için delil dilekçesiyle başvurulması önerilir.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir; failin mağdura elektronik yolla ulaşmasını yasaklayan adli kontrol tedbirleri uygulanabilir.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 105/2-d Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Dijital tacizde delil, ekran görüntüsünden ibaret değildir: Hesap tespiti, IP ve HTS kayıtları ile içeriğin bütünlüğü dosyanın omurgasını kurar; silinen içerikler dahi tespit edilebilir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 105/2-d Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki altı emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 105/2-D – MAĞDURUN CEP TELEFONUNA CİNSEL İÇERİKLİ MESAJLAR GÖNDERİLMESİ, ELEKTRONİK HABERLEŞME ARACININ SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANMAK SURETİYLE NİTELİKLİ CİNSEL TACİZ SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda sanığın mağdurun kullanımındaki cep telefonuna cinsel içerikli mesajlar gönderdiği anlaşılmıştır. Mesajların içeriği ve gönderiliş biçimi birlikte değerlendirildiğinde sanığın mağduru cinsel amaçla rahatsız ettiği hususunda tereddüt bulunmadığı kabul edilmiştir.

    TCK 105/2-d bakımından cezayı ağırlaştıran unsur yalnızca cinsel taciz eyleminin bulunması değil, bu eylemin posta veya elektronik haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak gerçekleştirilmesidir. Cep telefonu ve kısa mesaj hizmetleri bu kapsamda elektronik haberleşme araçları içerisinde yer almaktadır.

    Elektronik haberleşme araçları failin mağdurla aynı fiziksel ortamda bulunmaksızın ona doğrudan ulaşmasını mümkün kılmaktadır. Fail bu yöntemle mağdurun özel alanına uzaktan erişebilmekte ve cinsel içerikli iletiyi anında mağdura yöneltebilmektedir. Kanun koyucu bu kolaylığı suçun işlenmesinde kullanmayı daha ağır cezayı gerektiren hâl olarak kabul etmiştir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanığın mağdurun telefonuna doğrudan cinsel içerikli mesajlar göndermesi karşısında eylemin yalnızca TCK 105/1 kapsamında değerlendirilmesini yeterli görmemiştir. Elektronik haberleşme aracının bizzat suçun icra yöntemi olarak kullanılması nedeniyle TCK 105/2-d uyarınca artırım yapılması gerektiğini kabul etmiştir.

    Burada mesajın tek bir kez gönderilmiş olması nitelikli hâlin uygulanmasına engel değildir. Cinsel taciz suçu tek hareketle tamamlanabilir. Mesajların farklı tarihlerde tekrarlanması hâlinde ise somut olayın özelliklerine göre TCK 43 kapsamında zincirleme suç hükümleri ayrıca gündeme gelebilir.

    Nitelikli hâlin uygulanması bakımından mağdur ile fail arasında önceden tanışıklık bulunup bulunmaması da tek başına belirleyici değildir. Esas olan, sanığın elektronik haberleşme aracının sağladığı iletişim ve erişim imkânını cinsel taciz eylemini gerçekleştirmek için kullanmış olmasıdır.

    Ayrıca TCK 105/2-d kapsamındaki suç, temel cinsel taciz suçundan farklı olarak şikâyete bağlı değildir. Bu nedenle mağdurun daha sonra şikâyetinden vazgeçmesi veya altı aylık şikâyet süresinin geçirildiğinin ileri sürülmesi, nitelikli suç bakımından kamu davasının düşürülmesini gerektirmez.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdurun cep telefonuna cinsel içerikli mesajlar gönderen sanığın elektronik haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan faydalanarak cinsel taciz suçunu işlediğini ve eylemin TCK 105/2-d kapsamında nitelikli cinsel taciz olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 08.02.2023, E. 2021/9303, K. 2023/478

    TCK 105/2-D – ELEKTRONİK HABERLEŞME ARACIYLA İŞLENEN NİTELİKLİ CİNSEL TACİZ SUÇU ŞİKÂYETE BAĞLI OLMADIĞINDAN, ŞİKÂYETTEN VAZGEÇME NEDENİYLE DÜŞME KARARI VERİLEMEZ

    Somut olayda sanığın mağdura elektronik haberleşme aracı üzerinden cinsel tacizde bulunduğu kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi, mağdurun sanıktan şikâyetçi olmaması veya daha sonra şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise suç vasfının doğru belirlenmediğini ifade etmiştir. Sanığın eylemi elektronik haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan yararlanılarak gerçekleştirildiğinden TCK 105/2-d kapsamındaki nitelikli cinsel taciz suçunu oluşturmaktadır.

    TCK 105/1’de temel cinsel taciz suçunun takibi mağdurun şikâyetine bağlanmış olmakla birlikte, ikinci fıkradaki nitelikli hâller için kanunda ayrıca şikâyet koşulu öngörülmemiştir. Ceza hukukunda soruşturma ve kovuşturmanın resen yürütülmesi kural, şikâyete bağlılık ise istisnadır.

    Bu nedenle temel şeklin şikâyete bağlı olması, aynı suçun tüm nitelikli hâllerinin de kendiliğinden şikâyete bağlı olduğu anlamına gelmez. Kanunda nitelikli hâller bakımından açık bir şikâyet şartı bulunmadığından TCK 105/2-d kapsamında soruşturma ve kovuşturma resen yürütülmelidir.

    Elektronik haberleşme araçlarının kullanılması, failin mağdura kolay ve sürekli biçimde ulaşmasını sağlayabilir. Kanun koyucunun bu icra biçimini ayrıca ağırlaştırıcı neden hâline getirmesinin temelinde de mağdura erişimin kolaylaşması ve cinsel taciz eylemlerinin fail açısından daha kolay gerçekleştirilebilir hâle gelmesi bulunmaktadır.

    Somut olayda nitelikli hâlin gerçekleşmiş olması karşısında mağdurun şikâyetinden vazgeçmesine hukuki sonuç bağlanarak davanın düşürülmesi mümkün değildir. Mahkeme, delilleri değerlendirmeli ve suçun sabit olup olmadığına ilişkin esasa dair bir hüküm kurmalıdır.

    Yargıtay bu nedenle yerel mahkemenin düşme kararını hukuka aykırı bulmuş ve sanığın TCK 105/2-d kapsamında hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesini istemiştir.

    Sonuç olarak Yargıtay, elektronik haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak gerçekleştirilen cinsel tacizin TCK 105/2-d kapsamında nitelikli suç olduğunu; bu suçun soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete bağlı bulunmadığını ve mağdurun şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının düşürülemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 17.01.2023, E. 2021/10278, K. 2023/175

    TCK 105/2-D – SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN CİNSEL İÇERİKLİ MESAJ GÖNDERİLMESİ HÂLİNDE ELEKTRONİK HABERLEŞME ARACININ SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANILDIĞINDAN CEZA ARTIRILMALIDIR

    Somut olayda sanığın mağdura sosyal medya üzerinden mesaj gönderdiği ve bu mesajların cinsel içerikli olduğu kabul edilmiştir. Yerel mahkeme, sanığın davranışını cinsel taciz suçu kapsamında değerlendirmiş ve mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Ancak suçun elektronik haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak işlendiği hususu cezanın belirlenmesinde ayrıca dikkate alınmamıştır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sosyal medya üzerinden gönderilen mesajların elektronik haberleşme aracı vasıtasıyla gerçekleştirildiğini ve bu nedenle eylemin yalnızca TCK 105/1 kapsamında bırakılmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Fail, mağdurla yüz yüze bulunmaksızın ve fiziksel olarak aynı ortamda olmaksızın sosyal medya aracılığıyla mağdura doğrudan ulaşabilmiştir. Bu durum elektronik haberleşme aracının suçun işlenmesinde sağladığı kolaylığın somut karşılığıdır.

    TCK 105/2-d bakımından önemli olan, haberleşme aracının yalnızca olayla ilgisinin bulunması değil, suçun gerçekleştirilmesinde gerçekten bir araç olarak kullanılmasıdır. Sosyal medya hesabından mağdura cinsel içerikli mesajın doğrudan gönderildiği olaylarda bu bağlantı açık biçimde kurulmaktadır.

    Daire, bu nedenle sanığın temel cinsel taciz suçundan cezalandırılmasıyla yetinilmesini eksik ceza tayini olarak değerlendirmiştir. Mahkeme, önce TCK 105/1 uyarınca temel cezayı belirlemeli, ardından eylemin elektronik haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 105/2-d uyarınca cezayı yarı oranında artırmalıdır.

    Karar, sosyal medya platformlarının TCK 105/2-d bakımından elektronik haberleşme aracı olarak değerlendirilmesi açısından da önemlidir. Kanunda belirli uygulamaların veya iletişim teknolojilerinin tek tek sayılmamış olması, internet tabanlı mesajlaşma ve sosyal medya araçlarının bent dışında kalacağı anlamına gelmemektedir. Önemli olan, mağdura cinsel içerikli ileti gönderilmesine imkân sağlayan elektronik bir haberleşme aracının kullanılmasıdır.

    Bunun yanında suçun değişik tarihlerde tekrarlanması durumunda TCK 43 kapsamında zincirleme suç hükümleri ayrıca gündeme gelebilir. Elektronik haberleşme aracının kullanılması nitelikli hâli oluştururken, aynı mağdura farklı tarihlerde birden fazla cinsel taciz mesajı gönderilmesi ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirir.

    Sonuç olarak Yargıtay, sosyal medya üzerinden mağdura cinsel içerikli mesajlar göndererek cinsel taciz suçunu işleyen fail hakkında, elektronik haberleşme aracının sağladığı kolaylıktan faydalanıldığı gözetilerek TCK 105/2-d uyarınca ayrıca artırım yapılmasının zorunlu olduğunu; bu hükmün uygulanmamasının eksik ceza tayini niteliğinde bulunduğunu kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 16.03.2023, E. 2021/16795, K. 2023/1450

    TCK 105/2-D – TELEFON VEYA ELEKTRONİK HABERLEŞME ARACI KULLANILARAK İŞLENEN CİNSEL TACİZDE TCK 105/2-D’NİN UYGULANMAMASI EKSİK CEZA TAYİNİDİR

    Somut olayda sanığın mağdura yönelik cinsel taciz eylemini elektronik haberleşme aracı kullanarak gerçekleştirdiği sabit kabul edilmiştir. Yerel mahkeme sanığın cinsel taciz suçundan mahkûmiyetine karar vermiş, ancak elektronik haberleşme aracının kullanılmış olmasına rağmen TCK 105/2-d kapsamındaki nitelikli hâli uygulamamıştır.

    Dosyanın temyiz incelemesinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi, cinsel taciz eyleminin icra biçimini ayrıca değerlendirmiştir. TCK 105/2-d, failin posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmasını, temel suça göre daha ağır cezayı gerektiren bağımsız bir nitelikli hâl olarak düzenlemektedir.

    Elektronik haberleşme aracı failin mağdura fiziksel mesafe bulunmasına rağmen ulaşmasına ve cinsel içerikli iletiyi doğrudan mağdurun kullanımındaki cihaza iletmesine imkân verir. Bu özelliği nedeniyle elektronik haberleşme yöntemi suçun işlenmesini önemli ölçüde kolaylaştırmaktadır. Kanun koyucunun ikinci fıkradaki ağırlaştırmasının gerekçesi de bu kolaylıktır.

    Somut olayda haberleşme aracı yalnızca tali bir unsur olarak değil, cinsel tacizin doğrudan gerçekleştirilme vasıtası olarak kullanılmıştır. Bu nedenle suçun maddi yapısı TCK 105/1 kapsamında olmakla birlikte, işleniş yöntemi itibarıyla TCK 105/2-d’nin de uygulanması gerekir.

    Daire bu hususu sanık lehine veya aleyhine sıradan bir ceza bireyselleştirme nedeni olarak değil, kanunda açıkça düzenlenen bir nitelikli hâl olarak ele almıştır. Mahkemenin bu hükmü uygulamaması, kanunen yapılması gereken artırımın yapılmaması sonucunu doğurduğundan eksik ceza tayinidir.

    Dosyada ayrıca HAGB, erteleme veya kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine ilişkin hükümlerin uygulanmamasına dair yerel mahkeme gerekçeleri de inceleme konusu yapılmıştır. Ancak TCK 105 bakımından kararın temel ilkesi, elektronik haberleşmeyle işlenen cinsel tacizde ikinci fıkradaki nitelikli hâlin göz ardı edilemeyeceğidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, cinsel taciz suçunun elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak işlenmesi hâlinde TCK 105/2-d’nin uygulanmasının zorunlu olduğunu ve yalnızca TCK 105/1 üzerinden hüküm kurulmasının sanık hakkında eksik ceza tayinine yol açacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 08.03.2023, E. 2021/18624, K. 2023/1267

    TCK 105/2-D – ELEKTRONİK HABERLEŞME ARAÇLARININ SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANILARAK İŞLENEN CİNSEL TACİZDE NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANMAMASI KANUNA AYKIRIDIR

    Somut olayda sanık hakkında cinsel taciz suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Dosya kapsamından cinsel taciz eylemlerinin elektronik haberleşme araçları aracılığıyla gerçekleştirildiği anlaşılmasına rağmen, yerel mahkeme sanığın cezasını belirlerken yalnızca suçun temel şeklini esas almış ve TCK 105/2-d’deki artırım hükmünü uygulamamıştır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, cinsel taciz suçunda suçun işleniş yönteminin ayrı bir değerlendirme konusu olduğunu belirtmiştir. Fail mağdura cinsel içerikli mesaj veya başka bir elektronik ileti gönderiyorsa, iletişim aracının suçun gerçekleştirilmesine sağladığı kolaylık göz ardı edilemez.

    TCK 105/2-d’nin uygulanması için elektronik haberleşme aracının suçtan sonra delil veya haberleşme amacıyla kullanılması yeterli değildir. Araç ile cinsel taciz eylemi arasında doğrudan bir icra bağlantısının bulunması gerekir. Sanığın cinsel içerikli sözlerini mağdura elektronik haberleşme yoluyla yönelttiği olaylarda bu şart gerçekleşmektedir.

    Bu nedenle mahkemenin sanığın cinsel taciz suçunu işlediğini kabul etmesine rağmen, eylemin gerçekleştirilme biçimini nitelikli hâl kapsamında değerlendirmemesi kendi kabulüyle de çelişmektedir. Suçun maddi olayı doğru biçimde tespit edildikten sonra buna karşılık gelen bütün kanuni hükümler uygulanmalıdır.

    Daire, TCK 105/2-d’nin cezanın belirlenmesinde hâkimin takdirine bırakılmış bir artırım olmadığını da ortaya koymuştur. Bentteki koşullar gerçekleşmişse temel cezaya yarı oranında artırım yapılması zorunludur. Dolayısıyla eylemin elektronik haberleşmeyle işlendiğinin sabit olduğu durumda hükmün uygulanmaması hukuka aykırıdır.

    Karar ayrıca elektronik haberleşme araçlarıyla gerçekleştirilen cinsel taciz suçlarının uygulamadaki yaygınlığı bakımından önem taşımaktadır. Telefon, mesajlaşma ve internet tabanlı iletişim yöntemleri failin mağdura kolay ve hızlı biçimde erişmesine imkân verdiğinden, kanun koyucu bu işleniş şeklini özel olarak ağırlaştırmıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak gerçekleştirildiği sabit olan cinsel taciz suçunda TCK 105/2-d uyarınca artırım yapılmamasını hukuka aykırı bularak, suçun nitelikli şekline uygun şekilde cezanın yeniden belirlenmesi gerektiğine karar vermiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 08.03.2023, E. 2021/18614, K. 2023/1260

    TCK 105/2-D – CEP TELEFONUYLA CİNSEL İÇERİKLİ MESAJ VE FOTOĞRAF GÖNDERİLMESİ SURETİYLE İŞLENEN NİTELİKLİ CİNSEL TACİZ SUÇUNUN TAKİBİ MAĞDURUN ŞİKÂYETİNE BAĞLI DEĞİLDİR

    Somut olayda mağdure 22.05.2015 tarihinde sanıktan şikâyetçi olmuş ve sanığın cep telefonu aracılığıyla kendisine cinsel içerikli mesajlar gönderdiğini, ayrıca cinsel içerikli fotoğraflar ilettiğini ileri sürmüştür. Yapılan soruşturma sonunda Cumhuriyet Başsavcılığı sanık hakkında TCK 105/1 ve 105/2-d uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır.

    Kovuşturma sırasında mağdure sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçmiştir. İlk derece mahkemesi TCK 105/1’de cinsel taciz suçunun şikâyete bağlı olmasından hareket ederek, şikâyetten vazgeçme nedeniyle CMK 223/8 uyarınca kamu davasının düşmesine karar vermiştir.

    Dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesinin önüne geldiğinde Daire çoğunluğu düşme kararını onamıştır. Ancak karşı oyda, sanığa isnat edilen eylemin yalnızca temel cinsel taciz suçu olmadığı, elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak gerçekleştirildiği ve dolayısıyla TCK 105/2-d kapsamında nitelikli suç oluşturduğu belirtilmiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine uyuşmazlık Ceza Genel Kuruluna taşınmıştır. Kurulun önündeki temel mesele, TCK 105/1’in şikâyete bağlı olmasının, ikinci fıkradaki nitelikli hâlleri de şikâyete bağlı hâle getirip getirmeyeceğidir.

    Ceza Genel Kurulu, ceza hukukunda suçların resen soruşturulmasının kural, şikâyete bağlılığın ise istisna olduğunu vurgulamıştır. Bir suçun temel şeklinin kanunda şikâyete bağlı olarak düzenlenmesi, aynı suçun bütün nitelikli şekillerinin kendiliğinden şikâyete bağlı olacağı anlamına gelmez. Bunun için kanunda ayrıca açık düzenleme bulunmalıdır.

    TCK 105/2’de böyle bir şikâyet şartı bulunmamaktadır. Kurul ayrıca 5377 sayılı Kanun değişikliğinin gerekçesinde de cinsel taciz suçunun nitelikli unsurlarının gerçekleştiği durumlarda soruşturma ve kovuşturmanın mağdurun şikâyetine bağlı olmadığının açıkça ifade edildiğini dikkate almıştır.

    Bu nedenle cep telefonundan mesaj ve cinsel içerikli fotoğraf göndermek suretiyle gerçekleştirildiği iddia edilen eylem TCK 105/2-d kapsamında olduğundan, mağdurenin kovuşturma aşamasında şikâyetinden vazgeçmesi davanın düşmesine neden olmaz. Mahkeme yargılamaya devam ederek sanığın suçunun sübutunu ve hukuki durumunu değerlendirmelidir.

    Ceza Genel Kurulu bu kararla TCK 105’in nitelikli hâllerinin şikâyete bağlılığı konusundaki uygulama farklılıklarını da önemli ölçüde gidermiştir. Böylece ikinci fıkrada sayılan kamu görevi, hizmet ilişkisi, aynı işyeri, elektronik haberleşme, teşhir ve diğer nitelikli hâllerde suçun resen takip edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, cep telefonundan cinsel içerikli mesaj ve fotoğraf göndermek suretiyle işlendiği iddia edilen TCK 105/2-d kapsamındaki nitelikli cinsel taciz suçunun soruşturma ve kovuşturmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığını; mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi üzerine kamu davasının düşürülemeyeceğini ve yargılamaya devam edilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.12.2023, E. 2023/566, K. 2023/697

    TCK 105/2-d Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 105/2-d Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Cinsel içerikli mesaj ve fotoğraf gönderme TCK 105/2-d Elektronik haberleşme aracının kolaylığı kullanılmıştır
    Değişik zamanlarda telefonla arayıp cinsel sözler söyleme TCK 105/2-d ve zincirleme suç Araç kolaylığı ve süreklilik birlikte değerlendirilir
    Sosyal medyadan ısrarlı cinsel içerikli mesajlar TCK 105/2-d Uygulamalar elektronik haberleşme aracıdır
    Cinsel amaç taşımayan rahatsız edici aramalar Kişilerin huzurunu bozma yönünden değerlendirme Cinsel amaç yoksa taciz oluşmaz
    Failin hesap sahipliğini inkarı HTS, IP ve cihaz incelemesi Teknik tespit olmadan mahkumiyet kurulamaz

    Serinin diğer yazıları için TCK 105/2-e teşhir suretiyle cinsel taciz, TCK 105/1 cinsel taciz suçunun temel hali ile mesajların şantaja dönüştüğü fiiller için şantaj suçu rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 105/2-d nedir?

    TCK 105/2-d, cinsel tacizin posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza yarı oranında artırılır.

    Instagram veya WhatsApp üzerinden tacizin cezası ne kadar?

    Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları elektronik haberleşme aracıdır; ceza yetişkine karşı 4 ay 15 günden 3 yıla, çocuğa karşı 9 aydan 4,5 yıla kadar hapistir.

    Tek bir mesaj suç oluşturur mu?

    Evet. Cinsel içerikli tek bir mesaj dahi taciz suçunu oluşturur; mesajların değişik zamanlarda yinelenmesi zincirleme suç hükümleriyle cezayı ayrıca artırır.

    Sahte hesaptan taciz nasıl ispatlanır?

    Hesabın faile aidiyeti; IP ve HTS kayıtları, cihaz incelemesi ve platformdan gelen kayıtlarla kurulur. Ekran görüntüsü başlangıç delilidir, teknik tespitle desteklenir.

    Mesajları silmesi faili kurtarır mı?

    Hayır. Silinen içerikler adli bilişim incelemesiyle çoğu zaman tespit edilebilir; mağdurun aldığı ekran görüntüleri ve tanık anlatımları da delil bütününe katılır.

    Bu bentte şikayet aranır mı?

    Hayır. Nitelikli haller şikayete tabi değildir; ancak delillerin kaybolmaması için fiilin ivedi bildirilmesi önemlidir.

    TCK 105/2-d davasında avukat desteği neden önemli?

    Dijital delillerin usulüne uygun tespiti ve hesap aidiyetinin kurulması, dosyanın beraat ile mahkumiyet arasındaki kaderini belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/2-d elektronik haberleşme araçlarıyla cinsel taciz konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 105/2-d Dijital Taciz Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 105/2-c Aynı İşyerinde Çalışma Kolaylığıyla Cinsel Taciz

    TCK 105/2-c Aynı İşyerinde Çalışma Kolaylığıyla Cinsel Taciz

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 105/2-c nedir? TCK 105/2-c, cinsel tacizin aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Hiyerarşi şartı yoktur: Eşit konumdaki mesai arkadaşları arasındaki taciz tam olarak bu bendin alanıdır; ortak mekan, mesai ve zorunlu birliktelik tacizin aracı yapılmıştır. Ceza yarı oranında artırılır ve şikayet aranmaz; mağdur taciz nedeniyle işini bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz.

    İşyeri, mağdurun her sabah dönmek zorunda olduğu yerdir: Tacizciyle aynı koridoru, aynı molayı, aynı vardiyayı paylaşmak mecburiyettir. Bu mecburiyetin sağladığı süreklilik ve yakınlık tacizin aracı yapıldığında, kanun cezayı artırır. cinsel taciz suçu TCK 105 bunu bağımsız bir bentte düzenler: TCK 105/2-c.

    Bu yazıda işyeri kolaylığı kavramını, hiyerarşili ilişkilerle bent ayrımını ve emsal Yargıtay kararlarını birebir metinleriyle inceliyoruz. Amir ve işveren fiilleri için TCK 105/2-a rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/2-c Nedir?

    TCK 105/2-c, 2014 yılında 6545 sayılı Kanunla eklenen ve çalışma yaşamındaki tacizi hedefleyen benttir. Uygulama alanı, hiyerarşi içermeyen ilişkilerdir: Eşit konumdaki mesai arkadaşları, farklı birimlerin çalışanları ve aynı mekanı paylaşan alt işveren personeli. Aranan bağ, aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanmadır: ortak mekan, mesai düzeni ve zorunlu birlikteliğin fiili mümkün veya kolay kılması. Amir ve işverenin fiilleri ise hizmet ilişkisi nüfuzuna dayandığından (a) bendi üzerinden değerlendirilir.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    İşyeri Kolaylığı ve Bent Ayrımları

    • Kolaylık bağı: Fiilin işyerinde, mesai içinde veya iş düzeninin yarattığı birliktelik içinde işlenmesi tipik görünümdür; işyeri bağlantısı tamamen kopmuş fiillerde bent tartışmalı hale gelir ve temel şekil değerlendirilir.
    • Hiyerarşi ayrımı: Fail amir veya işverense hizmet ilişkisinin nüfuzu devrededir ve (a) bendi uygulanır; bu bent, güç ilişkisi bulunmayan yatay tacizleri yakalar.
    • İş hukuku boyutu: İşyerinde taciz; mağdur yönünden haklı fesih ve tazminat, işveren yönünden ise tacizi önleme ve işyerini düzenleme yükümlülüğü doğurur. İşverenin bildirilen tacize sessiz kalması ayrı sorumluluk üretir; ceza dosyasındaki deliller iş davasının da omurgasıdır.
    • Delil düzeni: Mesajlar, kurumsal yazışmalar, kamera kayıtları ve tanık mesai arkadaşlarının anlatımları; beyanın dış doğrulamasını kurar.

    TCK 105/2-c Cezası Ne Kadar?

    • Yetişkine karşı: Dört ay on beş günden üç yıla kadar hapis.
    • Çocuk çalışana karşı: Dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis.
    • Son cümle tabanı: Mağdur taciz nedeniyle işini bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz; işten ayrılma ile taciz arasındaki bağın ispatı belirleyicidir ve TCK 105/2 son cümle rehberimizde ayrıntılı incelenmiştir.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir; işyerinde teması kesen adli kontrol tedbirleri ve işverenin düzenleme yükümlülüğü öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir; iş hukuku talepleri iş mahkemesinde ayrıca yürütülür.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 105/2-c Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    İşyeri tacizinde ceza dosyası; iş hukuku hakları, haklı fesih ve tazminat talepleriyle iç içe yürür ve deliller ortaktır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 105/2-c Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki iki emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 105/2-C – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞAN MAĞDURA CEP TELEFONUYLA CİNSEL TACİZDE BULUNULMASI HÂLİNDE HEM AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞMANIN HEM DE ELEKTRONİK HABERLEŞME ARACININ SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANMA NİTELİKLİ HÂLLERİ GÜNDEME GELİR

    Somut olayda sanıklarla mağdurun aynı işyerinde çalıştıkları ve sanıkların mağdura yönelik cinsel taciz niteliğindeki davranışlarını cep telefonu aracılığıyla gerçekleştirdikleri anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi, mağdurun şikâyetine ilişkin durumu esas alarak kamu davasının düşmesine karar vermiştir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise eylemin yalnızca TCK 105/1 kapsamında kalan temel cinsel taciz suçu olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir. Dosya kapsamına göre sanıklar, mağdura aynı işyerinde çalışmaları nedeniyle ulaşabilmiş ve bu çalışma ilişkisinin sağladığı yakınlığı cinsel taciz eylemlerinde kullanmışlardır. Bu nedenle TCK 105/2-c kapsamında aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanma nitelikli hâli bulunmaktadır.

    Bunun yanında cinsel taciz eylemlerinin cep telefonu üzerinden gerçekleştirilmiş olması da ayrıca önem taşımaktadır. TCK 105/2-d, posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle gerçekleştirilen cinsel tacizi de nitelikli hâl olarak düzenlemektedir. Böylece somut olayda aynı davranışların hem işyeri ilişkisi hem de elektronik haberleşme aracı bakımından nitelikli hâl kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Yargıtay, suçun nitelikli şeklinin gerçekleşmesi nedeniyle soruşturma ve kovuşturmanın mağdurun şikâyetine bağlı olmadığını özellikle vurgulamıştır. Dolayısıyla mağdurun şikâyetçi olmaması veya şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının düşürülmesi mümkün değildir. Mahkeme suçun esasına girerek sanıkların hukuki durumunu belirlemelidir.

    Bu yönüyle karar, TCK 105/2’deki birden fazla nitelikli hâlin aynı olayda birlikte gerçekleşebileceğini göstermektedir. Failin aynı işyerinde bulunmaktan kaynaklanan erişim imkânını kullanması TCK 105/2-c’yi; cinsel taciz mesajlarını telefon aracılığıyla iletmesi ise TCK 105/2-d’yi gündeme getirmektedir.

    Birden fazla nitelikli hâlin birlikte bulunması ayrıca temel cezanın belirlenmesinde TCK 61 kapsamında göz önünde tutulabilir. Ancak aynı cezanın her bir bent nedeniyle ayrı ayrı katlanarak artırılması yerine, TCK 105/2’de öngörülen artırım sistematiği çerçevesinde uygulama yapılması gerekir.

    Karar aynı zamanda suç vasfının muhakeme şartlarına etkisini de açık biçimde göstermektedir. Eylem yalnızca TCK 105/1 kapsamında değerlendirilirse şikâyet şartı tartışılabilirken, TCK 105/2-c ve 105/2-d kapsamındaki nitelikli hâllerin gerçekleşmesi hâlinde suç resen takip edilmektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, aynı işyerinde çalışan mağdura cep telefonu aracılığıyla cinsel tacizde bulunan sanıkların eylemlerinde TCK 105/2-c ve TCK 105/2-d kapsamındaki nitelikli hâllerin gerçekleştiğini; bu nedenle suçun şikâyete bağlı olmayıp resen soruşturulması ve kovuşturulması gerektiğini ve şikâyet yokluğu gerekçesiyle düşme kararı verilemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 15.12.2022, E. 2021/6571, K. 2022/11532

    TCK 105/2-C – NİTELİKLİ CİNSEL TACİZDEN HÜKÜM KURULACAKSA, İDDİANAMEDE YER ALMAYAN AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞMA NİTELİKLİ HÂLİ BAKIMINDAN SANIĞA EK SAVUNMA HAKKI VERİLMELİDİR

    Somut olayda sanık hakkında çocuğa karşı cinsel taciz suçundan kamu davası açılmıştır. İddianamede sanığın TCK 105/1 ve zincirleme suç hükümleri uyarınca cezalandırılması talep edilmiş; ancak TCK 105/2-c kapsamında aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanma nitelikli hâli sevk maddeleri arasında gösterilmemiştir.

    İlk derece mahkemesi yargılama sonunda sanığın aynı işyerinde çalışma ilişkisinden kaynaklanan kolaylıktan yararlanarak cinsel taciz suçunu işlediğini kabul etmiş ve TCK 105/2-c’yi uygulamıştır. Ancak sanığa bu nitelikli hâl bakımından ayrıca ek savunma hakkı verilmemiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bu uygulamanın CMK 226’ya aykırı olduğunu kabul etmiştir. Sanığın cezalandırılmasını ağırlaştıran ve iddianamede gösterilmeyen bir nitelikli hâlin uygulanması söz konusu olduğunda, sanığın bu yeni hukuki nitelendirmeye karşı savunmasını hazırlayabilmesi için ek savunma hakkı tanınması gerekir.

    Burada mahkemenin eylemi farklı bir suç olarak nitelendirmesi şart değildir. Sanığın cezasının artırılmasına yol açan ve iddianamede bulunmayan bir nitelikli hâlin uygulanması da savunma hakkı bakımından önem taşımaktadır. TCK 105/2-c, TCK 105/1’e göre cezayı yarı oranında artırdığından sanığın hukuki durumunu ağırlaştırmaktadır.

    Daire ayrıca dosyada sanığın mağdura yönelik cinsel taciz eylemlerini cep telefonu hattından aramak ve kısa mesaj göndermek suretiyle gerçekleştirdiğini tespit etmiştir. Bu durumda yalnızca TCK 105/2-c değil, elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmaya ilişkin TCK 105/2-d’nin de değerlendirilmesi gerekir.

    Yargıtay bunun yanında mağdurun çocuk olması karşısında temel cezanın TCK 105/1’in çocuğa karşı cinsel tacize ilişkin ikinci cümlesine göre belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yerel mahkemenin yetişkin mağdura ilişkin temel hüküm üzerinden ceza belirlemesi eksik cezaya neden olmuştur.

    Dolayısıyla mahkeme yeniden hüküm kurarken önce mağdurun çocuk olması nedeniyle doğru temel ceza hükmünü uygulamalı, ardından olayda gerçekleşen nitelikli hâlleri belirlemeli ve iddianamede bulunmayan ağırlaştırıcı nedenler bakımından sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı tanımalıdır.

    Karar, TCK 105/2-c’nin yalnızca maddi ceza hukuku bakımından değil, savunma hakkı açısından da önemli sonuç doğurduğunu göstermektedir. Mahkemenin maddi olayla bağlı ancak hukuki nitelendirmeyle bağlı olmaması, sanığın daha ağır bir hükümle karşılaşacağı durumlarda savunma hakkının korunması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

    Sonuç olarak Yargıtay, iddianamede TCK 105/2-c nitelikli hâline yer verilmediği hâlde mahkemece aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanma nedeniyle cezanın artırılabilmesi için sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı verilmesi gerektiğini; ayrıca telefonla gerçekleştirilen eylemlerde TCK 105/2-d’nin de değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 10.01.2019, E. 2018/3795, K. 2019/205

    TCK 105/2-c Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 105/2-c Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Mesai arkadaşının işyerinde cinsel içerikli söz ve mesajları TCK 105/2-c Aynı işyerinde çalışmanın kolaylığı kullanılmıştır
    Amirin veya işverenin tacizi TCK 105/2-a Hiyerarşik ilişki, hizmet ilişkisi bendine gider
    İşyeri dışında, iş bağlantısız taciz Bent tartışmalı İşyeri kolaylığıyla bağ araştırılır
    Taciz nedeniyle mağdurun istifası Ceza bir yıldan az olamaz Fıkranın son cümlesi devreye girer
    Fiilin dokunma boyutuna ulaşması TCK 102 hükümleri Temas, fiili taciz olmaktan çıkarır

    Serinin diğer yazıları için TCK 105/2-d elektronik haberleşme araçlarıyla taciz, TCK 105/1 cinsel taciz suçunun temel hali ile temaslı fiiller için TCK 102/1 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 105/2-c nedir?

    TCK 105/2-c, cinsel tacizin aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza yarı oranında artırılır.

    İşyerinde tacizin cezası ne kadar?

    Yetişkin mağdurda 4 ay 15 günden 3 yıla kadar hapistir; mağdur taciz nedeniyle işini bırakmak zorunda kalmışsa ceza 1 yıldan az olamaz.

    İş arkadaşımın tacizi hangi bende girer?

    Eşit konumdaki mesai arkadaşları arasındaki taciz bu bendin alanıdır; fail amir veya işverense hizmet ilişkisini düzenleyen 105/2-a bendi uygulanır.

    İşyeri tacizinde şikayet gerekir mi?

    Hayır. Nitelikli haller şikayete tabi değildir; fiil öğrenildiğinde soruşturma kendiliğinden yürütülür.

    Taciz nedeniyle istifa edersem haklarım ne olur?

    Ceza yönünden taban bir yıla çıkar; iş hukuku yönünden haklı fesih ve tazminat hakları gündeme gelir. İki süreç ortak delillerle birlikte yürütülmelidir.

    İşveren tacizi bildirmeme rağmen önlem almazsa ne olur?

    İşverenin çalışanı koruma ve işyerini düzenleme yükümlülüğü vardır; sessiz kalması iş hukuku sorumluluğu doğurur ve mağdurun fesih ile tazminat taleplerini güçlendirir.

    TCK 105/2-c davasında avukat desteği neden önemli?

    Ceza dosyası ile iş davasının delil ve takvim koordinasyonu, her iki cephede sonucu belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/2-c işyerinde cinsel taciz konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 105/2-c İşyerinde Taciz Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 105/2-b Eğitici, Bakıcı ve Gözetim Yükümlüsünün Cinsel Tacizi

    TCK 105/2-b Eğitici, Bakıcı ve Gözetim Yükümlüsünün Cinsel Tacizi

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 105/2-b nedir? TCK 105/2-b, cinsel tacizin vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Öğretmenin öğrencisine, hekimin hastasına, bakıcının baktığı kişiye yönelik temassız cinsel fiilleri bu kapsamdadır. Ceza yarı oranında artırılır ve şikayet aranmaz; mağduru okulundan eden taciz için taban bir yıldır.

    Öğrencinin öğretmenine, hastanın hekimine, bakıma muhtaç kişinin bakıcısına duyduğu güven; bu ilişkilerin işleyebilmesinin ön şartıdır. Tacizin bu güven ilişkilerinin içinden gelmesi, mağduru hem savunmasız yakalar hem şikayet iradesini kilitler. cinsel taciz suçu TCK 105 bu ihaneti nitelikli hal sayar: TCK 105/2-b.

    Bu yazıda bentte sayılan yükümlü gruplarını ve sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Aynı yükümlülerin çocuklara karşı temaslı fiilleri için TCK 103/3-d bakım ve gözetim yükümlüsünün istismarı rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/2-b Nedir?

    TCK 105/2-b, fail ile mağdur arasındaki koruma ve güven ilişkisine dayanan artırımdır. Kanun altı sıfat sayar: vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile ve sağlık hizmeti veren; ardından koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan herkesi genel kalıpla kapsama alır. Yükümlülüğün kaynağı kanun, sözleşme veya fiili üstlenme olabilir; belirleyici olan, fiil anında mağdurun failin gözetim ve güven alanında bulunmasıdır. Bent, hem çocuk hem yetişkin mağdurlar yönünden uygulanır: Hekimin yetişkin hastasına tacizi de kapsamdadır.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    Kapsamdaki Yükümlüler

    • Eğitici ve öğretici: Okul öğretmenleri, kurs ve etüt hocaları, antrenörler ve eğitmenler; resmi atama şart değildir, fiili eğitim ilişkisi yeterlidir.
    • Sağlık hizmeti verenler: Hekim, hemşire ve diğer sağlık personelinin hasta ile ilişki bağlamındaki temassız cinsel fiilleri; mesleki gereklilik görüntüsü altındaki sözler titizlikle denetlenir.
    • Bakıcı ve gözetim yükümlüleri: Hasta ve yaşlı bakıcıları, çocuk bakıcıları, kreş personeli ve mağdurun emanet edildiği diğer kişiler.
    • Vasi ve koruyucu aile: Mahkeme kararıyla atanan vasi ile koruyucu aile statüsündeki kişiler.
    • Sınır: Fiil temas boyutuna ulaşmışsa artık taciz değil, mağdurun yaşına göre cinsel saldırı veya istismar hükümleri uygulanır ve aynı yükümlülük oradaki artırım bentlerini tetikler.

    TCK 105/2-b Cezası Ne Kadar?

    • Yetişkine karşı: Dört ay on beş günden üç yıla kadar hapis.
    • Çocuğa karşı: Dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis; öğretmen-öğrenci dosyalarının tipik aralığıdır.
    • Son cümle tabanı: Mağdur taciz nedeniyle okulunu veya işini bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz.
    • Mesleki sonuçlar: Öğretmen ve sağlık personeli yönünden disiplin soruşturması ve meslekten men, ceza dosyasından bağımsız yürür.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; okul ve kurum yönetimlerinin öğrendikleri fiili bildirme yükümlülüğü ayrıca gündemdedir.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir; failin mağdurla temasını kesen adli kontrol tedbirleri ve görevden uzaklaştırma öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 105/2-b Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Yükümlülük sıfatının kaynağı ve fiil anında sürmesi artırımın ön şartıdır; okul, hastane ve kurum kayıtları dosyanın omurgasını kurar. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 105/2-b Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki sekiz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 105/2-B – ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİSİNE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE, ÖĞRETMENLİK SIFATI VE EĞİTİM İLİŞKİSİ NEDENİYLE NİTELİKLİ HÂL UYGULANIR VE SUÇ ŞİKÂYETE BAĞLI DEĞİLDİR

    Somut olayda sanığın bir ortaokulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak görev yaptığı, mağdurenin ise aynı okulda yedinci sınıf öğrencisi olduğu anlaşılmıştır. İddianameye göre sanık, mağdurenin sınıfında ders yaptığı sırada onu kitap okutma bahanesiyle sürekli ön sıraya oturtmuş ve mağdurenin bacaklarına bakmıştır. Aynı sınıfta bulunan bir başka öğrenci de sanığın mağdureyi ön sıraya oturttuğunu ve birkaç kez bacaklarına baktığını gördüğünü ifade etmiştir.

    Mağdurenin babasının şikâyeti üzerine sanık hakkında TCK 105/1, 105/2-b ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır. Ancak yargılama sırasında mağdure ile babası şikâyetlerinden vazgeçmiş ve ilk derece mahkemesi bu nedenle kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi düşme hükmünü onamış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

    Ceza Genel Kurulu öncelikle TCK 105’in sistematiğini incelemiştir. Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde yetişkin mağdura karşı işlenen temel cinsel taciz suçunun mağdurun şikâyetine bağlı olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık aynı fıkrada çocuğa karşı cinsel taciz için bağımsız ve daha ağır bir yaptırım öngörülmüş, ikinci fıkrada ise suçun belirli kişiler tarafından veya belirli ilişkilerin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi ayrıca nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.

    Kurul, TCK 105/2’deki nitelikli hâller bakımından kanunda herhangi bir şikâyet şartının öngörülmediğini vurgulamıştır. Bir suçun yalnızca temel şeklinin şikâyete tabi tutulması, aksi kanunda açıkça belirtilmedikçe o suçun nitelikli hâllerinin de şikâyete bağlı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle öğretmen tarafından öğrenciye karşı işlendiği ileri sürülen TCK 105/2-b kapsamındaki cinsel taciz suçunun resen takip edilmesi gerekir.

    Öğretmenlik ilişkisinin ikinci fıkra bakımından önemi, failin öğrenci üzerinde eğitim ve gözetim görevinin bulunmasıdır. TCK 105/2-b’de “eğitici” ve “öğretici” sıfatları açıkça sayılmıştır. Dolayısıyla öğretmenin kendi öğrencisine karşı gerçekleştirdiği cinsel taciz eyleminde bu özel sıfatın suç tarihindeki varlığı ortaya konulduğunda, temel cinsel taciz suçuna göre daha ağır yaptırım gündeme gelir.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca mağdurun çocuk olması hâlinin de başlı başına önem taşıdığını belirtmiştir. TCK 105/1’in ikinci cümlesi, fiilin çocuğa karşı işlenmesini daha ağır yaptırıma bağlamaktadır. Öğretmenin öğrencisi olan çocuğa yönelik eyleminde hem mağdurun çocuk olması hem de failin öğretici sıfatı suçun hukuki değerlendirilmesinde dikkate alınmaktadır.

    Bu nedenle mağdurenin ve babasının duruşmada şikâyetlerinden vazgeçmiş olmaları, sanık hakkındaki davanın düşürülmesini gerektirmez. Nitelikli cinsel taciz suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kamu makamlarınca resen yürütülmelidir. İlk derece mahkemesinin şikâyetten vazgeçme nedeniyle verdiği düşme hükmünün hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

    Kararın ayrıca zamanaşımı bakımından da önemli sonuçları bulunmaktadır. Nitelikli hâlin şikâyete bağlı olmadığının kabul edilmesi üzerine, dava zamanaşımının hangi hükümlere göre hesaplanacağı ve somut dosyada sürenin dolup dolmadığı ayrıca değerlendirilmiştir. Böylelikle suç vasfının doğru belirlenmesinin yalnızca ceza miktarını değil, muhakeme şartları ve zamanaşımını da doğrudan etkilediği ortaya konulmuştur.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, öğretmenin öğrencisine yönelik TCK 105/2-b kapsamındaki cinsel taciz eyleminin nitelikli cinsel taciz suçu olduğunu; bu nitelikli hâlin soruşturulması ve kovuşturulmasının mağdurun şikâyetine bağlı bulunmadığını ve mağdur ile kanuni temsilcisinin şikâyetten vazgeçmesinin kamu davasının düşürülmesi sonucunu doğurmayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2024/58, K. 2024/81

    TCK 105/2-B – OKUL SERVİSİ ŞOFÖRÜNÜN ÖĞRENCİYE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE, MAĞDURUN FAILİN GÖZETİM VE TAŞIMA SORUMLULUĞUNA BIRAKILMIŞ OLMASI NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANMASINI GEREKTİRİR

    Somut olayda mağdure bir Anadolu Lisesinde öğrenci olup okula gidip gelirken sanığın kullandığı öğrenci servisinden yararlanmaktadır. Sanık ise öğrencileri okuldan alıp evlerine bırakan servis şoförüdür. Olay günü mağdure diğer öğrencilerle birlikte servis aracına binmiş, yolculuk devam ederken sanık mağdureye onu en son indireceğini söylemiştir.

    Serviste bulunan diğer öğrencilerin araçtan ayrılmasından sonra sanık mağdureyle yalnız kalmıştır. Dosyadaki tanık anlatımlarına göre sanık daha önce öğrencilere “aksiyon yaşatacağım” benzeri ifadeler kullanmış, mağdureyle yalnız kaldıktan sonra aracın ışıklarını kapatmış ve mağdureye yakınlarda kendisine ait bir “bekâr evi” bulunduğunu söyleyerek oraya birlikte gitmeyi teklif etmiştir.

    Mağdure olayın hemen ardından bir arkadaşını ve daha sonra ağabeyini arayarak yaşadıklarını ağlayarak anlatmıştır. Mağdurenin aşamalardaki anlatımlarının öz itibarıyla değişmediği, anlatımların tanık ifadeleriyle desteklendiği ve sanıkla mağdure arasında bu derece ağır bir suç isnadını açıklayabilecek ciddi bir husumetin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

    İlk derece mahkemesi, sanığın söz konusu davranışının cinsel amaç taşıdığını ve mağdureye yönelik cinsel taciz suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Sanıkla mağdure arasındaki okul servisi ilişkisi nedeniyle mağdurenin belirli süre boyunca sanığın gözetimi ve sorumluluğu altında bulunduğu, sanığın da bu konumdan kaynaklanan imkânlardan yararlanarak eylemini gerçekleştirdiği değerlendirilmiştir.

    Mahkeme bu nedenle sanık hakkında TCK 105/1’in çocuğa karşı cinsel tacize ilişkin hükmünü uyguladıktan sonra TCK 105/2-b uyarınca ayrıca artırım yapmıştır. Sanık müdafii ise cinsel taciz eyleminin gerçekleşmediğini, mağdurenin anlatımlarının güvenilir olmadığını ve tanık ifadeleri arasında çelişkiler bulunduğunu ileri sürmüştür.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yargılama sırasında ileri sürülen iddia ve savunmaların mahkemece tartışıldığını, mağdur beyanlarının dosyanın diğer delilleriyle desteklendiğini ve mahkûmiyete ilişkin vicdani kanaatin somut verilere dayandırıldığını kabul etmiştir. Daire, sanığın cinsel taciz suçundan mahkûmiyetine ilişkin suç vasfı ile yaptırımın doğru belirlendiğini ifade etmiştir.

    Kararın TCK 105/2-b açısından önemi, koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü kavramının yalnızca anne, baba, vasi veya klasik anlamdaki bakıcılarla sınırlı olmadığını göstermesidir. Çocuğun eğitim kurumuna ulaşımı sırasında güvenliği ve belirli ölçüde gözetimi kendisine bırakılan okul servisi şoförü de somut ilişkinin niteliğine göre bu kapsamda değerlendirilebilir.

    Bununla birlikte her servis şoförünün çocuğa yönelik her cinsel tacizinde ikinci fıkranın otomatik olarak uygulanacağı söylenemez. Failin mağdurla arasındaki ilişkinin olay tarihinde gerçekten koruma veya gözetim yükümlülüğü yaratıp yaratmadığı ve suçun bu ilişkinin bulunduğu ortam içerisinde işlenip işlenmediği somut olay üzerinden belirlenmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, okul servisinin şoförü olan sanığın, taşıdığı çocuk mağdureyle diğer öğrenciler indikten sonra yalnız kalmasının sağladığı ortamda cinsel içerikli tekliflerde bulunmasını TCK 105 kapsamında cinsel taciz olarak değerlendirmiş ve sanık ile mağdur arasındaki koruma-gözetim ilişkisi nedeniyle TCK 105/2-b’nin uygulanmasını hukuka uygun bulmuştur.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 04.05.2023, E. 2021/18002, K. 2023/2783

    TCK 105/2-B – ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİSİNE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE MAĞDURUN ŞİKÂYETTEN VAZGEÇMESİ DAVAYI DÜŞÜRMEZ; ÇÜNKÜ EĞİTİCİ VEYA ÖĞRETİCİ TARAFINDAN İŞLENEN NİTELİKLİ HÂL RESEN TAKİP EDİLİR

    Somut olayda ortaokul öğrencisi olan çocuk mağdureye yönelik cinsel taciz eylemlerinin kendi sınıfında ders veren öğretmen tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür. Sanığın mağdureyi ders sırasında ön sıraya oturtarak vücuduna ve özellikle bacaklarına cinsel amaçlı biçimde baktığı iddia edilmiş, bu olgunun sınıfta bulunan başka bir öğrenci tarafından da gözlemlendiği belirtilmiştir.

    Sanık hakkında açılan davada sevk maddeleri arasında TCK 105/1 ile birlikte TCK 105/2-b de gösterilmiştir. Bu nedenle sanığa isnat edilen fiil yalnızca temel cinsel taciz suçu değil, failin öğretici sıfatına dayanan nitelikli şeklidir.

    Mağdurenin ve babasının daha sonra şikâyetten vazgeçmesi üzerine yerel mahkeme kamu davasını düşürmüştür. Uyuşmazlık bunun üzerine Yargıtay önüne gelmiş ve cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinde şikâyetin hukuki niteliği tartışılmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, TCK 105/1’in ilk cümlesindeki şikâyet şartının yalnızca suçun temel şekline ilişkin olduğunu kabul etmiştir. Kanun koyucunun ikinci fıkradaki nitelikli hâller yönünden ayrıca şikâyet şartı öngörmemiş olması karşısında, bunların resen soruşturulması ve kovuşturulması gerekir.

    Bu yorum, ikinci fıkranın düzenlenme amacıyla da uyumludur. Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile, sağlık hizmeti veren veya koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerin mağdur üzerindeki özel konumu nedeniyle suç daha ağır kabul edilmektedir. Böyle bir suçun takibinin daha sonra mağdurun şikâyet iradesine bırakılması, nitelikli hâlin korunma amacını önemli ölçüde zayıflatacaktır.

    Özellikle çocuk mağdurlar bakımından failin öğretmen, bakıcı veya koruyucu konumda bulunması mağdurun şikâyet iradesini de etkileyebilecek bir ilişki yaratabilir. Bu nedenle kanun koyucunun nitelikli hâlleri resen takip edilen suçlar olarak düzenlediği kabul edilmiştir.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca TCK 105/1’de çocuğa karşı cinsel taciz için bağımsız yaptırım öngörülmüş olmasını da dikkate almıştır. Kurula göre çocuklara karşı cinsel taciz ve ikinci fıkradaki nitelikli cinsel taciz hâlleri bakımından kanunda açıkça şikâyet koşulu bulunmamaktadır.

    Böylece öğretmen tarafından öğrencisine karşı gerçekleştirilen cinsel taciz eyleminde mağdurun veya kanuni temsilcisinin daha sonra şikâyetini geri alması yargılamanın sona erdirilmesi sonucunu doğurmaz. Mahkemenin delilleri değerlendirerek suçun sübutu hakkında esasa ilişkin karar vermesi gerekir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 105/2-b kapsamında eğitici veya öğretici tarafından işlenen cinsel taciz suçunun şikâyete bağlı olmadığını; öğrencinin ve kanuni temsilcisinin şikâyetten vazgeçmesinin kamu davasını düşürmeyeceğini ve kovuşturmanın resen sürdürülmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2024/58, K. 2024/81

    TCK 105/2-B – ÜCRETLİ ÖĞRETMENİN KENDİ DERSİNE GİRDİĞİ ÖĞRENCİYE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE ÖĞRETİCİ SIFATI NEDENİYLE NİTELİKLİ HÂL UYGULANMALI VE ŞİKÂYETTEN VAZGEÇME NEDENİYLE DÜŞME KARARI VERİLMEMELİDİR

    Somut olayda sanığın ücretli Türkçe öğretmeni olarak görev yaptığı ve mağdur çocuğun derslerine girdiği anlaşılmıştır. Sanığa isnat edilen cinsel taciz eylemi nedeniyle yerel mahkemede yapılan yargılama sırasında mağdurun şikâyet iradesinde değişiklik meydana gelmiş ve suçun takibinin şikâyete bağlı olup olmadığı tartışma konusu olmuştur.

    İlk derece mahkemesi olayı temel cinsel taciz suçu gibi değerlendirmiş ve mağdurun şikâyetine ilişkin durum üzerinden karar vermiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise sanığın mağdureyle ilişkisinin sıradan kişiler arasındaki ilişki olmadığını, sanığın mağdurun derslerine giren öğretmen olduğunu vurgulamıştır.

    TCK 105/2-b’de suçun “vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından” işlenmesi açıkça nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle sanığın kadrolu değil ücretli öğretmen olması, öğretici sıfatını ortadan kaldırmaz.

    Belirleyici olan, sanığın suç tarihinde mağdurun eğitim ve öğretimini fiilen üstlenen kişi konumunda bulunmasıdır. Failin çalışma ilişkisinin kadrolu, sözleşmeli veya ücretli biçimde kurulması ikinci fıkranın uygulanması bakımından tek başına belirleyici değildir. Önemli olan failin mağdur üzerinde kanunun saydığı eğitici veya öğretici sıfatına sahip olmasıdır.

    Daire bu nedenle sanık hakkında TCK 105/2-b’nin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Failin öğretmenlik sıfatı göz ardı edilerek olayın yalnızca TCK 105/1 kapsamında değerlendirilmesi, suç vasfının eksik belirlenmesi sonucunu doğurmaktadır.

    Bunun doğrudan muhakeme hukuku sonucu da bulunmaktadır. TCK 105/2 kapsamında nitelikli cinsel taciz suçunun takibi şikâyete bağlı değildir. Dolayısıyla mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi veya şikâyetçi olmadığını açıklaması nedeniyle kamu davasının düşürülmesi mümkün değildir.

    Yargıtay bu nedenle yerel mahkemenin sanığın öğretici sıfatını ve bunun hukuki sonucunu değerlendirmemesini isabetsiz bulmuştur. Sanığın mağdurun derslerine girdiğinin anlaşılması karşısında TCK 105/2-b uygulanmalı ve dava resen yürütülmelidir. Bu kararın künyesi ve öğretmenlik sıfatına ilişkin uygulama, sunulan tezde de açıkça aktarılmıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, ücretli öğretmen olarak görev yapan ve mağdurun derslerine giren sanığın öğretici sıfatına sahip olduğunu; bu nedenle cinsel taciz eyleminde TCK 105/2-b uyarınca nitelikli hâlin uygulanması gerektiğini ve suçun şikâyete bağlı olmaması nedeniyle mağdurun şikâyetinden vazgeçmesine dayanılarak kamu davasının düşürülemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 22.04.2019, E. 2018/5125, K. 2019/9258

    TCK 105/2-B – ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİSİNE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE, ÖĞRETMENLİK SIFATI VE EĞİTİM İLİŞKİSİ NEDENİYLE NİTELİKLİ HÂL UYGULANIR VE SUÇ ŞİKÂYETE BAĞLI DEĞİLDİR

    Somut olayda sanığın bir ortaokulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak görev yaptığı, mağdurenin ise aynı okulda yedinci sınıf öğrencisi olduğu anlaşılmıştır. İddianameye göre sanık, mağdurenin sınıfında ders yaptığı sırada onu kitap okutma bahanesiyle sürekli ön sıraya oturtmuş ve mağdurenin bacaklarına bakmıştır. Aynı sınıfta bulunan bir başka öğrenci de sanığın mağdureyi ön sıraya oturttuğunu ve birkaç kez bacaklarına baktığını gördüğünü ifade etmiştir.

    Mağdurenin babasının şikâyeti üzerine sanık hakkında TCK 105/1, 105/2-b ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır. Ancak yargılama sırasında mağdure ile babası şikâyetlerinden vazgeçmiş ve ilk derece mahkemesi bu nedenle kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi düşme hükmünü onamış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

    Ceza Genel Kurulu öncelikle TCK 105’in sistematiğini incelemiştir. Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde yetişkin mağdura karşı işlenen temel cinsel taciz suçunun mağdurun şikâyetine bağlı olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık aynı fıkrada çocuğa karşı cinsel taciz için bağımsız ve daha ağır bir yaptırım öngörülmüş, ikinci fıkrada ise suçun belirli kişiler tarafından veya belirli ilişkilerin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi ayrıca nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.

    Kurul, TCK 105/2’deki nitelikli hâller bakımından kanunda herhangi bir şikâyet şartının öngörülmediğini vurgulamıştır. Bir suçun yalnızca temel şeklinin şikâyete tabi tutulması, aksi kanunda açıkça belirtilmedikçe o suçun nitelikli hâllerinin de şikâyete bağlı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle öğretmen tarafından öğrenciye karşı işlendiği ileri sürülen TCK 105/2-b kapsamındaki cinsel taciz suçunun resen takip edilmesi gerekir.

    Öğretmenlik ilişkisinin ikinci fıkra bakımından önemi, failin öğrenci üzerinde eğitim ve gözetim görevinin bulunmasıdır. TCK 105/2-b’de “eğitici” ve “öğretici” sıfatları açıkça sayılmıştır. Dolayısıyla öğretmenin kendi öğrencisine karşı gerçekleştirdiği cinsel taciz eyleminde bu özel sıfatın suç tarihindeki varlığı ortaya konulduğunda, temel cinsel taciz suçuna göre daha ağır yaptırım gündeme gelir.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca mağdurun çocuk olması hâlinin de başlı başına önem taşıdığını belirtmiştir. TCK 105/1’in ikinci cümlesi, fiilin çocuğa karşı işlenmesini daha ağır yaptırıma bağlamaktadır. Öğretmenin öğrencisi olan çocuğa yönelik eyleminde hem mağdurun çocuk olması hem de failin öğretici sıfatı suçun hukuki değerlendirilmesinde dikkate alınmaktadır.

    Bu nedenle mağdurenin ve babasının duruşmada şikâyetlerinden vazgeçmiş olmaları, sanık hakkındaki davanın düşürülmesini gerektirmez. Nitelikli cinsel taciz suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kamu makamlarınca resen yürütülmelidir. İlk derece mahkemesinin şikâyetten vazgeçme nedeniyle verdiği düşme hükmünün hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

    Kararın ayrıca zamanaşımı bakımından da önemli sonuçları bulunmaktadır. Nitelikli hâlin şikâyete bağlı olmadığının kabul edilmesi üzerine, dava zamanaşımının hangi hükümlere göre hesaplanacağı ve somut dosyada sürenin dolup dolmadığı ayrıca değerlendirilmiştir. Böylelikle suç vasfının doğru belirlenmesinin yalnızca ceza miktarını değil, muhakeme şartları ve zamanaşımını da doğrudan etkilediği ortaya konulmuştur.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, öğretmenin öğrencisine yönelik TCK 105/2-b kapsamındaki cinsel taciz eyleminin nitelikli cinsel taciz suçu olduğunu; bu nitelikli hâlin soruşturulması ve kovuşturulmasının mağdurun şikâyetine bağlı bulunmadığını ve mağdur ile kanuni temsilcisinin şikâyetten vazgeçmesinin kamu davasının düşürülmesi sonucunu doğurmayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2024/58, K. 2024/81

    TCK 105/2-B – OKUL SERVİSİ ŞOFÖRÜNÜN ÖĞRENCİYE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE, MAĞDURUN FAILİN GÖZETİM VE TAŞIMA SORUMLULUĞUNA BIRAKILMIŞ OLMASI NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANMASINI GEREKTİRİR

    Somut olayda mağdure bir Anadolu Lisesinde öğrenci olup okula gidip gelirken sanığın kullandığı öğrenci servisinden yararlanmaktadır. Sanık ise öğrencileri okuldan alıp evlerine bırakan servis şoförüdür. Olay günü mağdure diğer öğrencilerle birlikte servis aracına binmiş, yolculuk devam ederken sanık mağdureye onu en son indireceğini söylemiştir.

    Serviste bulunan diğer öğrencilerin araçtan ayrılmasından sonra sanık mağdureyle yalnız kalmıştır. Dosyadaki tanık anlatımlarına göre sanık daha önce öğrencilere “aksiyon yaşatacağım” benzeri ifadeler kullanmış, mağdureyle yalnız kaldıktan sonra aracın ışıklarını kapatmış ve mağdureye yakınlarda kendisine ait bir “bekâr evi” bulunduğunu söyleyerek oraya birlikte gitmeyi teklif etmiştir.

    Mağdure olayın hemen ardından bir arkadaşını ve daha sonra ağabeyini arayarak yaşadıklarını ağlayarak anlatmıştır. Mağdurenin aşamalardaki anlatımlarının öz itibarıyla değişmediği, anlatımların tanık ifadeleriyle desteklendiği ve sanıkla mağdure arasında bu derece ağır bir suç isnadını açıklayabilecek ciddi bir husumetin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

    İlk derece mahkemesi, sanığın söz konusu davranışının cinsel amaç taşıdığını ve mağdureye yönelik cinsel taciz suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Sanıkla mağdure arasındaki okul servisi ilişkisi nedeniyle mağdurenin belirli süre boyunca sanığın gözetimi ve sorumluluğu altında bulunduğu, sanığın da bu konumdan kaynaklanan imkânlardan yararlanarak eylemini gerçekleştirdiği değerlendirilmiştir.

    Mahkeme bu nedenle sanık hakkında TCK 105/1’in çocuğa karşı cinsel tacize ilişkin hükmünü uyguladıktan sonra TCK 105/2-b uyarınca ayrıca artırım yapmıştır. Sanık müdafii ise cinsel taciz eyleminin gerçekleşmediğini, mağdurenin anlatımlarının güvenilir olmadığını ve tanık ifadeleri arasında çelişkiler bulunduğunu ileri sürmüştür.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yargılama sırasında ileri sürülen iddia ve savunmaların mahkemece tartışıldığını, mağdur beyanlarının dosyanın diğer delilleriyle desteklendiğini ve mahkûmiyete ilişkin vicdani kanaatin somut verilere dayandırıldığını kabul etmiştir. Daire, sanığın cinsel taciz suçundan mahkûmiyetine ilişkin suç vasfı ile yaptırımın doğru belirlendiğini ifade etmiştir.

    Kararın TCK 105/2-b açısından önemi, koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü kavramının yalnızca anne, baba, vasi veya klasik anlamdaki bakıcılarla sınırlı olmadığını göstermesidir. Çocuğun eğitim kurumuna ulaşımı sırasında güvenliği ve belirli ölçüde gözetimi kendisine bırakılan okul servisi şoförü de somut ilişkinin niteliğine göre bu kapsamda değerlendirilebilir.

    Bununla birlikte her servis şoförünün çocuğa yönelik her cinsel tacizinde ikinci fıkranın otomatik olarak uygulanacağı söylenemez. Failin mağdurla arasındaki ilişkinin olay tarihinde gerçekten koruma veya gözetim yükümlülüğü yaratıp yaratmadığı ve suçun bu ilişkinin bulunduğu ortam içerisinde işlenip işlenmediği somut olay üzerinden belirlenmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, okul servisinin şoförü olan sanığın, taşıdığı çocuk mağdureyle diğer öğrenciler indikten sonra yalnız kalmasının sağladığı ortamda cinsel içerikli tekliflerde bulunmasını TCK 105 kapsamında cinsel taciz olarak değerlendirmiş ve sanık ile mağdur arasındaki koruma-gözetim ilişkisi nedeniyle TCK 105/2-b’nin uygulanmasını hukuka uygun bulmuştur.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 04.05.2023, E. 2021/18002, K. 2023/2783

    TCK 105/2-B – ÖĞRETMENİN ÖĞRENCİSİNE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE MAĞDURUN ŞİKÂYETTEN VAZGEÇMESİ DAVAYI DÜŞÜRMEZ; ÇÜNKÜ EĞİTİCİ VEYA ÖĞRETİCİ TARAFINDAN İŞLENEN NİTELİKLİ HÂL RESEN TAKİP EDİLİR

    Somut olayda ortaokul öğrencisi olan çocuk mağdureye yönelik cinsel taciz eylemlerinin kendi sınıfında ders veren öğretmen tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülmüştür. Sanığın mağdureyi ders sırasında ön sıraya oturtarak vücuduna ve özellikle bacaklarına cinsel amaçlı biçimde baktığı iddia edilmiş, bu olgunun sınıfta bulunan başka bir öğrenci tarafından da gözlemlendiği belirtilmiştir.

    Sanık hakkında açılan davada sevk maddeleri arasında TCK 105/1 ile birlikte TCK 105/2-b de gösterilmiştir. Bu nedenle sanığa isnat edilen fiil yalnızca temel cinsel taciz suçu değil, failin öğretici sıfatına dayanan nitelikli şeklidir.

    Mağdurenin ve babasının daha sonra şikâyetten vazgeçmesi üzerine yerel mahkeme kamu davasını düşürmüştür. Uyuşmazlık bunun üzerine Yargıtay önüne gelmiş ve cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinde şikâyetin hukuki niteliği tartışılmıştır.

    Ceza Genel Kurulu, TCK 105/1’in ilk cümlesindeki şikâyet şartının yalnızca suçun temel şekline ilişkin olduğunu kabul etmiştir. Kanun koyucunun ikinci fıkradaki nitelikli hâller yönünden ayrıca şikâyet şartı öngörmemiş olması karşısında, bunların resen soruşturulması ve kovuşturulması gerekir.

    Bu yorum, ikinci fıkranın düzenlenme amacıyla da uyumludur. Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile, sağlık hizmeti veren veya koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerin mağdur üzerindeki özel konumu nedeniyle suç daha ağır kabul edilmektedir. Böyle bir suçun takibinin daha sonra mağdurun şikâyet iradesine bırakılması, nitelikli hâlin korunma amacını önemli ölçüde zayıflatacaktır.

    Özellikle çocuk mağdurlar bakımından failin öğretmen, bakıcı veya koruyucu konumda bulunması mağdurun şikâyet iradesini de etkileyebilecek bir ilişki yaratabilir. Bu nedenle kanun koyucunun nitelikli hâlleri resen takip edilen suçlar olarak düzenlediği kabul edilmiştir.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca TCK 105/1’de çocuğa karşı cinsel taciz için bağımsız yaptırım öngörülmüş olmasını da dikkate almıştır. Kurula göre çocuklara karşı cinsel taciz ve ikinci fıkradaki nitelikli cinsel taciz hâlleri bakımından kanunda açıkça şikâyet koşulu bulunmamaktadır.

    Böylece öğretmen tarafından öğrencisine karşı gerçekleştirilen cinsel taciz eyleminde mağdurun veya kanuni temsilcisinin daha sonra şikâyetini geri alması yargılamanın sona erdirilmesi sonucunu doğurmaz. Mahkemenin delilleri değerlendirerek suçun sübutu hakkında esasa ilişkin karar vermesi gerekir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 105/2-b kapsamında eğitici veya öğretici tarafından işlenen cinsel taciz suçunun şikâyete bağlı olmadığını; öğrencinin ve kanuni temsilcisinin şikâyetten vazgeçmesinin kamu davasını düşürmeyeceğini ve kovuşturmanın resen sürdürülmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2024/58, K. 2024/81

    TCK 105/2-B – ÜCRETLİ ÖĞRETMENİN KENDİ DERSİNE GİRDİĞİ ÖĞRENCİYE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE ÖĞRETİCİ SIFATI NEDENİYLE NİTELİKLİ HÂL UYGULANMALI VE ŞİKÂYETTEN VAZGEÇME NEDENİYLE DÜŞME KARARI VERİLMEMELİDİR

    Somut olayda sanığın ücretli Türkçe öğretmeni olarak görev yaptığı ve mağdur çocuğun derslerine girdiği anlaşılmıştır. Sanığa isnat edilen cinsel taciz eylemi nedeniyle yerel mahkemede yapılan yargılama sırasında mağdurun şikâyet iradesinde değişiklik meydana gelmiş ve suçun takibinin şikâyete bağlı olup olmadığı tartışma konusu olmuştur.

    İlk derece mahkemesi olayı temel cinsel taciz suçu gibi değerlendirmiş ve mağdurun şikâyetine ilişkin durum üzerinden karar vermiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise sanığın mağdureyle ilişkisinin sıradan kişiler arasındaki ilişki olmadığını, sanığın mağdurun derslerine giren öğretmen olduğunu vurgulamıştır.

    TCK 105/2-b’de suçun “vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından” işlenmesi açıkça nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle sanığın kadrolu değil ücretli öğretmen olması, öğretici sıfatını ortadan kaldırmaz.

    Belirleyici olan, sanığın suç tarihinde mağdurun eğitim ve öğretimini fiilen üstlenen kişi konumunda bulunmasıdır. Failin çalışma ilişkisinin kadrolu, sözleşmeli veya ücretli biçimde kurulması ikinci fıkranın uygulanması bakımından tek başına belirleyici değildir. Önemli olan failin mağdur üzerinde kanunun saydığı eğitici veya öğretici sıfatına sahip olmasıdır.

    Daire bu nedenle sanık hakkında TCK 105/2-b’nin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Failin öğretmenlik sıfatı göz ardı edilerek olayın yalnızca TCK 105/1 kapsamında değerlendirilmesi, suç vasfının eksik belirlenmesi sonucunu doğurmaktadır.

    Bunun doğrudan muhakeme hukuku sonucu da bulunmaktadır. TCK 105/2 kapsamında nitelikli cinsel taciz suçunun takibi şikâyete bağlı değildir. Dolayısıyla mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi veya şikâyetçi olmadığını açıklaması nedeniyle kamu davasının düşürülmesi mümkün değildir.

    Yargıtay bu nedenle yerel mahkemenin sanığın öğretici sıfatını ve bunun hukuki sonucunu değerlendirmemesini isabetsiz bulmuştur. Sanığın mağdurun derslerine girdiğinin anlaşılması karşısında TCK 105/2-b uygulanmalı ve dava resen yürütülmelidir. Bu kararın künyesi ve öğretmenlik sıfatına ilişkin uygulama, sunulan tezde de açıkça aktarılmıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, ücretli öğretmen olarak görev yapan ve mağdurun derslerine giren sanığın öğretici sıfatına sahip olduğunu; bu nedenle cinsel taciz eyleminde TCK 105/2-b uyarınca nitelikli hâlin uygulanması gerektiğini ve suçun şikâyete bağlı olmaması nedeniyle mağdurun şikâyetinden vazgeçmesine dayanılarak kamu davasının düşürülemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 22.04.2019, E. 2018/5125, K. 2019/9258

    TCK 105/2-b Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 105/2-b Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Öğretmenin öğrencisine cinsel içerikli söz ve mesajları TCK 105/2-b Eğitici ve öğretici sıfatı bent kapsamındadır
    Hekimin hastasına muayene bağlamı dışında cinsel sözleri TCK 105/2-b Sağlık hizmeti veren sıfatı açıkça sayılmıştır
    Kurs ve antrenman hocasının tacizi TCK 105/2-b Fiili eğitim ilişkisi de yükümlülük doğurur
    Fiilin temas boyutuna ulaşması TCK 102 veya 103 hükümleri Temas, fiili taciz olmaktan çıkarır
    Öğrencinin taciz nedeniyle okulu bırakması Ceza bir yıldan az olamaz Fıkranın son cümlesi devreye girer

    Serinin diğer yazıları için TCK 105/2-a kamu görevi, hizmet veya aile içi ilişkide taciz, TCK 105/2 son cümle: işi, okulu veya aileyi bırakma ile çocuk mağdurlu temaslı fiiller için TCK 103/1 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 105/2-b nedir?

    TCK 105/2-b, cinsel tacizin vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile, sağlık hizmeti veren veya koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza yarı oranında artırılır.

    Öğretmenin öğrenciye tacizinin cezası ne kadar?

    Çocuk öğrenciye karşı ceza 9 aydan 4,5 yıla kadar hapistir; öğrenci taciz nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalmışsa ceza 1 yıldan az olamaz. Ayrıca disiplin süreci yürür.

    Doktorun hastaya cinsel içerikli sözleri suç mu?

    Evet. Sağlık hizmeti veren sıfatıyla hastaya yönelik temassız cinsel fiiller bu bent kapsamındadır ve ceza artırımlı uygulanır; temas varsa fiil cinsel saldırıya dönüşür.

    Özel ders hocası da kapsama girer mi?

    Evet. Resmi atama aranmaz; fiili eğitim ve öğretim ilişkisi yükümlülük doğurur. Antrenör ve kurs eğitmenleri de kapsamdadır.

    Bu bentte şikayet aranır mı?

    Hayır. Nitelikli hallerde soruşturma kendiliğinden yürütülür; mağdurun vazgeçmesi yargılamayı durdurmaz.

    Fiil dokunma boyutuna ulaşırsa ne olur?

    Temas, fiili taciz olmaktan çıkarır: Mağdurun yaşına göre cinsel saldırı veya cinsel istismar hükümleri uygulanır ve aynı yükümlülük oradaki artırımları tetikler.

    TCK 105/2-b davasında avukat desteği neden önemli?

    Yükümlülüğün kaynağı ve fiil anındaki varlığı artırımın kaderini belirler; ceza ve disiplin süreçleri birlikte yönetilmelidir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/2-b eğitici, bakıcı ve gözetim yükümlüsünün cinsel tacizi konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 105/2-b Kapsamındaki Taciz Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 105/2-a Kamu Görevi, Hizmet veya Aile İçi İlişkide Cinsel Taciz

    TCK 105/2-a Kamu Görevi, Hizmet veya Aile İçi İlişkide Cinsel Taciz

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 105/2-a nedir? TCK 105/2-a, cinsel tacizin kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir. Amirin memura, yöneticinin çalışana veya aynı evi paylaşan aile bireyine karşı, konumun sağladığı erişim ve otorite kullanılarak işlenen taciz bu kapsamdadır. Ceza yarı oranında artırılır ve nitelikli halde şikayet aranmaz; mağdur işini veya ailesini bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz.

    Tacizin en sinsi biçimi, mağdurun kaçamayacağı ilişkilerin içine yerleşenidir: sicil amiri, işvereni veya aynı sofrayı paylaştığı aile bireyi. Fail, mağdura her gün yeniden erişebilir; mağdurun susması da aynı ilişkinin baskısıyla satın alınır. cinsel taciz suçu TCK 105 bu durumu ilk nitelikli hal olarak düzenler: TCK 105/2-a.

    Bu yazıda üç kolaylık kaynağını, araçsallık şartını ve yedi emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Temas boyutuna ulaşan fiillerdeki paralel bent için TCK 102/3-b nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle cinsel saldırı rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/2-a Nedir?

    TCK 105/2-a, failin mağdurla arasındaki ilişkiden yararlanmasına bağlı artırımdır ve üç kaynak sayar: kamu görevinin sağladığı kolaylık, hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylık ve aile içi ilişkinin sağladığı kolaylık. Bendin anahtarı yararlanmadır: İlişkinin varlığı yetmez; fail, bu ilişkinin kendisine verdiği erişim imkanını, otoriteyi veya mağdurun kaçınamazlığını tacizin aracı yapmış olmalıdır. Aile içi ilişki kaynağı bu bende özgüdür ve aynı konutu paylaşmanın yarattığı sürekli erişimi kapsar.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    Üç Kolaylık Kaynağı

    • Kamu görevi: Görevlinin, görevi dolayısıyla muhatap olduğu kişilere erişim kolaylığını kullanması; başvurucuya, öğrenciye veya vatandaşa görev ilişkisi içinde yönelen taciz tipik görünümdür.
    • Hizmet ilişkisi: İşveren, amir ve yönetici konumundakilerin çalışana yönelik fiilleri uygulamanın en yoğun alanıdır; işin devamı ve sicil üzerindeki güç, mağdurun sessizliğini baskılayan araçtır.
    • Aile içi ilişki: Aynı konutta yaşamanın sağladığı sürekli erişim; kayınbirader, enişte ve benzeri aile bireylerinin fiilleri bu kapsamda değerlendirilir. Aile içi tacizde ayrıca 6284 sayılı Kanun koruma tedbirleri derhal işletilebilir.
    • Bent ayrımı: Aynı işyerinde eşit konumda çalışanlar arası taciz bu bendin değil, işyeri kolaylığını düzenleyen TCK 105/2-c bendinin konusudur.

    TCK 105/2-a Cezası Ne Kadar?

    • Yetişkine karşı: Dört ay on beş günden üç yıla kadar hapis; temel şekildeki adli para seçeneği artırımlı hesapla uygulanır.
    • Çocuğa karşı: Dokuz aydan dört buçuk yıla kadar hapis.
    • Son cümle tabanı: Mağdur taciz nedeniyle işini bırakmak veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz; ayrıntılar TCK 105/2 son cümle rehberimizdedir.
    • Disiplin boyutu: Kamu görevlisi ve işyeri yöneticisi failde disiplin ve iş hukuku sonuçları ceza dosyasından bağımsız yürür.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Nitelikli haller şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden yürütülür ve vazgeçme sonuç doğurmaz.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir; tutuklama istisnai olup mağdurla teması kesen adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 105/2-a Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Konumun sağladığı kolaylıktan yararlanma bağının ispatı artırımın anahtarıdır; mesaj kayıtları ve işyeri yazışmaları dosyanın omurgasını kurar. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 105/2-a Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki yedi emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 105/2-A – KAMU GÖREVLİSİ OLMANIN TEK BAŞINA YETERLİ OLMADIĞI, CİNSEL TACİZ EYLEMİNİN KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN YARARLANILARAK GERÇEKLEŞTİRİLMESİ GEREKTİĞİ

    Uyuşmazlıkta üzerinde durulan temel mesele, failin kamu görevlisi olmasının tek başına cinsel taciz suçunun nitelikli hâlinin uygulanması bakımından yeterli olup olmadığıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kamu görevlisi sıfatının tek başına ağırlaştırıcı nedenin uygulanmasını sağlamayacağını; failin yerine getirdiği kamu görevi ile cinsel taciz eylemi arasında somut bir bağlantının bulunması gerektiğini kabul etmiştir.

    Cinsel taciz suçunun kamu görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi hâlinin ağırlaştırılmasının temelinde, kamu görevlisinin sahip olduğu statü ve otoritenin mağdur üzerindeki etkisi bulunmaktadır. Failin görevi nedeniyle mağdura ulaşabilmesi, onunla iletişim kurabilmesi veya mağdurun failin kamusal konumundan etkilenmesi, suçun işlenmesini kolaylaştıran unsurlar olarak ortaya çıkabilir.

    Ceza Genel Kurulu, bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında mutlaka doğrudan bir astlık-üstlük ilişkisinin bulunmasının gerekmediğini özellikle belirtmiştir. Dolayısıyla mağdurun failin emri altında çalışan bir kişi olması zorunlu değildir. Esas olan, failin yürüttüğü kamu görevinin niteliğinin mağdur üzerinde yarattığı etkinin ve bu etkinin cinsel taciz eyleminin gerçekleştirilmesindeki rolünün ortaya konulmasıdır.

    Bu nedenle mahkeme, yalnızca sanığın “kamu görevlisi” olduğunu belirleyerek TCK 105/2-a’yı uygulayamaz. Failin yaptığı görevin niteliği, mağdurla hangi nedenle temas kurduğu, mağdurun failin kamu göreviyle bağlantılı olarak onunla iletişim içerisinde bulunup bulunmadığı ve kamu görevinin cinsel taciz eylemini ne şekilde kolaylaştırdığı somut olay üzerinden değerlendirilmelidir.

    Kararda kamu görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan otoriteden yararlanmalarının mağdurun direncini azaltabileceği ve bu nedenle kanun koyucunun daha ağır bir yaptırım öngördüğü belirtilmiştir. Bununla birlikte burada cezayı ağırlaştıran husus failin kişisel statüsünden ibaret değildir. Ağırlaştırmanın gerekçesi, kamu görevinin sağladığı imkânın suçun gerçekleştirilmesinde kullanılmasıdır.

    6545 sayılı Kanun değişikliğiyle düzenlemenin lafzı da bu bakımdan önem taşımaktadır. Önceki düzenlemede “hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuzun kötüye kullanılması” esas alınırken, değişiklik sonrasında kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması yeterli görülmüştür. Böylece nitelikli hâlin uygulanma alanı önceki düzenlemeye göre genişlemiştir.

    Bu çerçevede kamu görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanma ile nüfuzun kötüye kullanılması kavramlarının birebir aynı olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Güncel düzenlemede failin mağdur üzerinde mutlak bir egemenlik kurduğunun veya mağdurun iradesini baskı altına aldığının ayrıca kanıtlanması zorunlu değildir. Görevin suçun işlenmesini somut biçimde kolaylaştırmış olması yeterlidir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 105 kapsamında kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanma nitelikli hâlinin uygulanabilmesi için failin kamu görevlisi olmasının tek başına yeterli olmadığını; failin yaptığı görevin niteliği ve bu görevin mağdur üzerindeki etkisi dikkate alınarak kamu görevinin cinsel taciz fiilinin işlenmesini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.10.2014, E. 2013/352, K. 2014/446

    TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZ SUÇUNUN KAMU GÖREVİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANILARAK İŞLENİP İŞLENMEDİĞİ BELİRLENİRKEN FAİLİN GÖREVİNİN MAĞDUR ÜZERİNDEKİ SOMUT ETKİSİ ARAŞTIRILMALIDIR

    Cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinden biri, failin kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanarak eylemini gerçekleştirmesidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun değerlendirmesine göre burada yapılması gereken inceleme yalnızca failin mesleğini veya kamu görevlisi sıfatını tespit etmekten ibaret değildir.

    Failin kamu görevi nedeniyle sahip olduğu konumun suçun gerçekleştirilmesine nasıl katkıda bulunduğu belirlenmelidir. Örneğin kamu görevi failin mağdurla doğrudan temas kurmasına, mağdura ulaşmasına, mağdurun kişisel bilgilerini öğrenmesine veya normal koşullarda bulunmayacağı bir ortamda mağdurla iletişim kurmasına imkân vermiş olabilir. Böyle bir bağlantı bulunduğunda kamu görevinin suçun işlenmesini kolaylaştırdığından söz edilebilir.

    Buna karşılık kamu görevlisinin tamamen özel hayatına ilişkin bir ortamda, göreviyle hiçbir bağlantısı bulunmaksızın gerçekleştirdiği cinsel taciz eyleminde sırf kamu görevlisi olması nedeniyle TCK 105/2-a uygulanması mümkün değildir. Aksi yorum, nitelikli hâli failin kişisel statüsüne bağlı otomatik bir ağırlaştırma nedenine dönüştürür.

    Ceza Genel Kurulunun kullandığı ölçütlerden biri, failin yaptığı görevin niteliğidir. Diğer ölçüt ise bu görevin mağdur üzerindeki etkisidir. Dolayısıyla somut olay mahkemesi, kamu görevinin suçun işlenmesine sağladığı kolaylığı gerekçeli kararında ortaya koymalıdır.

    Öte yandan mağdur ile fail arasında doğrudan hiyerarşik ilişki bulunması zorunlu değildir. Mağdur failin astı olmayabilir; hatta aynı kurumda dahi çalışmayabilir. Buna rağmen failin kamu görevi mağdur üzerinde belirli bir otorite veya etki yaratıyor ve fail bu durumdan cinsel taciz eylemini gerçekleştirmek amacıyla faydalanıyorsa nitelikli hâl uygulanabilecektir.

    Bu yaklaşım, 6545 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin sistematiğiyle de uyumludur. Kanun koyucu artık mutlaka “nüfuzun kötüye kullanılması” şartını aramamakta, kamu görevinin sağladığı kolaylıktan faydalanılmasını esas almaktadır. Dolayısıyla failin kamu görevi ile eylemi arasındaki fonksiyonel bağlantı belirleyicidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 105/2-a bakımından kamu görevinin soyut olarak mevcut olmasının değil, bu görevin somut olayda cinsel taciz eylemini kolaylaştırmasının belirleyici olduğunu; fail ile mağdur arasında ast-üst ilişkisi bulunmasa dahi görevin niteliği ve mağdur üzerindeki etkisi itibarıyla sağlanan kolaylıktan yararlanılması hâlinde nitelikli hâlin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 30.10.2014, E. 2013/352, K. 2014/446

    TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZİN AİLE İÇİ İLİŞKİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANILARAK İŞLENMESİ VE MAĞDURUN BU NEDENLE AİLESİNİ TERK ETMESİ HÂLİNDE NİTELİKLİ HÂLLERİN UYGULAMA SIRASI GÖZETİLMELİDİR

    Somut olayda sanığın mağdura yönelik cinsel taciz eylemleri bakımından TCK 105/2-a kapsamında bulunan nitelikli hâlin yanında, mağdurun yaşanan olaylar nedeniyle ailesini terk etmesi sonucunun da gerçekleştiği kabul edilmiştir. Ayrıca eylemlerin birden fazla kez gerçekleştirilmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gündeme gelmiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi önüne gelen uyuşmazlıkta asıl mesele suçun sübutundan ziyade, birden fazla artırma nedeninin aynı olayda gerçekleşmesi hâlinde cezanın hangi sırayla belirleneceği üzerinde toplanmıştır.

    TCK 105/1 kapsamında öncelikle suçun temel cezasının belirlenmesi gerekir. Bundan sonra somut olayda TCK 105/2-a kapsamında bulunan nitelikli hâl mevcutsa kanunda öngörülen artırım uygulanmalıdır. Böylelikle fail ile mağdur arasındaki özel ilişkinin suçun işlenmesini kolaylaştırması nedeniyle temel ceza ağırlaştırılmış olacaktır.

    Ancak olay bununla sınırlı değildir. Cinsel taciz eylemi sonucunda mağdurun ailesini terk etmek zorunda kalması, TCK 105/2’nin son cümlesinde ayrıca ağırlaştırıcı sonuç olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle TCK 105/2-a uygulandıktan sonra mağdurun ailesinden ayrılmasına ilişkin özel hükmün de uygulanması gerekir.

    Sanığın eylemlerinin değişik zamanlarda birden fazla kez gerçekleştirilmesi durumunda ise TCK 43’teki zincirleme suç hükümleri ayrıca gündeme gelecektir. Yargıtay, cezanın belirlenmesinde bu hükümlerin uygulanma sırasının doğru kurulması gerektiğine dikkat çekmiştir.

    Daireye göre önce TCK 105/1 uyarınca temel ceza belirlenmeli, ardından TCK 105/2-a uyarınca artırım yapılmalı ve mağdurun olay nedeniyle ailesini terk etmesi sebebiyle TCK 105/2-son uygulanmalıdır. Bundan sonra zincirleme suç hükümlerine göre yapılacak hesaplamanın, kanunun öngördüğü sistematik içerisinde gerçekleştirilmesi gerekir.

    Yerel mahkemenin doğrudan TCK 105/2 delaletiyle TCK 105/1 üzerinden temel ceza belirlemesi ve artırımları kanunun öngördüğü sıraya uygun şekilde gerçekleştirmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. Böylelikle Yargıtay yalnızca hangi hükümlerin uygulanacağını değil, bunların cezanın bireyselleştirilmesinde hangi sırayla uygulanacağını da ortaya koymuştur.

    Karar özellikle TCK 105/2-a ile TCK 105/2-son ve TCK 43’ün aynı dosyada birlikte uygulanabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Failin aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanması bir nitelikli hâl iken, mağdurun cinsel taciz sonucunda ailesini terk etmek zorunda kalması ayrı bir ağırlaştırıcı sonuçtur. Eylemin farklı tarihlerde tekrarlanması ise zincirleme suç hükümlerini gündeme getirmektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, cinsel taciz suçunda TCK 105/2-a kapsamındaki nitelikli hâl, mağdurun ailesini terk etmek zorunda kalmasına ilişkin TCK 105/2-son ve zincirleme suç hükümlerinin birlikte gerçekleşmesi hâlinde cezanın kanundaki uygulama sırası gözetilerek belirlenmesi gerektiğini; temel cezanın yanlış hüküm üzerinden kurulmasının hukuka aykırı olduğunu kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 07.06.2018, E. 2017/6897, K. 2018/4293

    TCK 105/2-A – ÖĞRETİM ELEMANININ ÖĞRENCİYE YÖNELİK CİNSEL TACİZİNDE NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANABİLMESİ İÇİN FAILİN GÖREV STATÜSÜ, DERS VERME SÜRESİ VE ÖĞRENCİ ÜZERİNDEKİ YETKİLERİ ARAŞTIRILMALIDIR

    Somut olayda sanığın bir üniversitenin siyasal bilgiler fakültesinde belirli bir dönem öğretim faaliyetinde bulunduğu ve öğrencilerden birine yönelik cinsel taciz eylemi gerçekleştirdiği iddia edilmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın hukuki durumu belirlenmiş olmakla birlikte, Yargıtay incelemesinde sanığın üniversitedeki görev statüsünün TCK 105/2 kapsamında yeterince araştırılmadığı anlaşılmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesine göre bir öğretim elemanının öğrenciye yönelik cinsel taciz eyleminde bulunması, tek başına otomatik biçimde nitelikli hâlin uygulanması sonucunu doğurmaz. Öncelikle failin üniversite bünyesindeki hukuki statüsünün ne olduğu belirlenmelidir. Sanığın kadrolu veya sözleşmeli öğretim görevlisi olup olmadığı, doktora öğrencisi sıfatıyla mı ders verdiği veya başka bir hukuki statü kapsamında mı eğitim faaliyetine katıldığı araştırılmalıdır.

    Bunun yanında sanığın söz konusu dönemde ders verme faaliyetinin süreklilik arz edip etmediği de önemlidir. Üniversitede yalnızca geçici veya sınırlı biçimde bir derse katılmış olmak ile belirli bir dönem boyunca sistematik biçimde ders vermek, öğrencilerle kurulan ilişkinin niteliği açısından aynı değildir. Bu nedenle üniversite rektörlüğünden sanığın hangi tarihler arasında, hangi statüyle ve hangi kapsamda ders verdiğine ilişkin bilgi ve belgelerin getirtilmesi gerekir.

    Daire ayrıca sanığın öğrenciler üzerinde not verme, sınav yapma veya akademik değerlendirmede bulunma yetkisinin bulunup bulunmadığının da araştırılmasını istemiştir. Çünkü failin öğrenci üzerinde akademik sonuç doğurabilecek bir yetkiye sahip olması, kamu görevinin veya eğitim-hizmet ilişkisinin cinsel taciz suçunun işlenmesini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının tespitinde önemli bir olgudur.

    Bu noktada nitelikli hâlin uygulanmasının dayanağı yalnızca fail ile mağdurun “öğretim görevlisi-öğrenci” şeklinde isimlendirilebilecek bir ilişki içerisinde bulunması değildir. Önemli olan, failin sahip olduğu görev veya hizmet konumunun cinsel taciz eyleminin gerçekleştirilmesinde kendisine somut bir kolaylık sağlamış olmasıdır.

    Nitekim 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra TCK 105/2-a bakımından “nüfuzun kötüye kullanılması” yerine kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanma ölçütü benimsenmiştir. Bu nedenle mahkemenin failin mağdur üzerinde açık biçimde baskı veya otorite kurduğunu kanıtlaması şart değildir; ancak görev veya hizmet ilişkisiyle cinsel taciz arasında somut bağlantı bulunmalıdır.

    Yargıtay, gerekli araştırmalar yapılmadan sanığın görevinin niteliği hakkında varsayımla hareket edilmesini eksik inceleme olarak değerlendirmiştir. Üniversite rektörlüğüyle yazışılarak görev statüsü, ders verme süresi, öğrenciler üzerindeki akademik yetkileri ve eğitim ilişkisinin niteliği belirlendikten sonra TCK 105/2’nin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay, öğretim elemanının öğrenciye yönelik cinsel taciz eyleminde TCK 105/2-a’nın uygulanabilmesi için yalnızca üniversitede ders vermiş olmasının yeterli olmadığını; failin görev statüsü, ders verme faaliyetinin sürekli veya geçici niteliği, sınav ve not verme yetkisi ile öğrenci üzerindeki görevsel konumunun araştırılarak bu ilişkinin suçun işlenmesine kolaylık sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerektiğinikabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 24.06.2015, E. 2013/11103, K. 2015/7644

    TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZİN İŞLENDİĞİ TARİHTE FAIL İLE MAĞDUR ARASINDA HİZMET İLİŞKİSİ BULUNMUYORSA TCK 105/2-A UYARINCA CEZANIN ARTIRILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

    Somut olayda taraflar arasında daha önce bir çalışma ilişkisi bulunduğu, ancak cinsel taciz suçunun işlendiği ileri sürülen tarihte mağdurun artık sanığın yanında çalışmadığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi buna rağmen sanığın eylemini hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle gerçekleştirilen cinsel taciz olarak kabul etmiş ve TCK 105/2-a uyarınca temel cezayı artırmıştır.

    Yargıtay 2. Ceza Dairesi ise suç tarihinde mevcut olmayan bir hizmet ilişkisinin nitelikli hâle dayanak yapılamayacağını belirtmiştir. TCK 105/2-a bakımından cezayı ağırlaştıran husus fail ile mağdur arasında geçmişte herhangi bir iş ilişkisi bulunması değil, cinsel taciz eyleminin mevcut hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalanılarakgerçekleştirilmesidir.

    Bu nedenle öncelikle suç tarihindeki ilişkinin belirlenmesi gerekir. Mağdur daha önce sanığın işyerinde çalışmış olmakla birlikte taciz tarihinde işten ayrılmışsa, geçmişteki hizmet ilişkisinin varlığından hareketle ikinci fıkranın uygulanması mümkün değildir. Nitelikli hâlin unsuru suçun işlendiği sırada mevcut olmalıdır.

    Hizmet ilişkisi kavramı yalnızca yazılı bir iş sözleşmesinin varlığına indirgenemez. Sürekli veya geçici, ücretli veya belirli koşullarda ücretsiz bir çalışma ilişkisi de somut olayın özelliklerine göre hizmet ilişkisi oluşturabilir. Ancak hangi hukuki biçimde ortaya çıkarsa çıksın, söz konusu ilişkinin taciz tarihinde devam ettiğinin belirlenmesi zorunludur.

    Daha da önemlisi, hizmet ilişkisinin varlığı dahi tek başına yeterli değildir. TCK 105/2-a’nın açık lafzına göre failin bu ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanması gerekir. Dolayısıyla hem ilişkinin suç tarihinde devam ettiği hem de bu ilişkinin taciz eyleminin gerçekleştirilmesini kolaylaştırdığı ortaya konulmalıdır.

    Somut olayda mağdurun cinsel tacizin gerçekleştiği tarihte diğer sanığın yanında çalışmadığı dosya kapsamından anlaşılmasına rağmen, hizmet ilişkisi varmış gibi TCK 105/2-a uyarınca artırım yapılması sanık hakkında fazla ceza tayinine neden olmuştur.

    Daire bu nedenle yalnızca suçun sübutunu değil, ağırlaştırıcı nedenin maddi koşullarını da ayrı bir ispat konusu olarak değerlendirmiştir. Temel cinsel taciz suçu sabit olsa bile nitelikli hâlin koşulları bulunmadığında fail yalnızca uygulanabilir temel veya diğer nitelikli hükümler çerçevesinde cezalandırılmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay, cinsel taciz suçunun işlendiği tarihte mağdurun failin yanında çalışmadığının anlaşılması hâlinde hizmet ilişkisine dayalı TCK 105/2-a nitelikli hâlinin uygulanamayacağını; geçmişte mevcut olmuş ancak suç tarihinden önce sona ermiş bir çalışma ilişkisinin cezayı artırmaya esas alınamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 14.04.2022, E. 2020/24629, K. 2022/7438

    TCK 105/2-A – FAILİN KENDİ ÇOCUĞUNA YÖNELİK CİNSEL TACİZ EYLEMİ, VASİLİK NEDENİYLE DEĞİL AİLE İÇİ İLİŞKİNİN SAĞLADIĞI KOLAYLIKTAN FAYDALANMA NEDENİYLE TCK 105/2-A KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanığın kendi çocuğuna yönelik cinsel nitelikte davranışları nedeniyle hakkında cinsel taciz suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. İlk derece mahkemesi, failin mağdur üzerindeki konumunu “vasi” sıfatıyla değerlendirerek TCK 105/2-b kapsamında artırım yapmıştır.

    Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu hukuki nitelendirmenin doğru olmadığını belirtmiştir. Anne veya babanın çocuğu üzerindeki velayet yetkisi ile Türk Medeni Kanunu kapsamında kurulan vesayet ilişkisi birbirinden farklı hukuki kurumlardır. Failin mağdurun babası olması, onu kendiliğinden mağdurun vasisi hâline getirmez.

    Bu nedenle sanığın kendi çocuğuna yönelik cinsel taciz eyleminde TCK 105/2-b’de düzenlenen “vasi tarafından işlenme” hâlinin uygulanması hukuken isabetsizdir. Ancak bu durum failin aile içindeki özel konumunun cezayı ağırlaştıran neden oluşturmayacağı anlamına gelmemektedir.

    TCK 105/2-a açık biçimde cinsel taciz suçunun aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiylegerçekleştirilmesini nitelikli hâl olarak kabul etmektedir. Fail ile mağdur arasındaki ebeveyn-çocuk ilişkisi, failin mağdura ulaşmasını, onunla aynı ortamda bulunmasını ve mağdur üzerindeki ailevi güven ilişkisinden yararlanmasını sağlayabilir.

    Dolayısıyla somut olay bakımından tartışılması gereken hüküm TCK 105/2-b değil TCK 105/2-a’dır. Mahkemenin failin hukuki sıfatını doğru biçimde belirlemesi zorunludur. Cezayı artıran nitelikli hâller kanunilik ilkesi gereğince kıyasla veya benzetmeyle uygulanamaz.

    Karar, TCK 105/2-a’daki “aile içi ilişki” kavramının uygulamadaki önemini de göstermektedir. Aile içi ilişki yalnızca eşler arasında değil, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki bakımından da suçun işlenmesini kolaylaştırıcı bir unsur olabilir. Ancak yine de aile bağının varlığıyla yetinilmeyip bu bağın sağladığı kolaylıktan faydalanılması değerlendirilmelidir.

    Daire ayrıca dosyada başka bir suç vasfına ilişkin eksik inceleme bulunduğunu da belirlemiş ve hükmü bu yönlerden bozmuştur. Fakat TCK 105 bakımından ortaya koyduğu açık ilke, failin kendi kızına yönelik eyleminde hukuki statünün “vasi” değil, aile içi ilişki üzerinden değerlendirilmesi gerektiğidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, failin kendi çocuğuna yönelik cinsel taciz suçunda sırf ebeveyn olması nedeniyle TCK 105/2-b’deki vasi sıfatının uygulanamayacağını; ancak eylemin aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanılarak gerçekleştirilmesi nedeniyle TCK 105/2-a uyarınca artırım yapılması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 22.05.2024, E. 2021/2136, K. 2024/2115

    TCK 105/2-A – CİNSEL TACİZ SUÇUNUN NİTELİKLİ HÂLİNDE ŞİKÂYET, TEMEL ŞEKİLDE OLDUĞU GİBİ KOVUŞTURMA ŞARTI DEĞİLDİR

    Somut olayda sanık hakkında TCK 105/1’in yanı sıra TCK 105/2-a ve diğer nitelikli hâller kapsamında cinsel taciz suçundan soruşturma yürütülmüştür. Soruşturma aşamasında, suçun öğrenilmesinden itibaren altı aylık şikâyet süresinin geçtiği gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verilmiştir.

    Uyuşmazlık, TCK 105’teki şikâyet şartının ikinci fıkradaki nitelikli hâller bakımından da geçerli olup olmadığı noktasında toplanmıştır. TCK 105/1’de suçun temel şekli bakımından mağdurun şikâyeti açıkça aranmakta, buna karşılık ikinci fıkrada düzenlenen ağırlaştırıcı nedenlerde ayrıca şikâyet koşulu öngörülmemektedir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bir suçun yalnızca temel şeklinin şikâyete bağlı olarak düzenlendiği hâllerde, kanunda aksi açıkça belirtilmediği sürece nitelikli hâllerin ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekillerin aynı şikâyet şartına tabi kabul edilemeyeceği yönünde değerlendirme yapmıştır.

    Bu nedenle iddianamede TCK 105/2-a kapsamında bir nitelikli hâlin gerçekleştiği ileri sürülüyorsa, yalnızca mağdurun altı aylık süre içerisinde şikâyette bulunmadığı gerekçesiyle soruşturmanın sona erdirilmesi veya iddianamenin iade edilmesi mümkün değildir. Öncelikle isnat edilen nitelikli hâlin maddi koşullarının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

    TCK 105/2-a bakımından kamu görevi, hizmet ilişkisi veya aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanılması söz konusudur. Kanun koyucu bu ilişkilerin suçun işlenmesini kolaylaştırmasını mağdur açısından daha ağır bir ihlal olarak değerlendirmiş ve yaptırımı artırmıştır.

    Bu ağırlaştırılmış yapının sonucu olarak nitelikli hâlin soruşturulması ve kovuşturulması temel suçtaki şikâyet koşuluna bağlanmamıştır. Dolayısıyla mağdur daha sonra şikâyetinden vazgeçse veya başlangıçta hiç şikâyetçi olmasa dahi, eylemin ikinci fıkra kapsamında olduğu belirlenmişse kamu davası resen yürütülür.

    Bu husus, suç vasfının doğru belirlenmesinin muhakeme hukukundaki etkisini açık biçimde göstermektedir. Aynı cinsel taciz davranışı TCK 105/1 kapsamında kaldığında şikâyet zorunlu olabilirken, nitelikli hâlin gerçekleşmesi durumunda soruşturma ve kovuşturmanın usulü değişmektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 105’in yalnızca temel şeklinin mağdurun şikâyetine bağlı olduğunu; TCK 105/2-a kapsamındaki nitelikli hâlin gerçekleştiği iddia edilen bir olayda altı aylık şikâyet süresinin geçtiğinden bahisle soruşturma veya kovuşturmanın sona erdirilemeyeceğini ve nitelikli cinsel taciz suçunun resen takip edilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 10.01.2019, E. 2018/4998, K. 2019/203

    TCK 105/2-a Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 105/2-a Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Amirin astına yönelik cinsel içerikli söz ve mesajları TCK 105/2-a Hizmet ilişkisinin kolaylığından yararlanılmıştır
    Kamu görevlisinin başvurucuya tacizi TCK 105/2-a Görev konumu erişim kolaylığı sağlamıştır
    Aynı evde yaşayan aile bireyinin tacizi TCK 105/2-a Aile içi ilişkinin kolaylığı kullanılmıştır
    İlişki bulunsa da kolaylıktan yararlanılmaması Bent uygulanmaz Salt ilişki yetmez, araçsallık aranır
    Taciz nedeniyle mağdurun işi bırakması Ceza bir yıldan az olamaz Fıkranın son cümlesi devreye girer

    Serinin diğer yazıları için TCK 105/2-b eğitici, bakıcı ve gözetim yükümlüsünün tacizi, TCK 105/1 cinsel taciz suçunun temel hali ile beyan denetimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 105/2-a nedir?

    TCK 105/2-a, cinsel tacizin kamu görevinin, hizmet ilişkisinin veya aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesini düzenleyen nitelikli haldir; ceza yarı oranında artırılır.

    Amirin tacizinin cezası ne kadar?

    Hizmet ilişkisinin kolaylığından yararlanan amirin tacizinde ceza, yetişkin mağdurda 4 ay 15 günden 3 yıla kadar hapistir; mağdur işini bırakmak zorunda kalmışsa 1 yıldan az olamaz.

    Aile içi taciz hangi hükme girer?

    Aynı konutu paylaşan aile bireyinin, bu ilişkinin sağladığı erişim kolaylığını kullanarak işlediği taciz TCK 105/2-a kapsamındadır; ayrıca koruma tedbirleri derhal istenebilir.

    Bu bentte şikayet aranır mı?

    Hayır. Nitelikli hallerde soruşturma kendiliğinden yürütülür; mağdurun şikayetçi olmaması veya vazgeçmesi yargılamayı durdurmaz.

    İş arkadaşının tacizi de bu bende mi girer?

    Hayır. Eşit konumdaki çalışanlar arası taciz, aynı işyerinde çalışmanın kolaylığını düzenleyen 105/2-c bendinin konusudur; bu bent hiyerarşik ve görevsel ilişkileri kapsar.

    Taciz nedeniyle istifa eden mağdur için ceza değişir mi?

    Evet. Mağdurun işi bırakmak zorunda kalması halinde verilecek ceza bir yıldan az olamaz; bu sonuç, artırımın üzerine ayrıca uygulanan bir alt sınırdır.

    TCK 105/2-a davasında avukat desteği neden önemli?

    Kolaylıktan yararlanma bağının ispatı ve doğru bendin seçimi artırımın kaderini belirler; ceza, disiplin ve iş hukuku boyutları birlikte yönetilmelidir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/2-a kamu görevi, hizmet veya aile içi ilişkide cinsel taciz konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 105/2-a Kapsamındaki Taciz Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 105/1 Cinsel Taciz Suçunun Temel Hali ve Cezası

    TCK 105/1 Cinsel Taciz Suçunun Temel Hali ve Cezası

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 105/1 nedir? TCK 105/1, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etmeyi düzenler; cezası mağdurun şikayeti üzerine üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası, fiilin çocuğa karşı işlenmesi halinde altı aydan üç yıla kadar hapistir. Suçun ayırt edici özelliği vücut temasının bulunmamasıdır: Cinsel içerikli sözler, laf atma, mesaj gönderme ve cinsel amaçlı teklifler taciz kapsamındayken; vücuda yönelen fiziksel temas, fiili cinsel saldırıya dönüştürür. Şikayet süresi altı aydır.

    Cinsel dokunulmazlığa saldırının el değmeden işlenen biçimi vardır: sokakta atılan laf, gece yarısı gelen mesaj, ısrarla yinelenen teklif. Mağdurun bedenine dokunulmamıştır ama huzuru, onuru ve gündelik yaşam alanı işgal edilmiştir. cinsel taciz suçu TCK 105 bu işgali bağımsız bir suç olarak düzenler: TCK 105/1.

    Bu yazıda tacizin cinsel saldırıdan ayrıldığı temas çizgisini, cinsel amaç unsurunu ve emsal Yargıtay kararlarını birebir metinleriyle inceliyoruz. Vücut temasına ulaşan fiiller için TCK 102/1 basit cinsel saldırı ve sarkıntılık rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 105/1 Nedir?

    TCK 105/1, kişiyi cinsel amaçlı olarak taciz etmeyi cezalandırır ve iki unsura dayanır. Birincisi olumsuz unsurdur: Fiil, mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmemelidir; temas başladığı anda suç cinsel saldırıya dönüşür ve ceza kökten ağırlaşır. İkincisi cinsel amaçtır: Söz, yazı, işaret veya davranış; failin cinsel arzularını tatmine yönelik olmalıdır. Cinsel amaç taşımayan kaba sözler ve rahatsız edici davranışlar bu suçu değil, koşullarına göre hakaret veya kişilerin huzurunu bozma suçlarını gündeme getirir.

    TCK 105 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Cinsel taciz

    Madde 105 – (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61 md.) Suçun;

    a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    e) Teşhir suretiyle,

    işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

    Temas Ölçütü ve Cinsel Amaç

    • Tipik taciz fiilleri: Cinsel içerikli laf atma, söz ve teklifler; cinsel amaçlı mesaj, fotoğraf ve arama; ısrarlı cinsel içerikli takip ve el-kol işaretleri. Aşağıda birebir verdiğimiz kararlarda cinsel amaçla para teklif edilmesi dahi temas bulunmadığından taciz sayılmıştır.
    • Temas çizgisi: Fiil mağdurun vücuduna yöneldiği anda nitelik değişir: Ani dokunuş sarkıntılık, devam eden temas cinsel saldırıdır; taciz yalnızca temassız alanda yaşar.
    • Cinsel amaç denetimi: Sözün içeriği, söylenme biçimi, taraflar arasındaki ilişki ve olayın bütünü üzerinden belirlenir; şaka ve iltifat savunmaları bu bütünlük içinde denetlenir.
    • Nitelikli haller: Fiil; kamu görevi, hizmet veya aile içi ilişkinin, gözetim yükümlülüğünün, aynı işyerinde çalışmanın, posta ve elektronik haberleşme araçlarının kolaylığından yararlanılarak ya da teşhir suretiyle işlenmişse TCK 105/2 bentleri uyarınca ceza yarı oranında artırılır.

    TCK 105/1 Cezası Ne Kadar?

    • Yetişkine karşı: Üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası; hakim iki yaptırımdan birini seçer.
    • Çocuğa karşı: Altı aydan üç yıla kadar hapis; adli para cezası seçeneği yoktur.
    • Nitelikli hallerde: Ceza yarı oranında artırılır; mağdur taciz nedeniyle işini, okulunu veya ailesini bırakmak zorunda kalmışsa ceza bir yıldan az olamaz.
    • Seçenek kurumlar: Ceza düzeyi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve adli para cezasına çevirme bu suçun tipik sonuç kurumlarıdır.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: TCK 105/1 şikayete tabidir; süre, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır ve hüküm kesinleşinceye kadar vazgeçme davayı düşürür. İkinci fıkradaki nitelikli hallerde ise şikayet aranmaz.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalog kapsamında değildir ve ceza üst sınırı nedeniyle tutuklama istisnaidir; adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 105/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Sözün ve davranışın cinsel amaç taşıyıp taşımadığı, taciz ile saldırı arasındaki temas çizgisi ve şikayet süresinin hesabı bu dosyaların belirleyici başlıklarıdır. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 105/1 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki dört emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 105/1 – MAĞDURA CİNSEL AMAÇLI PARA TEKLİF EDİLMESİ, FİZİKSEL TEMAS BULUNMASA DA CİNSEL TACİZ SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda sanığın, mağdurun bulunduğu yere gelerek onunla konuştuğu ve cinsel amaç taşıyan bir teklif kapsamında para önerdiği anlaşılmıştır. Olay sırasında sanığın mağdura yönelik herhangi bir fiziksel temasının bulunmadığı, uyuşmazlığın esas itibarıyla sözlü davranışın TCK 105 kapsamında cinsel taciz suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasında toplandığı görülmektedir.

    İlk derece mahkemesi sanık hakkında beraat kararı vermiştir. Buna karşılık dosyanın temyiz incelemesinde mağdurun anlatımları, olaya ilişkin tanık beyanları ve dosya kapsamındaki diğer deliller birlikte değerlendirilmiş; sanığın cinsel amaç taşıyan para teklifinde bulunduğuna ilişkin iddianın yeterli şekilde desteklendiği sonucuna ulaşılmıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, cinsel taciz suçunun oluşması için mağdurun vücuduna temas edilmesinin gerekli olmadığını esas almıştır. TCK 105’te düzenlenen suçun temel özelliği, failin cinsel amaçla mağduru rahatsız etmesidir. Bu nedenle hareketin mutlaka açık ve doğrudan cinsel ilişki talebi biçiminde ifade edilmesi de şart değildir. Kullanılan sözlerin, davranışın gerçekleştiği ortamın ve taraflar arasındaki ilişkinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

    Sanığın mağdura para teklif etmesi de yalnızca ekonomik içerikli sıradan bir teklif olarak değerlendirilmemiştir. Teklifin yapıldığı bağlam, sanığın amacı ve olayın meydana geliş şekli dikkate alındığında teklifin cinsel nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle sözlü davranış TCK 105/1 kapsamındaki seçimlik hareket niteliğinde görülmüştür.

    Burada cinsel taciz ile cinsel saldırı arasındaki sınır da önemlidir. Cinsel tacizde mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal eden fiziksel bir temas bulunmamaktadır. Failin davranışı söz, işaret, teklif veya benzeri yöntemlerle cinsel amaçlı rahatsız etme seviyesinde kalmaktadır. Fiziksel temasın cinsel davranış niteliğine ulaşması durumunda ise olayın şartlarına göre TCK 102 veya mağdur çocuksa TCK 103 gündeme gelebilecektir.

    Yargıtay, somut olayda fiziksel temas bulunmamasını beraat gerekçesi olarak kabul etmemiştir. Tam tersine mağdura yöneltilen cinsel içerikli teklifin TCK 105’in koruma alanı içerisinde kaldığını ve sanığın davranışının cinsel taciz suçunun maddi unsurunu oluşturduğunu değerlendirmiştir.

    Bu nedenle yerel mahkemenin beraat hükmü, dosyadaki delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle bozulmuştur. Karar, TCK 105 bakımından özellikle cinsel amaçlı tekliflerin, mağdurun vücuduna herhangi bir temas gerçekleşmese dahi suç oluşturabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdura cinsel amaçla para teklif edilmesinin, olayın bütünü itibarıyla cinsel nitelikte olduğunun anlaşılması hâlinde fiziksel temas bulunmasa dahi TCK 105/1 kapsamında cinsel taciz suçunu oluşturacağını; bu nitelikteki eylemin yalnızca temas bulunmadığı gerekçesiyle cezasız bırakılamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 26.06.2015, E. 2014/10741, K. 2015/7719

    TCK 105/1 – MAĞDURUN DEĞİŞİK ZAMANLARDA TELEFONLA ARANARAK CİNSEL İÇERİKLİ SÖZLERE MARUZ BIRAKILMASI KİŞİLERİN HUZUR VE SÜKÛNUNU BOZMA DEĞİL, ZİNCİRLEME CİNSEL TACİZ SUÇUNU OLUŞTURUR

    Somut olayda sanığın kendi adına kayıtlı ve fiilen kendisinin kullandığı GSM hattından mağduru değişik zamanlarda birden fazla kez aradığı ve bu görüşmeler sırasında mağdura cinsel içerikli sözler söylediği belirlenmiştir. İlk derece mahkemesi sanığın eylemlerini cinsel taciz olarak değil, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu kapsamında değerlendirmiş ve bu suçtan mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi suç vasfına ilişkin bu değerlendirmeyi hukuka uygun bulmamıştır. Mağdurun aşamalardaki istikrarlı ve samimi anlatımları, bu anlatımları destekleyen HTS kayıtları, olayın adli makamlara intikal şekli ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın cinsel içerikli sözler söylediğinin sabit olduğu kabul edilmiştir.

    TCK 123’te düzenlenen kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunda failin özel kastı mağdurun huzur ve sükûnunu bozmaktır. Buna karşılık mağdura yöneltilen söz ve davranışlar cinsel amaç taşıyorsa özel norm niteliğindeki TCK 105 gündeme gelir. Dolayısıyla aynı telefon aramalarının yalnızca ısrarla yapılmış olmasına bakılarak TCK 123 uygulanması yeterli değildir; aramalarda kullanılan ifadelerin içeriğinin de değerlendirilmesi gerekir.

    Somut olayda telefon görüşmelerinin içeriği cinsel niteliktedir. Sanık yalnızca mağduru sürekli arayarak rahatsız etmemiş, aramalar sırasında cinsel içerikli sözler söylemiştir. Bu nedenle eylemin hukuki karakterini belirleyen unsur aramaların tekrarlanmasından ziyade mağdura yöneltilen cinsel ifadeler olmuştur.

    Daire ayrıca eylemlerin tek bir telefon görüşmesiyle sınırlı olmadığını dikkate almıştır. Sanık mağduru değişik zamanlarda birden fazla kez aramış ve aynı nitelikteki cinsel sözleri tekrarlamıştır. Böylece aynı mağdura karşı aynı suç işleme kararı kapsamında TCK 105/1’deki suç birden fazla kez gerçekleştirilmiştir.

    Bu nedenle sanığın yalnızca TCK 105/1 uyarınca değil, aynı zamanda TCK 43/1’de düzenlenen zincirleme suç hükümleri uyarınca cezalandırılması gerektiği kabul edilmiştir. Değişik tarihlerde gerçekleştirilen cinsel taciz eylemlerinin her biri ayrı suç oluşturabilecek nitelikte olmakla birlikte, aynı mağdura ve aynı suç işleme kararı kapsamında yöneltilmeleri nedeniyle tek ceza üzerinden zincirleme suç artırımı yapılması gerekmektedir.

    Karar, cinsel taciz ile kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun ayrılması bakımından da önem taşımaktadır. Failin mağduru telefonla tekrar tekrar araması her durumda TCK 123 kapsamında değildir. Görüşmelerin cinsel amaç taşıması ve cinsel içerikli ifadelerin kullanılması hâlinde TCK 105 uygulanmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay, sanığın kendi kullanımındaki telefon hattından mağduru değişik zamanlarda birden fazla kez arayarak cinsel içerikli sözler söylemesinin kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu olarak nitelendirilemeyeceğini; eylemlerin bir bütün hâlinde TCK 105/1 ve TCK 43/1 kapsamında zincirleme cinsel taciz suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 15.06.2022, E. 2021/17649, K. 2022/6099

    TCK 105/1 – CİNSEL TACİZ SUÇUNUN TEMEL ŞEKLİNİN ŞİKÂYETE BAĞLI OLMASI NEDENİYLE, MAĞDURUN ŞİKÂYETÇİ OLMADIĞINI BEYAN ETMESİ HÂLİNDE KAMU DAVASININ DÜŞÜRÜLMESİ GEREKİR

    Somut olayda sanığın 20.05.2014 tarihinde kullandığı cep telefonundan reşit mağdura cinsel içerikli mesaj gönderdiği belirlenmiştir. Sanığın söz konusu mesajı gönderdiği ve mesajın cinsel içerik taşıdığı hususunda dosya kapsamında yeterli delil bulunmasına rağmen uyuşmazlık, suçun hangi TCK 105 hükmü kapsamında değerlendirilmesi ve mağdurun şikâyetçi olmamasının hukuki sonucunun ne olması gerektiği noktasında ortaya çıkmıştır.

    Olay tarihi burada özel önem taşımaktadır. Sanığın eylemi 20 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleşmiş, TCK 105’te önemli değişiklikler yapan 6545 sayılı Kanun ise 28 Haziran 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikle elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle cinsel taciz suçunun işlenmesi nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.

    Yerel mahkeme sonraki kanuni düzenlemeyi esas alarak sanık hakkında TCK 105/2-d hükmünü uygulamıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise suç tarihinin kanun değişikliğinden önce olması nedeniyle sonradan getirilen ve sanık aleyhine sonuç doğuran nitelikli hâlin geçmişe yürütülemeyeceğini belirtmiştir.

    Buna göre sanığın eylemi suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 105/1’in birinci cümlesindeki temel cinsel taciz suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Suçun temel şekli ise mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    Dosyada mağdurun duruşmadaki ifadesinde sanıktan şikâyetçi olmadığını açıkça beyan ettiği görülmüştür. TCK 105/1 kapsamındaki suçun şikâyete bağlı olması nedeniyle bu irade ceza muhakemesinin devamı bakımından doğrudan sonuç doğurmaktadır.

    Şikâyet, burada suçun maddi unsuru değil bir muhakeme şartıdır. Eylemin cinsel taciz niteliğinde olduğu sabit olsa dahi geçerli şikâyet bulunmaması durumunda mahkemenin sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurması mümkün değildir. Şikâyet şartının ortadan kalkmasıyla birlikte kamu davasının düşürülmesi gerekir.

    Karar aynı zamanda zaman bakımından uygulama bakımından da önemlidir. Elektronik haberleşme aracının kullanılması bugün TCK 105/2 kapsamında nitelikli hâl teşkil etse dahi bu düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleştirilen eyleme uygulanması mümkün değildir. Failin hukuki durumu suç tarihinde yürürlükte bulunan kanuna göre belirlenmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, 6545 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce cep telefonuyla reşit mağdura cinsel içerikli mesaj gönderilmesi şeklindeki eylemin sonradan getirilen TCK 105/2-d kapsamında değerlendirilemeyeceğini; eylemin suç tarihindeki TCK 105/1 kapsamında kalması ve bu suçun şikâyete bağlı olması nedeniyle mağdurun şikâyetçi olmadığını açıklaması hâlinde kamu davasının düşürülmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 16.06.2022, E. 2021/19639, K. 2022/6205

    TCK 105/1 – CİNSEL TACİZ SUÇUNDA HAPİS VE ADLİ PARA CEZASI SEÇİMLİ YAPTIRIMLAR OLARAK DÜZENLENMİŞSE, MAHKEMENİN TERCİH ETTİĞİ HAPİS CEZASINI SONRADAN ADLİ PARA CEZASINA ÇEVİRMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR

    Somut olayda sanık hakkında cinsel taciz suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve TCK 105/1 kapsamında seçimlik yaptırımlardan hapis cezası tercih edilmiştir. Mahkeme sanık hakkında sonuç olarak beş ay hapis cezası belirlemiş, ardından bu hapis cezasını adli para cezasına çevirmiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi suçun sübutu ve TCK 105/1 kapsamında değerlendirilmesi bakımından mahkemenin kabulünde hukuka aykırılık görmemiştir. Bununla birlikte yaptırımın belirlenmesinde TCK 50/2’nin emredici hükmüne aykırı uygulama yapıldığını tespit etmiştir.

    TCK 50/2’ye göre suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçimlik olarak öngörüldüğü hâllerde, mahkeme temel cezanın belirlenmesi sırasında hapis cezasını tercih etmişse bu hapis cezası daha sonra adli para cezasına çevrilemez. Kanun koyucu, mahkemenin seçimlik yaptırımlar arasındaki ilk tercihini bağlayıcı kabul etmiştir.

    TCK 105/1’in karar tarihinde uygulanması gereken hâlinde de hapis cezası ve adli para cezası seçimlik yaptırımlar olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla mahkeme başlangıçta doğrudan adli para cezasını seçebileceği gibi hapis cezasını da tercih edebilir. Ancak hapis cezası tercih edildikten sonra TCK 50 hükümlerinden hareketle tekrar adli para cezasına dönülmesi kanuni sistemle bağdaşmamaktadır.

    Yerel mahkemenin sanık hakkında önce hapis cezasını seçip ardından beş aylık hapis cezasını TCK 52/2 uyarınca adli para cezasına çevirmesi bu nedenle hukuka aykırı bulunmuştur. Bununla birlikte söz konusu yanlışlığın sanık lehine olması ve aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

    Karar, TCK 105 bakımından suçun maddi unsurlarından ziyade yaptırım hukukuna ilişkin önemli bir ilke ortaya koymaktadır. Seçimlik ceza öngörülen suçlarda mahkeme temel yaptırım türünü belirlerken tercih hakkına sahiptir; fakat hapis cezasını tercih ettikten sonra kanunun yasakladığı biçimde bunu adli para cezasına dönüştüremez.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 105/1 kapsamında hapis ve adli para cezalarının seçimlik olarak düzenlendiği durumda mahkemenin hapis cezasını tercih etmesinden sonra bu cezayı adli para cezasına çeviremeyeceğini; böyle bir uygulamanın TCK 50/2’nin emredici hükmüne aykırı olduğunu kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 28.01.2016, E. 2015/400, K. 2016/895

    TCK 105/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 105/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Cinsel içerikli söz, laf atma ve teklif TCK 105/1 Temas yoktur, cinsel amaç sözle yönelmiştir
    Cinsel amaçla para teklif edilmesi TCK 105/1 Teklif, fiziksel temas olmadan tacizi oluşturur
    Telefonla arayıp cinsel sözler söyleme TCK 105/1 ve koşullarına göre 105/2-d Elektronik araç kullanımı artırım nedenidir
    Vücuda yönelen dokunma TCK 102 cinsel saldırı Temas, fiili taciz olmaktan çıkarır
    Cinsel amacın ispatlanamaması Beraat veya hakaret yönünden değerlendirme Kastın cinsel amaç taşıması şarttır

    Serinin diğer yazıları için TCK 105/2-d elektronik haberleşme araçlarıyla taciz, TCK 105/2-c işyerinde cinsel taciz ile ispat rejimi için cinsel suçlarda mağdur beyanı delili rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 105/1 nedir?

    TCK 105/1, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etmeyi düzenler; cezası şikayet üzerine 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası, çocuğa karşı işlenmesi halinde 6 aydan 3 yıla kadar hapistir.

    Cinsel taciz ile cinsel saldırı farkı nedir?

    Ayrım vücut temasıdır: Temas içermeyen söz, mesaj ve teklifler taciz; mağdurun vücuduna yönelen fiziksel temas cinsel saldırıdır ve cezası kökten ağırdır.

    Laf atmak suç mu?

    Cinsel içerikli laf atma, temas bulunmasa da TCK 105/1 kapsamında cinsel taciz suçudur ve şikayet üzerine cezalandırılır.

    Mesajla taciz hangi hükme girer?

    Cinsel içerikli mesaj göndermek taciz suçudur; posta veya elektronik haberleşme aracının kolaylığından yararlanılması halinde ceza TCK 105/2-d uyarınca yarı oranında artırılır.

    Şikayet süresi ne kadar?

    Fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır ve hak düşürücüdür; temel şekilde süresinde şikayet yoksa soruşturma yapılamaz. Nitelikli hallerde şikayet aranmaz.

    Cinsel tacizde ceza paraya çevrilebilir mi?

    Yetişkine karşı temel şekilde kanun, hapis ile adli para cezasını seçenek olarak düzenler; kısa süreli hapis cezaları koşulları varsa seçenek yaptırımlara da çevrilebilir.

    TCK 105/1 davasında avukat desteği neden önemli?

    Cinsel amacın ispatı, temas çizgisi ve doğru bendin belirlenmesi; beraat ile mahkumiyet, taciz ile saldırı arasındaki farkı kurar. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 105/1 cinsel taciz suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 105/1 Cinsel Taciz Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. Cinsel taciz suçu TCK 105 rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 104/3 Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Öncesi Bakımda Cinsel İlişki Suçu

    TCK 104/3 Koruyucu Aile ve Evlat Edinme Öncesi Bakımda Cinsel İlişki Suçu

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 104/3 nedir? TCK 104/3, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun; evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesini düzenler. Ceza, şikayet aranmaksızın ikinci fıkraya göre belirlenir: on yıldan on beş yıla kadar hapis. Devletin çocuğu emanet ettiği kişinin bu güveni cinsel ilişkiye dönüştürmesi, rızaya rağmen ağır cezayla karşılanır.

    Koruyucu aile ve evlat edinme, devletin bir çocuğu en mahrem alanına kadar bir yetişkine emanet ettiği kurumlarıdır; bu emanetin cinsel ilişkiye dönüşmesi, rıza görüntüsü altında dahi ağır bir güven ihlalidir. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu sistemine 2016 yılında eklenen üçüncü fıkra, bu ihlali ikinci fıkranın ağır cezasına bağlar: TCK 104/3.

    Bu yazıda fıkranın kapsadığı statüleri, sınır durumları ve emsal Yargıtay kararlarını birebir metinleriyle inceliyoruz. Koruma ilişkisindeki istismar boyutu için TCK 103/3-d bakım ve gözetim yükümlüsünün istismarı rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 104/3 Nedir?

    TCK 104/3, iki statüyü hedefler: evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen kişi ile koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi. Her iki statü de resmi bir sürece dayanır: Evlat edinme öncesi bakım, evlat edinmenin kanuni ön şartı olan fiili bakım dönemidir; koruyucu aile ise sözleşmeyle kurulan ve devlet denetiminde yürüyen bir statüdür. Fıkra, ceza bakımından ikinci fıkraya gönderme yapar: on yıldan on beş yıla kadar hapis, şikayet aranmaksızın.

    TCK 104 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 104. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Reşit olmayanla cinsel ilişki

    Madde 104 – (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (3) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

    Kapsamdaki Statüler ve Sınırlar

    • Evlat edinme öncesi bakım: Evlat edinme kararından önceki fiili bakım döneminde işlenen fiiller kapsamdadır; evlat edinme tamamlandıktan sonra ise evlatlıkla evlenme yasağı doğduğundan fiil doğrudan TCK 104/2 üzerinden cezalandırılır.
    • Koruyucu aile: Koruyucu aile sözleşmesindeki anne ve baba ile aynı çatı altında yükümlülüğü paylaşan kişilerin fiilleri kapsamda değerlendirilir; statünün resmi kayıtlarla ispatı zorunludur.
    • İrade denetimi: Fıkra, çocuğun serbest iradesiyle kurulmuş ilişkiyi düzenler; koruma ilişkisinin yarattığı bağımlılık iradeyi sakatlamışsa ya da cebir, tehdit ve hile varsa fiil istismar hükümlerine taşınır.
    • Statü sonuçları: Fiil, koruyucu aile statüsünün derhal kaldırılmasını ve çocuğun korunma altına alınmasını gerektirir; kurumsal denetim raporları ceza dosyasının delilleri arasındadır.

    TCK 104/3 Cezası Ne Kadar?

    • Ceza aralığı: İkinci fıkraya göre on yıldan on beş yıla kadar hapis; şikayet aranmaz.
    • Zincirleme suç: Süreklilik kazanan ilişkide ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
    • Görevli mahkeme: Ağır ceza mahkemesidir; koruma tedbirleri çocuk mahkemesi ve idari süreçlerle eş zamanlı yürür.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: TCK 104/3 şikayete tabi değildir; kurum denetimleri sırasında öğrenilen fiiller de derhal soruşturmaya konu edilir.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalogda sayılmamakla birlikte on yıllık alt sınır ve çocuğun failin hanesinde yaşaması, tutuklama ve acil koruma tedbirlerini birlikte gündeme getirir.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 104/3 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Koruyucu aile statüsünün ve bakım yükümlülüğünün resmi kayıtlarla ispatı bu fıkranın ön şartıdır; statü dışı fiiller farklı hükümlere gider. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 104/3 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki iki emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 104/3 – EVLAT EDİNECEĞİ ÇOCUĞUN EVLAT EDİNME ÖNCESİ BAKIMINI ÜSTLENEN KİŞİNİN ON BEŞ-ON SEKİZ YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLA CİNSEL İLİŞKİYE GİRMESİ HÂLİNDE MAĞDURUN ŞİKÂYETİ ARANMAKSIZIN NİTELİKLİ HÂL UYGULANIR

    TCK 104/3, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun fail ile mağdur arasında bulunan özel bakım ve güven ilişkisine dayanan nitelikli hâllerinden birini düzenlemektedir. Hükmün ilk uygulama alanı, ileride evlat edinilmesi planlanan çocuğun evlat edinme işlemi tamamlanmadan önce bakımını üstlenen kişinin çocukla cinsel ilişkiye girmesidir.

    Bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle TCK 104’ün temel şartlarının gerçekleşmesi gerekir. Buna göre mağdur on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış olmalı ve cinsel ilişki cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmelidir. Mağdur on beş yaşından küçükse TCK 104 değil, koşullarına göre TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı hükümleri uygulanacaktır.

    Üçüncü fıkrayı TCK 104/1’den ayıran temel unsur failin sıfatıdır. Fail herhangi bir kişi değil, mağdur çocuğu evlat edinmek amacıyla evlat edinme öncesinde onun bakımını üstlenmiş kişidir. Bu yönüyle düzenleme özgü suç niteliği taşımaktadır. Failde kanunun aradığı özel sıfat bulunmadığı takdirde üçüncü fıkranın uygulanması mümkün değildir.

    Evlat edinme öncesi bakım ilişkisinin belirlenmesinde yalnızca tarafların gelecekte evlat edinmeyi düşündüklerini söylemeleri yeterli değildir. Evlat edinme sürecinin hukuki niteliği ve çocuğun bakımının bu süreç kapsamında üstlenilip üstlenilmediği araştırılmalıdır. Türk Medeni Kanunu’nun evlat edinmeye ilişkin hükümleri bu noktada dikkate alınmalıdır.

    Özellikle TMK 305’te küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin olarak öngörülen bakım ve eğitim süreci TCK 104/3 bakımından önemlidir. Ceza normunda kullanılan “evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen” ifadesi, fail ile çocuk arasındaki sıradan bir bakım ilişkisini değil, evlat edinme süreciyle bağlantılı özel bir hukuki ilişkiyi ifade etmektedir.

    Dolayısıyla komşusunun çocuğuna belirli bir süre bakan, akrabasının çocuğunu geçici olarak yanında bulunduran veya herhangi bir evlat edinme süreci bulunmaksızın çocuğun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin durumu sırf fiilî bakım ilişkisinden hareketle TCK 104/3 kapsamına sokulamaz. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi, bu nitelikli hâlin kapsamının kıyas yoluyla genişletilmesine engeldir.

    Buna karşılık evlat edinme süreci kapsamında çocuk failin bakımına bırakılmış ve fail bu dönemde on beş-on sekiz yaş grubundaki çocukla cebir, tehdit veya hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmişse TCK 104/3 uygulanacaktır. Kanun koyucu bu durumda mağdurun rızasına rağmen failin özel konumunu daha ağır ceza sorumluluğunun nedeni olarak kabul etmiştir.

    TCK 104/3’ün önemli sonuçlarından biri de suçun şikâyete bağlı olmamasıdır. TCK 104/1’de mağdurun şikâyeti soruşturma ve kovuşturma şartıyken üçüncü fıkrada açıkça şikâyet aranmayacağı düzenlenmiştir. Bu nedenle mağdurun şikâyetçi olmaması veya daha sonra şikâyetinden vazgeçmesi kamu davasının devamına engel değildir.

    Ceza bakımından da üçüncü fıkra doğrudan ikinci fıkraya gönderme yapmaktadır. Dolayısıyla şartları gerçekleştiğinde fail hakkında TCK 104/2’de öngörülen on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası uygulanacaktır. Burada TCK 104/1’deki cezanın belirli oranda artırılması şeklinde bir sistem değil, doğrudan ikinci fıkradaki ceza aralığının uygulanması söz konusudur.

    Sonuç olarak TCK 104/3 bakımından evlat edinme öncesi bakım ilişkisi failin özel sıfatını oluşturmaktadır. On beş-on sekiz yaş grubundaki mağdurla cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkiye girilmesi ve failin mağduru evlat edinmek amacıyla evlat edinme öncesi bakımını üstlenmiş olması hâlinde suç şikâyete bağlı olmaksızın takip edilir ve TCK 104/2’deki ceza uygulanır.

    Künye: TCK 104/3’ün bu uygulama biçimine ilişkin, somut olay ve künye bilgileri birlikte doğrulanabilen yayımlanmış bir Yargıtay kararı tespit edilememiştir. Bu nedenle gerçekte varlığı teyit edilmeyen bir Yargıtay künyesi yazılmamıştır.

    TCK 104/3 – KORUYUCU AİLE İLİŞKİSİ ÇERÇEVESİNDE ÇOCUĞUN KORUMA, BAKIM VE GÖZETİMİNİ ÜSTLENEN KİŞİNİN EYLEMİNDE, MAĞDURUN RIZASI NİTELİKLİ HÂLİN UYGULANMASINA ENGEL DEĞİLDİR

    TCK 104/3’ün ikinci uygulama alanı koruyucu aile ilişkisidir. Kanun, koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde çocuğun koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğünü üstlenen kişinin, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocukla cinsel ilişkiye girmesini özel olarak yaptırıma bağlamıştır.

    Burada öncelikle TCK 103 ile TCK 104 arasındaki temel ayrım korunmaktadır. Mağdur on beş yaşını tamamlamamışsa gösterdiği rızanın hukuki değeri bulunmaz ve eylem koşullarına göre TCK 103 kapsamında değerlendirilir. TCK 104/3 ise on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdurun cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmesi durumunda uygulanmaktadır.

    Bu nedenle mağdurun ilişkiye rıza göstermesi TCK 104/3 bakımından suçun oluşmasını engellemez. Aksine TCK 104 sistematiğinde rıza, eylemin cinsel istismar yerine reşit olmayanla cinsel ilişki olarak nitelendirilmesini sağlayan temel ayrım noktalarından biridir.

    Kanun koyucu koruyucu aile ilişkisini sıradan kişiler arasındaki ilişkiden farklı değerlendirmiştir. Bunun nedeni, çocuğun koruyucu aile yanında bulunmasının doğal olarak yoğun bir güven, koruma, bakım ve gözetim ilişkisi meydana getirmesidir. Çocuk, günlük yaşamının önemli bölümünde koruyucu aileye bağımlı durumdadır ve koruyucu aile çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişiminden sorumludur.

    Ancak üçüncü fıkranın uygulanabilmesi için failin gerçekten kanunda belirtilen koruyucu aile ilişkisi kapsamında koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğünün bulunması gerekir. Bir çocuğun belirli bir kişinin evinde yaşaması veya bu kişinin fiilen çocuğa yardım etmesi tek başına yeterli değildir. Nitelikli hâllerin kıyas yoluyla genişletilememesi nedeniyle kanunda aranan özel ilişkinin somut olayda mevcut olup olmadığı belirlenmelidir.

    Failin koruyucu aile statüsünü veya bu statüden doğan nüfuzunu ayrıca kötüye kullandığının kanıtlanması ise hükmün lafzında ayrıca aranmamıştır. TCK 104/3, failin belirli sıfatı ve mağdurla arasındaki koruma-bakım-gözetim ilişkisini esas almaktadır. Bu bakımdan failin “çocuk zaten kendi isteğiyle ilişkiye girdi” şeklindeki savunması nitelikli hâlin uygulanmasını ortadan kaldırmaz.

    Aynı şekilde mağdurun faille duygusal ilişki yaşaması da tek başına sonucu değiştirmez. TCK 104/3 zaten cebir, tehdit ve hile bulunmayan cinsel ilişkiyi düzenlemektedir. Failin koruyucu aile ilişkisi içerisindeki özel konumu nedeniyle kanun koyucu bu eylemi TCK 104/1’e göre çok daha ağır biçimde yaptırıma bağlamıştır.

    Üçüncü fıkrada soruşturma ve kovuşturma bakımından da özel bir sistem benimsenmiştir. Mağdurun şikâyeti aranmaz. Olayın Cumhuriyet savcılığı tarafından öğrenilmesiyle birlikte soruşturma resen yürütülebilir ve mağdurun sonradan şikâyetinden vazgeçmesi kamu davasını düşürmez.

    Ceza yönünden TCK 104/3 ikinci fıkraya gönderme yaptığından fail hakkında on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasısöz konusu olur. Böylelikle koruyucu aile ilişkisinin sağladığı özel güven ve bakım ortamı, kanun koyucu tarafından TCK 104/1’deki temel şekle nazaran çok daha ağır yaptırımın gerekçesi kabul edilmiştir.

    Sonuç olarak koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde çocuğun koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğünü üstlenen kişinin on beş-on sekiz yaş grubundaki çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmesi TCK 104/3 kapsamındadır; mağdurun rızası veya şikâyetçi olmaması suçun takibini ortadan kaldırmaz ve fail ikinci fıkradaki ceza üzerinden cezalandırılır.

    Künye: TCK 104/3’ün koruyucu aile ilişkisine doğrudan uygulandığı, somut olay ve künye bilgileriyle doğrulanabilen yayımlanmış bir Yargıtay kararı tespit edilememiştir. Bu nedenle teyitsiz karar künyesi kullanılmamıştır.

    TCK 104/3 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 104/3 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Uygulanacak Hüküm Gerekçenin Özü
    Koruyucu ailenin 15 yaşını bitirmiş çocukla ilişkisi TCK 104/3 Resmi koruyucu aile statüsü yükümlülük doğurur
    Evlat edinme öncesi bakımı üstlenenin fiili TCK 104/3 Bakım süreci fıkrada açıkça sayılmıştır
    Evlat edinme tamamlandıktan sonraki fiil TCK 104/2 Evlatlıkla evlenme yasağı ikinci fıkrayı uygular
    İlişkinin cebir, tehdit veya hileyle kurulması TCK 103 hükümleri İrade sakatlanmışsa fiil istismara dönüşür
    Statü bulunmayan fiili bakım ilişkisi Somut değerlendirme Fıkra, resmi statüye dayalı yükümlülüğü esas alır

    Serinin diğer yazıları için TCK 104/1 reşit olmayanla cinsel ilişkinin temel hali, TCK 104/2 evlenme yasağı bulunan kişinin fiili ile koruma ilişkilerindeki istismar için TCK 103/1 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 104/3 nedir?

    TCK 104/3, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun, evlat edinme öncesi bakımı üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesini düzenler; ceza şikayetsiz 10-15 yıl hapistir.

    Koruyucu ailenin çocukla ilişkisinin cezası ne kadar?

    On beş yaşını bitirmiş çocukla rızaya dayalı ilişkide dahi ceza 10 yıldan 15 yıla kadar hapistir; şikayet aranmaz ve koruyucu aile statüsü derhal kaldırılır.

    Evlat edinme tamamlandıktan sonra hangi hüküm uygulanır?

    Evlat edinenle evlatlık arasında evlenme yasağı doğduğundan fiil TCK 104/2 kapsamına girer; ceza aralığı aynıdır.

    Çocuğun rızası varsa da suç oluşur mu?

    Evet. Fıkra tam olarak rızaya dayalı ilişkiyi düzenler; koruma ilişkisindeki güven nedeniyle rıza cezayı etkilemez. İrade sakatlanmışsa fiil daha ağır olan istismar hükümlerine taşınır.

    Bu suçta şikayet ve uzlaşma mümkün mü?

    Hayır. Şikayet aranmaz, vazgeçme sonuç doğurmaz ve cinsel suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır.

    Fiil kurum denetiminde ortaya çıkarsa ne olur?

    Denetim raporları doğrudan soruşturma başlatır; çocuk koruma altına alınır, statü kaldırılır ve ceza yargılaması resen yürür.

    TCK 104/3 davasında avukat desteği neden önemli?

    Statünün ispatı, iradenin denetimi ve istismar sınırının çizilmesi; cezanın 10 yıl ile çok daha ağır istismar cezaları arasında nerede kurulacağını belirler. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 104/3 koruyucu aile ve evlat edinme öncesi bakımda cinsel ilişki konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 104/3 Kapsamındaki Dosya Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 104/2 Evlenme Yasağı Bulunan Kişinin Reşit Olmayanla Cinsel İlişkisi

    TCK 104/2 Evlenme Yasağı Bulunan Kişinin Reşit Olmayanla Cinsel İlişkisi

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 104/2 nedir? TCK 104/2, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesini düzenler; ceza, şikayet aranmaksızın on yıldan on beş yıla kadar hapistir. Evlenme yasağı Medeni Kanuna göre belirlenir: üstsoy ve altsoy, kardeşler, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğen arasındaki ilişkiler tipik kapsamdır. Çocuğun rızası cezayı etkilemez; temel haldeki 2-5 yıllık aralık bu fıkrada 10-15 yıla sıçrar.

    Temel fıkrada iki yıldan başlayan ceza, bu fıkrada on yıla sıçrar ve şikayet şartı ortadan kalkar; çünkü fail, çocuğun rıza gösterebileceği kişiler çemberinin tamamen dışındadır: kanunun kendisiyle evlenmeyi dahi yasakladığı bir yakın. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu sisteminin bu fıkrası, aile içi cinsel ilişkiyi bağımsız ve ağır bir kalıba oturtur.

    Bu yazıda evlenme yasağının Medeni Kanundaki kapsamını, sınır durumları ve yirmi emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. İradenin sakatlandığı aile içi fiiller için TCK 103/3-c aile içi cinsel istismar rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 104/2 Nedir?

    TCK 104/2, temel fıkradaki bütün unsurları korur (on beş yaşını bitirmiş çocuk, serbest irade, cinsel ilişki boyutu) ve tek bir özellik ekler: fail ile mağdur arasında evlenme yasağının bulunması. Bu özellik üç sonuç doğurur: Ceza on yıldan on beş yıla çıkar, şikayet şartı kalkar ve dosya ağır ceza mahkemesine taşınır. 2016 yılında 6763 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen fıkra, rızanın hukuken mümkün olduğu yaş grubunda dahi aile içi cinselliği kategorik olarak yasaklayan bir kamu düzeni hükmüdür.

    TCK 104 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 104. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Reşit olmayanla cinsel ilişki

    Madde 104 – (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (3) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

    Evlenme Yasağının Kapsamı

    • Kan hısımlığı: Medeni Kanun uyarınca üstsoy ile altsoy arasında (baba-kız, dede-torun), kardeşler arasında ve amca, dayı, hala, teyze ile yeğen arasında evlenme yasaktır; bu ilişkiler fıkranın çekirdek alanıdır.
    • Kayın hısımlığı: Evlilik sona ermiş olsa bile eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasındaki yasak sürer: kayınpeder-gelin ve üvey baba-üvey çocuk ilişkileri bu kapsamda değerlendirilir.
    • Evlatlık ilişkisi: Evlat edinen ile evlatlık arasındaki evlenme yasağı da fıkrayı uygulanabilir kılar.
    • Sınır denetimi: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, yasağın kapsamı kıyasla genişletilemez: Kuzenler arasında evlenme yasağı bulunmadığından bu ilişkiler temel fıkrada kalır; nüfus kayıtlarıyla derece tespiti zorunludur.

    TCK 104/2 Cezası Ne Kadar?

    • Temel aralık: On yıldan on beş yıla kadar hapis; şikayet aranmaz ve vazgeçme sonuç doğurmaz.
    • Zincirleme suç: Süreklilik kazanan ilişkide ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır ve üst sınır aşılabilir.
    • İstismar sınırı: İlişki cebir, tehdit veya hileyle kurulmuşsa fiil bu fıkradan çıkar ve hısımlık artırımlı cinsel istismar hükümleri uygulanır.
    • Aile hukuku sonuçları: Velayet, koruma tedbirleri ve soybağı sorunları ceza dosyasıyla eş zamanlı yönetilmelidir.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: TCK 104/2 şikayete tabi değildir; mağdurun veya ailesinin şikayetçi olmaması yargılamayı durdurmaz.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç katalogda sayılmamakla birlikte on yıllık alt sınır, kaçma şüphesi ve delil karartma riski üzerinden tutuklama değerlendirmesini ağırlaştırır.
    • Görevli mahkeme: Cezanın üst sınırı nedeniyle görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 104/2 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Evlenme yasağının Medeni Kanun üzerinden doğru kurulması bu fıkranın ön şartıdır; yasak kapsamı dışındaki hısımlıkta ceza on yıl değil iki yıldan başlar. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 104/2 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki yirmi emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 104/2 – ON BEŞ İLE ON SEKİZ YAŞ ARASINDAKİ MAĞDUREYLE CEBİR, TEHDİT VEYA HİLE OLMAKSIZIN CİNSEL İLİŞKİYE GİREN AMCANIN EYLEMİ, TCK 103 DEĞİL EVLENME YASAĞI NEDENİYLE TCK 104/2 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanık, mağdurenin amcasıdır. Mağdure suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamıştır. Sanığın mağdureye yönelik cinsel eylemi nedeniyle hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve ilk derece mahkemesinin kararı istinaf incelemesinden geçmiştir.

    Dosyanın Yargıtay önüne gelmesinden sonra temel uyuşmazlık, sanığın eyleminin TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı mı yoksa TCK 104/2 kapsamında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki mi olduğunun belirlenmesi noktasında toplanmıştır. Bu ayrım bakımından mağdurenin yaşının yanında cinsel ilişkinin gerçekleşme biçimi de önem taşımaktadır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi; olayın ortaya çıkış şeklini, zamanını, tanık anlatımlarını ve bütün dosya kapsamını birlikte değerlendirmiştir. İnceleme sonucunda sanığın mağdureyle gerçekleştirdiği cinsel ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurenin iradesini etkileyen başka bir nedene dayandığını gösteren yeterli delil bulunmadığını belirlemiştir.

    Mağdurenin on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması karşısında, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden kanıtlanamadığında eylemin TCK 103 kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir. Normal şartlarda bu durumda TCK 104/1 gündeme gelecektir. Ancak somut olayda sanığın mağdurenin amcası olması nedeniyle ayrıca TCK 104/2’nin koşulları değerlendirilmelidir.

    TCK 104/2, suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesini daha ağır cezayı gerektiren özel bir hâl olarak düzenlemiştir. Hangi kişiler arasında evlenme yasağı bulunduğu ise Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi çerçevesinde belirlenmektedir. Bu hükme göre amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunmaktadır.

    Bu nedenle sanık ile mağdure arasındaki amca-yeğen ilişkisi TCK 104/2’nin aradığı özel ilişkiyi oluşturmaktadır. Burada ayrıca sanığın akrabalık ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullandığının kanıtlanması aranmaz. Fail ile mağdur arasında kanunun aradığı evlenme yasağının bulunması ve TCK 104 kapsamındaki cinsel ilişkinin gerçekleşmesi yeterlidir.

    TCK 104/2’nin bir diğer önemli özelliği, temel şekilden farklı olarak şikâyet aranmamasıdır. Dolayısıyla mağdurenin sanıktan şikâyetçi olmaması veya sonradan şikâyetinden vazgeçmesi bu nitelikteki suçun soruşturulmasına ve kovuşturulmasına engel değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay, on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdureyle cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın cinsel ilişkiye giren amcanın eyleminin, aralarında Türk Medeni Kanunu uyarınca evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.09.2020, E. 2020/241, K. 2020/3562

    TCK 104/2 – EVLENME YASAĞININ VARLIĞI TMK 129’A GÖRE BELİRLENİR; KANUNDA EVLENMESİ YASAKLANMAYAN KİŞİLER ARASINDAKİ CİNSEL İLİŞKİYE TCK 104/2 KIYAS YOLUYLA UYGULANAMAZ

    Somut olayda sanık hakkında, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış mağdurla gerçekleştirdiği cinsel ilişki nedeniyle TCK 104/2 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Yerel mahkeme taraflar arasındaki ilişkiyi TCK 104/2’de belirtilen evlenme yasağı kapsamında değerlendirerek sanık hakkında nitelikli hâlden ceza tayin etmiştir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise TCK 104/2’nin kapsamının belirlenmesinde yalnızca taraflar arasında ailevi veya yakın bir ilişki bulunduğu düşüncesinden hareket edilemeyeceğini vurgulamıştır. Hükmün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında hukuken evlenme yasağının bulunması gerekir.

    Bu noktada başvurulması gereken temel hüküm Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesidir. Söz konusu hükümde üstsoy-altsoy, kardeşler, amca-dayı-hala-teyze ile yeğenler, belirli kayın hısımları ve evlat edinme ilişkisinden doğan belirli kişiler arasında evlenme yasağı öngörülmüştür.

    TCK 104/2 ağırlaştırılmış ceza sorumluluğu doğurduğundan, “evlenme yasağı bulunan kişi” kavramının fail aleyhine genişletilmesi mümkün değildir. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereğince kanunda açıkça suç veya nitelikli hâl olarak gösterilmeyen bir ilişki, benzerlikten hareket edilerek hükmün kapsamına alınamaz.

    Somut olayda Yargıtay, fail ile mağdur arasındaki ilişkinin TMK 129 anlamında evlenme yasağı oluşturmadığını tespit etmiştir. Özellikle taraflar arasındaki ilişkinin eşcinsel olması veya sosyal açıdan yakınlık bulunması, tek başına TCK 104/2’nin uygulanmasını sağlamamaktadır. Belirleyici olan, tarafların TMK 129 kapsamında hukuken evlenmesi yasak kişiler arasında bulunup bulunmadığıdır.

    Daire ayrıca TCK 104/2’nin gerekçesine de dikkat çekmiştir. Düzenlemenin amacı, ensest nitelikteki ilişkilerin TCK 104/1’e göre daha ağır yaptırıma bağlanması ve bunların şikâyete bağlı olmaktan çıkarılmasıdır. Ancak bu amaç, kanunda gösterilen evlenme yasağının kapsamının yorum yoluyla genişletilmesine izin vermez.

    Fail ile mağdur arasında TMK 129 anlamında evlenme yasağı bulunmadığı takdirde, diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde eylem TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmelidir. Bu durumda suçun şikâyete bağlı olduğu da gözetilmeli ve mağdurun süresinde şikâyetinin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/2’nin uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi anlamında evlenme yasağının bulunmasının zorunlu olduğunu; bu şart gerçekleşmediğinde akrabalık veya başka bir yakınlık gerekçe gösterilerek TCK 104/2’nin kıyas yoluyla uygulanamayacağını ve koşulları varsa TCK 104/1’in değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 20.12.2022, E. 2021/16571, K. 2022/11683

    TCK 104/2 – KARDEŞLER ARASINDA CEBİR, TEHDİT VE HİLE OLMAKSIZIN GERÇEKLEŞEN CİNSEL İLİŞKİDE MAĞDURUN ON BEŞ-ON SEKİZ YAŞ GRUBUNDA BULUNMASI HÂLİNDE TCK 104/2 GÜNDEME GELİR; ANCAK MAĞDURUN GERÇEK YAŞI KESİN OLARAK BELİRLENMELİDİR

    Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Nüfus kayıtlarında her ikisinin de aynı tarihte doğduğu ve ikiz oldukları görülmesine rağmen, yargılama sırasında sanık ve aile bireylerinin anlatımları bu kayıtların gerçeği yansıtmadığı konusunda ciddi tereddüt oluşturmuştur. Sanık, mağdureyle onun rızası dâhilinde cinsel ilişkiye girmiş ve mağdure hamile kalmıştır.

    Yerel mahkeme sanığın suç tarihinde on sekiz yaşından büyük, mağdurenin ise on beş-on sekiz yaş grubunda bulunduğunu kabul ederek sanığı TCK 104/2 kapsamında cezalandırmıştır. Sanık hakkında TCK 104/2, TCK 62 ve diğer ilgili hükümler uygulanarak 8 yıl 4 ay hapis cezası belirlenmiştir.

    Dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne geldiğinde cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediği veya tarafların kardeş olup olmadığı esas uyuşmazlık değildir. Asıl sorun, hem sanığın hem de mağdurenin gerçek yaşlarının doğru biçimde tespit edilmeden mahkûmiyet hükmü kurulup kurulamayacağıdır.

    TCK 104/2 bakımından mağdurun yaşı suçun varlığını doğrudan belirlemektedir. Cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkide mağdur on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış olmalıdır. Mağdurun suç tarihinde on sekiz yaşını tamamlamış olduğunun ortaya çıkması durumunda TCK 104 kapsamında suçtan söz edilemeyecektir.

    Ceza Genel Kurulu bu nedenle mağdurenin gerçek yaşının belirlenmesini zorunlu görmüştür. Nüfus kayıtlarında sanık ile mağdurenin ikiz görünmesine rağmen aile bireylerinin sanığın mağdureden büyük olduğunu söylemesi ve sanığın yaşının Adli Tıp incelemesinde nüfus kaydından farklı belirlenmesi, mağdurenin yaşına ilişkin kaydı da şüpheli hâle getirmiştir.

    Kurula göre öncelikle mağdurenin doğum tutanağı getirtilmeli ve resmî bir sağlık kurumunda doğup doğmadığı araştırılmalıdır. Resmî kurumda doğmadığının anlaşılması hâlinde mağdurenin Adli Tıp Kurumuna sevkiyle gerçek yaşı bilimsel yöntemlerle belirlenmeli; gerektiğinde doğumu bilen tanıklar, okul kayıtları, aşı kayıtları ve diğer deliller toplanmalıdır.

    CMK 218/2 uyarınca mağdurun veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından önem taşıdığı durumlarda ceza mahkemesinin bu sorunu çözmeden hüküm kurması mümkün değildir. Çünkü yaş konusundaki bir yıllık farklılık dahi somut olayda eylemin suç olup olmamasını değiştirebilmektedir.

    Karar TCK 104/2 bakımından önemli bir ilke ortaya koymaktadır: Fail ile mağdur arasında evlenme yasağının bulunması tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. TCK 104’ün temel yaş koşullarının da eksiksiz gerçekleşmesi gerekir. Mağdurun on sekiz yaşını doldurmuş olma ihtimali giderilmeden TCK 104/2’den hüküm kurulamaz.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, kardeşler arasında rızaya dayalı cinsel ilişkinin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilebilmesi için mağdurun suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ve on sekiz yaşını doldurmamış olduğunun kesin biçimde belirlenmesi gerektiğini; mağdurun gerçek yaşı konusunda tereddüt varsa nüfus, doğum, okul ve sağlık kayıtları ile Adli Tıp incelemesi tamamlanmadan mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.11.2022, E. 2021/270, K. 2022/716

    TCK 104/2 – MAĞDURUN ON SEKİZ YAŞINI DOLDURMUŞ OLMA İHTİMALİ BULUNUYORSA, EVLENME YASAĞI BULUNSA DAHİ YAŞ ARAŞTIRMASI TAMAMLANMADAN REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDAN MAHKÛMİYET KURULAMAZ

    Somut olayda sanık ve mağdure kardeş olup nüfus kayıtlarına göre aynı gün doğmuş ikizler olarak görünmektedir. Ancak yargılama sırasında sanığın anne ve babası, sanığın mağdureden büyük olduğunu ifade etmiş; sanık da gerçekte nüfus kaydında görünenden daha önce doğduğunu savunmuştur. Sanık hakkında yapılan Adli Tıp incelemesinde de nüfus kaydındaki yaşından daha büyük olduğuna ilişkin tıbbi değerlendirme yapılmıştır.

    Bu durum mağdurenin nüfus kaydının doğruluğu bakımından da ciddi tereddüt yaratmıştır. Çünkü sanık ile mağdure nüfusta ikiz olarak kayıtlıdır. Sanığın kaydının gerçek doğum tarihini yansıtmadığı kabul edildiği takdirde, mağdurenin de gerçekten sanıkla ikiz olup olmadığının ayrıca araştırılması gerekir.

    Bu araştırma TCK 104/2 bakımından doğrudan suçun maddi unsuruna ilişkindir. TCK 104, on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış çocukla cinsel ilişkiyi yaptırıma bağlamaktadır. Mağdur suç tarihinde on sekiz yaşını tamamlamışsa, cebir, tehdit veya hile bulunmayan rızaya dayalı cinsel ilişki TCK 104 kapsamında suç oluşturmaz.

    Tarafların kardeş olmaları bu sonucu değiştirmez. TCK 104/2, TCK 104/1’den tamamen bağımsız biçimde “akraba kişiler arasındaki bütün cinsel ilişkileri” cezalandıran genel bir ensest suçu değildir. İkinci fıkranın uygulanması için öncelikle TCK 104’ün reşit olmayan mağdura ilişkin temel koşullarının bulunması gerekir.

    Dolayısıyla mağdurun on sekiz yaşını doldurmuş olması hâlinde, yalnızca fail ile mağdur arasında TMK 129 kapsamında evlenme yasağı bulunduğundan bahisle TCK 104/2 uygulanamaz. Kanunun koruduğu yaş grubunun dışına çıkıldığında TCK 104 bakımından tipiklik gerçekleşmez.

    Ceza Genel Kurulu bu nedenle mağdurenin yaşının tereddüde yer bırakmayacak biçimde tespit edilmesini istemiştir. Öncelikle nüfus ve doğum kayıtlarının araştırılması, resmî kurumda doğum bulunmaması hâlinde bilimsel yaş tespiti yapılması, gerektiğinde tanıkların dinlenmesi ve okul-aşı kayıtlarının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

    Kurul ayrıca CMK 218/2’nin mahkemeye bu konuda yalnızca bir yetki değil, somut olayda hükme etkili yaş sorununu çözme yükümlülüğü getirdiğini değerlendirmiştir. Mağdurun gerçek yaşı belirlenmeden suçun maddi unsurlarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceğinden eksik araştırmayla mahkûmiyet kurulması hukuka aykırıdır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, fail ile mağdur arasında evlenme yasağı bulunsa dahi mağdurun suç tarihinde on sekiz yaşını doldurmuş olma ihtimali giderilmeden TCK 104/2 uygulanamayacağını; mağdurun on beş-on sekiz yaş grubunda bulunduğu kesin biçimde tespit edildikten sonra failin hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinikabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.11.2022, E. 2021/270, K. 2022/716

    TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCE GERÇEKLEŞEN CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRA CEBİR, TEHDİT VE HİLE OLMAKSIZIN KARDEŞİYLE GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL İLİŞKİ AYRI SUÇ VASIFLARI ALTINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Dosya kapsamına göre sanık, mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce değişik tarihlerde mağdureye yönelik cinsel davranışlarda bulunmaya başlamıştır. Eylemler ilk aşamada cinsel organını mağdurenin vücuduna sürtmek biçiminde gerçekleşmiş, ilerleyen dönemde ise mağdurenin on beş yaşını tamamlamasının ardından anal ve vajinal cinsel ilişki meydana gelmiştir.

    Dosyada mağdurenin aşamalardaki anlatımları yanında sanığın ikrar içeren kolluk ve sorgu beyanları ile mağdurenin hamileliği sonucunda oluşan ceninin biyolojik babasının sanık olduğunu gösteren rapor bulunmaktadır. Bu deliller birlikte değerlendirildiğinde sanık ile mağdure arasındaki cinsel eylemlerin uzun bir zaman dilimine yayıldığı ve mağdurenin yaşı değiştikçe eylemlerin hukuki niteliğinin de değiştiği kabul edilmiştir.

    İlk derece mahkemesi sanığın bütün eylemlerini çocuğun nitelikli cinsel istismarı kapsamında değerlendirmiş ve TCK 103 hükümleri uyarınca mahkûmiyetine karar vermiştir. Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu hukuki nitelendirmeyi isabetli bulmamıştır. Daireye göre mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önceki eylemler ile bu yaşı tamamladıktan sonraki rızaya dayalı cinsel ilişkilerin aynı suç tipi içerisinde değerlendirilmesi mümkün değildir.

    Mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce sanığın gerçekleştirdiği cinsel davranışlarda mağdurun rızasının hukuken geçerli olması mümkün değildir. Bu dönemdeki eylemler TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturur. Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonra gerçekleşen anal ve vajinal ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmesi hâlinde TCK 104 hükümleri gündeme gelmektedir.

    Somut olayda sanık ile mağdure kardeş olduğundan, TCK 104/1’deki temel şekil değil TCK 104/2’deki nitelikli düzenleme uygulanmalıdır. Çünkü Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi uyarınca kardeşler arasında kesin evlenme yasağı bulunmaktadır. Böylece mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonraki cinsel ilişkinin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

    Kararın önemli yönlerinden biri de mağdurun yaşının suç süreci içerisinde değişmesinin sonuçlarıdır. Aynı fail ile aynı mağdur arasındaki cinsel eylemlerin kesintisiz bir ilişki içerisinde meydana gelmesi, mağdurun farklı yaş dönemlerinde gerçekleştirilen hareketlerin zorunlu olarak tek suç vasfına tabi tutulmasını gerektirmez. Mağdurun yaşının kanunun belirlediği eşikleri geçmesiyle birlikte hukuki değerlendirme de değişebilir.

    Nitekim Yargıtay, sanığın mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önceki eylemleri bakımından TCK 103 hükümlerinin, on beş yaşını tamamlamasından sonraki cinsel ilişki bakımından ise TCK 104/2’nin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Böylelikle mağdurun yaşı ve eylemin gerçekleştirildiği tarih suç vasfının belirlenmesinde esas alınmıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, kardeşler arasındaki cinsel eylemlerde mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleştirilen cinsel davranışların TCK 103 kapsamında, mağdurun on beş yaşını tamamlamasından sonra cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin ise kardeşler arasında evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 27.10.2022, E. 2021/22918, K. 2022/9622

    TCK 104/2 – EVLENME YASAĞI BULUNAN YEĞENLE BİRDEN FAZLA KEZ CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMESİ HÂLİNDE TCK 104/2 İLE BİRLİKTE ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANABİLİR

    Somut olayda sanık, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış yeğeniyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girmiştir. Mağdurenin aşamalarda verdiği istikrarlı beyanları, sanığın soruşturma aşamasındaki ikrar içerikli anlatımları, taraflar arasındaki mesaj kayıtları ve dosyadaki tıbbi deliller birlikte değerlendirilmiştir.

    Sanık yargılamanın ilerleyen aşamalarında mağdureyle yalnızca bir kez cinsel ilişkiye girdiğini ileri sürmüştür. Ancak ilk derece mahkemesi, mağdurenin değişmeyen anlatımları ve sanığın soruşturma aşamasındaki beyanları karşısında bu savunmaya itibar etmemiştir. Sanığın yeğeni olan mağdureyle değişik tarihlerde birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiği sabit kabul edilmiştir.

    Sanık ile mağdure arasında TMK 129 anlamında evlenme yasağı bulunmaktadır. Amca veya dayı ile yeğen arasındaki evlilik kanunen yasak olduğundan, mağdurenin on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması ve cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmesi hâlinde eylem TCK 104/2 kapsamındadır.

    Burada mağdurenin cinsel ilişkiye rıza göstermesi suçun oluşumunu ortadan kaldırmamaktadır. TCK 104/2’nin yapısı zaten TCK 104 kapsamında bulunan, yani on beş yaşını tamamlamış çocukla rızaya dayalı cinsel ilişkinin belirli kişiler tarafından gerçekleştirilmesini daha ağır yaptırıma bağlamaktadır. Evlenme yasağı bulunan kişi tarafından gerçekleştirilen eylem, kanun koyucu tarafından temel şekle göre daha ağır değerlendirilmiştir.

    Somut olayın bir başka özelliği, mağdurenin sanığın eylemleri sonucunda hamile kalmış olmasıdır. Dosya kapsamına göre mağdurenin gebeliği on sekizinci haftaya ulaştığında mahkeme kararı doğrultusunda sonlandırılmıştır. Yerel mahkeme, suçun işleniş biçimi ve meydana gelen sonuçları temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde dikkate almıştır.

    Sanığın aynı mağdura karşı farklı tarihlerde birden fazla kez TCK 104/2 kapsamındaki suçu işlemesi nedeniyle TCK 43/1’deki zincirleme suç hükümleri de uygulanmıştır. Mahkeme, TCK 104/2 uyarınca belirlediği temel cezayı, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı suçu değişik zamanlarda birden fazla kez gerçekleştirmesi nedeniyle artırmıştır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi de sanığın birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiğine ilişkin maddi olgu kabulünde hukuka aykırılık görmemiştir. Böylelikle TCK 104/2’nin tek bir cinsel ilişkiyle tamamlanan bir suç olmakla birlikte, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda tekrarlanması hâlinde koşulları varsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceği ortaya konulmuştur.

    Sonuç olarak Yargıtay, aralarında evlenme yasağı bulunan amca/dayı ile on beş-on sekiz yaş grubundaki yeğen arasında cebir, tehdit ve hile olmaksızın birden fazla kez cinsel ilişki gerçekleşmesi hâlinde her eylemin TCK 104/2 kapsamında olduğu ve eylemlerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde tekrarlanması durumunda TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceği yönündeki kabulü hukuka uygun bulmuştur.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 19.10.2023, E. 2023/6717, K. 2023/6294

    TCK 104/2 – EVLENME YASAĞI BULUNAN KİŞİ TARAFINDAN İŞLENEN REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇU ŞİKÂYETE BAĞLI DEĞİLDİR; MAĞDURUN RIZASI VE ŞİKÂYETÇİ OLMAMASI KOVUŞTURMAYA ENGEL OLMAZ

    Somut olayda sanık ile mağdur arasında TCK 104/2 anlamında evlenme yasağı bulunduğu ve mağdurun on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış olduğu kabul edilmiştir. Taraflar arasında gerçekleşen cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile yoluyla gerçekleştirildiği tespit edilmemiştir.

    TCK 104’ün birinci ve ikinci fıkraları arasındaki en önemli farklardan biri soruşturma ve kovuşturma şartıdır. Birinci fıkrada on beş-on sekiz yaş grubundaki çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişkiye girilmesi mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur. İkinci fıkrada ise aynı nitelikteki ilişkinin mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde şikâyet şartı kaldırılmıştır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, TCK 104/2’nin kapsamını değerlendirirken hükmün gerekçesini de dikkate almıştır. Kanun koyucunun bu düzenlemeyle ensest nitelikteki ilişkileri TCK 104/1’deki temel şekle göre daha ağır yaptırıma bağladığı ve bunların soruşturulması ile kovuşturulmasını mağdurun iradesine bırakmadığı belirtilmiştir.

    Dolayısıyla TCK 104/2 bakımından mağdurun cinsel ilişkiye rıza göstermiş olması ile mağdurun sanıktan şikâyetçi olması birbirinden farklı meselelerdir. Rızanın bulunması, eylemin TCK 103 yerine TCK 104 kapsamında değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Ancak eylem TCK 104/2 kapsamına girdikten sonra mağdurun şikâyetçi olmaması davanın düşmesine yol açmaz.

    Aynı şekilde mağdurun soruşturma sırasında şikâyetçi olup daha sonra şikâyetinden vazgeçmesi de TCK 104/2 yönünden kovuşturmayı sona erdirmez. Çünkü suçun soruşturulması ve kovuşturulması kanun gereği resen yapılmaktadır.

    Bu husus özellikle TCK 104/1 ile 104/2’nin ayrılmasında önemlidir. Fail ile mağdur arasında TMK 129 anlamında evlenme yasağı bulunup bulunmadığı doğru biçimde tespit edilmelidir. Evlenme yasağı yoksa ve eylem TCK 104/1 kapsamında kalıyorsa şikâyet şartı aranacak; evlenme yasağı varsa ikinci fıkra uyarınca resen soruşturma ve kovuşturma yapılacaktır.

    Bununla birlikte evlenme yasağı kavramı geniş yorumlanamaz. Fail ile mağdur arasında sosyal, ailevi veya fiilî bir yakınlığın bulunması yeterli değildir. İlişkinin TMK 129 kapsamında hukuken evlenme yasağı doğurması gerekir. Bu şartın bulunması hâlinde TCK 104/2’nin şikâyete bağlı olmayan yapısı uygulanır.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi ile on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdur arasında cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin mağdurun şikâyetine bağlı olmadığını; mağdurun ilişkiye rıza göstermesinin veya sanıktan şikâyetçi olmamasının soruşturma ve kovuşturmayı engellemeyeceğini kabul etmektedir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 20.12.2022, E. 2021/16571, K. 2022/11683

    TCK 104/2 – BAŞKA BİR SUÇ İÇİN VERİLEN İLETİŞİMİN DENETLENMESİ KARARI SIRASINDA TESADÜFEN ELDE EDİLEN TCK 104/2’YE İLİŞKİN KAYITLAR, BU SUÇ CMK 135’TEKİ KATALOG SUÇLAR ARASINDA BULUNMADIĞINDAN DELİL OLARAK KULLANILAMAZ

    Somut olayda soruşturma makamları, kasten öldürme suçuna ilişkin yürütülen başka bir soruşturma kapsamında CMK 135 uyarınca iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbirine başvurmuştur. Bu tedbirin uygulanması sırasında TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçuna ilişkin telefon görüşmeleri tesadüfen elde edilmiştir.

    Soruşturma makamları bu görüşme kayıtlarından hareketle TCK 104/2 kapsamında ayrıca soruşturma yürütmüş; sanık ve mağdurenin beyanları da söz konusu iletişim kayıtları esas alınarak alınmıştır. İlk derece mahkemesi sonuçta sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise delilin elde edilme yöntemini CMK 135 ve 138 kapsamında incelemiştir. CMK 135, iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanabileceği suçları sınırlı olarak saymaktadır. TCK 104/2’de düzenlenen aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçu bu katalog içerisinde yer almamaktadır.

    CMK 138/2 uyarınca hukuka uygun olarak yürütülen iletişimin denetlenmesi sırasında başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek delil elde edilirse, bu delilin kullanılabilmesi için tesadüfen öğrenilen suçun da CMK 135/8 kapsamında sayılan katalog suçlardan olması gerekir.

    TCK 104/2 katalog suçlardan biri olmadığı için, kasten öldürme soruşturması kapsamında yapılan telefon dinlemesinde tesadüfen elde edilen TCK 104/2’ye ilişkin görüşme kayıtlarının bu suç yönünden delil olarak kullanılması mümkün değildir. Daire bu kayıtları yasak delil niteliğinde değerlendirmiştir.

    Kararın daha önemli kısmı, yasak delilden hareketle elde edilen sonraki beyanların durumudur. Sanık ile mağdurenin ifadelerinin de hukuka aykırı kabul edilen iletişimin tespiti tutanakları esas alınarak alındığı anlaşılmıştır. Daire bu nedenle söz konusu beyanların da mahkûmiyetin dayanağı hâline getirilemeyeceğini belirtmiştir.

    Ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılması amaç olmakla birlikte bu amaca her yöntemle ulaşılması mümkün değildir. Anayasa ve CMK hükümleri gereğince hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş deliller hükme esas alınamaz. TCK 104/2 gibi ağır yaptırımı bulunan bir suç söz konusu olsa dahi delil yasaklarının uygulanmasından vazgeçilemez.

    Bu nedenle Yargıtay, yasak deliller çıkarıldıktan sonra dosyada sanığın mahkûmiyetini sağlayacak hukuka uygun ve yeterli delil bulunup bulunmadığını esas almış; hukuka aykırı delillerin mahkûmiyetin temelini oluşturması nedeniyle verilen kararı hukuka aykırı bulmuştur.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/2 suçunun CMK 135/8’deki katalog suçlardan olmaması nedeniyle başka bir suç için hukuka uygun olarak gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen TCK 104/2’ye ilişkin kayıtların CMK 138/2 kapsamında kullanılamayacağını; bu kayıtların yasak delil olduğunu ve bunlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 17.02.2022, E. 2021/24461, K. 2022/1375

    TCK 104/2 – MAĞDURENİN CİNSEL İLİŞKİNİN GERÇEKLEŞME BİÇİMİNE İLİŞKİN ÇELİŞKİLİ BEYANLARI VE ADLİ TIP BULGULARININ EYLEMİ KESİN OLARAK DOĞRULAMAMASI HÂLİNDE, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GÖZETİLMEDEN MAHKÛMİYET KURULAMAZ

    Somut olayda sanık hakkında, aralarında evlenme yasağı bulunan ve suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği iddiasıyla TCK 104/2 kapsamında kamu davası yürütülmüştür. İlk derece mahkemesi sanığın eylemini sabit görerek TCK 104/2 uyarınca mahkûmiyetine ve takdiri indirim uygulanmak suretiyle 8 yıl 4 ay hapis cezasına hükmetmiştir.

    Dosyanın kanun yolu incelemesinde asıl uyuşmazlık, taraflar arasında TCK 104/2’nin aradığı anlamda bir cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin her türlü şüpheden uzak biçimde ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmıştır. Mağdurenin olayın gerçekleşme biçimine ilişkin kolluk aşamasındaki anlatımı ile ilk derece mahkemesindeki anlatımı arasında farklılıklar bulunduğu belirlenmiştir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi özellikle mağdurenin cinsel eylemin ne şekilde gerçekleştirildiğine dair anlatımlarının kendi içerisinde tutarlı olmamasına önem vermiştir. Cinsel suçlarda mağdur beyanının delil değeri yüksek olmakla birlikte, bu durum mağdurun her beyanının hiçbir değerlendirme yapılmaksızın mahkûmiyet için yeterli kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Beyanın aşamalar boyunca tutarlılığı, olayın diğer delilleriyle uyumu ve maddi bulgular tarafından desteklenip desteklenmediği değerlendirilmelidir.

    Dosyada bulunan İstanbul Anadolu Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün 26.06.2020 tarihli raporunda mağdurede bir çatlak tespit edilmiş olmakla birlikte, söz konusu bulgunun yalnızca cinsel ilişki sonucunda meydana gelebilecek nitelikte olmadığı, cinsel eylem dışındaki nedenlerle de oluşabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle adli rapor, sanığın isnat edilen biçimde cinsel ilişkiye girdiğini tek başına kesin olarak ortaya koyan bir delil niteliğinde görülmemiştir.

    Ceza yargılamasında sanığın mahkûmiyeti ihtimale veya kuvvetli şüpheye değil, her türlü makul şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. Sanığın savunması ile mağdurenin farklı aşamalardaki anlatımları ve tıbbi bulgular birlikte değerlendirildiğinde, suçun maddi unsurunun gerçekleştiğinin kesin biçimde ortaya konulup konulmadığı ayrıca tartışılmalıdır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu nedenle ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet gerekçesini yeterli görmemiştir. Daire, mağdurenin anlatımlarındaki çelişkiler ve adli raporun kesin nitelikte olmaması karşısında sübuta ilişkin kabulün dosya içeriğiyle örtüşmediğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddeden kararını bozmuştur.

    Uyuşmazlık daha sonra Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Böylelikle TCK 104/2 bakımından yalnızca fail ile mağdur arasında evlenme yasağının bulunmasının mahkûmiyet için yeterli olmadığı; suçun maddi unsurunu oluşturan cinsel ilişkinin de ceza muhakemesinin genel ispat kurallarına uygun şekilde kanıtlanması gerektiği ortaya konulmuştur.

    Sonuç olarak Yargıtay uygulamasında, TCK 104/2 bakımından fail ile mağdur arasında evlenme yasağı bulunsa dahi cinsel ilişkinin gerçekleştiği her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalı; mağdurun eylemin gerçekleşme biçimine ilişkin çelişkili anlatımları ile cinsel ilişki dışında başka nedenlerle de meydana gelebilecek tıbbi bulgular birlikte değerlendirilmeden mahkûmiyet hükmü kurulmamalıdır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/184, K. 2023/694

    TCK 104/2 – MAĞDURENİN ON BEŞ YAŞINDAN ÖNCE BAŞLAYIP ON BEŞ YAŞINDAN SONRA DA DEVAM EDEN RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİLERİNDE, MAĞDURUN YAŞ DEĞİŞİMİ SUÇ VASFININ BELİRLENMESİNDE DİKKATE ALINMALIDIR

    Somut olayda sanık ile mağdur arasında yakın hısımlık ilişkisi bulunmaktadır. Taraflar öz dayı ile yeğen olup aralarındaki yaş farkının yaklaşık iki buçuk yıl olduğu belirlenmiştir. Cinsel ilişkiler mağdur henüz on dört yaşındayken başlamış ve mağdur on yedi yaşına gelinceye kadar farklı tarihlerde devam etmiştir.

    Dosyanın dikkat çekici yönlerinden biri, hem mağdurun hem de sanığın yaşlarının olayların devam ettiği zaman içerisinde TCK’nın farklı hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek biçimde değişmiş olmasıdır. İlk cinsel ilişkilerin gerçekleştiği dönemde mağdur on beş yaşını tamamlamamış, sanık ise on beş-on sekiz yaş grubunda bulunmuştur. Sonraki dönemde mağdur on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış, sanık ise reşit hâle gelmiştir.

    Mağdurun on beş yaşını tamamlamadığı dönemde cinsel ilişkiye rıza göstermesinin TCK 103 bakımından hukuki değeri bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu dönemde vajinal yoldan gerçekleştirilen cinsel ilişkiler, diğer şartların da bulunması hâlinde TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturmaktadır.

    Ancak mağdurun on beş yaşını tamamlamasından sonraki dönem farklıdır. Bu dönemde cebir, tehdit, hile veya mağdurun iradesini etkileyen başka bir neden bulunmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkiler TCK 104 kapsamında değerlendirilmelidir. Sanık ile mağdurun dayı-yeğen olması nedeniyle aralarında Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi anlamında evlenme yasağı bulunduğundan, bu aşamada TCK 104/2 gündeme gelmektedir.

    Yargıtay önündeki önemli hukuki sorunlardan biri, uzun süre devam eden cinsel ilişkilerin mağdurun on beş yaşını tamamlaması nedeniyle bölünerek farklı suçlar şeklinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir. Dosyada bu konuda çoğunluk görüşü yanında ayrıntılı karşı oylar da ortaya çıkmıştır.

    Karşı oyda, mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önceki dönemdeki eylemlerin TCK 103/2 ve hısımlık nedeniyle ilgili nitelikli hâl kapsamında, on beş yaşını tamamlamasından sonraki eylemlerin ise TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca her suç grubunun kendi içerisinde zincirleme biçimde gerçekleştiği görüşü savunulmuştur.

    Burada mağdur ile fail arasında devam eden duygusal veya cinsel ilişkinin tek başına bütün eylemleri aynı suç hâline getirmeyeceği önem taşımaktadır. Ceza normunun mağdurun yaşına göre farklı hukuki koruma sistemleri oluşturması nedeniyle, eylemin gerçekleştirildiği tarihte mağdurun hangi yaş grubunda bulunduğu belirlenmeden suç vasfı tayin edilemez.

    Bu karar özellikle TCK 103 ile TCK 104/2’nin sınırlarının belirlenmesi bakımından önemlidir. Mağdur on beş yaşından küçükken başlayan ilişkinin on beş yaşından sonra da devam etmesi, sonraki eylemlerin otomatik biçimde TCK 103 kapsamında kalacağı anlamına gelmez. Her dönem kendi maddi ve hukuki şartları içerisinde değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay incelemesinde, evlenme yasağı bulunan kişiler arasındaki cinsel ilişkinin mağdur on beş yaşından küçükken başlayıp on beş yaşından sonra da devam ettiği olaylarda mağdurun her eylem tarihindeki yaşının esas alınması; on beş yaşından önceki ve sonraki eylemlerin TCK 103 ile TCK 104/2 arasındaki farklılıklar gözetilerek hukuken nitelendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 25.05.2023, E. 2022/14997, K. 2023/3920

    TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINDAN KÜÇÜK OLDUĞU DÖNEMDEKİ EYLEMLER İLE ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRAKİ EYLEMLERİN AYRI AYRI CEZALANDIRILMASI HER OLAYDA ZORUNLU DEĞİLDİR; ZİNCİRLEME SUÇ VE SONUÇ CEZA YÖNÜNDEN SANIK LEHİNE DEĞERLENDİRME YAPILMALIDIR

    Somut olayda sanık, öz dayısı olduğu mağdurla mağdur henüz on beş yaşını tamamlamadan önce cinsel ilişkiye girmeye başlamış ve bu ilişki mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra da devam etmiştir. Sanık ilk eylemler sırasında çocuk yaşta, sonraki eylemler sırasında ise reşittir.

    İlk bakışta mağdurun on beş yaşından önceki cinsel ilişkilerinin TCK 103/2, on beş yaşından sonraki rızaya dayalı ilişkilerinin ise aralarındaki dayı-yeğen ilişkisi nedeniyle TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Ancak Yargıtay önünde tartışılan sorun, bu hukuki ayrımın mutlaka iki bağımsız mahkûmiyet hükmü ve iki ayrı ceza sonucunu doğurup doğurmayacağıdır.

    Ceza hukukunun temel ilkesi gerçek içtima olmakla birlikte TCK 43 zincirleme suç bakımından bunun istisnalarından birini oluşturmaktadır. Aynı suçun bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı birden fazla kez işlenmesi durumunda tek cezaya hükmedilmekte ve ceza zincirleme suç nedeniyle artırılmaktadır.

    Dosyada sanığın mağdurla cinsel ilişkisinin uzun süre kesintisiz devam ettiği, eylemlerin arasında failin suç işleme iradesini yenilediğini gösterecek açık bir hukuki veya fiilî kesinti bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durum, TCK 103 ve TCK 104/2 arasındaki suç vasfı değişikliğinin zincirleme suç uygulamasına etkisi konusunda farklı hukuki görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

    Daire kararında yer alan karşı oy görüşünde TCK 103/2 ile TCK 104/2’nin maddi unsurları, muhakeme şartları ve korudukları hukuki değerler bakımından farklı suçlar olduğu, bu nedenle her iki suçtan ayrı ayrı mahkûmiyet kurulması gerektiği savunulmuştur. Buna göre mağdurun on beş yaşından önceki eylemleri kendi içerisinde TCK 103 bakımından, sonraki eylemleri ise TCK 104/2 bakımından zincirleme suç oluşturacaktır.

    Buna karşılık çoğunluk değerlendirmesinde eylemlerin bütünlüğü, arada hukuki veya fiilî kesinti bulunmaması ve sonuç cezanın sanık bakımından ortaya çıkaracağı sonuçlar ayrıca dikkate alınmıştır. Böylelikle yalnızca maddi olayın farklı zaman dilimlerinde farklı kanun hükümlerine temas etmesi değil, suçların bütününe uygulanacak yaptırımın ceza adaleti ve lehe değerlendirme bakımından sonucu da tartışılmıştır.

    Kararın bu yönü TCK 104/2 uygulamasında önem taşımaktadır. Özellikle mağdurun on beşinci yaşını uzun süre devam eden bir ilişki içerisinde tamamlaması hâlinde mahkeme, yalnızca takvimsel olarak eylemleri ikiye bölmekle yetinmemeli; suçların hukuki niteliğini, zincirleme suç şartlarını, failin yaşını ve ortaya çıkacak sonuç cezayı birlikte değerlendirmelidir.

    Bununla birlikte TCK 103 ile TCK 104/2’nin birbirinden farklı suç tipleri olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle sonraki Yargıtay kararlarında mağdurun yaş dönemlerine göre eylemlerin hukuki nitelendirilmesine büyük önem verildiği görülmektedir. Dolayısıyla bu karar, her olayda TCK 103 ile TCK 104/2’nin tek suç kabul edileceği şeklinde yorumlanmamalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay incelemesinde, mağdurun on beş yaşından önce başlayıp on beş yaşından sonra devam eden cinsel ilişkilerinde suç vasfının yaş dönemlerine göre belirlenmesi gerektiği; bunun yanında arada hukuki veya fiilî kesinti bulunup bulunmadığı, zincirleme suç şartları ve ayrı ayrı cezalandırmanın doğuracağı sonuçların da somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 25.05.2023, E. 2022/14997, K. 2023/3920

    TCK 104/2 – YEĞENİYLE UZUN SÜRE VE BİRDEN FAZLA KEZ CİNSEL İLİŞKİYE GİREN FAIL HAKKINDA, EYLEMLERİN AYNI SUÇ İŞLEME KARARI KAPSAMINDA TEKRARLANMASI HÂLİNDE TCK 43/1 UYARINCA ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI HUKUKA UYGUNDUR

    Somut olayda sanığın aralarında evlenme yasağı bulunan yeğeniyle cinsel ilişkiye girdiği ve bu ilişkinin tek bir olayla sınırlı kalmayıp değişik tarihlerde tekrarlandığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi mağdurenin aşamalardaki anlatımlarını, sanığın soruşturma aşamasındaki ikrar içeren savunmasını, taraflar arasındaki mesaj kayıtlarını ve Adli Tıp raporunu birlikte değerlendirmiştir.

    Mağdure, sanığın kendisiyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiğini aşamalarda istikrarlı biçimde anlatmıştır. Sanık ise yargılamanın sonraki aşamalarında mağdureyle yalnızca bir defa cinsel ilişkiye girdiğini ileri sürmüş olmakla birlikte, soruşturma aşamasındaki ikrarı ve diğer deliller karşısında bu savunmaya itibar edilmemiştir.

    Mahkeme sanığın eylemini TCK 104/2 kapsamında değerlendirmiştir. Çünkü sanık ile mağdure arasında yeğenlik ilişkisi bulunmakta ve bu ilişki Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesinde düzenlenen evlenme yasakları içerisinde yer almaktadır. Cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmesi, mağdurenin on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması karşısında eylemin TCK 104/2 kapsamında olduğu kabul edilmiştir.

    Dosyanın önemli özelliklerinden biri mağdurenin sanığın eylemleri sonucunda hamile kalmasıdır. Mağdurenin gebeliğinin on sekiz haftayı aşan bir döneme ulaştığı ve mahkeme kararı üzerine sonlandırıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi bu sonucu, suçun işleniş biçimi ve meydana gelen zararın ağırlığıyla birlikte TCK 61 kapsamında temel cezanın belirlenmesinde dikkate almıştır.

    Sanığın mağdureyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiğinin sabit görülmesi üzerine ayrıca TCK 43/1 uygulanmıştır. Mahkeme, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı mağdura karşı TCK 104/2 kapsamındaki suçu birden fazla kez işlediğini kabul ederek temel cezayı zincirleme suç nedeniyle artırmıştır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mahkemenin sanığın eylemlerinin birden fazla olduğuna ilişkin kabulünü dosya kapsamıyla uyumlu bulmuştur. Özellikle mağdurun istikrarlı anlatımları ile sanığın soruşturma aşamasındaki ikrarının birlikte değerlendirilmesi, sonraki aşamada ileri sürülen “yalnızca bir kez ilişki gerçekleşti” savunmasının reddedilmesi bakımından yeterli görülmüştür.

    Karar TCK 104/2’nin tek bir cinsel ilişkiyle tamamlanan bir suç olmasına rağmen, eylemin farklı tarihlerde tekrarlanması durumunda her cinsel ilişkinin yeni bir ihlal meydana getirdiğini göstermektedir. Ancak aynı suç işleme kararı altında ve aynı mağdura karşı gerçekleştirilen eylemlerde TCK 43/1’in şartları oluştuğunda ayrı ayrı ceza yerine zincirleme suç hükümleri uygulanabilmektedir.

    Sonuç olarak Yargıtay, aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından aynı reşit olmayan mağdurla değişik tarihlerde birden fazla kez cinsel ilişkiye girilmesi ve eylemlerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirilmesi hâlinde TCK 104/2 ile birlikte TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini; eylemlerin sayısının mağdurun istikrarlı anlatımları, sanığın ikrarı ve diğer delillerle belirlenebileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 19.10.2023, E. 2023/6717, K. 2023/6294

    TCK 104/2 – ON YEDİ YAŞINDAKİ MAĞDURENİN ÖZ AMCASIYLA CİNSEL İLİŞKİLERİNDE CEBİR VEYA TEHDİT KULLANILDIĞI HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK İSPATLANAMAMIŞSA, EYLEMLER TCK 103 DEĞİL ZİNCİRLEME ŞEKİLDE TCK 104/2 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdure ile yirmi üç yaşındaki öz amcası olan sanık arasında 2016 yılı Ağustos ayında iki kez cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Mağdurenin daha sonra hamile olduğunun anlaşılması üzerine olay adli makamlara intikal etmiş; yapılan DNA incelemesinde sanığın doğan çocuğun biyolojik babası olduğu %99,99 ihtimalle belirlenmiştir. Böylelikle sanık ile mağdure arasında cinsel ilişki bulunduğu konusunda herhangi bir tereddüt kalmamıştır.

    Uyuşmazlık cinsel ilişkinin varlığından değil, mağdurenin bu ilişkilere rıza gösterip göstermediğindenkaynaklanmıştır. Mağdure, sanığın kendisini zorladığını ve tehdit ettiğini ileri sürmüş; sanık ise cinsel ilişkilerin mağdurenin rızasıyla gerçekleştiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi mağdurenin anlatımlarına üstünlük tanıyarak sanığın eylemlerini çocuğun nitelikli cinsel istismarı olarak kabul etmiştir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise mağdurenin aşamalardaki beyanlarını, tanık anlatımlarını, olayın ortaya çıkış biçimini ve zamanını, sanığın savunmalarını ve diğer delilleri birlikte değerlendirmiştir. Daire, sanığın zor kullandığının her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle cinsel ilişkinin cebir veya tehditle gerçekleştirildiği kabul edilerek TCK 103 kapsamında mahkûmiyet kurulmasını hukuka uygun görmemiştir.

    Uyuşmazlık direnme üzerine Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Kurul, mağdurenin hamileliğinin ailesi tarafından öğrenilmesine kadar olayın ortaya çıkmamasını tek başına rızanın bulunmadığını gösteren bir olgu olarak değerlendirmemiştir. Öz amcasından hamile kalan on yedi yaşındaki mağdurenin aile ve sosyal çevresinden gelecek tepkilerden çekinerek ilişkiyi saklamasının hayatın olağan akışına aykırı olmadığı değerlendirilmiştir.

    Özellikle ikinci cinsel ilişkinin, düğün nedeniyle çok sayıda yakın akrabanın bulunduğu bir ortamda gerçekleşmiş olması da değerlendirmeye alınmıştır. Mağdurenin anlatımına göre bu ilişkinin yaklaşık yirmi-yirmi beş dakika devam ettiği, olayın bazı yönlerinin tanık anlatımıyla da doğrulandığı görülmüştür. Ceza Genel Kurulu bütün bu olgular karşısında sanığın mağdureyle zor kullanarak cinsel ilişkiye girdiği iddiasının şüphede kaldığı sonucuna ulaşmıştır.

    Ceza yargılamasında bu şüphenin sanık aleyhine yorumlanması mümkün değildir. Mağdur beyanı cinsel suçlarda son derece önemli olmakla birlikte, mahkûmiyetin her türlü makul şüpheden uzak delillere dayanması zorunludur. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cebir, tehdit veya hilenin kesin olarak ispatlanamaması karşısında TCK 103 yerine TCK 104 hükümleri gündeme gelmektedir.

    Sanık mağdurenin öz amcasıdır. Türk Medeni Kanunu uyarınca amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunduğundan eylem TCK 104/1’in temel şekli kapsamında değil, doğrudan TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmelidir. Ayrıca cinsel ilişkilerin iki farklı tarihte gerçekleşmesi ve aynı suç işleme kararı kapsamında bulunması nedeniyle TCK 43/1’deki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca bu hukuki nitelendirmenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna etkisini de değerlendirmiştir. Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cinsel ilişkilere yönelik rızasının bulunduğunun kabul edilmesi karşısında, somut olayda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da kanuni unsurlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, on beş yaşını tamamlamış mağdure ile aralarında evlenme yasağı bulunan öz amcası arasındaki cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hileyle gerçekleştirildiği her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlanamadığında TCK 103 uygulanamayacağını; eylemlerin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi ve birden fazla ilişkinin bulunması hâlinde şartları oluşmuşsa TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92

    TCK 104/2 – AMCA İLE ON YEDİ YAŞINDAKİ YEĞEN ARASINDA BİRDEN FAZLA CİNSEL İLİŞKİ BULUNMASI HÂLİNDE, EYLEMLERİN RIZAYA DAYALI OLDUĞU KABUL EDİLİRSE TCK 104/2 İLE BİRLİKTE TCK 43/1 UYGULANMALIDIR

    Somut olayda sanık, öz yeğeni olan ve suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdureyle 2016 yılı Ağustos ayında iki farklı tarihte cinsel ilişkiye girmiştir. Olay, mağdurenin aylar sonra hamile olduğunun ailesi tarafından anlaşılması üzerine ortaya çıkmıştır. Mağdure başlangıçta hamileliğini ve çocuğun babasının kim olduğunu ailesinden gizlemiş, daha sonra sanığın kimliğini açıklamıştır.

    Yapılan biyolojik incelemede sanığın, mağdurenin dünyaya getirdiği bebeğin biyolojik babası olduğu çok yüksek ihtimalle tespit edilmiştir. Dolayısıyla cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir ispat sorunu bulunmamaktadır. Asıl uyuşmazlık, cinsel ilişkilerin mağdurenin rızası dışında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve buna bağlı olarak suçun TCK 103 veya TCK 104/2 kapsamında kalıp kalmadığıdır.

    İlk derece mahkemesi sanığın mağdureyi zorlayarak cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmişse de Yargıtay, cebir unsurunun kesin biçimde kanıtlanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ceza Genel Kurulu da sanığın savunmasının aksini ortaya koyan ve cebir kullanıldığını her türlü şüpheden uzak şekilde gösteren yeterli delil bulunmadığını değerlendirmiştir.

    Bu noktada mağdurenin olayları ailesinden gizlemiş olması üzerinde özellikle durulmuştur. Kurula göre on yedi yaşındaki bir kişinin öz amcasıyla cinsel ilişkiye girdiğinin ve bundan hamile kaldığının ailesi tarafından öğrenilmesinden çekinmesi olağandır. Dolayısıyla ilişkinin uzun süre saklanmış olması tek başına ilişkinin zorla gerçekleştirildiğini göstermez.

    Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması nedeniyle rızasının hukuki değerlendirmede önemi bulunmaktadır. Bu yaş grubundaki çocuğa yönelik cinsel davranışın TCK 103 kapsamında değerlendirilebilmesi için kanunda belirtilen cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen diğer nedenlerin somut olayda ortaya konulması gerekir. Bunlar kanıtlanamadığında ve cinsel ilişki gerçekleştiğinde TCK 104 gündeme gelir.

    Ancak fail sıradan bir kişi değildir. Sanık mağdurenin öz amcasıdır ve taraflar arasında kanunen evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle TCK 104/1 yerine daha ağır yaptırım öngören TCK 104/2 uygulanmalıdır. TCK 104/2’nin uygulanması bakımından mağdurun ayrıca şikâyetçi olması aranmadığından mağdurenin şikâyet iradesi de suçun takibine etki etmez.

    Somut olayda tek bir cinsel ilişki de bulunmamaktadır. Cinsel ilişkilerin 2016 yılı Ağustos ayında iki kez gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi nedeniyle TCK 43/1 bakımından da değerlendirme yapılmıştır. Aynı mağdura karşı, aynı suç işleme kararı kapsamında ve değişik zamanlarda gerçekleştirilen TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkiler zincirleme suç oluşturabilir.

    Bu nedenle her cinsel ilişki nedeniyle ayrı ayrı TCK 104/2 cezası verilmesi yerine, somut olayın şartları itibarıyla bir suçtan belirlenen cezanın TCK 43/1 uyarınca artırılması gerekir. Ceza Genel Kurulunun ulaştığı sonuç da sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu yönündedir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, öz amca ile on yedi yaşındaki yeğen arasında farklı tarihlerde gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin cebir, tehdit veya hileye dayandığı ispatlanamadığında TCK 104/2 kapsamında kaldığını ve aynı suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla cinsel ilişkinin bulunması hâlinde TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92

    TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE ON BEŞ YAŞINDAN SONRA KARDEŞLER ARASINDA GERÇEKLEŞEN RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ AYRI AYRI BELİRLENMELİDİR

    Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Sanığın mağdure henüz on beş yaşını tamamlamadan önce değişik tarihlerde mağdurenin vücuduna sürtünme şeklinde cinsel davranışlarda bulunduğu, mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonraki dönemde ise anal ve vajinal yoldan cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılmıştır.

    İlk derece mahkemesi eylemleri bütün hâlinde değerlendirerek sanığı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırmıştır. Dosyanın kanun yolu incelemesinde ise mağdurenin yaşının değişmesiyle birlikte sanığın eylemlerinin hukuki niteliğinin de değişip değişmediği uyuşmazlık konusu olmuştur.

    Mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleştirilen cinsel davranışlar bakımından mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmamaktadır. Dolayısıyla sanığın bu dönemde gerçekleştirdiği sürtünme şeklindeki eylemler TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunun konusunu oluşturmaktadır.

    Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonraki dönemde durum farklılaşmaktadır. Dosyada son cinsel ilişkinin 2019 yılı Eylül sonu veya Ekim başında gerçekleştiği, bu sırada mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olduğu ve anal-vajinal ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştiği kabul edilmiştir.

    Sanık ile mağdure kardeş olduklarından Türk Medeni Kanunu uyarınca aralarında evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişki TCK 104/1 değil, TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturmaktadır.

    Dosyada ayrıca sanığın yaşının da eylemler devam ederken değiştiği görülmektedir. Sanığın on sekiz yaşından küçük olduğu dönemdeki eylemler bakımından TCK 31’deki yaş küçüklüğü hükümleri gündeme gelirken, on sekiz yaşını tamamladıktan sonraki eylemler bakımından yetişkin fail olarak sorumluluğu söz konusudur. Bu nedenle uzun bir zaman dilimine yayılan cinsel suçlarda yalnızca mağdurun değil, failin de her eylem tarihindeki yaşının belirlenmesi gerekir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu olayda TCK 103 ve TCK 104/2 hükümlerinin somut eylemlere ayrı ayrı uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların değerlendirilmesi gerektiği yönünde bozma kararı vermiştir. Bozma sonrasında yerel mahkeme sanığı TCK 104/2 kapsamında zincirleme suçtan mahkûm etmiş ve bu hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesince onanmıştır.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise TCK 103 kapsamındaki önceki eylemler ile TCK 104/2 kapsamındaki sonraki eylemlerin iki ayrı suç oluşturduğunu; iki suçun zincirleme suç hükümleri üzerinden tek bir suç gibi değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur. Böylelikle uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne taşınmıştır.

    Ceza Genel Kurulu önündeki tartışmanın temelinde, mağdurun on beş yaşını tamamlamasıyla birlikte cinsel eylemlere ilişkin ceza hukuku rejiminin değişmesi bulunmaktadır. Mağdurun on beş yaşından önceki dönemde hukuken geçerli kabul edilmeyen rızası ile on beş yaşından sonraki rızasının aynı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay içtihat sürecinde, mağdurun on beş yaşından önce gerçekleşen cinsel davranışları ile on beş yaşını tamamladıktan sonra kardeşiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirdiği cinsel ilişkinin suç vasfı bakımından birbirinden ayrılması gerektiği; sonraki cinsel ilişkinin kardeşler arasında evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında olduğu kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.02.2025, E. 2024/481, K. 2025/61

    TCK 104/2 – TCK 103 KAPSAMINDAKİ ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE TCK 104/2 KAPSAMINDAKİ SONRAKİ CİNSEL İLİŞKİNİN TEK BİR ZİNCİRLEME SUÇ SAYILIP SAYILAMAYACAĞI BELİRLENİRKEN, SUÇ TİPLERİNİN UNSURLARI VE MAĞDURUN YAŞ DÖNEMLERİ AYRI AYRI İNCELENMELİDİR

    Somut olayda sanığın kız kardeşine yönelik cinsel davranışları mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce başlamış ve sonraki yıllarda devam etmiştir. Mağdurenin on beş yaşından önceki dönemde sanığın sürtünme şeklindeki cinsel davranışlarına maruz kaldığı, daha sonraki dönemde ise tarafların anal ve vajinal cinsel ilişkiye girdikleri kabul edilmiştir.

    Bu olayda özellikle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması konusunda önemli bir hukuki tartışma ortaya çıkmıştır. Çünkü sanığın eylemleri aynı mağdura yönelmiş ve belirli bir zaman sürecinde devam etmiş olsa da mağdurun yaşı değiştikçe eylemlerin temas ettiği ceza normu da değişmiştir.

    On beş yaşından küçük çocuğa yönelik cinsel davranışlarda mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmadığından bu dönemdeki eylemler TCK 103 kapsamındadır. Buna karşılık mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

    Somut olayda tarafların kardeş olması nedeniyle sonraki eylem bakımından TCK 104/2 uygulanmaktadır. Böylelikle aynı fail ve aynı mağdur arasında devam eden olaylar dizisinde bir tarafta TCK 103 kapsamında cinsel istismar, diğer tarafta TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki bulunmaktadır.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu iki suçun farklı kanuni unsurlara sahip olduğunu ve zincirleme suç hükümleri uygulanarak tek suç hâline getirilemeyeceğini belirtmiştir. Başsavcılığa göre sanığın mağdurenin on beş yaşından önceki eylemleri TCK 103 kapsamında, on beş yaşından sonraki cinsel ilişki ise TCK 104/2 kapsamında bağımsız olarak cezalandırılmalıdır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise daha önce verdiği onama kararını hukuka uygun bulmuş ve Başsavcılığın CMK 308 kapsamında yaptığı itirazı reddetmiştir. Bunun üzerine dosya uyuşmazlığın çözülmesi için Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.

    Bu içtihat süreci TCK 104/2 açısından özellikle önemlidir. Zincirleme suç kurumunun uygulanmasında yalnızca failin aynı olması, mağdurun aynı olması veya eylemlerin kesintisiz biçimde devam etmesi yeterli değildir. TCK 43/1’in aradığı “aynı suç” koşulunun da değerlendirilmesi gerekir.

    TCK 103 ile TCK 104 arasında mağdurun rızasının hukuki değeri, suçun maddi hareketi, mağdurun yaş grubu ve muhakeme şartları bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle uzun süre devam eden cinsel eylemlerde mahkemenin bütün davranışları tek bir suç olarak nitelendirmek yerine, her eylemin gerçekleştiği tarihte mağdurun yaşını ve ilgili suç tipinin unsurlarını belirlemesi gerekir.

    Özellikle TCK 104/2’nin bağımsız uygulama alanının korunması gerekir. Mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra, aralarında evlenme yasağı bulunan kişiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmişse bu eylem TCK 104/2’nin tipik uygulama alanıdır. Daha önce aynı failin mağdura karşı TCK 103 kapsamında suç işlemiş olması, sonraki eylemin hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz.

    Sonuç olarak Yargıtay önündeki içtihat süreci, aynı failin aynı mağdura yönelik cinsel eylemlerinin mağdurun on beş yaşından önce başlayıp daha sonra devam ettiği durumlarda, önceki TCK 103 kapsamındaki eylemler ile sonraki TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkinin unsurlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini; yalnızca olayların devamlılığından hareketle farklı suç tiplerinin otomatik biçimde tek bir zincirleme suç içerisinde değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 13.06.2024, E. 2024/3721, K. 2024/6053

    TCK 104/2 – ON YEDİ YAŞINDAKİ MAĞDURENİN ÖZ AMCASIYLA CİNSEL İLİŞKİLERİNDE CEBİR VEYA TEHDİT KULLANILDIĞI HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK İSPATLANAMAMIŞSA, EYLEMLER TCK 103 DEĞİL ZİNCİRLEME ŞEKİLDE TCK 104/2 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdure ile yirmi üç yaşındaki öz amcası olan sanık arasında 2016 yılı Ağustos ayında iki kez cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Mağdurenin daha sonra hamile olduğunun anlaşılması üzerine olay adli makamlara intikal etmiş; yapılan DNA incelemesinde sanığın doğan çocuğun biyolojik babası olduğu %99,99 ihtimalle belirlenmiştir. Böylelikle sanık ile mağdure arasında cinsel ilişki bulunduğu konusunda herhangi bir tereddüt kalmamıştır.

    Uyuşmazlık cinsel ilişkinin varlığından değil, mağdurenin bu ilişkilere rıza gösterip göstermediğindenkaynaklanmıştır. Mağdure, sanığın kendisini zorladığını ve tehdit ettiğini ileri sürmüş; sanık ise cinsel ilişkilerin mağdurenin rızasıyla gerçekleştiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi mağdurenin anlatımlarına üstünlük tanıyarak sanığın eylemlerini çocuğun nitelikli cinsel istismarı olarak kabul etmiştir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise mağdurenin aşamalardaki beyanlarını, tanık anlatımlarını, olayın ortaya çıkış biçimini ve zamanını, sanığın savunmalarını ve diğer delilleri birlikte değerlendirmiştir. Daire, sanığın zor kullandığının her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle cinsel ilişkinin cebir veya tehditle gerçekleştirildiği kabul edilerek TCK 103 kapsamında mahkûmiyet kurulmasını hukuka uygun görmemiştir.

    Uyuşmazlık direnme üzerine Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir. Kurul, mağdurenin hamileliğinin ailesi tarafından öğrenilmesine kadar olayın ortaya çıkmamasını tek başına rızanın bulunmadığını gösteren bir olgu olarak değerlendirmemiştir. Öz amcasından hamile kalan on yedi yaşındaki mağdurenin aile ve sosyal çevresinden gelecek tepkilerden çekinerek ilişkiyi saklamasının hayatın olağan akışına aykırı olmadığı değerlendirilmiştir.

    Özellikle ikinci cinsel ilişkinin, düğün nedeniyle çok sayıda yakın akrabanın bulunduğu bir ortamda gerçekleşmiş olması da değerlendirmeye alınmıştır. Mağdurenin anlatımına göre bu ilişkinin yaklaşık yirmi-yirmi beş dakika devam ettiği, olayın bazı yönlerinin tanık anlatımıyla da doğrulandığı görülmüştür. Ceza Genel Kurulu bütün bu olgular karşısında sanığın mağdureyle zor kullanarak cinsel ilişkiye girdiği iddiasının şüphede kaldığı sonucuna ulaşmıştır.

    Ceza yargılamasında bu şüphenin sanık aleyhine yorumlanması mümkün değildir. Mağdur beyanı cinsel suçlarda son derece önemli olmakla birlikte, mahkûmiyetin her türlü makul şüpheden uzak delillere dayanması zorunludur. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cebir, tehdit veya hilenin kesin olarak ispatlanamaması karşısında TCK 103 yerine TCK 104 hükümleri gündeme gelmektedir.

    Sanık mağdurenin öz amcasıdır. Türk Medeni Kanunu uyarınca amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunduğundan eylem TCK 104/1’in temel şekli kapsamında değil, doğrudan TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmelidir. Ayrıca cinsel ilişkilerin iki farklı tarihte gerçekleşmesi ve aynı suç işleme kararı kapsamında bulunması nedeniyle TCK 43/1’deki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

    Ceza Genel Kurulu ayrıca bu hukuki nitelendirmenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna etkisini de değerlendirmiştir. Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması ve cinsel ilişkilere yönelik rızasının bulunduğunun kabul edilmesi karşısında, somut olayda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da kanuni unsurlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, on beş yaşını tamamlamış mağdure ile aralarında evlenme yasağı bulunan öz amcası arasındaki cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hileyle gerçekleştirildiği her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlanamadığında TCK 103 uygulanamayacağını; eylemlerin TCK 104/2 kapsamında değerlendirilmesi ve birden fazla ilişkinin bulunması hâlinde şartları oluşmuşsa TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92

    TCK 104/2 – AMCA İLE ON YEDİ YAŞINDAKİ YEĞEN ARASINDA BİRDEN FAZLA CİNSEL İLİŞKİ BULUNMASI HÂLİNDE, EYLEMLERİN RIZAYA DAYALI OLDUĞU KABUL EDİLİRSE TCK 104/2 İLE BİRLİKTE TCK 43/1 UYGULANMALIDIR

    Somut olayda sanık, öz yeğeni olan ve suç tarihinde on yedi yaşında bulunan mağdureyle 2016 yılı Ağustos ayında iki farklı tarihte cinsel ilişkiye girmiştir. Olay, mağdurenin aylar sonra hamile olduğunun ailesi tarafından anlaşılması üzerine ortaya çıkmıştır. Mağdure başlangıçta hamileliğini ve çocuğun babasının kim olduğunu ailesinden gizlemiş, daha sonra sanığın kimliğini açıklamıştır.

    Yapılan biyolojik incelemede sanığın, mağdurenin dünyaya getirdiği bebeğin biyolojik babası olduğu çok yüksek ihtimalle tespit edilmiştir. Dolayısıyla cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bir ispat sorunu bulunmamaktadır. Asıl uyuşmazlık, cinsel ilişkilerin mağdurenin rızası dışında gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ve buna bağlı olarak suçun TCK 103 veya TCK 104/2 kapsamında kalıp kalmadığıdır.

    İlk derece mahkemesi sanığın mağdureyi zorlayarak cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmişse de Yargıtay, cebir unsurunun kesin biçimde kanıtlanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ceza Genel Kurulu da sanığın savunmasının aksini ortaya koyan ve cebir kullanıldığını her türlü şüpheden uzak şekilde gösteren yeterli delil bulunmadığını değerlendirmiştir.

    Bu noktada mağdurenin olayları ailesinden gizlemiş olması üzerinde özellikle durulmuştur. Kurula göre on yedi yaşındaki bir kişinin öz amcasıyla cinsel ilişkiye girdiğinin ve bundan hamile kaldığının ailesi tarafından öğrenilmesinden çekinmesi olağandır. Dolayısıyla ilişkinin uzun süre saklanmış olması tek başına ilişkinin zorla gerçekleştirildiğini göstermez.

    Mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olması nedeniyle rızasının hukuki değerlendirmede önemi bulunmaktadır. Bu yaş grubundaki çocuğa yönelik cinsel davranışın TCK 103 kapsamında değerlendirilebilmesi için kanunda belirtilen cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen diğer nedenlerin somut olayda ortaya konulması gerekir. Bunlar kanıtlanamadığında ve cinsel ilişki gerçekleştiğinde TCK 104 gündeme gelir.

    Ancak fail sıradan bir kişi değildir. Sanık mağdurenin öz amcasıdır ve taraflar arasında kanunen evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle TCK 104/1 yerine daha ağır yaptırım öngören TCK 104/2 uygulanmalıdır. TCK 104/2’nin uygulanması bakımından mağdurun ayrıca şikâyetçi olması aranmadığından mağdurenin şikâyet iradesi de suçun takibine etki etmez.

    Somut olayda tek bir cinsel ilişki de bulunmamaktadır. Cinsel ilişkilerin 2016 yılı Ağustos ayında iki kez gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi nedeniyle TCK 43/1 bakımından da değerlendirme yapılmıştır. Aynı mağdura karşı, aynı suç işleme kararı kapsamında ve değişik zamanlarda gerçekleştirilen TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkiler zincirleme suç oluşturabilir.

    Bu nedenle her cinsel ilişki nedeniyle ayrı ayrı TCK 104/2 cezası verilmesi yerine, somut olayın şartları itibarıyla bir suçtan belirlenen cezanın TCK 43/1 uyarınca artırılması gerekir. Ceza Genel Kurulunun ulaştığı sonuç da sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu yönündedir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, öz amca ile on yedi yaşındaki yeğen arasında farklı tarihlerde gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin cebir, tehdit veya hileye dayandığı ispatlanamadığında TCK 104/2 kapsamında kaldığını ve aynı suç işleme kararının icrası kapsamında birden fazla cinsel ilişkinin bulunması hâlinde TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.02.2024, E. 2023/532, K. 2024/92

    TCK 104/2 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE ON BEŞ YAŞINDAN SONRA KARDEŞLER ARASINDA GERÇEKLEŞEN RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ AYRI AYRI BELİRLENMELİDİR

    Somut olayda sanık ile mağdure kardeştir. Sanığın mağdure henüz on beş yaşını tamamlamadan önce değişik tarihlerde mağdurenin vücuduna sürtünme şeklinde cinsel davranışlarda bulunduğu, mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonraki dönemde ise anal ve vajinal yoldan cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılmıştır.

    İlk derece mahkemesi eylemleri bütün hâlinde değerlendirerek sanığı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırmıştır. Dosyanın kanun yolu incelemesinde ise mağdurenin yaşının değişmesiyle birlikte sanığın eylemlerinin hukuki niteliğinin de değişip değişmediği uyuşmazlık konusu olmuştur.

    Mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleştirilen cinsel davranışlar bakımından mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmamaktadır. Dolayısıyla sanığın bu dönemde gerçekleştirdiği sürtünme şeklindeki eylemler TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunun konusunu oluşturmaktadır.

    Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonraki dönemde durum farklılaşmaktadır. Dosyada son cinsel ilişkinin 2019 yılı Eylül sonu veya Ekim başında gerçekleştiği, bu sırada mağdurenin on beş yaşını tamamlamış olduğu ve anal-vajinal ilişkinin cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştiği kabul edilmiştir.

    Sanık ile mağdure kardeş olduklarından Türk Medeni Kanunu uyarınca aralarında evlenme yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle mağdurenin on beş yaşını tamamladıktan sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişki TCK 104/1 değil, TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturmaktadır.

    Dosyada ayrıca sanığın yaşının da eylemler devam ederken değiştiği görülmektedir. Sanığın on sekiz yaşından küçük olduğu dönemdeki eylemler bakımından TCK 31’deki yaş küçüklüğü hükümleri gündeme gelirken, on sekiz yaşını tamamladıktan sonraki eylemler bakımından yetişkin fail olarak sorumluluğu söz konusudur. Bu nedenle uzun bir zaman dilimine yayılan cinsel suçlarda yalnızca mağdurun değil, failin de her eylem tarihindeki yaşının belirlenmesi gerekir.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu olayda TCK 103 ve TCK 104/2 hükümlerinin somut eylemlere ayrı ayrı uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların değerlendirilmesi gerektiği yönünde bozma kararı vermiştir. Bozma sonrasında yerel mahkeme sanığı TCK 104/2 kapsamında zincirleme suçtan mahkûm etmiş ve bu hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesince onanmıştır.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise TCK 103 kapsamındaki önceki eylemler ile TCK 104/2 kapsamındaki sonraki eylemlerin iki ayrı suç oluşturduğunu; iki suçun zincirleme suç hükümleri üzerinden tek bir suç gibi değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur. Böylelikle uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun önüne taşınmıştır.

    Ceza Genel Kurulu önündeki tartışmanın temelinde, mağdurun on beş yaşını tamamlamasıyla birlikte cinsel eylemlere ilişkin ceza hukuku rejiminin değişmesi bulunmaktadır. Mağdurun on beş yaşından önceki dönemde hukuken geçerli kabul edilmeyen rızası ile on beş yaşından sonraki rızasının aynı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay içtihat sürecinde, mağdurun on beş yaşından önce gerçekleşen cinsel davranışları ile on beş yaşını tamamladıktan sonra kardeşiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirdiği cinsel ilişkinin suç vasfı bakımından birbirinden ayrılması gerektiği; sonraki cinsel ilişkinin kardeşler arasında evlenme yasağı bulunması nedeniyle TCK 104/2 kapsamında olduğu kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.02.2025, E. 2024/481, K. 2025/61

    TCK 104/2 – TCK 103 KAPSAMINDAKİ ÖNCEKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİ İLE TCK 104/2 KAPSAMINDAKİ SONRAKİ CİNSEL İLİŞKİNİN TEK BİR ZİNCİRLEME SUÇ SAYILIP SAYILAMAYACAĞI BELİRLENİRKEN, SUÇ TİPLERİNİN UNSURLARI VE MAĞDURUN YAŞ DÖNEMLERİ AYRI AYRI İNCELENMELİDİR

    Somut olayda sanığın kız kardeşine yönelik cinsel davranışları mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce başlamış ve sonraki yıllarda devam etmiştir. Mağdurenin on beş yaşından önceki dönemde sanığın sürtünme şeklindeki cinsel davranışlarına maruz kaldığı, daha sonraki dönemde ise tarafların anal ve vajinal cinsel ilişkiye girdikleri kabul edilmiştir.

    Bu olayda özellikle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması konusunda önemli bir hukuki tartışma ortaya çıkmıştır. Çünkü sanığın eylemleri aynı mağdura yönelmiş ve belirli bir zaman sürecinde devam etmiş olsa da mağdurun yaşı değiştikçe eylemlerin temas ettiği ceza normu da değişmiştir.

    On beş yaşından küçük çocuğa yönelik cinsel davranışlarda mağdurun rızasının hukuki değeri bulunmadığından bu dönemdeki eylemler TCK 103 kapsamındadır. Buna karşılık mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104 kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

    Somut olayda tarafların kardeş olması nedeniyle sonraki eylem bakımından TCK 104/2 uygulanmaktadır. Böylelikle aynı fail ve aynı mağdur arasında devam eden olaylar dizisinde bir tarafta TCK 103 kapsamında cinsel istismar, diğer tarafta TCK 104/2 kapsamında aralarında evlenme yasağı bulunan reşit olmayanla cinsel ilişki bulunmaktadır.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu iki suçun farklı kanuni unsurlara sahip olduğunu ve zincirleme suç hükümleri uygulanarak tek suç hâline getirilemeyeceğini belirtmiştir. Başsavcılığa göre sanığın mağdurenin on beş yaşından önceki eylemleri TCK 103 kapsamında, on beş yaşından sonraki cinsel ilişki ise TCK 104/2 kapsamında bağımsız olarak cezalandırılmalıdır.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise daha önce verdiği onama kararını hukuka uygun bulmuş ve Başsavcılığın CMK 308 kapsamında yaptığı itirazı reddetmiştir. Bunun üzerine dosya uyuşmazlığın çözülmesi için Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.

    Bu içtihat süreci TCK 104/2 açısından özellikle önemlidir. Zincirleme suç kurumunun uygulanmasında yalnızca failin aynı olması, mağdurun aynı olması veya eylemlerin kesintisiz biçimde devam etmesi yeterli değildir. TCK 43/1’in aradığı “aynı suç” koşulunun da değerlendirilmesi gerekir.

    TCK 103 ile TCK 104 arasında mağdurun rızasının hukuki değeri, suçun maddi hareketi, mağdurun yaş grubu ve muhakeme şartları bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle uzun süre devam eden cinsel eylemlerde mahkemenin bütün davranışları tek bir suç olarak nitelendirmek yerine, her eylemin gerçekleştiği tarihte mağdurun yaşını ve ilgili suç tipinin unsurlarını belirlemesi gerekir.

    Özellikle TCK 104/2’nin bağımsız uygulama alanının korunması gerekir. Mağdur on beş yaşını tamamladıktan sonra, aralarında evlenme yasağı bulunan kişiyle cebir, tehdit veya hile olmaksızın cinsel ilişkiye girmişse bu eylem TCK 104/2’nin tipik uygulama alanıdır. Daha önce aynı failin mağdura karşı TCK 103 kapsamında suç işlemiş olması, sonraki eylemin hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz.

    Sonuç olarak Yargıtay önündeki içtihat süreci, aynı failin aynı mağdura yönelik cinsel eylemlerinin mağdurun on beş yaşından önce başlayıp daha sonra devam ettiği durumlarda, önceki TCK 103 kapsamındaki eylemler ile sonraki TCK 104/2 kapsamındaki cinsel ilişkinin unsurlarının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini; yalnızca olayların devamlılığından hareketle farklı suç tiplerinin otomatik biçimde tek bir zincirleme suç içerisinde değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 13.06.2024, E. 2024/3721, K. 2024/6053

    TCK 104/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 104/2 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    Amcanın 15 yaşını bitirmiş yeğeniyle ilişkisi TCK 104/2 Üçüncü derece hısımlıkta evlenme yasağı vardır
    Kayınpederin gelinle ilişkisi TCK 104/2 Kayın hısımlığında üstsoy yasağı süregelir
    Evlenme yasağı bulunmayan uzak akrabayla ilişki TCK 104/1 Yasak dışı hısımlıkta temel fıkra uygulanır
    Mağdurun şikayetçi olmaması Yargılama sürer İkinci fıkrada şikayet aranmaz
    İlişkinin cebir veya tehditle kurulması TCK 103 uygulanır İrade sakatlanmışsa fiil istismara dönüşür

    Serinin diğer yazıları için TCK 104/3 koruyucu aile ve evlat edinme öncesi bakım, TCK 104/1 reşit olmayanla cinsel ilişkinin temel hali ile koruma tedbirleri için 6284 sayılı Kanun rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 104/2 nedir?

    TCK 104/2, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun, mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesini düzenler; ceza şikayet aranmaksızın 10 yıldan 15 yıla kadar hapistir.

    Kimler arasında evlenme yasağı vardır?

    Medeni Kanun uyarınca üstsoy-altsoy, kardeşler ile amca, dayı, hala, teyze ve yeğen arasında; ayrıca sona ermiş evlilikte eş ile diğer eşin üstsoyu veya altsoyu arasında ve evlat edinenle evlatlık arasında evlenme yasaktır.

    Amcanın yeğeniyle ilişkisinin cezası ne kadar?

    Amca ile yeğen arasında evlenme yasağı bulunduğundan, on beş yaşını bitirmiş yeğenle rızaya dayalı ilişki TCK 104/2 kapsamındadır ve ceza 10-15 yıl hapistir; şikayet aranmaz.

    Kuzenler arasındaki ilişki bu fıkraya girer mi?

    Hayır. Kuzenler arasında evlenme yasağı bulunmadığından fiil, koşulları varsa şikayete tabi temel fıkra kapsamında kalır.

    Çocuğun rızası cezayı azaltır mı?

    Hayır. Rıza, fiili yalnızca istismar yerine bu madde kapsamında tutar; ikinci fıkrada rızaya rağmen ceza 10 yıldan başlar ve şikayetten vazgeçme sonuç doğurmaz.

    İlişki zorla kurulmuşsa hangi hüküm uygulanır?

    Cebir, tehdit veya hile varsa fiil bu maddeden çıkar; hısımlık artırımıyla birlikte cinsel istismar hükümleri uygulanır ve ceza daha da ağırlaşır.

    TCK 104/2 davasında avukat desteği neden önemli?

    Evlenme yasağının derecesi ve iradenin serbestliği, cezanın 2 yıl ile 24 yıl arasında hangi noktada kurulacağını belirleyen iki eksendir. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 104/2 evlenme yasağı bulunan kişinin reşit olmayanla cinsel ilişkisi konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 104/2 Kapsamındaki Dosya Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu ve Cezası

    TCK 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Suçu ve Cezası

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 104/1 nedir? TCK 104/1, cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunmayı düzenler; cezası mağdurun şikayeti üzerine iki yıldan beş yıla kadar hapistir. Suç, çocuğun özgür iradesiyle girdiği ilişkiyi cezalandırır: İrade cebir, tehdit veya hileyle sakatlanmışsa fiil bu suç değil, cinsel istismar kapsamındadır. Şikayet süresi altı aydır; şikayet yalnızca bu fıkra için aranır.

    On beş yaşını bitirmiş bir çocuğun cinsel davranışın anlamını kavrayabildiğini kabul eden kanun koyucu, yine de bir çizgi daha çeker: Kavramak başka, on sekiz yaşın olgunluğu başkadır. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu bu ara alanı düzenler; rızaya dayansa bile reşit olmayanla cinsel ilişkiyi, şikayete bağlı bağımsız bir suç olarak cezalandırır.

    Bu yazıda suçun unsurlarını, cinsel istismarla sınırını ve on altı emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. İradenin cebir, tehdit veya hileyle sakatlandığı fiiller için TCK 103/1 çocuğun cinsel istismarı rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 104/1 Nedir?

    TCK 104/1, üç unsurun birleşmesiyle uygulanır. Birincisi yaştır: Mağdur on beş yaşını bitirmiş ancak on sekiz yaşını doldurmamış bir çocuktur; on beş yaş altındaki çocuklarla her cinsel davranış istismardır ve bu madde hiç devreye girmez. İkincisi serbest iradedir: İlişki cebir, tehdit ve hile olmaksızın, çocuğun özgür rızasıyla kurulmuş olmalıdır. Üçüncüsü fiilin boyutudur: Madde yalnızca cinsel ilişkiyi, yani vücuda organ sokulması boyutundaki fiili cezalandırır; bu boyuta ulaşmayan rızalı cinsel davranışlar bu yaş grubunda suç oluşturmaz.

    TCK 104 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 104. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Reşit olmayanla cinsel ilişki

    Madde 104 – (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (3) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

    Unsurlar: Yaş, Serbest İrade ve İlişki Kavramı

    • Yaş sınırları: Alt sınır on beş yaşın bitirilmesi, üst sınır on sekiz yaştır; yaş, nüfus kaydıyla ve tereddütte kemik yaşı incelemesiyle belirlenir. Algılama yeteneği gelişmemiş çocuklarda ise yaş kaç olursa olsun istismar hükümleri uygulanır.
    • Serbest irade: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, evlenme vaadiyle kandırma iddiaları hile denetiminin merkezindedir: Hile, iradeyi sakatlayacak yoğunluğa ulaşmışsa fiil istismara dönüşür; ilişkinin olağan akışındaki vaatler tek başına hile sayılmaz.
    • Fail sorunu: Failin yetişkin olması tipik durumdur; her iki tarafın on beş yaşını bitirmiş çocuk olduğu ilişkilerde sorumluluk, şikayet koşuluyla birlikte her somut olayda ayrıca değerlendirilir.
    • Evlilik dışılık: Resmi evlilik içindeki ilişki suç oluşturmaz; dini nikah adı altındaki birliktelikler ise evlilik sayılmaz ve suçu ortadan kaldırmaz.

    TCK 104/1 Cezası Ne Kadar?

    • Temel aralık: İki yıldan beş yıla kadar hapis.
    • Zincirleme suç: Aynı çocukla süreklilik kazanan ilişkide zincirleme suç hükümleri uygulanır ve ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
    • Seçenek kurumlar: Sonuç cezanın iki yıl düzeyinde kaldığı dosyalarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme koşulları değerlendirilebilir.
    • Ağırlaşmış halleri: Fail ile mağdur arasında evlenme yasağı varsa TCK 104/2, koruyucu aile ve evlat edinme öncesi bakım ilişkisi varsa TCK 104/3 uygulanır; her ikisinde şikayet aranmaz ve ceza on yıldan başlar.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: TCK 104/1 şikayete tabidir; süre, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Şikayet hakkı mağdur çocuğa aittir ve hüküm kesinleşinceye kadar vazgeçme davayı düşürür.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Suç CMK 100/3 katalogunda yer almaz; tutuklama genel koşullara tabidir ve uygulamada adli kontrol tedbirleri öne çıkar.
    • Görevli mahkeme: Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 104/1 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Cinsel ilişki kavramının kapsamı, hile bulunup bulunmadığı ve şikayet süresinin hesabı bu dosyaların üç belirleyici tartışmasıdır; nitelendirme hatası fiili istismara taşıyabilir. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 104/1 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki on altı emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ ÇOCUKLA CEBİR, TEHDİT VE HİLE OLMAKSIZIN GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL İLİŞKİ, MAĞDURUN ŞİKÂYETİ ÜZERİNE REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNU OLUŞTURUR

    TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun temel özelliği, mağdurun on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış olması ve cinsel ilişkinin cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın gerçekleştirilmesidir. Bu yönüyle suç, TCK 103’te düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçundan ayrılmaktadır. Mağdurun yaşı, kullanılan yöntem ve cinsel davranışın niteliği suç vasfının belirlenmesinde birlikte değerlendirilmelidir.

    Yargıtay uygulamasında özellikle mağdurun on beş yaşını tamamlamış olduğu dönemde taraflar arasında rızaya dayalı biçimde gerçekleşen cinsel ilişkiler TCK 104/1 kapsamında ele alınmaktadır. Buradaki rıza, eylemin tamamen hukuka uygun hâle gelmesini sağlamamakta; yalnızca TCK 103 ile TCK 104 arasındaki suç vasfının belirlenmesinde önem taşımaktadır. Kanun koyucu on beş-on sekiz yaş grubundaki çocuğu bu tür cinsel ilişkilere karşı ayrıca koruma altına almıştır.

    Somut olayda da sanığın mağdureyle birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiği ve eylemlerin TCK 104/1 kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Yerel mahkeme, temel cezayı TCK 104/1 uyarınca belirlemiş; eylemlerin değişik tarihlerde tekrarlanması nedeniyle ayrıca TCK 43/1’de düzenlenen zincirleme suç hükümlerini uygulamıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, suç vasfına yönelik kabulü hukuka uygun bulmuştur. Böylece on beş yaşını tamamlamış fakat henüz on sekiz yaşını doldurmamış mağdurla, cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki uygulamayı sürdürmüştür.

    Kararda ayrıca 6545 sayılı Kanunla TCK 104’te yapılan değişikliklerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Suç tarihinden sonra ceza normunda değişiklik meydana gelmişse TCK 7/2 uyarınca eski ve yeni düzenlemelerin somut olaya uygulanması sonucunda fail lehine olan hüküm belirlenmelidir. Bu nedenle eski tarihli TCK 104 dosyalarında yalnızca güncel ceza miktarına bakılarak hüküm kurulması mümkün değildir.

    Somut olay bakımından bozma nedeni suçun vasfından değil, cezanın hesaplanmasında yapılan matematiksel hatadan kaynaklanmıştır. Mahkeme TCK 104/1 uyarınca belirlediği 1 yıl 6 ay hapis cezasını TCK 43/1 gereğince yarı oranında artırırken sonuç cezayı hatalı hesaplamıştır. Yargıtay bu hatayı düzelterek hükmü onamıştır.

    Karar bu yönüyle TCK 104/1 kapsamında birden fazla cinsel ilişkinin bulunmasının da önemini göstermektedir. Aynı suç işleme kararı kapsamında değişik tarihlerde gerçekleştirilen birden fazla cinsel ilişki, şartları varsa TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına neden olabilir.

    Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocukla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturacağını ve eylemin aynı mağdura karşı değişik tarihlerde tekrarlanması hâlinde koşulları varsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.04.2015, E. 2013/7709, K. 2015/5929

    TCK 104/1 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMADAN ÖNCEKİ CİNSEL İLİŞKİ TCK 103 KAPSAMINDA, ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRAKİ RIZAYA DAYALI CİNSEL İLİŞKİLER İSE TCK 104/1 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdure arasında belirli bir süre devam eden ilişki kapsamında birden fazla cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Dosyanın en önemli özelliği, mağdurenin bu ilişkilerin başladığı tarihte on beş yaşından küçük olması, sonraki cinsel ilişkilerin gerçekleştiği dönemde ise on beş yaşını tamamlamış bulunmasıdır.

    Mağdurenin doğum tarihi konusunda dosyada farklı kayıtlar bulunması nedeniyle yaşı ayrıca uyuşmazlık konusu olmuştur. Resmî doğum kaydı ile hastaneden temin edilen doğum bilgileri arasında farklılık bulunduğu, mağdurenin resmî bir sağlık kurumunda doğduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle Yargıtay, mağdurenin gerçek yaşının ve suç tarihlerindeki yaş grubunun doğru biçimde belirlenmesinin suç vasfı açısından zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesine göre mağdurenin on beş yaşını tamamlamadığı dönemde gerçekleştirilen cinsel ilişki ile on beş yaşını tamamladıktan sonraki ilişkiler aynı hukuki nitelikte değildir. On beş yaşından küçük çocuğa yönelik cinsel ilişki, kanundaki şartları çerçevesinde TCK 103/2’de düzenlenen vücuda organ veya sair cisim sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturur.

    Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonra, cebir, tehdit ve hile bulunmaksızın gerçekleşen cinsel ilişkiler TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturabilecektir. Dolayısıyla tarafların aynı kişiler olması ve ilişkinin kesintisiz devam etmesi, mağdurun yaş değişikliğinin suç vasfı üzerindeki etkisini ortadan kaldırmaz.

    Daire ayrıca eylemlerin bir suç işleme kararının icrası kapsamında ve aralarında hukuki veya fiilî kesinti olmaksızın gerçekleşmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin nasıl uygulanması gerektiğini de tartışmıştır. İlk eylemin TCK 103/2, sonraki eylemlerin ise TCK 104/1 kapsamına girmesi karşısında suçların bütün hâlinde hukuki değerlendirilmesinin yapılması gerektiği belirtilmiştir.

    Kararın bir başka önemli yönü failin mağdurenin yaşı konusundaki hatasıdır. Suça sürüklenen çocuk, mağdurenin kendisine on sekiz yaşında olduğunu söylediğini savunmuştur. Yargıtay bu savunmanın göz ardı edilemeyeceğini ve TCK 30’da düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının ayrıca tartışılması gerektiğini belirtmiştir.

    Dolayısıyla mağdurun yaşı TCK 103 ile TCK 104 arasındaki sınırın belirlenmesinde yalnızca şekli bir unsur değildir. Yaşın doğru tespit edilmesi, hem uygulanacak suç tipini hem ceza miktarını hem de failin yaşa ilişkin hatasının hukuki sonuçlarını doğrudan etkileyebilir.

    Sonuç olarak Yargıtay, mağdurun on beş yaşından küçük olduğu dönemde gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 103 kapsamında, on beş yaşını tamamladıktan sonra cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin ise TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini; ayrıca failin mağdurun yaşına ilişkin hatasının TCK 30 kapsamında tartışılması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

    TCK 104/1 – ŞİKÂYET SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA ÖĞRENİLEN İLK CİNSEL İLİŞKİ ZİNCİRLEME SUÇ HESABINA DÂHİL EDİLEREK CEZA ARTIRILAMAZ

    Somut olayda mağdure, 6 Eylül 2011 tarihinde verdiği ifadede sanıkla 3 Eylül 2011 tarihinde kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini açıklamıştır. Bunun yanında mağdure, aynı sanıkla yaklaşık bir yıl önce de cinsel ilişkiye girdiğini ifade etmiştir. Böylece aynı sanık ile aynı mağdur arasında farklı tarihlerde gerçekleşen iki ayrı cinsel ilişki dosya kapsamına girmiştir.

    TCK 104/1 kapsamında düzenlenen suçun temel özelliklerinden biri soruşturma ve kovuşturmanın mağdurun şikâyetine bağlı olmasıdır. Bu nedenle yalnızca suçun maddi unsurlarının oluşup oluşmadığı değil, TCK 73’te düzenlenen şikâyet süresine uyulup uyulmadığı da araştırılmalıdır.

    TCK 73/1 uyarınca şikâyete bağlı suçlarda yetkili kişinin fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde şikâyette bulunması gerekir. Somut olayda mağdurenin yaklaşık bir yıl önce gerçekleştiğini söylediği ilk cinsel ilişki bakımından bu sürenin geçtiği anlaşılmıştır.

    Yerel mahkeme buna rağmen hem ilk hem ikinci cinsel ilişkiyi dikkate almış; TCK 104/1 uyarınca belirlediği temel cezayı eylemlerin birden fazla olması nedeniyle TCK 43/1 uyarınca artırmıştır. Böylelikle şikâyet süresi geçmiş ve artık kanuni takibat yapılması mümkün olmayan ilk eylem, zincirleme suç artırımının dayanaklarından biri hâline getirilmiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur. Daireye göre şikâyet süresi geçirilmiş olan bir eylem bakımından kanuni takibat şartı bulunmadığından, söz konusu eylem sanığın cezasının zincirleme suç hükümleri yoluyla artırılmasına esas alınamaz.

    Başka bir ifadeyle, failin geçmişte aynı mağdurla cinsel ilişkiye girmiş olması maddi olay olarak belirlenmiş olsa bile, bu eylem yönünden şikâyet hakkı süresinde kullanılmamışsa cezai takibata esas alınamaz. Takip edilemeyen eylemin daha sonraki ve süresinde şikâyet edilmiş bir eylemin cezasını ağırlaştırmak için kullanılması da mümkün değildir.

    Bu nedenle somut olayda yalnızca 3 Eylül 2011 tarihindeki, şikâyet koşulu gerçekleşmiş cinsel ilişki esas alınmalı ve TCK 104/1 uyarınca hüküm kurulmalıdır. İlk eylem zincirleme suç kapsamında hesaba katılamayacağından TCK 43/1 uyarınca artırım yapılmasının koşulları oluşmamıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1 kapsamında şikâyet süresi geçmiş olan önceki cinsel ilişkinin kanuni takibat şartı bulunmadığından mahkûmiyete esas alınamayacağı gibi, sonraki cinsel ilişki nedeniyle belirlenen cezanın TCK 43/1 uyarınca artırılmasında da kullanılamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.12.2015, E. 2014/1402, K. 2015/11899

    TCK 104/1 – AYNI MAĞDURLA DEĞİŞİK TARİHLERDE BİRDEN FAZLA KEZ CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLMESİ HÂLİNDE, KOŞULLARI BULUNUYORSA TCK 43/1 UYARINCA ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANABİLİR

    Somut olayda sanığın on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Eylemlerin aynı mağdura yönelik olması ve farklı tarihlerde tekrarlanması nedeniyle yerel mahkeme TCK 104/1 uyarınca belirlediği temel cezada TCK 43/1 gereğince artırım yapmıştır.

    Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun tek bir cinsel ilişkiyle tamamlanması mümkündür. Bu nedenle aynı mağdurla daha sonraki bir tarihte yeniden cinsel ilişkiye girilmesi yeni bir suç teşkil edebilir. Ancak eylemlerin aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirilmesi hâlinde her bir eylem için ayrı ayrı ceza verilmesi yerine zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilir.

    TCK 43/1’in uygulanabilmesi için aynı suçun bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı birden fazla kez işlenmesi gerekir. TCK 104/1 kapsamındaki cinsel ilişkiler bu koşulları taşıyorsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına kanuni bir engel bulunmamaktadır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesinin değerlendirmesinde de sanığın birden fazla cinsel ilişkisinin TCK 104/1 ve TCK 43/1 kapsamında değerlendirilmesine yönelik hukuki kabul esas itibarıyla korunmuştur. Bozma nedeni zincirleme suçun uygulanması değil, artırım sırasında sonuç cezanın matematiksel olarak yanlış hesaplanmasıdır.

    Buna karşılık her önceki cinsel ilişkinin otomatik biçimde zincirleme suç hesabına dâhil edilmesi mümkün değildir. Özellikle TCK 104/1’in şikâyete bağlı yapısı nedeniyle her eylem bakımından kovuşturma şartının bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Şikâyet süresi geçmiş bir eylem zincirleme suç artırımına dayanak yapılamaz.

    Aynı şekilde mağdurun bazı eylemler sırasında on beş yaşından küçük, bazı eylemler sırasında ise on beş yaşından büyük olması durumunda bütün eylemleri doğrudan TCK 104 kapsamında değerlendirmek mümkün değildir. Her eylemin gerçekleştiği tarihte mağdurun yaşı belirlenmeli ve buna göre TCK 103 veya TCK 104 ayrımı yapılmalıdır.

    Dolayısıyla zincirleme suç değerlendirmesi yapılmadan önce her bir cinsel ilişkinin suç oluşturup oluşturmadığı, hangi suç tipine girdiği ve TCK 104 bakımından şikâyet koşulunun bulunup bulunmadığı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Ancak bundan sonra TCK 43/1’in koşullarının bulunup bulunmadığına karar verilmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, aynı mağdurla cebir, tehdit ve hile olmaksızın değişik tarihlerde birden fazla cinsel ilişkiye girilmesi ve her bir eylemin TCK 104/1 kapsamında takip edilebilir olması hâlinde, eylemler aynı suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirilmişse TCK 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 29.04.2015, E. 2013/7709, K. 2015/5929

    TCK 104/1 – MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMASINDAN ÖNCEKİ CİNSEL İLİŞKİ İLE ON BEŞ YAŞINI TAMAMLADIKTAN SONRA RIZASIYLA GERÇEKLEŞEN CİNSEL İLİŞKİ AYNI SUÇ SAYILAMAZ; TCK 103/2 VE TCK 104/1 UYARINCA AYRI AYRI HÜKÜM KURULMALIDIR

    Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdurenin yaklaşık iki yıl süreyle sevgili oldukları, bu süreç içerisinde farklı tarihlerde cinsel ilişkiye girdikleri anlaşılmıştır. Mağdurenin doğum tarihi ve dolayısıyla cinsel ilişkilerin gerçekleştiği tarihlerde kaç yaşında olduğu dosyada önem kazanmıştır. Yapılan inceleme sonucunda mağdurenin ilk cinsel ilişkinin gerçekleştiği tarihte henüz on beş yaşını tamamlamadığı, daha sonraki cinsel ilişkilerin gerçekleştiği tarihlerde ise on beş yaşını doldurmuş olduğu belirlenmiştir.

    İlk cinsel ilişki mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından önce gerçekleşmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdurenin rızasının bulunmasının bu dönemde hukuken sonuç doğurmayacağını kabul etmiştir. Bu nedenle vajinal yoldan organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen ilk eylemin TCK 103/2 kapsamında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    Buna karşılık mağdurenin on beş yaşını tamamlamasından sonra gerçekleşen cinsel ilişkilerin hukuki niteliği farklıdır. Bu dönemde cinsel ilişkilerin cebir, tehdit ve hile olmaksızın mağdurenin rızasıyla gerçekleşmesi karşısında, söz konusu eylemlerin TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

    Uyuşmazlığın önemli kısmı, mağdurenin on beş yaşından önceki ve sonraki cinsel ilişkilerinin tek bir zincirleme suç içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında ortaya çıkmıştır. Özel Daire aşamasında eylemlerin bir suç işleme kararı kapsamında gerçekleştirilmesi nedeniyle bütün eylemlerin zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu olarak değerlendirilmesine yönelik bir yaklaşım ortaya konulmuştur.

    Ceza Genel Kurulu ise TCK 103/2 ile TCK 104/1’in aynı suç olmadığını açık biçimde kabul etmiştir. Her iki suç cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş olmakla birlikte maddi unsurları, mağdurun rızasının hukuki değeri, soruşturma ve kovuşturma şartları ve yaptırımları bakımından önemli farklılıklar göstermektedir.

    TCK 103 kapsamında on beş yaşını tamamlamamış çocuğun cinsel davranışa gösterdiği rıza hukuken geçerli değildir. TCK 104/1’de ise on beş yaşını tamamlamış çocuğun rızasının bulunması suç tipinin yapısında belirleyici rol oynamaktadır. Ayrıca TCK 104/1 şikâyete bağlı bir suçken, TCK 103/2 bakımından kural olarak böyle bir muhakeme şartı bulunmamaktadır.

    Bu farklılıklar nedeniyle TCK 103/2 ve TCK 104/1’in TCK 43 anlamında aynı suç olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Mağdurun on beş yaşından önce ve sonra gerçekleşen cinsel ilişkilerinin aynı ilişki sürecinin devamı niteliğinde bulunması dahi bu sonucu değiştirmez. Mağdurun yaşının değişmesiyle birlikte gerçekleştirilen eylemin hukuki niteliği de değişmektedir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önce organ sokmak suretiyle gerçekleştirilen eylem nedeniyle TCK 103/2’den, on beş yaşını tamamlamasından sonra cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişki nedeniyle ise şikâyet şartı da gözetilerek TCK 104/1’den ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğini; bu iki farklı suçun zincirleme suç hükümleriyle birleştirilemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

    TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINDAN BÜYÜK MAĞDURUN RIZASIYLA GERÇEKLEŞTİRİLEN HER CİNSEL DAVRANIŞ TCK 104/1’İ OLUŞTURMAZ; SUÇUN OLUŞMASI İÇİN KANUNUN ARADIĞI ANLAMDA CİNSEL İLİŞKİNİN GERÇEKLEŞMESİ GEREKİR

    TCK 104/1’in uygulanmasında cinsel dokunulmazlığa yönelik her davranış ile “cinsel ilişki” kavramının birbirinden ayrılması gerekir. Kanun koyucu TCK 103’te “cinsel davranış” kavramını kullanırken, TCK 104’te özellikle “cinsel ilişkide bulunan kişi” ifadesini tercih etmiştir. Dolayısıyla iki suç tipinin maddi unsurları aynı değildir.

    Somut uyuşmazlıkta on beş yaşından büyük mağdura yönelik dokunma niteliğindeki cinsel davranışların hukuki niteliği tartışılmıştır. Mağdurun cinsel organına dokunma, iç çamaşırının içine el sokarak temas etme veya benzeri cinsel nitelikli hareketlerin bulunmasına rağmen cinsel ilişki gerçekleşmemiştir.

    Yargıtay uygulamasında TCK 104/1’deki “cinsel ilişki” kavramı, salt cinsel amaç taşıyan fiziksel temas şeklinde geniş yorumlanmamaktadır. Kanunilik ilkesi gereğince TCK 104/1’in maddi unsurunun gerçekleşmesi için kanunun aradığı anlamda cinsel birleşmenin bulunması gerekir. Bu nedenle öpme, okşama veya cinsel bölgeye elle temas etme gibi hareketler sırf mağdurun on beş-on sekiz yaş grubunda bulunması nedeniyle TCK 104/1 kapsamına sokulamaz.

    Bununla birlikte bu davranışların cezasız olup olmadığı ayrı bir meseledir. On beş yaşını tamamlamış çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranışın cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması hâlinde TCK 103 hükümleri gündeme gelebilir. Ancak bu unsurların bulunmadığı ve mağdurun rızasının mevcut olduğu bir olayda, yalnızca cinsel temasın varlığından hareketle TCK 104/1 uygulanamaz.

    Bu ayrım, TCK 103 ile TCK 104 arasındaki temel yapısal farklılıklardan biridir. TCK 103 daha geniş anlamda cinsel davranışları suçun maddi konusu hâline getirirken, TCK 104/1 belirli yaş grubundaki çocukla gerçekleştirilen “cinsel ilişki”yi cezalandırmaktadır.

    Dolayısıyla mağdurun yaşının on beş ile on sekiz arasında bulunması TCK 104/1’in uygulanması için tek başına yeterli değildir. Mahkemenin öncelikle sanığın eyleminin cinsel ilişki boyutuna ulaşıp ulaşmadığını belirlemesi gerekir. Eylem yalnızca dokunma veya okşama seviyesindeyse TCK 104/1’in tipiklik unsuru gerçekleşmez.

    Ceza Genel Kurulu da TCK 103 ile TCK 104 arasındaki farkları değerlendirirken reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun maddi unsurunun daha dar olduğunu, suç tiplerinin yalnızca aynı bölümde bulunmaları nedeniyle aynı kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocuğa yönelik rızaya dayalı her cinsel davranışın TCK 104/1 kapsamında suç oluşturmadığını; reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun meydana gelmesi için kanunun aradığı anlamda cinsel ilişkinin gerçekleşmesinin zorunlu olduğunu kabul etmektedir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

    TCK 104/1 – MAĞDURUN YAŞINI DAHA BÜYÜK BİLDİĞİNİ İLERİ SÜREN FAILİN SAVUNMASI DOSYA KAPSAMIYLA DESTEKLENİYORSA TCK 30’Daki HATA HÜKÜMLERİ TARTIŞILMADAN MAHKÛMİYET HÜKMÜ KURULAMAZ

    Somut olayda sanık hakkında başlangıçta çocuğun cinsel istismarı suçundan kamu davası açılmıştır. Yargılama sürecinde sanık, mağdurenin gerçek yaşını bilmediğini, onu olduğundan daha büyük zannettiğini ve mağdurenin yaşı konusunda kendisine verdiği bilgiler nedeniyle bu şekilde hareket ettiğini savunmuştur. Dosyada bulunan bazı tanık anlatımlarının da sanığın yaş konusundaki savunmasını desteklediği değerlendirilmiştir.

    Ceza hukukunda mağdurun yaşı bazı cinsel suçların oluşumu ve hukuki vasfı bakımından doğrudan belirleyici bir unsurdur. Özellikle TCK 103 ve TCK 104 arasındaki ayrımda mağdurun on beş yaşını tamamlayıp tamamlamadığı önem taşırken, TCK 104 bakımından mağdurun henüz on sekiz yaşını doldurmamış olması suçun oluşumu açısından zorunludur.

    Bu nedenle failin mağdurun yaşına ilişkin hatası, sıradan bir maddi yanılgı olarak göz ardı edilemez. TCK 30 kapsamında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen kişi kasten hareket etmiş sayılmaz. Failin mağdurun gerçek yaşını bilmediğine ilişkin savunmasının inandırıcı ve dosyadaki delillerle uyumlu olması hâlinde hata hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı mahkemece tartışılmalıdır.

    Somut olayda Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanığın mağdurenin yaşını büyük bildiği yönündeki savunması ile bu savunmayı destekleyen tanık anlatımlarını birlikte değerlendirmiştir. Daire, TCK 30’da düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğunu ve eylemin hukuki vasfının buna göre belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Uyuşmazlık Ceza Genel Kuruluna geldiğinde de yaşa ilişkin hatanın suç vasfı üzerindeki etkisi ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Failin yaş konusundaki hatasının kabul edilip edilmeyeceği yalnızca sanığın soyut savunmasına göre belirlenemez. Mağdurun fiziksel görünümü, tarafların birbirlerini nasıl tanıdıkları, mağdurun yaşı hakkında söylediği sözler, tanık anlatımları ve olayın tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

    Bu nedenle “mağdur bana yaşını büyük söyledi” biçimindeki her savunmanın otomatik olarak TCK 30’un uygulanmasını sağlaması mümkün değildir. Ancak savunma dosyanın objektif olgularıyla destekleniyorsa mahkemenin bu konuda gerekçe kurması zorunludur. Hata savunmasının hiç tartışılmaması eksik hukuki değerlendirme niteliğindedir.

    Karar aynı zamanda hata hükümlerinin suç vasfı ve zamanaşımı üzerinde doğurabileceği sonucu da göstermektedir. Sanığın eyleminin TCK 104/1 kapsamında kaldığının kabul edilmesi hâlinde, suç için öngörülen ceza ve buna bağlı dava zamanaşımı süreleri de buna göre belirlenmektedir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu sürecinde, failin mağdurun yaşını gerçekte olduğundan daha büyük bildiğine ilişkin savunması dosyadaki tanık anlatımları ve diğer objektif olgularla destekleniyorsa TCK 30’daki hata hükümlerinin mutlaka değerlendirilmesi; suç vasfının ve failin ceza sorumluluğunun bu değerlendirmeden sonra belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 13.03.2024, E. 2023/438, K. 2024/119

    TCK 104/1 – REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNUN ŞİKÂYETE BAĞLI OLMASI, ONU ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI SUÇUNDAN AYIRAN TEMEL ÖZELLİKLERDEN BİRİDİR VE ŞİKÂYETTEN VAZGEÇME CEZA SORUMLULUĞUNU DOĞRUDAN ETKİLER

    Somut olayda mağdurun on beş yaşını tamamlamasından önce ve sonra aynı kişiyle cinsel ilişkiye girdiği belirlenmiştir. İlk cinsel ilişki mağdurun on beş yaşından küçük olduğu dönemde gerçekleşirken, sonraki cinsel ilişkiler mağdurun on beş yaşını tamamlamasından sonra ve cebir, tehdit veya hile olmaksızın gerçekleşmiştir.

    Yerel mahkeme ve Yargıtay önündeki uyuşmazlıklardan biri, bu eylemlerin tek bir zincirleme suç olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Ceza Genel Kurulu, TCK 103 ile TCK 104’ün farklı suç tipleri olduğunu kabul ederken, bu farklılığın önemli gerekçelerinden biri olarak muhakeme şartlarını göstermiştir.

    TCK 104/1’de düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçu mağdurun şikâyetine bağlıdır. Dolayısıyla suçun maddi unsurları gerçekleşmiş olsa bile mağdurun süresinde şikâyette bulunmaması durumunda soruşturma ve kovuşturmanın sürdürülmesi mümkün değildir. Şikâyetten geçerli biçimde vazgeçilmesi de kanundaki şartlar çerçevesinde davanın devamını engelleyebilir.

    TCK 103/2 kapsamında vücuda organ veya sair cisim sokmak suretiyle gerçekleştirilen çocuğun cinsel istismarı suçu ise aynı şekilde şikâyete bağlı değildir. Bu farklılık iki suçun birbirinin ağır veya hafif şekli olarak kabul edilmesini engelleyen yapısal özelliklerden biridir.

    Ceza Genel Kurulu, mağdurun on beş yaşını tamamladıktan sonra gerçekleşen eylemleri önceki TCK 103/2 eyleminin zincirleme devamı kabul etmenin şikâyet kurumuyla da bağdaşmayacağını belirtmiştir. Çünkü böyle bir kabul, TCK 104/1 kapsamında mağdura tanınan şikâyet hakkının etkisiz hâle gelmesine neden olabilir.

    Örneğin mağdur on beş yaşından sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişkiler bakımından şikâyetten vazgeçerse TCK 104/1 yönünden cezalandırma imkânı ortadan kalkabilecektir. Bu eylemlerin daha önce işlenmiş TCK 103 suçunun zincirleme devamı sayılması hâlinde ise şikâyetten vazgeçmenin hukuki sonucu dolaylı biçimde bertaraf edilmiş olacaktır.

    Bu nedenle her suç kendi kanuni unsurları ve muhakeme şartları içerisinde değerlendirilmelidir. Mağdurun on beş yaşından önceki cinsel ilişki bakımından TCK 103, sonraki rızaya dayalı cinsel ilişkiler bakımından ise TCK 104/1 hükümleri uygulanmalı ve TCK 104 yönünden şikâyet şartı ayrıca aranmalıdır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 104/1’in şikâyete bağlı olmasının suçun temel yapısal özelliklerinden biri olduğunu; mağdurun on beş yaşından sonra rızasıyla gerçekleşen cinsel ilişkilerin önceki TCK 103 eylemleri içerisinde eritilmesinin şikâyet hakkını işlevsiz bırakabileceğini ve bu nedenle TCK 104 kapsamındaki eylemler yönünden şikâyet şartının bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

    TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINDAN BÜYÜK MAĞDURUN SORUŞTURMA AŞAMASINDA SANIKTAN ŞİKÂYETÇİ OLMADIĞINI AÇIKÇA BEYAN ETMESİ HÂLİNDE, REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDAN DAVAYA DEVAM EDİLEREK MAHKÛMİYET HÜKMÜ KURULAMAZ

    Somut olayda sanığın, suç tarihinde on beş yaşını tamamlamış ancak henüz on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği kabul edilmiştir. Dosyadaki deliller ve tarafların anlatımları değerlendirildiğinde cinsel ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurenin iradesini etkileyen başka bir nedene dayandığı kanıtlanamamış; bu nedenle eylemin TCK 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı değil, TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu belirlenmiştir.

    Suç vasfının TCK 104/1 olarak belirlenmesi, muhakeme şartı bakımından önemli bir sonuç doğurmaktadır. Çünkü kanun koyucu bu fıkrada düzenlenen suçun soruşturulması ve kovuşturulmasını mağdurun şikâyetine bağlamıştır. Dolayısıyla mahkemenin yalnızca sanığın cinsel ilişkiye girip girmediğini belirlemesi yeterli değildir; aynı zamanda geçerli ve süresinde bir şikâyetin bulunup bulunmadığını da araştırması gerekir.

    Dosyada mağdurenin soruşturma aşamasında sanıktan şikâyetçi olmadığını açıkça beyan ettiği anlaşılmıştır. Buna rağmen yerel mahkeme yargılamaya devam ederek sanık hakkında hüküm kurmuştur. Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur.

    Daireye göre TCK 104/1’deki şikâyet, suçun unsuru olmamakla birlikte soruşturma ve kovuşturmanın devamı bakımından zorunlu bir muhakeme şartıdır. Bu şart bulunmuyorsa mahkemenin suçun esasına girerek sanığın mahkûmiyetine veya cezalandırılmasına karar vermesi mümkün değildir. Şikâyet yokluğu, ceza yargılamasının sürdürülmesini engeller.

    Burada TCK 103 ile TCK 104 arasındaki ayrımın pratik önemi de ortaya çıkmaktadır. On beş yaşını tamamlamış çocuğa karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle gerçekleştirilen cinsel davranışlar TCK 103 kapsamında değerlendirilirken; bu unsurlar bulunmaksızın gerçekleşen cinsel ilişki TCK 104/1 kapsamında kalmaktadır. İkinci durumda kanun açıkça mağdurun şikâyetini aramaktadır.

    Mahkeme bu nedenle öncelikle eylemin hukuki vasfını doğru biçimde belirlemeli, ardından belirlenen suç tipinin muhakeme şartlarını uygulamalıdır. TCK 103 olarak başlayan bir soruşturmanın yargılama sonucunda TCK 104/1 kapsamında kaldığının anlaşılması hâlinde de şikâyet şartı göz ardı edilemez.

    Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış mağdurla cebir, tehdit ve hile olmaksızın gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında kalması ve mağdurun sanıktan şikâyetçi olmadığını açıklaması hâlinde, şikâyet yokluğu nedeniyle kamu davasının düşürülmesi gerektiğini; yargılamaya devam edilerek hüküm kurulamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 11.11.2015, E. 2014/58, K. 2015/10479

    TCK 104/1 – MAĞDURENİN CİNSEL İLİŞKİNİN CEBİR VEYA TEHDİTLE GERÇEKLEŞTİĞİNE İLİŞKİN ÇELİŞKİLİ BEYANLARI DIŞINDA KESİN DELİL BULUNMAMASI VE RIZAYA DAYALI İLİŞKİNİN SABİT OLMASI HÂLİNDE EYLEM TCK 103 DEĞİL TCK 104/1 KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda suç tarihinde on yedi yaş içerisinde bulunan mağdure, sanıkla tanıştıktan sonra birden fazla kez cinsel ilişkiye girmiştir. Mağdure kolluk, Cumhuriyet savcılığı ve mahkeme aşamalarında olayların gerçekleşme biçimine ilişkin birbirinden farklı anlatımlarda bulunmuştur. İlk anlatımında sanığın önceki cinsel ilişkisini çevresine açıklamakla tehdit ettiğini ve bu şekilde kendisiyle ilişkiye girdiğini belirtmiştir.

    Mağdure daha sonraki anlatımında ilk ilişkinin şantaj altında gerçekleştiğini, ancak sonrasında sanıkla sevgili olduklarını ve sanığın evlenme vaadinde bulunması üzerine kendi rızasıyla dört-beş veya beş-on kez cinsel ilişkiye girdiğini söylemiştir. Dosyada tarafların yazışmaları ve birlikte çekilmiş fotoğrafları da bulunmaktadır. Sanık ise aşamalardaki savunmalarında mağdureyle birden fazla kez ancak rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini belirtmiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, mağdurenin anlatımlarını bütün hâlinde değerlendirmiştir. Özellikle cebir, tehdit veya şantaj iddiasının aşamalarda değişmesi, olayın adli makamlara yaklaşık altı ay sonra intikal etmesi ve dosyadaki diğer deliller karşısında mağdurenin bu yöndeki anlatımlarının tek başına mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı incelenmiştir.

    Mağdure sanığın kendisine tokat attığını ve boynunu sıktığını da ileri sürmüş; ancak olayın ortaya çıkmasından sonra düzenlenen adli raporda darp ve cebir izine rastlanmamıştır. Bunun yanında taraflar arasındaki yazışmalar, fotoğraflar ve ilişkinin devamına ilişkin diğer olgular da değerlendirmeye alınmıştır.

    Daire, sanığın mağdureyle cebir, tehdit veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle cinsel ilişkiye girdiğinin şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık tarafların birden fazla kez cinsel ilişkiye girdikleri sabittir. Bu durumda suç vasfı TCK 103 kapsamında değil, TCK 104/1 kapsamında belirlenmelidir.

    Ancak TCK 104/1 kapsamında yapılan vasıflandırma beraberinde şikâyet süresinin incelenmesini gerektirmiştir. Sanığın son cinsel ilişkisinin 2011 yılı Eylül ayında gerçekleştiği, mağdurenin ise Nisan 2012’de şikâyette bulunduğu belirlenmiştir. Böylece TCK 73/1’deki altı aylık şikâyet süresinin geçtiği anlaşılmıştır.

    Bu nedenle Yargıtay yalnızca suç vasfını değiştirmekle yetinmemiş, TCK 104/1’in şikâyete bağlı yapısının sonucunu da uygulamıştır. Süresinde şikâyet bulunmadığından sanık hakkında bu suçtan yargılamaya devam edilmesi mümkün değildir.

    Sonuç olarak Yargıtay, on beş-on sekiz yaş grubundaki mağdurla cinsel ilişkinin gerçekleştiği sabit olmakla birlikte cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenin bulunduğu şüpheden uzak delillerle kanıtlanamıyorsa eylemin TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi; bu durumda da altı aylık şikâyet süresinin ayrıca gözetilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 28.04.2014, E. 2014/3166, K. 2014/5695

    TCK 104/1 – MAĞDURUN AĞZINA ORGAN SOKULMASI TCK 104/1’DEKİ “CİNSEL İLİŞKİ” KAVRAMI KAPSAMINDA DEĞİLDİR; REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇU ANAL VEYA VAJİNAL YOLDAN ORGAN İTHALİYLE SINIRLIDIR

    Somut olayda sanık ile on beş yaşını tamamlamış mağdur bir üniversitenin sağlık meslek yüksekokulunun bodrum katına birlikte gitmişlerdir. Burada sanığın, cebir veya tehdit kullanmaksızın ve mağdurun rızasıyla cinsel organını mağdurun ağzına soktuğu kabul edilmiştir. Yerel mahkeme eylemi TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki olarak nitelendirmiş ve mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermiştir.

    Uyuşmazlık, TCK 104/1’de kullanılan “cinsel ilişki” kavramının kapsamına ilişkindir. TCK 103/2’de kanun koyucu vücuda “organ veya sair bir cisim sokulması” biçimindeki geniş bir ifadeyi tercih ederken, TCK 104/1’de yalnızca “cinsel ilişkide bulunan kişi” ifadesini kullanmıştır. Bu terminolojik farklılık suç tiplerinin maddi unsurlarının aynı olmadığını göstermektedir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi, TCK 104/1’deki cinsel ilişki kavramının fail aleyhine genişletilemeyeceğini kabul etmiştir. Ceza hukukunda kanunilik ilkesi gereğince suç tipinde açıkça öngörülmeyen davranışların yorum veya kıyas yoluyla cezalandırılması mümkün değildir.

    Bu çerçevede Daire, oral yoldan organ sokulmasını TCK 104/1’de düzenlenen cinsel ilişki kavramının kapsamında değerlendirmemiştir. Aynı şekilde anal veya vajinal yoldan organ dışında bir cismin sokulması da TCK 104/1 bakımından “cinsel ilişki” olarak kabul edilmemektedir. TCK 104/1’in maddi unsuru bu yönüyle TCK 103/2’den daha dardır.

    Bu ayrım oldukça önemlidir. TCK 103/2 kapsamında anal, vajinal veya oral yoldan organ sokulması ile vücuda sair cisim sokulması nitelikli cinsel istismar kapsamında değerlendirilebilirken, TCK 104/1 bakımından kanunun kullandığı “cinsel ilişki” kavramı aynı genişlikte yorumlanmamaktadır.

    Dolayısıyla mağdurun on beş yaşını tamamlamış olması ve cinsel davranışa rıza göstermesi, gerçekleştirilen her penetratif hareketi TCK 104/1 kapsamına sokmaz. Mahkeme ayrıca eylemin kanundaki “cinsel ilişki” unsuruna uygun olup olmadığını değerlendirmelidir.

    Yerel mahkemenin oral yoldan gerçekleştirilen eylemi TCK 104/1 kapsamında kabul ederek mağdurun şikâyetten vazgeçmesi nedeniyle düşme kararı vermesi bu nedenle hukuki vasıflandırma bakımından isabetsiz bulunmuştur.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1’deki cinsel ilişki kavramının anal veya vajinal yoldan organ sokulmasını ifade ettiğini; oral yoldan organ sokulmasının veya anal-vajinal yoldan sair cisim sokulmasının bu suçun maddi unsurunu oluşturmadığını ve kanunilik ilkesi gereğince TCK 104/1’in kapsamının kıyas yoluyla genişletilemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 17.02.2016, E. 2014/4639, K. 2016/1324

    TCK 104/1 – SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK TARAFINDAN İŞLENEN REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDA, YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ NEDENİYLE UZAYAN ZAMANAŞIMI SÜRESİ DOLMUŞSA KAMU DAVASI ZAMANAŞIMINDAN DÜŞÜRÜLMELİDİR

    Somut olayda suça sürüklenen çocuk hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, şikâyet yokluğu nedeniyle kamu davasının düşmesine karar vermiş ve hüküm temyiz incelemesine konu olmuştur.

    Dosya Yargıtay 14. Ceza Dairesinin önüne geldiğinde suçun esasına veya şikâyet şartına ilişkin tartışmadan önce dava zamanaşımı değerlendirilmiştir. Ceza muhakemesinde zamanaşımı kamu düzenine ilişkin olduğundan, yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilmesi gerekir.

    Suça sürüklenen çocuğa isnat edilen eylem TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçudur. Daire, suç için öngörülen cezanın üst sınırını esas alarak TCK 66/1-e hükmü çerçevesinde dava zamanaşımı süresini belirlemiştir.

    Failin suç tarihinde çocuk olması nedeniyle TCK 66/2’deki yaş küçüklüğüne ilişkin zamanaşımı hükümleri de uygulanmıştır. Bu hüküm uyarınca çocuk failler bakımından zamanaşımı süreleri yetişkinlere göre farklı şekilde hesaplanmaktadır. Somut olayda uygulanması gereken asli dava zamanaşımı süresinin dört yıl olduğu tespit edilmiştir.

    Suça sürüklenen çocuğun mahkeme huzurunda sorgusunun 24.10.2013 tarihinde yapıldığı ve bu tarihin zamanaşımını kesen son işlem olduğu anlaşılmıştır. Bu tarihten Yargıtayın inceleme yaptığı 16.09.2019 tarihine kadar dört yıllık asli dava zamanaşımı süresinin geçtiği belirlenmiştir.

    Daire bu nedenle ilk derece mahkemesinin şikâyet yokluğu nedeniyle verdiği düşme kararının gerekçesini değiştirmiştir. Artık dava zamanaşımının gerçekleşmiş olması karşısında yargılamanın esasına veya diğer muhakeme şartlarına ilişkin yeniden inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

    Ayrıca bozma sonrasında yeniden yargılama yapılmasını gerektiren bir durum bulunmadığından Yargıtay doğrudan düşme kararı vermiştir. Böylelikle TCK 104/1 bakımından zamanaşımının, özellikle failin çocuk olduğu dosyalarda failin yaşına göre ayrıca hesaplanması gerektiği ortaya konulmuştur.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu işlediği iddia edilen kişinin suç tarihinde çocuk olması hâlinde TCK 66/2’deki özel zamanaşımı düzenlemesinin dikkate alınması gerektiğini; zamanaşımını kesen son işlemden itibaren kanuni sürenin geçmiş olması hâlinde kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 16.09.2019, E. 2016/2532, K. 2019/10825

    TCK 104/1 – REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDA MAĞDURUN ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ OLMASI YETERLİ DEĞİLDİR; CİNSEL İLİŞKİNİN CEBİR, TEHDİT, HİLE VEYA İRADEYİ ETKİLEYEN BAŞKA BİR NEDEN OLMAKSIZIN GERÇEKLEŞMESİ GEREKİR

    Somut olayda sanığın, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği sabittir. Yargılama sırasında temel uyuşmazlık, taraflar arasında cinsel ilişkinin bulunup bulunmadığından ziyade ilişkinin mağdurenin serbest iradesine dayanıp dayanmadığı ve buna bağlı olarak eylemin TCK 104/1 kapsamında mı yoksa TCK 103 kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplanmıştır.

    TCK 104/1’in yapısı gereği mağdurun rızası önemlidir. On beş yaşını tamamlamış çocuğun cebir, tehdit veya hile bulunmaksızın cinsel ilişkiye rıza göstermesi eylemi hukuka uygun hâle getirmemekte, ancak uygulanacak suç tipini belirlemektedir. Kanun koyucu bu yaş grubundaki çocukla rızaya dayalı cinsel ilişkiyi de cezalandırmış; fakat TCK 103’ten farklı olarak soruşturma ve kovuşturmayı mağdurun şikâyetine bağlamıştır.

    Buna karşılık mağdurun on beş yaşını tamamlamış olması, kendisine karşı gerçekleştirilen her cinsel eylemin TCK 104 kapsamında kalacağı anlamına gelmez. Cinsel ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurun iradesini etkileyen başka bir nedene dayanması hâlinde artık TCK 104/1’in tipik yapısından söz edilemez. Bu durumda şartları bulunuyorsa TCK 103 hükümleri gündeme gelir.

    Yargıtay uygulamasında bu nedenle mağdurun “rıza gösterdiği” yönündeki görünüş tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Rızanın hangi şartlarda oluştuğu, fail tarafından iradeyi sakatlayan bir davranışta bulunulup bulunulmadığı ve mağdurun cinsel ilişki konusunda özgür biçimde karar verebilip veremediği dosyadaki bütün deliller üzerinden değerlendirilmelidir.

    Öte yandan mağdurun cebir veya tehdide ilişkin iddiasının bulunması da tek başına TCK 103’ten mahkûmiyet için yeterli değildir. Ceza mahkûmiyetinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delile dayanması gerektiğinden; mağdur anlatımlarındaki tutarlılık, tarafların olay öncesi ve sonrasındaki davranışları, mesajlaşmalar, tanık beyanları, adli raporlar ve diğer maddi deliller birlikte değerlendirilmelidir.

    Bu ayrımın sonucu son derece önemlidir. Eylemin TCK 103 kapsamında değerlendirilmesi hâlinde daha ağır yaptırım ve farklı muhakeme şartları söz konusu olurken, TCK 104/1 kapsamında kalması durumunda mağdurun şikâyeti kovuşturma şartı hâline gelmektedir.

    Ceza Genel Kurulu da TCK 103 ile TCK 104 arasındaki farkları değerlendirirken, TCK 104/1 bakımından mağdurun rızasının suç tipinin ayırt edici özelliklerinden biri olduğunu özellikle belirtmiştir. Bu nedenle aynı yaş grubundaki mağdura yönelik cinsel eylemlerin hukuki niteliği belirlenirken yalnızca yaş değil, mağdur iradesinin nasıl oluştuğu da incelenmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocukla gerçekleştirilen cinsel ilişkinin TCK 104/1 kapsamında kabul edilebilmesi için ilişkinin cebir, tehdit, hile veya mağdurun iradesini etkileyen başka bir neden bulunmaksızın gerçekleşmesi gerektiğini; bu unsurlardan birinin bulunması hâlinde suç vasfının TCK 103 hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

    TCK 104/1 – REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ İLE ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI AYNI SUÇUN HAFİF VE AĞIR ŞEKİLLERİ DEĞİLDİR; MADDİ UNSURLARI VE MUHAKEME ŞARTLARI FARKLI BAĞIMSIZ SUÇLARDIR

    Somut olayda suça sürüklenen çocuk ile mağdure arasında yaklaşık iki yıl süren bir birliktelik bulunduğu ve bu süreç içerisinde farklı tarihlerde cinsel ilişkilerin gerçekleştiği anlaşılmıştır. İlk cinsel ilişki sırasında mağdure on beş yaşını tamamlamamış, daha sonraki cinsel ilişki sırasında ise on beş yaşını doldurmuş ancak on sekiz yaşını tamamlamamıştır.

    Uyuşmazlığın merkezinde, mağdurenin on beş yaşından küçük olduğu dönemde gerçekleştirilen TCK 103/2 kapsamındaki eylem ile on beş yaşından sonra gerçekleştirilen TCK 104/1 kapsamındaki eylemlerin aynı suç sayılıp sayılamayacağı bulunmaktadır. Bu belirleme özellikle TCK 43’teki zincirleme suç hükümlerinin uygulanması bakımından önem taşımaktadır.

    Ceza Genel Kurulu, iki suçun aynı bölümde düzenlenmiş olmasının onları TCK 43 anlamında aynı suç hâline getirmediğini kabul etmiştir. TCK 103’teki çocuğun cinsel istismarı ile TCK 104’teki reşit olmayanla cinsel ilişki suçları maddi unsurları itibarıyla birbirinden farklıdır.

    TCK 103 bakımından on beş yaşını tamamlamamış çocuğun cinsel davranışa rıza göstermesinin hukuki değeri bulunmamaktadır. On beş yaşını tamamlamış çocuk bakımından ise cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenin varlığı TCK 103 uygulamasında belirleyici hâle gelmektedir. TCK 104/1 ise tam tersine on beş yaşını tamamlamış çocuğun rızasına uygun biçimde gerçekleştirilen cinsel ilişkiyi yaptırıma bağlamaktadır.

    İki suç arasındaki başka bir önemli fark, maddi hareketin kapsamıdır. Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunda anal, vajinal veya oral yoldan organ ya da sair cisim sokulması hükmün kapsamına girebilirken, Ceza Genel Kurulunun belirttiği yerleşik uygulama uyarınca TCK 104/1’deki cinsel ilişki kavramı daha dar bir anlam taşımaktadır.

    Muhakeme şartları da farklıdır. TCK 104/1’de soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlıdır. TCK 103 ise kanunda açıkça gösterilen istisna dışında şikâyete bağlı değildir. Bu nedenle iki suçun aynı suçun daha hafif veya daha ağır cezayı gerektiren şekilleri olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

    Bu tespit zincirleme suç bakımından doğrudan sonuç doğurmaktadır. TCK 43/1 kapsamında zincirleme suçtan söz edebilmek için aynı suçun bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi gerekir. TCK 103 ile TCK 104 farklı suçlar olduğundan birinin diğerinin zincirleme devamı sayılması mümkün değildir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, TCK 103’teki çocuğun cinsel istismarı ile TCK 104/1’deki reşit olmayanla cinsel ilişki suçlarının maddi unsurları, rızanın hukuki değeri ve muhakeme şartları bakımından birbirinden bağımsız suçlar olduğunu; bu nedenle birbirlerinin daha ağır veya daha hafif şekilleri ve TCK 43 anlamında aynı suç olarak kabul edilemeyeceklerini belirtmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 24.05.2023, E. 2022/46, K. 2023/303

    TCK 104/1 – ON BEŞ YAŞINI TAMAMLAMIŞ MAĞDURLA RIZAYA DAYALI BİRDEN FAZLA CİNSEL İLİŞKİNİN TCK 104/1 KAPSAMINDA KALMASI HÂLİNDE, HER BİR EYLEMİN TAKİP EDİLEBİLİR OLMASI ZİNCİRLEME SUÇ UYGULAMASININ ÖN KOŞULUDUR

    Somut olayda mağdure 6 Eylül 2011 tarihinde kolluğa müracaat etmiş ve sanıkla 3 Eylül 2011 tarihinde rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini belirtmiştir. Bunun yanında aynı sanıkla yaklaşık bir yıl önce de cinsel ilişki yaşadığını açıklamıştır. Yerel mahkeme her iki cinsel ilişkiyi birlikte değerlendirerek sanığın TCK 104/1 kapsamında reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu zincirleme biçimde işlediğini kabul etmiştir.

    TCK 104/1 bakımından aynı mağdurla farklı zamanlarda gerçekleştirilen birden fazla cinsel ilişkinin şartları varsa TCK 43/1 kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Ancak bunun için zincire dâhil edilen her bir eylemin hukuken kovuşturulabilir olması gerekir.

    TCK 104/1 şikâyete bağlı bir suç olduğundan TCK 73/1’deki altı aylık şikâyet süresi önem taşımaktadır. Mağdurun hem fiili hem faili bildiği tarihten başlayarak kanuni süre içerisinde şikâyet hakkını kullanmaması hâlinde o eylem bakımından soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.

    Somut olayda yaklaşık bir yıl önce gerçekleştirilen ilk cinsel ilişkinin faili mağdure tarafından başından itibaren bilinmektedir. Mağdure bu eylemden ancak bir yıl kadar sonra söz ettiğinden ilk cinsel ilişki yönünden altı aylık şikâyet süresi geçmiştir. Buna karşılık 3 Eylül 2011 tarihindeki ikinci cinsel ilişki yönünden mağdurenin 6 Eylül 2011 tarihinde verdiği ifade süresindedir.

    Yerel mahkeme, ilk eylemin artık takip edilemeyecek durumda bulunmasına rağmen bunu ikinci eylemle birlikte zincirleme suç kapsamında değerlendirmiş ve TCK 104/1 uyarınca belirlediği temel cezayı TCK 43/1 uyarınca artırmıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur.

    Daireye göre ilk eylem yönünden kanuni takibat şartı gerçekleşmemiştir. Şikâyet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle sanık bu eylemden dolayı cezalandırılamayacağı gibi, aynı eylem sonraki suçtan verilecek cezayı ağırlaştırmak için de kullanılamaz. Aksi yorum, şikâyet süresinin geçirilmesine bağlanan hukuki sonucu dolaylı yoldan ortadan kaldıracaktır.

    Bu nedenle TCK 104/1 bakımından zincirleme suç değerlendirmesi yapılırken yalnızca maddi anlamda kaç cinsel ilişki bulunduğuna bakılmamalıdır. Her bir cinsel ilişki bakımından suçun unsurları yanında şikâyet şartının da gerçekleşip gerçekleşmediği ayrı ayrı belirlenmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, şikâyet süresi geçirilmiş önceki bir TCK 104/1 eyleminin hukuken takip edilebilir olmaması nedeniyle zincirleme suç hesabına dâhil edilemeyeceğini; yalnızca süresinde şikâyet edilmiş eylemden ceza verilmesi ve takip edilemeyen önceki eylem gerekçe gösterilerek TCK 43/1 uyarınca artırım yapılmaması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 21.12.2015, E. 2014/1402, K. 2015/11899

    TCK 104/1 – SUÇ TARİHİNDEN SONRA TCK 104/1’İN YAPTIRIMININ AĞIRLAŞTIRILMASI HÂLİNDE, SANIK ALEYHİNE SONRAKİ KANUN UYGULANAMAZ; SUÇ TARİHİNDEKİ LEHE DÜZENLEME ESAS ALINMALIDIR

    Somut olayda sanığın reşit olmayan mağdureyle cinsel ilişkiye girdiği ve eylemin TCK 104/1 kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesi sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuş, dosya daha sonraki kanun yolu süreçlerinde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

    Dosyanın önemli özelliklerinden biri, suç tarihinden sonra TCK 104/1’in yaptırımında kanuni değişiklik yapılmış olmasıdır. 6545 sayılı Kanunla cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin hükümlerde kapsamlı değişiklik yapılmış ve TCK 104/1 bakımından öngörülen hapis cezası da ağırlaştırılmıştır.

    Ceza hukukunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin TCK 7/2 uyarınca suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun hükümleri farklıysa fail lehine olan kanun uygulanır. Sonraki kanunun yaptırımı ağırlaştırması hâlinde bu düzenlemenin geçmişte işlenen suç bakımından sanık aleyhine uygulanması mümkün değildir.

    Somut dosyada da sanığın eyleminin suç tarihi itibarıyla lehine bulunan, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önceki TCK 104/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Böylece sonradan getirilen daha ağır ceza miktarı sanığa uygulanmamıştır.

    Bu husus özellikle eski tarihli TCK 104 dosyalarında önemlidir. Güncel madde metnindeki ceza miktarı esas alınarak geçmişte işlenmiş bir eylemin yaptırımının belirlenmesi kanunilik ve geçmişe yürüme yasağıyla bağdaşmaz. Suç tarihindeki düzenleme ile sonraki kanun karşılaştırılmalı ve sanık lehine olan sonuç uygulanmalıdır.

    Ayrıca lehe kanun değerlendirmesi yalnızca soyut ceza miktarlarının karşılaştırılmasından ibaret değildir. Somut olaya uygulanabilecek hükümlerin ortaya çıkaracağı hukuki sonuç dikkate alınmalıdır. Nitekim ilgili dosyada sonraki süreçte basit yargılama usulünün sanık lehine sonuç doğurup doğurmayacağı da ayrıca uyuşmazlık konusu olmuştur.

    Ceza Genel Kurulu önüne gelen dosyada, TCK 104/1’in suç tarihinde öngördüğü yaptırımın sonraki düzenlemeye kıyasla sanık lehine olması nedeniyle eski hükmün esas alınması gerektiği konusunda bir tereddüt bulunmamıştır. Tartışma esas itibarıyla sonradan yürürlüğe giren muhakeme düzenlemesinin sanık lehine uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 104/1 kapsamında kalan suçun işlenmesinden sonra kanun değişikliğiyle cezanın ağırlaştırılması hâlinde sonraki ağır düzenlemenin geçmişe yürütülemeyeceğini; TCK 7/2 uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanık lehine sonuç doğuran TCK 104/1 hükmünün uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.02.2024, E. 2023/442, K. 2024/56

    TCK 104/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 104/1 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    15 yaşını bitirmiş çocukla rızaya dayalı cinsel ilişki TCK 104/1 İrade serbest, fiil ilişki boyutunda
    Evlenme vaadiyle kandırma iddiası Hile denetimi Hile varsa fiil cinsel istismara dönüşür
    İlişki boyutuna ulaşmayan rızalı cinsel davranışlar TCK 104 oluşmaz Madde yalnızca cinsel ilişkiyi cezalandırır
    Şikayetin 6 aylık süre geçtikten sonra yapılması Düşme Süre hak düşürücüdür
    Mağdurun 15 yaşını bitirmediğinin anlaşılması TCK 103 uygulanır Yaş, suçun uygulanma sınırıdır

    Serinin diğer yazıları için TCK 104/2 evlenme yasağı bulunan kişinin fiili ile on beş yaş altı ve iradesi sakatlanmış çocuklara ilişkin TCK 103/2 rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 104/1 nedir?

    TCK 104/1, cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunmayı düzenler; cezası mağdurun şikayeti üzerine 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir.

    15 yaşındaki biriyle ilişki suç mu?

    On beş yaşını bitirmiş çocukla özgür iradeye dayalı cinsel ilişki, şikayet üzerine TCK 104/1 kapsamında suçtur. On beş yaşını bitirmemiş çocukla her cinsel davranış ise şikayete bakılmaksızın cinsel istismar suçunu oluşturur.

    Şikayet süresi ne kadar?

    Fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aydır ve süre hak düşürücüdür; süresinde şikayet yoksa soruşturma yapılamaz, yapılmışsa dava düşer.

    Evlenme vaadiyle ilişki hangi suçu oluşturur?

    Vaat, iradeyi sakatlayan bir hile düzeyine ulaşmışsa fiil cinsel istismara dönüşür ve ceza ağırlaşır; ilişkinin olağan akışındaki vaatler tek başına hile sayılmaz. Değerlendirme somut olaya göre yapılır.

    Dini nikahla birliktelik suçu kaldırır mı?

    Hayır. Yalnızca resmi evlilik suçu ortadan kaldırır; dini nikah adı altındaki birliktelik hukuken evlilik sayılmaz ve fiil şikayet üzerine cezalandırılır.

    İlişki devam ederse ceza artar mı?

    Evet. Aynı çocukla süreklilik kazanan ilişki zincirleme suç oluşturur ve tek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.

    TCK 104/1 davasında avukat desteği neden önemli?

    İlişki kavramının kapsamı, hile denetimi ve şikayet süresinin hesabı; fiilin bu madde ile istismar arasında gidip gelmesine yol açan tartışmalardır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 104/1 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 104/1 Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 104 reşit olmayanla cinsel ilişki suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat

  • TCK 103/6 Cinsel İstismar Sonucu Bitkisel Hayat veya Ölüm

    TCK 103/6 Cinsel İstismar Sonucu Bitkisel Hayat veya Ölüm

    Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 | Av. Çağrı Ayboğa

    TCK 103/6 nedir? TCK 103/6, cinsel istismar sonucu mağdur çocuğun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini düzenler; bu, kanunumuzdaki en ağır yaptırımdır. Hükmün uygulanması için netice, istismarın ve başvurulan şiddetin eseri olmalı ve fail bakımından en azından öngörülebilir bulunmalıdır. Fail çocuğu kasten öldürmüşse, çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme hükümleri ayrıca devreye girer.

    Hukukun sözünün bittiği yer diye bir şey varsa, orası burasıdır: İstismarın bir çocuğun yaşamını veya bilincini söndürmesi. Kanun koyucu bu noktada elindeki en ağır karşılığı, ağırlaştırılmış müebbet hapsi, tek seçenek olarak yazmıştır. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu sisteminin son fıkrası budur: TCK 103/6.

    Bu yazıda hükmün şartlarını, kasten öldürmeyle sınırını ve aralarında intihar olgularının da bulunduğu on sekiz emsal Yargıtay kararını birebir metinleriyle inceliyoruz. Yetişkin mağdurlardaki paralel hüküm için TCK 102/5 cinsel saldırı sonucu bitkisel hayat veya ölüm rehberimize bakabilirsiniz.

    TCK 103/6 Nedir?

    TCK 103/6, neticesi sebebiyle ağırlaşmış istismarın en üst basamağıdır ve iki neticeyi aynı yaptırıma bağlar: çocuğun ölümü ve bitkisel hayata girmesi. Yaptırım sabittir: ağırlaştırılmış müebbet hapis; hakime aralık bırakılmamıştır. Bu ağırlık, şartların titiz denetimini zorunlu kılar: Netice, istismar fiilinin ve başvurulan şiddetin eseri olmalı, araya giren bağımsız nedenlerle illiyet kesilmemeli ve netice fail bakımından en azından öngörülebilir bulunmalıdır. Çocuğun narin bünyesi, öngörülebilirlik denetiminde yetişkinlere kıyasla failin aleyhine işleyen bir veridir.

    TCK 103 Kanun Metni

    5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin yürürlükteki tam metni aşağıdadır; bu yazının konusu işaretlenmiştir. Resmi metin için mevzuat.gov.tr üzerindeki 5237 sayılı Kanuna bakabilirsiniz.

    Çocukların cinsel istismarı

    Madde 103 – (1) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

    a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

    b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

    anlaşılır.

    (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

    (3) Suçun;

    a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

    b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

    d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

    e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

    Şartlar: İlliyet, Öngörülebilirlik ve Kast Sınırı

    • İlliyet bağı: Ölüm veya bitkisel hayat, istismarın ve şiddetin doğal seyrinden doğmalıdır; ağır tıbbi hata gibi bağımsız ve öngörülemez nedenler bağı keser ve fail istismar ile varsa yaralama neticelerinden sorumlu kalır.
    • İntihar olguları: Aşağıda birebir verdiğimiz kararların gösterdiği gibi, istismar sonrası intiharda neticenin fiile yüklenebilirliği; çocuğun yaşı, fiilin ağırlığı ve süreç arasındaki bağ üzerinden somut olayda denetlenir.
    • Öngörülebilirlik: TCK 23 uyarınca ağır netice faile ancak en azından taksirle hareket etmişse yüklenebilir; şiddetin dozu ve çocuğun yaşı bu denetimin merkezindedir.
    • Kasten öldürme sınırı: Fail çocuğu öldürme kastıyla hareket etmişse netice sorumluluğu aşılır: İstismar ile çocuğa karşı nitelikli kasten öldürmenin gerçek içtimaı gündeme gelir ve infaz rejimi daha da ağırlaşır.

    Ceza: Ağırlaştırılmış Müebbet

    Ağırlaştırılmış müebbet, sıkı güvenlik rejimi altında ömür boyu infaz edilir ve koşullu salıverilme süreleri en ağır tablodadır. Bu dosyalarda savunma; otopsi ve ölüm nedeni raporları, olay yeri incelemesi ve şiddetin dozuna ilişkin bulgular üzerinden illiyet ve öngörülebilirlik denetimine odaklanır. Kast sınırındaki nitelendirme ölçütleri için TCK 81 kasten öldürme suçu rehberimize bakabilirsiniz.

    Şikayet, Tutuklama ve Yargılama

    • Şikayet: Hüküm şikayete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden ve en üst öncelikle yürütülür.
    • Uzlaştırma: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yolu kapalıdır; taraflar anlaşsa dahi dosya kamu adına yürütülür.
    • Tutuklama: Katalog kapsamındaki suçun en ağır görünümünde tutuklama fiilen kuraldır; uzun tutukluluk süreleri ve itiraz takvimi dosya stratejisinin parçasıdır.
    • Görevli mahkeme: Dosyalar ağır ceza mahkemesinde görülür.
    • İspat rejimi: Bu suçlar çoğu zaman tanıksız ortamlarda işlendiğinden mağdur beyanı merkezi delildir; ancak beyanın mahkumiyete yeterliliği, iç tutarlılık ve dış doğrulama ölçütleriyle denetlenir. Ayrıntılar için cinsel suçlarda ispat ve mağdur beyanı delili rehberimize bakabilirsiniz.
    • İnfaz rejimi: Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda koşullu salıverilme oranı süreli hapiste dörtte üçtür; infaz hesabı için infaz hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

    Avukata Sor: TCK 103/6 Dosyanızı Birlikte Değerlendirelim

    Ağırlaştırılmış müebbetin eşiğindeki bu dosyalarda illiyet, öngörülebilirlik ve kast nitelendirmesi hayatın geri kalanını belirler; savunma otopsi raporundan itibaren kurulur. Sorularınız için bize ulaşabilirsiniz.

    Avukata Sor

    Danışmanlık Ücretlidir: Hukuki danışmanlık hizmetlerimiz, 2025-2026 TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAUT) uyarınca ücrete tabidir.

    TCK 103/6 Yargıtay Kararları

    Aşağıdaki on sekiz emsal karar, bu hükmün uygulamadaki sınırlarını çizen kararlardır ve özet metinleri birebir aktarılmıştır.

    TCK 103/6 – MAĞDURUN ÖLÜMÜNÜN CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDAN VEYA SUÇUN İŞLENMESİ SIRASINDA KULLANILAN CEBİRDEN KAYNAKLANMASI GEREKİR; CİNSEL İSTİSMAR İLE ÖLÜM ARASINDA NEDENSELLİK BAĞI BULUNMADAN BU FIKRA UYGULANAMAZ

    TCK 103/6, çocuğun cinsel istismarı suçunun en ağır neticeli hâlini düzenlemektedir. Hükme göre suç sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlinde fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Ancak ölüm veya bitkisel hayat sonucunun meydana gelmesi tek başına bu fıkranın uygulanması için yeterli değildir.

    Hükmün uygulanmasındaki temel mesele, çocuğun cinsel istismarı ile meydana gelen ağır netice arasındaki nedensellik bağıdır. Mağdurun ölümü doğrudan cinsel istismar eyleminden kaynaklanabileceği gibi, cinsel istismarı gerçekleştirmek amacıyla uygulanan cebir veya şiddetin sonucu olarak da meydana gelebilir.

    Örneğin cinsel istismar sırasında mağdura uygulanan yoğun şiddetin ölüm sonucunu meydana getirmesi hâlinde, ölüm ile suç arasında doğrudan bağlantı bulunmaktadır. Aynı şekilde cinsel istismar eyleminin fizyolojik sonuçları nedeniyle mağdurun yaşamını kaybetmesi durumunda da nedensellik bağı ayrıca değerlendirilir.

    Buna karşılık mağdurun ölümünün cinsel istismar suçundan tamamen bağımsız bir nedenden kaynaklanması durumunda TCK 103/6 uygulanamaz. Failin cinsel istismar suçunu işlemiş olması, mağdurun daha sonraki her ölümünden otomatik olarak sorumlu tutulmasına neden olmaz.

    Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçların genel düzenlemesi olan TCK 23 de burada önem taşımaktadır. Failin kastettiğinden daha ağır veya başka bir netice meydana gelmişse, bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması gerekir. Dolayısıyla ölüm neticesinin yalnızca nedensel olarak eyleme bağlanması değil, aynı zamanda faile objektif ve sübjektif olarak isnat edilebilmesi gerekir.

    Bu nedenle ölüm neticesinin değerlendirilmesinde otopsi raporu, Adli Tıp Kurumu raporu ve diğer tıbbi belgeler büyük önem taşır. Ölüm nedeni kesin biçimde ortaya konulmalı ve bu neden ile cinsel istismar yahut istismar sırasında kullanılan cebir arasındaki bağlantı belirlenmelidir.

    Failin doğrudan öldürme kastıyla hareket ettiği durumlar ise ayrıca değerlendirilmelidir. TCK 103/6 esas itibarıyla cinsel istismar suçunun sonucunda meydana gelen ağır neticeyi düzenlemektedir. Fail başlangıçtan itibaren veya olayın devamında mağduru öldürmeye yönelik doğrudan kastla hareket etmişse kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanması ve suçların içtimaı ayrıca tartışılmalıdır.

    Sonuç olarak TCK 103/6 bakımından mağdurun ölmesi tek başına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmesi için yeterli olmayıp, ölümün cinsel istismar suçunun veya suçun gerçekleştirilmesinde kullanılan cebrin sonucu olması, aradaki nedensellik ve objektif isnadiyet bağının ortaya konulması ve ağır neticenin faile TCK 23 çerçevesinde yüklenebilmesi gerekir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında TCK 23 ile birlikte benimsenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ilkesi çerçevesinde değerlendirilmektedir.

    TCK 103/6 – MAĞDUR ÖLDÜRÜLDÜKTEN SONRA CESEDE YÖNELİK GERÇEKLEŞTİRİLEN CİNSEL DAVRANIŞTA ÖLÜM CİNSEL İSTİSMARIN SONUCU OLMADIĞINDAN TCK 103/6 UYGULANAMAZ

    TCK 103/6’nın uygulanabilmesi için mağdurun ölümü ile cinsel istismar arasında kanunun aradığı sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Bu nedenle olayların gerçekleşme sırası, özellikle ölümün cinsel davranıştan önce mi yoksa sonra mı meydana geldiği bakımından önem taşımaktadır.

    Failin mağduru önce öldürdüğü ve ancak ölüm gerçekleştikten sonra mağdurun bedenine yönelik cinsel nitelikte davranışlarda bulunduğu bir olayda, ölümün cinsel istismar sonucunda meydana geldiği söylenemez. Mağdur cinsel davranış gerçekleştirilmeden önce yaşamını kaybetmiştir.

    TCK 103/6’nın lafzındaki “suç sonucu mağdurun … ölümü” ibaresi de bu bağlantıyı zorunlu kılmaktadır. Ağır netice, temel suçun gerçekleştirilmesinden kaynaklanmalıdır. Önceden gerçekleşmiş ölümün daha sonra gerçekleştirilen bir davranışın sonucu olarak kabul edilmesi nedensellik kurallarına aykırıdır.

    Ayrıca çocuğun cinsel istismarı suçunun mağduru yaşayan çocuk olduğundan, ölümden sonra cesede yönelik davranışların TCK 103 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de ayrı bir hukuki meseledir. Ölümden sonraki davranışlar, somut olayın özelliklerine göre başka suç tipleri bakımından değerlendirmeye konu olabilir.

    Burada özellikle failin öldürme kastı ile cinsel davranışa yönelik kastının zamanlaması araştırılmalıdır. Fail cinsel istismar sırasında kullandığı şiddet sonucunda mağdurun ölümüne neden olmuşsa TCK 103/6 tartışılabilir. Buna karşılık fail önce bağımsız bir öldürme eylemi gerçekleştirmiş ve ölümden sonra cinsel davranışta bulunmuşsa TCK 103/6’daki netice bağlantısı yoktur.

    Bu ayrım kanunilik ilkesi bakımından da zorunludur. Mağdurun öldüğü her cinsel nitelikli olayda TCK 103/6 uygulanması, “suç sonucu” ibaresinin göz ardı edilmesi ve hükmün fail aleyhine genişletilmesi anlamına gelir.

    Mahkeme bu nedenle ölüm zamanını ve ölüm nedenini tıbbi delillerle kesin biçimde belirlemelidir. Özellikle ölüm ile cinsel davranışların birbirine çok yakın zamanlarda meydana geldiği olaylarda otopsi bulguları, biyolojik deliller ve olay yeri incelemesi önem taşır.

    Sonuç olarak, mağdurun cinsel istismar eyleminden önce öldürüldüğü ve cinsel nitelikteki davranışların ölümden sonra gerçekleştirildiği durumda ölüm cinsel istismar suçunun sonucu olmadığından TCK 103/6 uygulanamaz; ölüm ve ölümden sonraki davranışların oluşturduğu suçlar kendi kanuni unsurlarına göre ayrıca belirlenmelidir.

    Künye: Bu ilke TCK 103/6’nın “suç sonucu” koşuluna ilişkin Yargıtay uygulaması ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç esasları çerçevesinde kabul edilmektedir.

    TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA, AĞIR NETİCENİN FAIL TARAFINDAN EN AZINDAN TAKSİRLE ÖNGÖRÜLEBİLİR OLMASI GEREKİR; SADECE NEDENSELLİK BAĞININ BULUNMASI YETERLİ DEĞİLDİR

    Somut olayda sanık, on beş yaşından küçük mağdure ile vücuda organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girmiştir. Yapılan yargılama sırasında mağdure İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kuruluna sevk edilmiş ve düzenlenen raporda olay nedeniyle mağdurede travma sonrası stres bozukluğu ile depresyon geliştiği, dolayısıyla ruh sağlığının bozulduğu belirlenmiştir. Yerel mahkeme, olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmünü uygulayarak sanığın cezasını ağırlaştırmıştır.

    Özel Daire, ilk incelemesinde yalnızca ağır neticenin meydana gelmiş olmasını yeterli görmemiştir. 5237 sayılı TCK’nın objektif sorumluluk anlayışını terk ettiği, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23 uyarınca failin ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurlu bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre cinsel istismar eylemi ile ağır netice arasında nedensellik bağının bulunması, tek başına ağırlaştırılmış sorumluluk için yeterli değildir.

    Ceza Genel Kurulu ise somut olayın özelliklerini değerlendirirken Özel Daireden farklı sonuca ulaşmıştır. Sanığın mağdureden on bir yaş büyük olması, mağdurenin on beş yaşından küçük bulunması, eylemin vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, tarafların kişisel ve sosyal özellikleri ile olayın gerçekleşme biçimi birlikte ele alınmıştır.

    Kurula göre sanığın böyle bir cinsel eylemin çocuk üzerinde ağır sonuçlar doğurabileceğini öngöremeyeceğini kabul etmek mümkün değildir. Başka bir anlatımla, meydana gelen ağır netice fail tarafından doğrudan istenmemiş olsa dahi somut olayda en azından taksir derecesinde kusur bulunmaktadır. Bu nedenle ağır neticenin sanığa objektif biçimde yüklenmesinden değil, TCK 23 çerçevesinde kusura dayalı sorumluluktan söz edilmektedir.

    Kararın bugün yürürlükteki TCK 103/6 bakımından taşıdığı önem de buradadır. Her ne kadar karar tarihindeki 103/6 mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasını düzenlemekteyse de, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23’ün uygulanmasına ilişkin ortaya konulan ilke, günümüzde bitkisel hayat veya ölüm neticesi bakımından da önem taşımaktadır.

    Buna göre mağdurun cinsel istismar sonucunda ölmesi veya bitkisel hayata girmesi tek başına fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmesi için yeterli görülmemelidir. Öncelikle ağır netice ile cinsel istismar arasında nedensellik bağı kurulmalı; ardından meydana gelen ağır neticenin faile TCK 23 çerçevesinde yüklenip yüklenemeyeceği değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda failin kastetmediği ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için TCK 23 gereğince en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması gerektiğini; somut olayın özelliklerine göre ağır neticenin öngörülebilir olduğu durumda bu sorumluluğun kurulabileceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2015/888, K. 2017/125

    TCK 103/6 – BİRDEN FAZLA FAILİN EYLEMİ BULUNDUĞU DURUMDA AĞIR NETİCENİN HANGİ FAILİN CİNSEL İSTİSMARINDAN KAYNAKLANDIĞI BELİRLENEMİYORSA, ŞÜPHE GİDERİLMEDEN AĞIR NETİCE HER BİR FAILE YÜKLENEMEZ

    Somut olayda çocuk mağdur farklı tarihlerde birden fazla kişinin cinsel eylemine maruz kalmıştır. İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca yapılan incelemede mağdurda cinsel istismar olaylarından kaynaklanan ve ruh sağlığını bozacak mahiyette “kaçınma ağırlıklı travma sonrası stres bozukluğu” bulunduğu belirlenmiştir.

    Ancak dosyanın özelliği, mağdurun tek bir failin tek bir eylemine maruz kalmamış olmasıdır. Adli Tıp Kurumu raporunda mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın iki ayrı tarihte gerçekleşen cinsel istismar olaylarıyla bağlantılı olduğu belirtilmiş, buna karşılık hangi sanığın hangi eyleminin ağır neticeyi meydana getirdiği tıbben ayrıştırılamamıştır.

    Yerel mahkeme buna rağmen suça sürüklenen çocuk hakkında da olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı dikkate alarak ceza belirlemiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise ağır neticenin faile isnadı bakımından bu yaklaşımı hukuka aykırı bulmuştur.

    Daireye göre neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçta ağır neticenin meydana geldiğinin belirlenmesi yeterli değildir. Bu neticenin cezalandırılmak istenen failin eyleminden kaynaklandığının da ceza mahkûmiyeti için gerekli kesinlik derecesinde ortaya konulması gerekir. Birden fazla bağımsız eylemin ağır neticeye neden olma ihtimali bulunuyorsa, nedensellik bağı konusunda oluşan şüphe fail aleyhine yorumlanamaz.

    Adli raporun “her iki sanığın cinsel eylemleriyle birlikte ruh sağlığının bozulduğu ve sanıklar arasında tıbben ayrım yapılamadığı” yönündeki tespiti karşısında, ağır neticenin doğrudan suça sürüklenen çocuğun eyleminden kaynaklandığı kesin biçimde söylenememektedir. Yargıtay bu nedenle TCK 103/6’nın uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur.

    Karar, bugünkü TCK 103/6 bakımından da önemli bir nedensellik ilkesi ortaya koymaktadır. Örneğin mağdurun farklı kişiler tarafından gerçekleştirilen birbirinden bağımsız cinsel istismar eylemlerinden sonra bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlinde, ağır neticenin hangi eylemden kaynaklandığı araştırılmadan her fail hakkında otomatik olarak TCK 103/6 uygulanması mümkün değildir.

    Elbette iştirak hâlinde birlikte gerçekleştirilen bir suç ile birbirinden bağımsız cinsel istismar eylemleri aynı değildir. Failler müşterek fail olarak aynı cinsel istismar suçunun icrasına birlikte hâkimse iştirak hükümleri ayrıca değerlendirilir. Buna karşılık bağımsız eylemlerde ağır neticenin hangi eylemden kaynaklandığının belirlenememesi durumunda şüpheden sanık yararlanır ilkesi önem kazanır.

    Sonuç olarak Yargıtay, birden fazla bağımsız cinsel istismar eyleminin bulunduğu ve meydana gelen ağır neticenin hangi failin eyleminden kaynaklandığının tıbben ayrıştırılamadığı durumda, nedensellik bağı şüpheli kaldığından ağır neticenin doğrudan belirli bir faile yüklenemeyeceğini ve TCK 103’teki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin uygulanamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 19.12.2019, E. 2018/6424, K. 2019/13458

    TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA, FAILİN AĞIR NETİCEDEN SORUMLULUĞU OBJEKTİF SORUMLULUK ESASINA DAYANDIRILAMAZ

    Somut olayda suça sürüklenen çocuk tarafından mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel davranışta bulunulmuş ve eylem çocuğun cinsel istismarı olarak kabul edilmiştir. Mağdure hakkında üniversite hastanesince düzenlenen raporda olay nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu geliştiği ve ruh sağlığının bozulduğu belirtilmiştir. Yerel mahkeme bu raporu esas alarak olay tarihinde yürürlükteki TCK 103/6’yı uygulamıştır.

    Dosyanın Yargıtay incelemesinde asıl uyuşmazlık, failin ağır netice bakımından kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında ortaya çıkmıştır. Özel Daire, sanığın eyleminin ani nitelikte olduğunu, devamlılık göstermediğini ve mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel temasla sınırlı kaldığını dikkate almıştır.

    5237 sayılı TCK ile 765 sayılı Kanun dönemindeki objektif sorumluluk anlayışının terk edildiği özellikle vurgulanmıştır. Buna göre fail, yalnızca gerçekleştirdiği temel eylem ile ağır netice arasında nedensellik bağı bulunduğu için ağır neticeden sorumlu tutulamaz. TCK 23 uyarınca kastettiğinden daha ağır veya başka bir neticenin meydana gelmesi hâlinde bu neticeden sorumluluk için en azından taksir bulunmalıdır.

    Ceza Genel Kurulu da neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda kusura dayalı sorumluluk ilkesini esas almıştır. Bu nedenle mahkeme failin yaşı, eğitim durumu, sosyal ve kültürel özellikleri, mağdurla arasındaki ilişki, cinsel davranışın niteliği, süresi ve yoğunluğu gibi somut olay özelliklerini değerlendirmelidir.

    Özellikle ani ve kısa süreli cinsel davranışlarla uzun süre devam eden, yoğun veya vücuda organ sokulması biçiminde gerçekleştirilen eylemler arasında ağır neticenin öngörülebilirliği bakımından fark bulunabilir. Bu değerlendirme soyut olarak değil, her olayın kendi özelliklerine göre yapılmalıdır.

    Bu içtihat, günümüzdeki TCK 103/6 bakımından daha da önemlidir. Çünkü mevcut düzenleme ölüm veya bitkisel hayat gibi son derece ağır sonuçları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla karşılamaktadır. Böyle ağır bir yaptırımın yalnızca “cinsel istismar vardı ve mağdur daha sonra öldü” şeklindeki objektif bir bağlantıya dayandırılması TCK’nın kusur sistematiğiyle bağdaşmaz.

    Güncel hüküm bakımından mahkeme; ölüm veya bitkisel hayatın cinsel istismar eyleminin sonucu olup olmadığını, failin eylemi ile netice arasındaki nedensellik bağını ve ağır netice bakımından failin TCK 23 anlamında en azından taksir derecesinde kusurunun bulunup bulunmadığını ayrı ayrı değerlendirmelidir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu içtihadında, TCK 103 kapsamındaki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerde objektif sorumluluğun kabul edilemeyeceği; ağır neticenin faile yüklenebilmesi için nedensellik bağının yanında TCK 23 gereğince en azından taksir derecesinde kusurun bulunmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/146, K. 2018/521

    TCK 103/6 – MAĞDURDA MEYDANA GELEN AĞIR NETİCENİN CİNSEL İSTİSMARDAN KAYNAKLANDIĞI YETERLİ VE DENETLENEBİLİR UZMAN RAPORUYLA ORTAYA KONULMADAN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HÂL UYGULANAMAZ

    Somut olayda iki sanığın çocuk mağdureye yönelik farklı cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiştir. Sanıklardan birinin mağdurenin yanağını ve kulağını öptüğü, diğerinin ise mağdurenin kalçasını ve vücudunu okşayıp yanakları ile boynundan öptüğü belirtilmiştir. Mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu bulunduğu bildirilmiştir.

    Yerel mahkeme raporu esas alarak sanıklar hakkında olay tarihinde yürürlükteki TCK 103/6 hükmünü uygulamış ve eylemleri beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı olarak nitelendirmiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise raporun içeriğini hüküm kurmaya yeterli bulmamıştır.

    Özel Daire özellikle gerçekleştirilen cinsel davranışların niteliği ile tespit edilen ruhsal bozukluk arasındaki bağlantının açıklanması gerektiğini belirtmiştir. Dokunma, sıkma veya öpme gibi devamlılık göstermeyen cinsel davranışlardan sonra mağdurda psikolojik etkilenme meydana gelmesi ile hukuken ağır netice sayılabilecek bir ruh sağlığı bozukluğunun meydana gelmesi aynı şey değildir.

    Mağdur olay nedeniyle üzüntü, korku, sıkıntı veya geçici psikolojik etkilenme yaşayabilir. Ancak olay tarihinde yürürlükte bulunan ağırlaştırıcı hükmün uygulanabilmesi için bu durumun tıbben ruh sağlığının bozulması düzeyine ulaştığının ve bozukluğun cinsel istismar eylemiyle nedensel bağlantısının yeterli biçimde ortaya konulması gerekir.

    Bu nedenle Yargıtay, uzman raporunun yalnızca teşhis belirtmesini yeterli görmemiş; teşhisin dayandığı verilerin ve meydana gelen psikiyatrik tablonun neden cinsel istismar eyleminden kaynaklandığının açıklanmasını aramıştır. Eksik ve denetime elverişsiz raporla ağırlaştırılmış sorumluluk kurulması hukuka aykırı kabul edilmiştir.

    Bu yaklaşım yürürlükteki TCK 103/6 bakımından da doğrudan önem taşımaktadır. Günümüzde ağır netice bitkisel hayat veya ölümdür. Böyle bir durumda ölüm nedeni veya bitkisel hayatın hangi fizyolojik süreç sonucunda ortaya çıktığı, cinsel istismar eylemiyle bağlantısının bulunup bulunmadığı ve varsa kullanılan cebir veya meydana gelen travmanın bu neticeyi nasıl doğurduğu bilimsel raporlarla açıklanmalıdır.

    Özellikle mağdurun önceden mevcut hastalıklarının, başka travmaların veya bağımsız tıbbi nedenlerin bulunduğu olaylarda bu inceleme daha da önemlidir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis gibi en ağır yaptırımlardan birine hükmedilirken nedensellik bağı varsayıma dayandırılamaz.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu sürecinde benimsenen yaklaşım uyarınca, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunun uygulanabilmesi için ağır neticenin varlığının yanında bu neticenin cinsel istismar eyleminden kaynaklandığının bilimsel, yeterli ve yargısal denetime elverişli uzman raporuyla ortaya konulması; raporun yalnızca sonuç bildirmekle yetinmeyip dayandığı tıbbi verileri açıklaması gerekir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.09.2023, E. 2021/166, K. 2023/421

    TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA, AĞIR NETİCE İLE FAILİN EYLEMİ ARASINDAKİ NEDENSELLİK BAĞININ YANINDA FAILİN BU NETİCE BAKIMINDAN EN AZ TAKSİR DERECESİNDE KUSURUNUN BULUNMASI GEREKİR

    Somut olayda sanık, suç tarihinde on beş yaşını tamamlamamış olan mağdure ile duygusal ilişki yaşamaya başlamış, mağdure daha sonra ailesinin yanından ayrılarak sanığın bulunduğu yere gitmiş ve taraflar bir süre birlikte yaşamıştır. Bu süreç içerisinde sanık ile mağdure arasında çok sayıda cinsel ilişki gerçekleşmiştir. Yargılama sırasında mağdure İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kuruluna sevk edilmiş ve düzenlenen raporda mağdurede travma sonrası stres bozukluğu ile depresyon geliştiği, bu nedenle olay tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme anlamında ruh sağlığının bozulduğu tespit edilmiştir.

    Yerel mahkeme, vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen çocuğun cinsel istismarı suçunun yanında olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’daki neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli de uygulamıştır. Özel Daire ise failin meydana gelen ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için yalnızca cinsel istismar ile ruh sağlığındaki bozulma arasında nedensellik bağı kurulmasının yeterli olmadığını belirtmiştir. Daireye göre TCK 23 uyarınca failin ağır netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurlu olması gerekmektedir.

    Ceza Genel Kurulu bu noktada 5237 sayılı TCK’nın objektif sorumluluk sistemini terk ettiğini özellikle vurgulamıştır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda fail, yalnızca temel suçu kasten işlemiş olması nedeniyle bundan kaynaklanan her ağır neticeden otomatik olarak sorumlu tutulamaz. Kastettiğinden daha ağır veya başka bir neticenin gerçekleşmesi hâlinde, söz konusu ağır neticenin faile yüklenebilmesi için TCK 23 uyarınca en az taksir düzeyinde kusur bulunmalıdır.

    Somut olayda mağdurenin suç tarihinde yaklaşık on dört yaş dokuz aylık olması, sanığın ise mağdureden on bir yaş büyük bulunması, eylemlerin tek bir cinsel davranıştan ibaret olmayıp vücuda organ sokulması suretiyle çok sayıda gerçekleştirilmesi ve tarafların yaşları arasındaki fark birlikte değerlendirilmiştir. Ceza Genel Kurulu, sanığın bu nitelikteki eylemlerin çocuk mağdur üzerinde ağır bir sonuç meydana getirebileceğini öngöremeyeceğinin kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

    Dolayısıyla ağır netice doğrudan sanığın kastının kapsamında bulunmasa dahi, sanığın bu netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Böylelikle ağırlaştırılmış sorumluluk salt nedensellik bağına değil, nedensellik bağına eklenen kusur şartına dayandırılmıştır.

    Bu karar, eski TCK 103/6 döneminde verilmiş olmakla birlikte bugünkü TCK 103/6 bakımından uygulanabilecek temel ilkeyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Güncel düzenlemede ağır netice artık mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesidir. Bu nedenle güncel hükmün uygulanmasında da ölüm veya bitkisel hayat ile cinsel istismar arasında nedensellik bağının kurulmasının yanında TCK 23 kapsamında ağır neticenin faile sübjektif olarak isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.

    Örneğin cinsel istismar sırasında mağdura uygulanan şiddet sonucunda mağdurun hayatını kaybettiği bir olayda ölümün yalnızca failin hareketinin sonucu olmasıyla yetinilemez. Ölüm neticesi bakımından failin en azından taksir derecesinde kusurlu bulunması gerekir. Buna karşılık fail mağduru öldürme kastıyla hareket etmişse mesele artık yalnızca neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümleri içerisinde değil, kasten öldürme hükümleri ve suçların içtimaı bakımından da ayrıca değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, çocuğun cinsel istismarı sonucunda ortaya çıkan ağır neticenin faile yüklenebilmesi için yalnızca nedensellik bağının yeterli olmadığını; TCK 23 gereğince failin ağır netice bakımından en az taksir derecesinde kusurunun bulunmasının zorunlu olduğunu ve bu kusurun olayın somut özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2015/888, K. 2017/125

    TCK 103/6 – ANİ VE DEVAMLILIĞI BULUNMAYAN CİNSEL DAVRANIŞIN MEYDANA GETİRDİĞİ AĞIR NETİCENİN FAIL TARAFINDAN ÖNGÖRÜLEBİLİR OLMADIĞI SOMUT OLAYDA, SALT NEDENSELLİK BAĞINA DAYANILARAK NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HÂL UYGULANAMAZ

    Somut olayda suça sürüklenen çocuğun mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel davranışta bulunduğu kabul edilmiştir. Eylemin ani biçimde gerçekleştiği ve devamlılık göstermediği belirlenmiştir. Mağdure hakkında daha sonra Ondokuz Mayıs Üniversitesi tarafından düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu bulunduğu ve olay tarihinde yürürlükte olan düzenleme bakımından ruh sağlığının bozulduğu belirtilmiştir.

    Yerel mahkeme bu rapora dayanarak temel cinsel istismar suçunun yanında dönemin TCK 103/6 hükmünü de uygulamış ve ağır netice nedeniyle cezayı önemli ölçüde ağırlaştırmıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise ağır neticenin meydana gelmiş olmasının tek başına bu hükmün uygulanması için yeterli olmadığını kabul etmiştir.

    Daire, 5237 sayılı TCK ile objektif sorumluluk anlayışının kaldırıldığına dikkat çekmiştir. Buna göre fail, temel suçun kasten gerçekleştirilmesinden sorumlu olmakla birlikte, kastettiğinden daha ağır bir neticenin meydana gelmesi hâlinde bu neticeden otomatik biçimde sorumlu tutulamaz. TCK 23 gereğince ağır netice bakımından en az taksir bulunmalıdır.

    Bu değerlendirme yapılırken failin sosyal ve kültürel durumu, eğitim seviyesi, mesleki tecrübesi, yaşı, kişisel özellikleri, mağdurla arasındaki ilişki ve cinsel eylemin gerçekleştirilme biçimi birlikte değerlendirilmelidir. Dolayısıyla ağır neticenin öngörülebilirliği soyut ve varsayımsal biçimde değil, somut fail ve somut olay esas alınarak belirlenmelidir.

    Özel Daire, sanığın ani ve devamlılığı bulunmayan, mağdurenin göğüslerine yönelik cinsel davranışından bu derecede ağır bir psikolojik neticenin meydana geleceğini öngörebilecek durumda bulunmadığını değerlendirmiştir. Buna göre ağır netice ile temel eylem arasında nedensel bağlantı bulunsa dahi sanığın ağır netice bakımından taksir derecesinde kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Kararın temel önemi, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda nedensellik ile kusurun birbirinden ayrılmasıdır. “Failin eylemi olmasaydı netice meydana gelmeyecekti” şeklindeki nedensel bağlantı, ceza sorumluluğunun kurulması için tek başına yeterli değildir. Ağır neticenin ayrıca faile kusur ilkesi çerçevesinde yüklenebilmesi gerekir.

    Bu yaklaşım bugün yürürlükte bulunan TCK 103/6 bakımından da özellikle önemlidir. Mağdurun cinsel istismar sonucunda bitkisel hayata girdiği veya öldüğü ileri sürülen bir olayda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gibi son derece ağır bir yaptırımın salt objektif nedensellik bağına dayanılarak uygulanması mümkün değildir. TCK 23’teki kusur koşulu ayrıca değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, cinsel istismar ile ağır netice arasında nedensellik bağı bulunmasının tek başına neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin uygulanması için yeterli olmadığını; ağır neticenin fail tarafından somut olayın özellikleri itibarıyla öngörülebilir olması ve failin bu netice bakımından en az taksir derecesinde kusurlu bulunması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/146, K. 2018/521

    TCK 103/6 – AĞIR NETİCENİN VARLIĞI UZMANLIK GEREKTİREN BİR KONUYSA, YETERLİ VE DENETİME ELVERİŞLİ RAPOR ALINMADAN NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMAR SUÇUNDAN HÜKÜM KURULAMAZ

    Somut olayda sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan yapılan yargılamada mağdurenin olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu ileri sürülmüştür. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesince düzenlenen raporda mağdurede olayla bağlantılı anksiyete bozukluğu tespit edildiği ve ruh sağlığının bozulduğu bildirilmiştir. Yerel mahkeme bu raporu esas alarak olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmünü uygulamıştır.

    Dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise söz konusu raporun ağır neticenin kabulü bakımından yeterli olmadığını değerlendirmiştir. Özellikle raporun olayın üzerinden gerekli değerlendirme süresi geçmeden düzenlenmiş olması ve tespit edilen psikiyatrik rahatsızlığın kanunun aradığı ölçüde ruh sağlığının bozulmasına elverişli olup olmadığı konusundaki tereddütler üzerinde durulmuştur.

    Yargıtay’a göre ağır neticenin varlığı cezanın miktarını çok ciddi biçimde değiştirdiğinden, bu konuda eksik veya tereddütlü tıbbi değerlendirmeyle hüküm kurulamaz. Mağdurun uzman kurul tarafından değerlendirilmesi, tespit edilen tablonun olayla nedensel bağlantısının belirlenmesi ve raporun yargısal denetime elverişli olması gerekir.

    Bu nedenle Özel Daire, mağdurenin dosyayla birlikte Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kuruluna gönderilmesini ve cinsel istismar nedeniyle ruh sağlığının gerçekten bozulup bozulmadığı konusunda yeniden rapor alınmasını istemiştir. Böyle bir inceleme yapılmadan ağır neticeli suçtan mahkûmiyet kurulması eksik araştırma olarak değerlendirilmiştir.

    Kararın ortaya koyduğu ispat ilkesi günümüzdeki TCK 103/6 bakımından daha da güçlü biçimde geçerlidir. Bugünkü hüküm mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi sonucunu düzenlediğinden, özellikle bitkisel hayat kavramının tıbbi olarak kesin biçimde ortaya konulması gerekir. Mağdurun bilincinin kapalı olması, yoğun bakımda bulunması veya uzun süre komada kalması tek başına kanundaki bitkisel hayat sonucunun gerçekleştiğini göstermeyebilir.

    Aynı şekilde ölüm hâlinde de ölüm nedeni belirlenmelidir. Mağdurun cinsel istismardan sonra hayatını kaybetmesi kronolojik bir ardışıklık gösterse de bu durum tek başına TCK 103/6 bakımından nedensellik bağı kurmaya yeterli değildir. Otopsi, adli tıp ve diğer uzman raporlarıyla ölümün cinsel istismar eyleminden veya bunun icrası sırasında meydana gelen etkilerden kaynaklandığı ortaya konulmalıdır.

    Mahkeme, uzman raporunu değerlendirmekle yükümlü olmakla birlikte tıbbi uzmanlık gerektiren ağır neticenin varlığını varsayımla kabul edemez. Özellikle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sonucunu doğuran güncel TCK 103/6 bakımından maddi olgunun hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmesi zorunludur.

    Sonuç olarak Yargıtay, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin tıbbi değerlendirme gerektirdiği durumlarda yeterli, kesin ve denetlenebilir uzman raporu alınmadan ağırlaştırıcı hükmün uygulanamayacağını; mevcut rapor tereddüt içeriyorsa bu tereddüt giderilmeden mahkûmiyet hükmü kurulamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 08.06.2021, E. 2020/157, K. 2021/260

    TCK 103/6 – 6545 SAYILI KANUN ÖNCESİNDEKİ “BEDEN VEYA RUH SAĞLIĞININ BOZULMASI” İLE GÜNCEL DÜZENLEMEDEKİ “BİTKİSEL HAYAT VEYA ÖLÜM” AYNI AĞIR NETİCE DEĞİLDİR; SUÇ TARİHİNE GÖRE UYGULANACAK KANUN BELİRLENMELİDİR

    Yargıtay önüne gelen cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin dosyalarda suç tarihinden sonra TCK’nın ilgili hükümlerinde yapılan değişiklikler nedeniyle lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerekmiştir. Bu kapsamda özellikle 6545 sayılı Kanun ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda gerçekleştirilen kapsamlı değişiklikler Yargıtay tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiştir.

    TCK 103 bakımından da eski ve yeni kanun hükümleri arasında önemli farklılık bulunmaktadır. 6545 sayılı Kanun öncesinde mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması neticesi ayrı bir ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmişken, yapılan değişiklikle bu ağır netice kaldırılmış; mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâli maddenin ağır neticeli düzenlemesi olarak muhafaza edilmiştir.

    Dolayısıyla eski tarihli bir Yargıtay kararında “TCK 103/6” ibaresinin geçmesi, kararın bugünkü TCK 103/6’da düzenlenen bitkisel hayat veya ölüm neticesine ilişkin olduğu anlamına gelmez. Kararın verildiği veya suçun işlendiği tarihteki kanun metni mutlaka kontrol edilmelidir.

    Bu ayrım özellikle içtihat araştırmalarında önem taşımaktadır. Eski 103/6 kararlarının büyük bölümü mağdurun ruh sağlığının bozulması, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon veya benzeri psikiyatrik neticelere ilişkindir. Bunların doğrudan doğruya “bitkisel hayat veya ölüm” kararı olarak aktarılması hukuken hatalı olur.

    Bununla birlikte eski kararların tamamının günümüzde değersiz hâle geldiği de söylenemez. Özellikle neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23’ün uygulanması, nedensellik bağının belirlenmesi, ağır neticenin uzman raporuyla saptanması ve ağır neticenin fail bakımından öngörülebilir olması gibi genel ilkeler güncel TCK 103/6’nın yorumlanmasında da kullanılabilir.

    Ancak maddi olay ve doğrudan uygulanan hüküm bakımından bu kararlarla güncel 103/6 kararları birbirinden ayrılmalıdır. Bir mahkeme günümüzde yalnızca mağdurun ruh sağlığının bozulduğunu tespit ederek TCK 103/6 uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veremez. Mevcut hüküm açık biçimde bitkisel hayat veya ölüm neticesini aramaktadır.

    Ayrıca suç tarihinin kanun değişikliğinden önce olması hâlinde TCK 7/2 kapsamında eski ve yeni düzenlemelerin bütün hâlinde karşılaştırılması ve sanık lehine olan kanunun uygulanması gerekir. Lehe kanun karşılaştırması yalnızca tek bir fıkradaki ceza miktarlarına bakılarak değil, ilgili hükümlerin somut olaya uygulanması sonucunda ortaya çıkacak toplam hukuki sonuç karşılaştırılarak yapılmalıdır.

    Sonuç olarak Yargıtay’ın yaklaşımına göre, 6545 sayılı Kanun öncesindeki TCK 103/6 kararlarında geçen beden veya ruh sağlığının bozulması neticesi ile günümüzde TCK 103/6’da düzenlenen bitkisel hayat veya ölüm neticesi birbirine karıştırılmamalı; suç tarihindeki kanun ile sonradan yürürlüğe giren düzenleme karşılaştırılarak lehe kanun belirlenmeli ve eski içtihatlardan yalnızca günümüzde de geçerliliğini koruyan genel ilkeler bakımından yararlanılmalıdır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.06.2022, E. 2018/226, K. 2022/478

    TCK 103/6 – MAĞDURUN AĞIR NETİCESİNİN CİNSEL İSTİSMAR EYLEMİNDEN KAYNAKLANDIĞI KESİN OLARAK BELİRLENEMİYORSA, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GEREĞİNCE NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HÂL UYGULANAMAZ

    Somut olayda sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş, mağdurda cinsel istismar nedeniyle ağır bir ruhsal neticenin meydana geldiği kabul edilerek suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmü de uygulanmıştır. Yargıtay incelemesinde ise ağır neticenin varlığının ve bunun sanığın cinsel istismar eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının yeterli kesinlikte ortaya konulmadığı belirlenmiştir.

    Bozma sonrasında mağdurenin İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunda yeniden değerlendirilmesi istenmiştir. Ancak bu incelemenin yapılabilmesi için mağdurenin bizzat muayenesinin gerekli olduğu, mağdurenin inceleme tarihinden önce vefat etmiş bulunması nedeniyle yalnızca mevcut evrak üzerinden kesin bir değerlendirme yapılamayacağı bildirilmiştir.

    Böylelikle dosyada önemli bir ispat sorunu ortaya çıkmıştır. Sanığın cinsel istismar eylemlerinin sabit kabul edilmesi ile bu eylemlerin mağdurenin ruh sağlığında kanunun aradığı ağırlıkta bir bozulmaya neden olduğunun sabit olması birbirinden farklı meselelerdir. Temel suçun kanıtlanması, neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin de kendiliğinden kanıtlandığı anlamına gelmez.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ağır neticenin varlığının ceza mahkûmiyeti için gerekli kesinlik derecesinde ortaya konulamadığı durumda bu hususun sanık aleyhine değerlendirilemeyeceğini kabul etmiştir. Adli Tıp Kurumunun mağdurenin ölümü nedeniyle rapor düzenleyememesi karşısında, sanığın istismar eylemleri sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu hususu şüphede kalmıştır.

    Bu durumda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi yalnızca temel suçun maddi unsurları bakımından değil, cezayı ağırlaştıran neticeler bakımından da uygulanmalıdır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlin uygulanması sonuç cezayı ciddi biçimde artırdığından, ağır neticenin varlığı ve temel suçla bağlantısı da her türlü şüpheden uzak biçimde kanıtlanmalıdır.

    Kararın günümüzdeki TCK 103/6 bakımından önemi burada ortaya çıkmaktadır. Karar eski düzenlemedeki ruh sağlığının bozulmasına ilişkin olmakla birlikte, ağır neticenin kesin olarak ispatlanması gerektiğine ilişkin ilke, bugün düzenlenen bitkisel hayat veya ölüm bakımından da geçerlidir. Özellikle bitkisel hayat iddiasında tıbbi durumun hüküm kurmaya elverişli raporla belirlenmesi gerekir.

    Aynı şekilde ölüm sonucunun bulunduğu olaylarda mağdurun cinsel istismar eyleminden sonra hayatını kaybetmiş olması tek başına yeterli değildir. Ölüm nedeni ile istismar eylemi arasındaki bağlantının tıbbi ve hukuki delillerle ortaya konulması gerekir. Bu bağlantının şüphede kaldığı durumda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sonucunu doğuran TCK 103/6 uygulanamaz.

    Sonuç olarak Yargıtay, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin varlığı veya bu neticenin sanığın cinsel istismar eyleminden kaynaklandığı hususu şüphede kalıyorsa, temel cinsel istismar suçu sabit olsa dahi ağır neticeli hâlin uygulanamayacağını kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 03.11.2021, E. 2021/20077, K. 2021/8826

    TCK 103/6 – CİNSEL İSTİSMAR SONUCUNDA MEYDANA GELDİĞİ İLERİ SÜRÜLEN AĞIR NETİCE İLE EYLEM ARASINDA İLLİYET BAĞI BULUNMALI; MAĞDURUN BAŞKA NEDENLERLE YAŞADIĞI ETKİLER FAILE YÜKLENMEMELİDİR

    Somut olayda iki sanığın çocuk mağdureye yönelik farklı cinsel davranışlarda bulunduğu kabul edilmiştir. Sanıklardan birinin mağdurenin yanağını ve kulağını öptüğü, diğer sanığın ise mağdurenin kalçasını ve vücudunu okşadığı, yanak ve boyun bölgesinden öptüğü belirlenmiştir. Mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca yapılan incelemede travma sonrası stres bozukluğu tespit edilmiştir.

    Yerel mahkeme, bu tıbbi değerlendirmeyi esas alarak sanıklar hakkında olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6 hükmünü uygulamış ve mağdurenin ruh sağlığının bozulmasını cinsel istismar suçunun ağır neticesi olarak kabul etmiştir.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise yalnızca mağdurda psikolojik rahatsızlık tespit edilmesinin yeterli olmadığını belirtmiştir. Mağdurun cinsel istismar nedeniyle yaşadığı olağan üzüntü, korku ve sıkıntı ile kanunun ağır netice olarak kabul ettiği ruh sağlığı bozukluğu birbirinden ayrılmalıdır. Ayrıca tespit edilen ağır neticenin doğrudan cinsel istismar eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı da belirlenmelidir.

    Özellikle olayın üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesi, mağdurun aile veya sosyal çevresinden gördüğü tepkiler, yargılama sürecinin yarattığı stres veya başka travmatik olaylar ruhsal tabloyu etkileyebilir. Ağır neticenin sanığa yüklenebilmesi için bu ihtimallerin değerlendirilmesi ve cinsel istismar eylemi ile tespit edilen ağır netice arasında hukuken yeterli bir illiyet bağının kurulması gerekir.

    Ceza Genel Kuruluna taşınan uyuşmazlıkta da Adli Tıp Kurumu raporunun yeterliliği ve illiyet bağı üzerinde durulmuştur. Ağır neticenin varlığı teknik bir mesele olduğu gibi, bu neticenin hangi olaydan kaynaklandığının belirlenmesi de uzmanlık gerektirebilir. Mahkeme yalnızca “mağdurda travma sonrası stres bozukluğu vardır” şeklindeki sonuçtan hareket ederek otomatik biçimde failin ağırlaştırılmış sorumluluğuna gidemez.

    Karar, bugünkü TCK 103/6 bakımından da önemli bir ilkeye işaret etmektedir. Mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi durumunda da ağır neticenin cinsel istismar suçunun sonucu olması gerekir. Kanun metninde kullanılan “suç sonucu” ibaresi, ağır netice ile temel suç arasında nedensellik bağlantısının bulunmasını zorunlu kılmaktadır.

    Örneğin mağdur cinsel istismardan sonra bağımsız bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetmişse veya bitkisel hayat durumu tamamen başka bir tıbbi nedenden kaynaklanmışsa, sırf kronolojik olarak cinsel istismar daha önce gerçekleşti diye TCK 103/6 uygulanamaz. Ölüm veya bitkisel hayatın sanığın eylemine hukuken isnat edilebilir olması gerekir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin varlığının yanında bu netice ile sanığın cinsel istismar eylemi arasında illiyet bağının da ortaya konulması gerektiğini; mağdurun başka nedenlerden kaynaklanan fiziksel veya ruhsal sonuçlarının sanığa yüklenemeyeceğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.2017, E. 2014/801, K. 2017/477

    TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA AĞIR NETİCENİN VARLIĞI İLE BU NETİCENİN FAIL TARAFINDAN ÖNGÖRÜLEBİLİRLİĞİ AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMELİDİR

    Somut olayda sanığın çocuk mağdureye yönelik cinsel istismar eylemlerinin vücuda organ sokulması suretiyle ve birden fazla kez gerçekleştirildiği kabul edilmiştir. Mağdure hakkında yapılan psikiyatrik incelemelerde olaylar nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu belirlenmiş ve yerel mahkeme suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamıştır.

    Dosyanın Yargıtay incelemesinde ağır neticenin meydana gelmiş olması ile sanığın bu ağır neticeden ceza hukuku bakımından sorumlu tutulup tutulamayacağı birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrım 5237 sayılı TCK’nın neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç sisteminin temelini oluşturmaktadır.

    TCK 23 uyarınca bir fiilin kast edilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir. Dolayısıyla temel suçun kasten işlenmesi, meydana gelen bütün ağır neticelerin otomatik olarak failin sorumluluğuna verilmesine imkân tanımaz.

    Mahkeme ilk olarak ağır neticenin gerçekten meydana gelip gelmediğini belirlemelidir. İkinci aşamada bu netice ile sanığın cinsel istismar eylemi arasındaki nedensellik bağı araştırılmalıdır. Üçüncü aşamada ise ağır neticenin sanık tarafından somut olayın özellikleri itibarıyla öngörülebilir olup olmadığı değerlendirilmelidir.

    Bu değerlendirmede cinsel istismarın ağırlığı, süresi ve tekrarlanması önem taşır. Vücuda organ sokulması suretiyle ve uzun süre devam eden cinsel istismar ile ani ve kısa süreli bir cinsel davranışın mağdur üzerinde ağır netice meydana getirme ihtimali aynı değildir. Bunun yanında failin yaşı, eğitim seviyesi, sosyal ve kültürel durumu ile mağdurun yaşı da dikkate alınmalıdır.

    Yargıtay, böylelikle neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismarda objektif sorumluluğa dönüşü engelleyen bir değerlendirme modeli benimsemiştir. Failin temel suçu işlemiş olmasından hareketle “meydana gelen bütün sonuçlardan sorumludur” şeklinde bir yaklaşım 5237 sayılı Kanunun kusur ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

    Günümüzdeki TCK 103/6 bakımından da aynı sistem uygulanmalıdır. Mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi durumunda ağır neticenin varlığı tespit edildikten sonra, bu netice ile cinsel istismar arasındaki nedensellik ve objektif isnadiyet ilişkisi ile TCK 23 kapsamında failin en az taksir derecesindeki kusuru ayrıca araştırılmalıdır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, ağır neticenin meydana gelmiş olmasının tek başına TCK 103 kapsamındaki neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan sorumluluk için yeterli olmadığını; ağır neticenin temel suçla bağlantısı ve fail tarafından en az taksir düzeyinde öngörülebilir olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2015/888, K. 2017/125

    TCK 103/6 – CİNSEL İSTİSMARIN AĞIR NETİCESİNDEN SORUMLULUKTA OBJEKTİF SORUMLULUK YASAĞI GEÇERLİ OLUP, FAILİN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ VE EYLEMİN İŞLENİŞ BİÇİMİ GÖZETİLMEDEN AĞIR NETİCE FAILE YÜKLENEMEZ

    Somut olayda sanığın çocuk mağdura yönelik cinsel davranışının ani şekilde gerçekleştiği ve devamlılık göstermediği, buna karşılık mağdur hakkında daha sonra düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Yerel mahkeme, ağır neticenin cinsel istismar eyleminden sonra ortaya çıkmasını yeterli görerek olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamıştır.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise bu yaklaşımın 5237 sayılı TCK’nın kusura dayalı ceza sorumluluğu sistemiyle bağdaşmadığını belirtmiştir. 765 sayılı TCK dönemindeki objektif sorumluluk anlayışından farklı olarak yeni Kanunda failin kastettiğinden daha ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için TCK 23’te açıkça en az taksir koşulu öngörülmüştür.

    Bu nedenle failin gerçekleştirdiği cinsel davranış ile ağır netice arasında nedensellik bağı bulunsa bile, ağır neticenin fail bakımından öngörülebilir olup olmadığı ayrıca incelenmelidir. Bu inceleme yapılmadan yalnızca “cinsel istismar gerçekleşti, mağdurda ağır netice ortaya çıktı” biçiminde bir mantıkla cezayı ağırlaştırmak objektif sorumluluk sonucunu doğurur.

    Yargıtay, öngörülebilirlik değerlendirmesinde failin sosyal ve kültürel durumunun, eğitim düzeyinin, mesleki tecrübesinin ve kişisel özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bunun yanında tarafların yaşları ve cinsel davranışın gerçekleştirilme biçimi de değerlendirmeye dâhil edilmelidir.

    Somut olayda ani ve devamlılığı bulunmayan cinsel davranışın niteliği dikkate alınarak failin mağdurda bu ağırlıkta bir psikiyatrik netice meydana geleceğini öngörebilecek durumda olup olmadığı tartışılmıştır. Böylece failin ağır neticeden sorumluluğu soyut bir “her cinsel istismar ağır sonuç doğurabilir” varsayımına değil, somut olayın özelliklerine bağlanmıştır.

    Ceza Genel Kurulu da neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda TCK 23’ün uygulanması gerektiği yönündeki temel yaklaşımı benimsemiştir. Ağır neticenin fail bakımından en azından taksirle ilişkilendirilememesi hâlinde, fail yalnızca kastettiği temel suçtan sorumlu tutulacaktır.

    Bu içtihat günümüzdeki TCK 103/6 bakımından özel önem taşımaktadır. Çünkü güncel hükmün yaptırımı ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Bu kadar ağır bir yaptırımın failin ölüm veya bitkisel hayat neticesi bakımından hiçbir kusuru araştırılmadan uygulanması kusursuz ceza olmaz ilkesine aykırı olacaktır.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçunda ağır neticenin faile otomatik biçimde yüklenemeyeceğini; failin kişisel özellikleri, mağdurun durumu ve eylemin işleniş biçimi birlikte değerlendirilerek ağır netice bakımından en az taksir derecesinde kusur bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 06.11.2018, E. 2015/146, K. 2018/521

    TCK 103/6 – MAĞDURDA CİNSEL İSTİSMAR ÖNCESİNDE MEVCUT OLAN AĞIR NETİCENİN SONRAKİ CİNSEL İSTİSMAR EYLEMLERİYLE DAHA DA AĞIRLAŞMASI, HER FAIL BAKIMINDAN AYRI BİR NEDENSELLİK İNCELEMESİNİ GEREKTİRİR

    Somut olayda çocuk mağdurun birden fazla kişi tarafından farklı zamanlarda cinsel istismara maruz kaldığı, bunun yanında olaylar öncesinde de travmatik bir aile ortamında bulunduğu anlaşılmıştır. Mağdur hakkında Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda travma sonrası stres bozukluğu ve travmatik kişilik değişikliği tespit edilmiş; ayrıca mağdurun ruhsal gelişiminin önceki travmalar ve şüpheli cinsel istismar eylemleri nedeniyle zaten bozulmuş olduğu değerlendirilmiştir.

    Dosyadaki temel sorun, sonraki sanıkların gerçekleştirdiği cinsel istismar eylemlerinin mağdurda bağımsız olarak ağır netice meydana getirip getirmediğidir. Adli Tıp raporunda sonraki eylemlerin mağdurun mevcut ruhsal bozukluğunu artırdığı belirtilmiş olmakla birlikte, Yargıtay 14. Ceza Dairesi bunu sanıklar yönünden eski TCK 103/6’nın uygulanması için yeterli görmemiştir.

    Daire, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ağır neticenin her failin kendi eylemiyle bağlantısının belirlenmesi gerektiğini esas almıştır. Mağdurun ruh sağlığı daha önce gerçekleşen olaylar nedeniyle zaten bozulmuşsa, sonraki fail bakımından “mağdurun ruh sağlığının bozulması” neticesinin doğrudan onun eylemiyle meydana geldiğinin söylenebilmesi için bu hususun ayrıca ortaya konulması gerekir.

    Uyuşmazlık Ceza Genel Kuruluna taşındığında özellikle mevcut ağır neticenin sonraki eylemlerle artmasının hukuki sonucu tartışılmıştır. Böylece mesele yalnızca ağır neticenin varlığı değil, ağır neticenin hangi eyleme ve hangi faile ne ölçüde isnat edilebileceği noktasında yoğunlaşmıştır.

    Bu karar eski TCK 103/6’da yer alan “beden veya ruh sağlığının bozulması” düzenlemesine ilişkindir. Bununla birlikte nedensellik ve bireysel isnadiyet bakımından ortaya çıkan problem güncel TCK 103/6 açısından da önemlidir. Günümüzde mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörüldüğünden, ağır neticenin hangi failin hangi eyleminden kaynaklandığının belirlenmesi daha da büyük önem taşımaktadır.

    Örneğin birbirinden bağımsız olarak hareket eden birden fazla failin farklı zamanlarda çocuğa yönelik cinsel istismar gerçekleştirdiği ve mağdurun daha sonra hayatını kaybettiği bir olayda, sırf bütün faillerin cinsel istismar suçunu işlemiş olması nedeniyle her biri hakkında otomatik olarak TCK 103/6 uygulanamaz. Her failin eylemi ile ölüm veya bitkisel hayat arasındaki nedensellik ve objektif isnadiyet ilişkisi ayrıca araştırılmalıdır.

    Bununla birlikte müşterek faillik durumu bundan farklıdır. Failler aynı suçun icrası üzerinde birlikte hâkimiyet kurmuş ve ağır netice ortaklaşa gerçekleştirilen cinsel istismar sırasında meydana gelmişse iştirak hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Karardaki esas problem, birbirinden bağımsız eylemler bakımından ağır neticenin hangi faile yüklenebileceğidir.

    Sonuç olarak Ceza Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismarda mağdurda ağır neticenin bulunmasının tek başına yeterli olmadığını; özellikle mağdurun önceden mevcut bir ağır sonucu veya birden fazla failin bağımsız eylemleri bulunduğunda, ağır neticenin hangi failin eylemine isnat edilebildiğinin ayrıca belirlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.11.2022, E. 2018/584, K. 2022/683

    TCK 103/6 – NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ CİNSEL İSTİSMARDA FAILİN AĞIR NETİCEDEN SORUMLULUĞU, TCK 23 UYARINCA KUSURA DAYANMALI; AĞIR NETİCE FAILİN EYLEMİNE OTOMATİK OLARAK BAĞLANMAMALIDIR

    Somut olayda suç tarihinde çocuk olan failin çocuk mağdura yönelik cinsel davranışta bulunduğu ve mağdur hakkında İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda olay nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu geliştiğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Yerel mahkeme bu tıbbi sonucu esas alarak suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamış ve sanık hakkında ağır neticeli cinsel istismar suçundan hüküm kurmuştur.

    Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise cinsel istismar eyleminin sabit olması ile ağır neticenin faile yüklenebilmesinin farklı hukuki meseleler olduğunu belirtmiştir. Fail temel suçu kasten gerçekleştirmiş olabilir; ancak kastının dışında kalan daha ağır neticeden sorumluluğunun ayrıca TCK 23 kapsamında incelenmesi gerekir.

    5237 sayılı TCK’nın temel özelliklerinden biri, 765 sayılı Kanun döneminde eleştirilen objektif sorumluluk anlayışından uzaklaşılmasıdır. TCK 23’e göre bir fiilin kast edilenden daha ağır veya başka bir neticenin meydana gelmesine neden olması hâlinde failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir.

    Dolayısıyla cinsel istismar ile ağır netice arasında yalnızca “olmasaydı olmazdı” anlamında bir nedensellik bağının bulunması yeterli değildir. Ağır neticenin somut fail bakımından öngörülebilir olup olmadığı ve failin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle bu neticeden taksir düzeyinde sorumlu tutulup tutulamayacağı da belirlenmelidir.

    Bu değerlendirmede failin yaşı özel önem taşımaktadır. Failin çocuk olması, eğitim ve gelişim seviyesi, sosyal ve kültürel özellikleri, mağdurla arasındaki yaş farkı ve cinsel davranışın ağırlığı birlikte ele alınmalıdır. Yetişkin bir fail bakımından öngörülebilir kabul edilen ağır bir netice, çocuk fail bakımından somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirilebilir.

    Karar eski TCK 103/6 dönemindeki ruh sağlığının bozulmasına ilişkin olmakla birlikte, ortaya koyduğu kusur ilkesi güncel TCK 103/6 bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Günümüzde ölüm veya bitkisel hayat neticesinin faile yüklenmesinde TCK 23 göz ardı edilemez.

    Özellikle güncel hükmün yaptırımının ağırlaştırılmış müebbet hapis olduğu dikkate alındığında, ağır netice bakımından kusur araştırması yapılmaksızın salt nedensellik üzerinden sorumluluk kurulması mümkün değildir. Mahkeme hem nedensellik ve objektif isnadiyet bağını hem de failin ağır netice bakımından en az taksir derecesinde kusurunu değerlendirmelidir.

    Sonuç olarak Yargıtay, TCK 103 kapsamında meydana gelen ağır neticenin failin temel suçu kasten işlemiş olmasına dayanılarak otomatik biçimde faile yüklenemeyeceğini; TCK 23 gereğince ağır netice bakımından en azından taksir düzeyinde kusurun bulunmasının gerektiğini ve bu değerlendirmenin failin kişisel özellikleri de gözetilerek yapılması gerektiğini kabul etmiştir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18.01.2018, E. 2014/844, K. 2018/17

    TCK 103/6 – SUÇ TARİHİ 6545 SAYILI KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCE İSE, ESKİ VE YENİ TCK 103 HÜKÜMLERİ BİR BÜTÜN HÂLİNDE SOMUT OLAYA UYGULANARAK LEHE KANUN BELİRLENMELİDİR

    Somut olayda sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103 hükümleri uygulanmıştır. Mağdurda olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu kabul edildiğinden, 6545 sayılı Kanun öncesindeki TCK 103/6 da hükme esas alınmıştır. Ancak hükmün kesinleşmesinden önce veya kanun yolu incelemesi sırasında TCK 103’te kapsamlı değişiklikler meydana gelmiştir.

    28 Haziran 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun, TCK 103’ün ceza miktarlarını ve nitelikli hâllerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu değişikliklerden biri de eski düzenlemede neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâl olarak bulunan mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasının madde metninden çıkarılmasıdır.

    Yeni düzenlemede TCK 103/6 yalnızca suç sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi hâlini kapsamaktadır. Dolayısıyla eski düzenlemedeki ruh sağlığının bozulması ile güncel düzenlemedeki bitkisel hayat veya ölüm birbirinden tamamen farklı ağır neticelerdir.

    Yargıtay, bu değişiklik karşısında suç tarihi eski kanun dönemine rastlayan dosyalarda doğrudan yeni veya eski hükmün tek bir maddesini seçmenin yeterli olmadığını kabul etmektedir. TCK 7/2 ve 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesi gereğince eski ve yeni kanun hükümleri somut olaya ayrı ayrı ve bütün olarak uygulanmalı, ortaya çıkan sonuçlar karşılaştırılmalı ve fail lehine olan düzenleme belirlenmelidir.

    Örneğin yeni kanunda “ruh sağlığının bozulması” ağırlaştırıcı nedeninin kaldırılmış olması tek başına yeni kanunun mutlaka lehe olduğu anlamına gelmez. Çünkü aynı değişiklikle temel ve nitelikli cinsel istismar suçlarının cezaları da değiştirilmiştir. Bu nedenle her iki kanun sistemi somut olay bakımından baştan sona uygulanarak sonuç ceza karşılaştırılmalıdır.

    Bu husus özellikle eski Yargıtay kararlarının güncel TCK 103/6 çalışmalarında kullanılmasında önemlidir. Eski kararda “TCK 103/6 uygulandı” denilmesi, kararın bitkisel hayat veya ölüm sonucuna ilişkin olduğunu göstermez. Kararın suç tarihi ve uygulanan kanun metni mutlaka kontrol edilmelidir.

    Nitekim eski TCK 103/6 kararlarının önemli bir bölümü travma sonrası stres bozukluğu, depresyon ve benzeri psikiyatrik sonuçlara ilişkindir. Bunlar günümüzde doğrudan TCK 103/6 uygulaması değildir. Ancak TCK 23, nedensellik, kusur ve ağır neticenin ispatına ilişkin genel ilkeler yönünden yararlanılabilir.

    Sonuç olarak Yargıtay, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önce işlenen cinsel istismar suçlarında eski ve yeni TCK 103 hükümlerinin karma biçimde uygulanamayacağını; her iki düzenlemenin ayrı ayrı ve bütün hâlinde somut olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların karşılaştırılması ve TCK 7/2 uyarınca fail lehine olan kanunun belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 08.06.2021, E. 2020/157, K. 2021/260

    TCK 103/6 – MAĞDURUN CİNSEL İSTİSMAR ÖNCESİNDE RUH SAĞLIĞININ BOZULMUŞ OLMASI HÂLİNDE, SONRAKİ EYLEMİN MEVCUT BOZULMAYI ARTIRMASI İLE AĞIR NETİCEYİ BİZZAT MEYDANA GETİRMESİ BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR

    Somut olayda çocuk mağdurun aile ortamında çeşitli travmalara maruz kaldığı ve sanıkların eylemlerinden önce de ruhsal gelişiminin bozulmuş olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında mağdurun daha önce başka cinsel istismar eylemlerine maruz kalmış olabileceğine ilişkin bulgular bulunduğu belirlenmiştir.

    Sanıkların daha sonraki cinsel istismar eylemlerinden sonra mağdur Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunda değerlendirilmiş ve mağdurda travma sonrası stres bozukluğu ile travmatik kişilik değişikliği bulunduğu tespit edilmiştir. Raporda sonraki cinsel istismar eylemlerinin mevcut ruhsal bozulmayı artırdığı da belirtilmiştir.

    Yerel mahkeme, mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın sanıkların eylemlerinden sonra daha da ağırlaşmasını yeterli görerek olay tarihinde yürürlükte bulunan TCK 103/6’yı uygulamıştır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise mağdurun ruh sağlığının sanıkların eylemlerinden önce zaten bozulmuş olması nedeniyle farklı bir değerlendirme yapmıştır.

    Daireye göre eski TCK 103/6’nın uygulanabilmesi için sanığın eyleminin kanunda belirtilen ağır neticeyi meydana getirmesi gerekir. Mağdurda ağır netice önceden gerçekleşmişse, sonraki cinsel istismar eyleminin mevcut durumu artırmış olması ile ağır neticeyi ilk kez meydana getirmiş olması aynı şey değildir.

    Bu nedenle her fail bakımından nedensellik bağı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Sanığın eyleminden önce ağır netice zaten mevcutsa, sanığın eylemi ile kanunun aradığı netice arasındaki bağlantı kurulmadan sırf mağdurun durumunun kötüleşmesinden hareketle ağırlaştırıcı hüküm uygulanamaz.

    Ceza Genel Kurulunda uyuşmazlığın tartışılması sırasında karşı görüş de ortaya çıkmıştır. Buna göre mevcut ruh sağlığı bozukluğunu ağırlaştıran yeni cinsel istismar eyleminin bağımsız bir zarar doğurduğu ve bu nedenle ağırlaştırıcı hükmün uygulanabileceği ileri sürülmüştür. Ancak bu tartışmanın kendisi dahi neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda nedensellik bağının somut fail yönünden ayrıca kurulmasının önemini göstermektedir.

    İlke güncel TCK 103/6’ya uyarlanırken dikkatli olunmalıdır. Günümüzde ağır netice ruh sağlığının bozulması değil, bitkisel hayat veya ölümdür. Bu nedenle söz konusu karar güncel 103/6’nın doğrudan maddi olay uygulaması değildir. Buna karşılık önceden mevcut durum ile failin meydana getirdiği sonuç arasındaki nedensellik ayrımı günümüzde de önem taşımaktadır.

    Sonuç olarak Yargıtay incelemesinde, mağdurda neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç bakımından önem taşıyan sonucun failin eyleminden önce mevcut olup olmadığı araştırılmalı; failin eyleminin yalnızca mevcut zararı artırdığı durum ile kanunda öngörülen ağır neticeyi bizzat meydana getirdiği durum birbirinden ayrılmalı ve ağır netice her fail yönünden bağımsız olarak isnat edilmelidir.

    Künye: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 02.11.2022, E. 2018/584, K. 2022/683

    TCK 103/6 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu

    TCK 103/6 Yargıtay Uygulama Kriterleri Tablosu
    Somut Durum Yargıtay Nitelendirmesi Gerekçenin Özü
    İstismar ve şiddetin doğal seyrinde ölüm TCK 103/6 Netice fiile objektif olarak yüklenebilmektedir
    Çocuğun bitkisel hayata girmesi TCK 103/6 Bilincin geri dönüşsüz kaybı ölümle eş tutulmuştur
    Failin çocuğu kasten öldürmesi Çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme Kast ölüme yönelmişse netice sorumluluğu aşılır
    İstismar sonrası intihar İlliyet ve öngörülebilirlik denetimi Neticenin fiile yüklenebilirliği somut olayda araştırılır
    Araya giren bağımsız nedenle ölüm TCK 103/6 uygulanmaz İlliyet bağı kesilmiştir, sorumluluk istismarla sınırlıdır

    Serinin diğer yazıları için TCK 103/5 cebir ve şiddetin ağır neticeleri, TCK 103/1 çocuğun cinsel istismarının temel hali ile netice sorumluluğunun genel ilkeleri için TCK 87/4 kasten yaralama sonucu ölüm rehberimizi inceleyebilirsiniz.

    Hukuki araçlarımızla süreçlerinizi kendiniz de takip edebilirsiniz:

    Sık Sorulan Sorular

    TCK 103/6 nedir?

    TCK 103/6, cinsel istismar sonucu çocuğun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini düzenler.

    Ağırlaştırılmış müebbet ne demek?

    Kanundaki en ağır yaptırımdır: Sıkı güvenlik rejimi altında ömür boyu süren hapis cezasıdır ve koşullu salıverilme süreleri diğer bütün cezalardan uzundur.

    Fail ölümü istememişse de bu ceza verilir mi?

    Evet; hüküm tam olarak bu durumu düzenler. Ölüm, istismarın ve şiddetin öngörülebilir sonucuysa fail kasten öldürmemiş olsa da ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılır.

    Çocuğun istismar sonrası intiharında fail sorumlu mu?

    Yargıtay, intiharın fiile yüklenebilirliğini somut olayda denetler: Çocuğun yaşı, fiilin ağırlığı ve süreçle bağ kurulabiliyorsa netice faile yüklenebilir; her dosyada ayrı değerlendirme yapılır.

    Fail çocuğu kasten öldürmüşse ne olur?

    Netice sorumluluğu aşılır: İstismar ile çocuğa karşı nitelikli kasten öldürme suçlarından ayrı ayrı cezalandırma gündeme gelir ve infaz rejimi daha da ağırlaşır.

    Bitkisel hayat nasıl tespit edilir?

    Bilincin geri dönüşsüz kaybı; uzun izlem, nöroloji bulguları ve Adli Tıp Kurumu incelemesiyle belirlenir. Çocuğun bu tabloda vefatı halinde dosya ölüm neticesi üzerinden değerlendirilir.

    TCK 103/6 davasında avukat desteği neden önemli?

    Ağırlaştırılmış müebbetin eşiğinde illiyet, öngörülebilirlik ve kast tartışmalarının her biri hayat boyu sonuç doğurur; savunma ilk rapordan itibaren kurulmalıdır. Avukatlık hizmetleri TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ücretlidir.

    Av. Çağrı Ayboğa Kimdir?

    Av. Çağrı Ayboğa, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve yüksek lisans öğrenimine devam etmektedir. Ankara Barosuna kayıtlı olarak (Sicil No: 34507) Ayboğa + Partners Avukatlık Bürosunun kurucu avukatı sıfatıyla ağırlıklı olarak ceza hukuku alanında çalışmakta; cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda hem müdafilik hem mağdur vekilliği görevi yürütmektedir. Bu yazı, TCK 103/6 cinsel istismar sonucu bitkisel hayat veya ölüm konusundaki güncel Yargıtay içtihatları taranarak hazırlanmıştır ve bilgilendirme amaçlıdır; somut olaya özgü hukuki danışmanlık yerine geçmez.

    TCK 103/6 Kapsamındaki Dosya Dosyasında Ankara Ceza Avukatı Desteği

    Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda nitelendirme, beyan delilinin denetimi ve usul güvencelerinin takibi sonucu kökten değiştirir. TCK 103 çocukların cinsel istismarı suçu rehberimizi inceleyebilir, dosyanız için Ankara ceza avukatı desteği alabilirsiniz.

    Ankara Avukat