İçeriğe geç

Kesinleşmeden İcra Edilemeyen Kararlar

Kesinleşmeden İcra Edilemeyen Kararlar

Kesinleşmeden İcra Edilemeyen Kararlar Türk hukukunda, para alacağına veya taşınır teslimine ilişkin her türlü karar, kararın verildiği andan itibaren (derhal) icra etkisine sahiptir. Ancak kararların kesinleşmeden icra edilebileceği kuralının bâzı istisnaları bulunmaktadır. HMK ve İİK yanında özel kanun hükümleriyle de bâzı kararlarda cebrî icraya başvurmak, hükmün kesinleşmesi şartına bağlanabilmektedir.

 

Kesinleşmeden İcra Edilemeyen Kararlar
Kesinleşmeden İcra Edilemeyen Kararlar

Kesinleşmeden İcra Edilemeyen Kararlar Nedir?

Kural olarak bir kararın icrası için kesinleşme aranmaz. Ancak bir takım istisnai hallderde kararın icrası için kesinleşme şarttır. Kesinleşmedikçe icra edilemeyen (icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gereken) kararlar şu şekilde özetlenebilir:

1. Taşınmaz mala ve taşınmaz mal üzerindeki (tam veya sınırlı) aynî haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe icra edilemez. Örneğin istihkak davası (TMK m.683), tescil davası (TMK m.713), yolsuz tescilin silinmesi veya düzeltilmesi davası (TMK m.1025), irtifak haklarına ilişkin davalar, ipoteğin kaldırılması davası, aynî hak uyuşmazlığına ilişkin olmamakla birlikte aynî hak değişikliğini amaçlayan (örneğin taşınmaz satım vaadine dayalı) tescile zorlama davaları (TMK m.716), müdahalenin önlenmesi davası (men’i müdahale kararı) veya önalım davası (TMK m.734) sonunda verilen kararlar kesinleşmeden icra edilemez (HMK m.350, 2; 367, 2; HUMK m.443, 5).

2. Bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, bütün gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe icra edilemez (İİK m.31/a). Gemilerin yüksek ekonomik değerleri ve gemiyle ilgili çatışan menfaatler dikkate alınarak, Kanunda gemiler üzerindeki aynî hak çekişmelerine ilişkin kararların ancak kesinleştikten sonra icraya konulabileceği hükme bağlanmıştır. Bunun da ötesinde Kanunda, kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlar, sadece gemilerle ilgili aynî haklar hakkındaki hükümlerle sınırlı tutulmamış, gemilerle ilgili tüm kararların icra edilebilmesi için kesinleşmesi şartı aranmıştır. Taşınmazlara ilişkin bâzı cebrî icra hükümlerinin gemilere de uygulanmasını öngören Kanunlardaki açık istisnalar (İİK m.136; 144/a; 153/a; TTK m.1381; 1383) dışında, bayrağına ve bir sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler, İİK hükmünce taşınır sayılmaktadır (İİK m.23, 2). Gemiler hakkında İİK’nın taşınırlara ilişkin hükümlerinin uygulanmasına rağmen, gemi siciline kayıtlı olsun olmasın bütün gemilere ilişkin her türlü kararlar (şahsî haklara, alacak haklarına), kesinleştikten sonra icra edilebilecektir. Örneğin, kira sözleşmesine dayanarak kiracı tarafından geminin teslimi için kiralayana karşı dava açılmışsa, bu dava sonunda verilen ve gemiyle ilgili şahsî hakka ilişkin olan kararın icra edilmesi için de kesinleşmesi beklenecektir.

3. Aile ve kişiler hukukuna ilişkin kararlar kesinleşmedikçe icra edilemez (TMK m.8-494; HMK m.350, 2; 367, 2; HUMK m.443, 4). Örneğin boşanma, babalık davası, çocuk teslimi (İİK m.25) veya çocukla şahsî ilişki kurulmasına (İİK m.25/a) ilişkin kararların icraya konulabilmesi için kesinleşmeleri şarttır. Boşanma, evliliğin feshi ve butlanı davaları sonunda verilen bozcu inşaî nitelikteki boşanma, evliliğin feshi ve iptali hükümleri kesinleşmeden icra edilemez.

4.1086 sayılı HUMK’un isabetli olarak benimsediği sisteme göre, hakem kararları kesinleşmeden icra edilememekteydi. Hakem kararı ancak, temyiz incelemesi sonucunda onanmışsa bundan sonra; temyiz süresi geçirilerek kesinleşirse, mahkemece hakem kararının usûle, şekle ve kamu düzenine uygun olduğunun onaylanmasıyla icra kabiliyeti kazanmaktaydı (HUMK m.536).

5. Yabancı mahkeme kararlarının tenfizi hakkındaki kararların temyizi, icrasını durdurur (MÖHUK m.57, 2).

6.Tenfizine karar verilen yabancı hakem kararlarında tenfiz kararı temyiz edilirse, hakem kararı temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar icra edilemez. Yabancı hakem kararı icraya konulmuşsa, temyiz incelemesi sonuna kadar hakem kararının icrası durur (MÖHUK m.61, 2; 57, 2).

7.Edaya ilişkin hüküm içeren Sayıştay kararları kesinleşmeden icra edilemez. 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “İlamların infazı” başlıklı 53. maddesine göre, Sayıştay kararları kesinleştikten sonra doksan gün içerisinde yerine getirilir. İlâm hükümlerinin yerine getirilmesinden, kararların gönderildiği kamu idarelerinin üst yöneticileri sorumludur (Sayıştay Kanunu m.53, 1).

8. TTK m.33 ve 34’te düzenlenen tescil ve tescile itiraza ilişkin sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı ilgililerce mahkemeye başvurulduğu takdirde, kesinleşmiş olan hükmün sonucuna göre işlem yapılacağından, kanun yoluna başvurulması icrayı durdurur. 6762 sayılı mülga TTK m.35, 4 ve 36, 3’te, tescil ve tescile itiraza ilişkin hükümlere karşı temyize başvurulmasının kararın icrasını durduracağı açıkça belirtilmişti. 6102 sayılı TTK m.33 ve 34’te bu yönde açık hüküm olmasa da, doktrinde haklı olarak ifade edildiği gibi, tescil ve tescile itiraz, kişiler hukukunu ilgilendiren hukukî neticeler doğurmaktadır. Kişinin (şahsın) hukuku kavramının geniş olarak yorumlanması ve ticaret siciline tescil ve tescile itiraza ilişkin kararların kişiler hukukunu ilgilendiren kararlar olarak kabul edilmesi gerekir. Örneğin bir gerçek ya da tüzel kişi tacirin ticarî işletmesini, seçtiği ticaret unvanını (TTK m.40, 1) veya işletme adını (TTK m.53) ticaret siciline tescil ettirmesi, kişilik haklarının bir parçasıdır ve ticaret hukuku yanında (TTK m.50-53) kişiler hukukunun öngördüğü korumadan (TMK m.23-24) yararlanmasını sağlar. Kişiler hukukuna ilişkin kararlar da kesinleşmedikçe icra edilemeyeceğinden (HMK m.350, 2; 367, 2), tescil ve tescile itiraza ilişkin kararların kesinleşmeden icra edilemeyeceğinin kabulü isabetlidir.

9. Ceza mahkûmiyeti hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamayacağından (CGTİHK m.4), bu kararların eklentisi olarak hükmedilen tazminat, yargılama giderleri ve avukatlık ücretine ilişkin hüküm fıkrasının icra edilebilmesi için de kesinleşmesi şarttır. Buna karşılık, mustakil olarak açılmış haksız tutuklamaya ilişkin tazminat kararının icrası için kesinleşmesi gerekli değildir.

10. Deniz müsadere mahkemelerinin hükümleri kesinleştikten sonra icra olunur (Denizde Zabt ve Müsadere Kanunu m.131, 1).

11. Menfî tespit davası kabul edildiği (davacı borçlunun davalı alacaklıya borcu olmadığı tespit edildiği) takdirde, menfî tespit kararı kesinleştikten sonra (İİK m.40 kapsamında icranın kısmen veya tamamen iadesi yoluyla) icra edilir. Bu doğrultuda, davanın esası bakımından icranın kısmen veya tamamen eski hâle iadesi Kanunda kararın kesinleşmesi şartına bağlandığından (İİK m.72, 5), menfî tespit davasını kazanan ve lehine tazminata hükmedilen borçlu, menfî tespit kararı kesinleşmeden, kararda hükmedilen tazminat ve yargılama giderleri (menfî tespit kararının eklentileri) için kararlı icra takibi yapmaz. Yargıtayın bu konudaki kararları istikrar kazanmış olup, Yargıtay kararlarında genellikle atıf yapılan konuyla ilgili HGK kararı şu şekildedir:

“Takip konusu ilam incelendiğinde, davalı alacaklının;

1. Eser sözleşmesinin feshi,

2. 157 parsel sayılı taşınmazla ilgili tapu iptal ve tescil,

3. İnşaatı bitmiş ve başkalarına satılmış binaların yer aldığı 162 ve 163 sayılı parsellere karşılık eser sözleşmesinin feshinden doğan alacak davası olmak üzere üç ayrı isteğinin olduğu görülmektedir.

12.11.2008 tarihli takip talebinde de, takip konusu ilamın “c” bendinde yer alan 161 ve 162 parsel sayılı taşınmazlara karşılık hükmedilen alacağın takibe konulduğu görülmektedir.

12. İlâm bir bütündür. Kesinleşmeden icraya konulamayacak kararlarda öngörülen tazminat, yargılama giderleri ve vekâlet ücretleri (Yargıtayda HMK m.369’a göre duruşmalı inceleme yapılması hâlinde hükmedilecek murafaa vekâlet ücreti hariç) asıl hükmün eklentisi olduklarından ve kararda yer alan tüm alacak kalemleri karar kesinleştiği tarihte muaccel olacağından, asıl hüküm kesinleşmedikçe icra edilemezler. İlâmda yer alan eklentilerin (fer’ilerin) kesinleşmesi ve icrası, ancak bir bütün olarak kararın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Bu kapsamda, kesinleşmeden icraya konulamayacak kararlarda (örneğin boşanma kararının eklentisi niteliğinde olan tazminat alacağına işleyecek) faiz de, kararın kesinleşme tarihinden (karardaki kesinleşme şerhinde belirtilen tarihten) itibaren istenebilir. Nihayet, kesinleşmeden icraya konulamayacak karar hakkında alınan tavzih kararı da kesinleşmeden icra edilemez.

13. Yargıtayın 12.11.1979 tarih ve 1/3 sayılı içtihadı birleştirme kararına göre, kira bedelinin tespiti davası sonunca verilen kararlarda öngörülen kira bedeli farkı alacağı için kararsız icra yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleşmesi gerekir. Yargıtayın bu İBK’sı doktrinde, kira bedelinin tespiti davalarını inşaî dava sayan görüşlerce desteklenmekte ve İBK’da dayanak alınan hususun HMK m.367 (HUMK m.443) değil, icra edilebilirlik için varlığı şart olan “belirlilik” unsuru olduğu, bu belirliliğin de ancak kira bedelinin tespitine ilişkin kararın kesinleşmesi sonucunda ortaya çıkacağı belirtilmektedir.

14. Kooperatifler Kanunu’nun 16, 5. maddesine göre, haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine yeni ortak alınamaz. Bu kişilerin ortaklık hak ve yükümlülükleri, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar devam eder. Kooperatifler Kanunu’nun bu özel hükmü ve bu hususun kişiler hukukuna ilişkin olması sebebiyle, kooperatif ortaklığından çıkarmaya ilişkin kararlar kesinleşmeden icra edilemez.

15. Uygulamada Yargıtay kararlarıyla, kesinleşmeden icra edilemeyecek kararların genişletildiği görülmektedir. Örneğin icra (hukuk) mahkemesince verilen (icranın devamını sağlayacak nitelikteki) kararların icra edilmesi için kesinleşmesi şart olmayıp, icra mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurma, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz (İİK m.364, 3).

16.Özel mülkiyet konusu kaynak niteliğindeki suya yapılan el atmanın önlenmesi davası sonunda verilen kararların icraya konulabilmesi için kesinleşmesi aranmaktadır.

17. Benzer şekilde kat mülkiyeti hukukundan kaynaklanan, yasak işlerin yaptırımı olarak eski hâle getirme (örneğin işyerinden meskene dönüştürme) davalarında da Yargıtay, dava konusu bağımsız bölümün projede ve tapu kütüğünde yazılı kullanım biçimine dönüştürülmesine yönelik hükmün icrası için kesinleşmesini aramakta; hâkimin müdahalesi istemiyle açılan davalarda (KMK m.33, 1) ilk derece mahkemeleri, davanın kabulüne dair hükümde, eski hâle getirme için davalıya, hükmün kesinleşmesinden itibaren kısa bir süre vermektedirler (KMK m.33, 2). Yargıtay, örneğin yıkım sûretiyle eski hâle iade şeklindeki kararlarda, kararın kesinleşmesinden itibaren belli bir süre sonra icrasına ilişkin hükümleri onamak sûretiyle, bu uygulamayı desteklemektedir.

Kesinleşmeden İcra Edilemeyecek İlâmlarda İcra Müdürünün Borçluya İcra Emri Tebliğ Etmeden Önce Kesinleşme Şerhinin Varlığını Araştırması

Hükmü veren mahkemece kararın üzerine yazılan ve kesinleştiğini gösteren kayda kesinleşme kaydı (şerhi) denir. İlâmın alınması, kesinleşme kaydı ve harçlar, HMK m.302’de düzenlenmiştir. Harcının ödenmiş olup olmamasına bakılmaksızın kararı her zaman alabilen taraflar, hüküm kesinleştikten sonra kararı, hükmü veren mahkeme kalemine sunarak, kararın üzerine kesinleşme şerhi düşülmesini talep ederler. Kesinleşme şerhinin (kaydının) düşülmesi, hükmün kesinleştiğinin, kesinleşme tarihi de belirtilerek kararın altına veya arkasına yazılması, mahkeme mührü konularak kaydın altının, toplu mahkemelerde mahkeme başkanı veya tek hâkimli mahkemelerde hâkim tarafından imzalanması sûretiyle yapılır (HMK m.302, 4).

İcrası için kesinleşmesi zorunlu olan kararlarda nihaî karara karşı kanun yoluna başvurulması hâlinde karar icra edilemez. Çünkü bu hâlde karar, icra kabiliyetinden mahrumdur. Kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlarda, kesinleşen hükmün kararlı icraya koyulabilmesi için kararın şekli anlamda kesinleşmesi ve karara, hükmün kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi (kaydı) konulması gerekir.

Aynı davada birden çok talep yer almışsa, bu taleplerden bâzılarının kesinleşmeden kararlı icra takibine konulamayacak olması, bunlardan bağımsız olan diğer alacak kalemlerinin kararlı icra takibine konulmasına engel olmaz.

İcra müdürü, takip talebine eklenen belgenin icra edilebilir nitelikte bir karar veya karar niteliğinde belge olduğunu tespit ettikten sonra, karara uygun bir icra emrini düzenleyerek borçluya tebliğ etmelidir. İcra müdürü, icra edilecek kararın kapsamını yorum yoluyla genişletemeyeceği veya daraltamayacağı gibi, nasıl icra edileceği konusunda icra mahkemesinden görüş de soramaz.

Kanımca kararın kesinleşip kesinleşmediği icra müdürünce re’sen gözetilmelidir. İcra müdürü, alacaklının takip talebini aldığında, takip dayanağı olan kararı re’sen incelemeli, kararın icrası için kesinleşmesinin zorunlu olup olmadığını belirlemeli, icrası için kesinleşmesi zorunlu olan kararlarda karara, kararı veren mahkemece kesinleşme şerhinin (HMK m.302, 4) yazılmış olduğunu kontrol etmeli ve bundan sonra, kararı aynen icra edecek şekilde karar borçlusuna icra emri göndermelidir.

Takibin dayanağı olan karar, kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlardansa ve henüz kesinleşmemişse (kararda kesinleşme şerhi yoksa), takip talebine eklenen belgenin icra edilebilir nitelikte olmadığı gerekçesiyle icra müdürü takip talebini reddetmelidir. Zîrâ bu tür kararlarda kesinleşme, kararın icra edilebilmesi için zorunlu bir ön koşuldur ve bu koşuldaki eksiklik, Kanunun emredici hükmünün ihlâli anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık oluşturmaktadır.

İcra hukuku tatbikatında icra müdürlerince bu tür kontrollerin yapıldığına rastlanmamakta, bu durum da icra mahkemelerine yapılan şikâyetlerin sayısında artışa yol açarak icra mahkemelerinin iş yükünü lüzumsuz yere arttırmaktadır. Üstelik Yargıtay da bu görüşte değildir. Yargıtay, İİK m.32’de yer alan “para borcuna veya teminat verilmesine dair olan karar icra dairesine verilince, icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder” hükmünü gerekçe göstererek, icra müdürünün kararın kesinleşip kesinleşmediğini araştırma görevi olmadığını, kendisine sunulan karara istinaden borçluya icra emri tebliğ etmek zorunda olduğuna içtihat etmiştir. Yargıtaya göre icra müdürünün kendiliğinden gözetemeyeceği bu husus, emrinin tebliğinden sonra, borçlunun şikâyeti üzerine icra mahkemesince incelenip karara bağlanabilir. Yargıtay’ın bu görüşü kanımca, yukarıda sıralanan sebeplerle isabetli değildir.

Kesinleşmeden İcra Edilemeyecek İlâmların Kesinleşmeden İcraya Konulması Hâlinde Süresiz Şikâyete Başvurulabilmesi

Kesinleşmeden icra edilemeyecek nitelikteki bir karar kesinleşmeden icraya konulmuş ve borçluya icra emri tebliğ edilmişse, borçlu kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi sebebiyle bu hususu süresiz şikâyet yoluyla icra mahkemesine taşıyabilir (İİK m.16) ve icra takibini iptal ettirebilir. Yargıtay kararlarında bu husus şu şekilde ifade edilmektedir:

“6100 Sayılı HMK nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla yürürlükte bulunan HUMK’un 443/4. maddesine (6100 s. HMK m.367/2) göre aile ve şahsın hukukuna dair ilamlar kesinleşmedikçe infaz edilemez. Bu ilamlara dair kesinleşmeden takip yapılamayacağı yönündeki şikayetler, kamu düzeninden olup süresiz şikayet olarak incelenmelidir. Öte yandan, her dava ve şikayet, davanın açıldığı (şikayetin yapıldığı) tarihteki koşullara ve hukuki duruma göre hükme bağlanır (HGK’nın 2011/12-177 Esas, 2011/300 Karar sayılı 11.5.2011 tarihli, 28.11.1956 tarih ve 15/15 Sayılı ve İBK kararları gereğince)”.

“Borçlunun kararın kesinleşmeden infaz edilemeyeceğine dair itirazını merciye (icra mahkemesine) yapması gerekmesinebu cihetin kamu düzeni ile ilgili olup süreye bağlı olmaksızın takip borçlusunun mercie (icra mahkemesine) itiraz edebileceği; icra müdürünün hatalı dahi olsa yaptığı infazı icra hâkimi yerine geçip iptal edemeyeceğine binaen varit olmayan temyiz itirazlarının reddi ile…”.

Buna karşılık Yargıtay 12. Hukuk Dairesi aksi yöndeki bâzı kararlarında, kesinleşmeden icra edilemeyecek nitelikte olan bir karara dayalı olarak, karar kesinleşmeden icra takibi yapılması hâlinde, bu husustaki şikâyetin süreye tâbi olduğuna ve yedi günlük sürede şikâyet edilmediği takdirde, icra mahkemesinin bu hususu re’sen dikkate almayarak şikâyetin süre yönünden reddine karar vermesi gerektiğine içtihat etmiştir. Eski tarihli bu kararlar isabetli değildir. Benzer şekilde Yargıtay’ın, menfî tespit davasının kabulüne ilişkin kararların kesinleşmeden icra edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin süreye tâbi olduğunu belirten kararı da kanımca isabetli değildir.

Takibin Dayanağı Olan İlâmın Kesinleşmeden İcra Edilemeyecek İlâmlardan Olup Olmadığı Ve Böyleyse Kesinleşip Kesinleşmediğinin Şikâyet Yoluyla İcra Mahkemesince Re’sen Nazara Alınabilmesi

Takibin dayanağı olan kararın kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlardan olup olmadığı ve böyleyse kesinleşip kesinleşmediği, şikâyet yoluyla icra dosyası kendisine intikal ettirilen icra mahkemesince de re’sen nazara alınabilmeli ve takip iptal edilebilmelidir. İcra mahkemesine farklı bir sebeple şikâyet başvurusu yapılmış dahi olsa, icra hâkimi bu noksanlığı şikâyet dosyasında re’sen araştırmalı ve icrası için kesinleşmesi gereken kararın kesinleşmeden icraya konulduğunu görmesi durumunda takibi iptal etmelidir.

Örneğin Yargıtay, icra takibinde taraf ehliyetinin varlığının kamu düzeninden olup, icra mahkemesince kendiliğinden göz önüne alınması gerektiğine içtihat etmiştir. Takibin dayanağı olan karar kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlardan ise, bu ilamın icra edilebilir nitelikte olması için kesinleşmesi kanun hükmüyle zorunlu kılınmıştır ve aksi bir durum, kanunun emredici kuralından kaynaklandığı ve kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğinden, başka bir sebeple dahi olsa şikâyet talebini inceleyen icra mahkemesince re’sen nazara alınabilmelidir.

İcra edilebilmesi için kesinleşmesi zorunlu olan kararlar kesinleşmeden önce icra kabiliyetine sahip olmadıklarından, bu tür kararların kesinleşmeden icraya konulması hâlinde takip dayanağı olarak ortada icra edilebilir bir belge yoktur ve bu husus kamu düzenine yönelik emredici kanun hükümlerine aykırılık teşkil eder. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin aynı görüşteki aşağıdaki kararı kanımca isabetlidir:

“Takip dayanağı ilam tapu iptali ve tescile ilişkin olup, gayrimenkulun aynı ile ilgili olduğundan diğer bir deyişle taşınmazın mülkiyet durumunun saptanmasına ilişkin bulunmakla HUMK. 443/4 maddesi hükmü uyarınca kesinleşmeden infaz olunamazBu cihetin mahkemece re’sen nazara alınması gerekir.

Yasanın emredici hükümlerine aykırı işlemlerde şikayet süreye tabi değildir. Kamu düzeni ile ilgili bu konudaki şikayet de süreye tabi tutulamaz”.

Buna karşılık Yargıtay 8. Hukuk Dairesi aşağıdaki kararında aksi yönde karar vermiştir:

“Şikayetçi vekili çocuk teslimi için Yönetmelikte öngörülen örnek: 3 sayılı icra emri yerine örnek: 4-5 sayılı icra emrinin gönderilmesi nedeniyle takibin iptalini talep etmiştir. Mahkeme ise ‘Söğüt İcra Dairesi’nin 2012/354 Esas sayılı icra dosyasında çocuk teslimine ilişkin ilama dayanılarak icra takip talebinde bulunulduğu halde İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği’nin 24. maddesinde öngörülen hususları içerir örnek: 3 icra emri yerine örnek: 4-5 icra emrinin gönderildiği anlaşılmakla, bu yöndeki şikayetin haklı ve yerinde olduğundan icra emrinin iptaline, ayrıca HMK’nın 350/2. maddesine göre bu tür ilamların kesinleşmedikçe infaz edilemeyeceği ve bu hususun kamu düzenine ilişkin olup re’sen gözetilmesi gerektiği’ gerekçesi ile takibin iptaline karar vermiştir.

Her ne kadar boşanma kararı ile birlikte verilen çocuk teslimine ilişkin ilamlar kesinleşmeden takip konusu yapılamaz ise de bu husus ilgilisi tarafından şikayet konusu yapıldığı takdirde icra mahkemesince incelenebilir.

Somut olayda borçlunun icra mahkemesine bu yönde bir şikayeti bulunmamaktadır.

O halde, mahkemenin örnek: 3 icra emri yerine örnek: 4-5 icra emrinin gönderilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmesi yerinde olup, bu nedenle icra emrinin iptali ile yetinilmesi gerekirken şikayetçi alacaklı tarafından takibe dayanak ilamın kesinleşmedikçe infaz edilemeyeceğine yönelik şikayet olmadığı halde bu gerekçe ile takibin iptaline de karar verilmesi isabetsizdir.

Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nın 366 ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK’nın 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi”.

Kanımca Yargıtay’ın yukarıdaki kararı isabetli değildir. Kararda, kesinleşmeden icra edilemeyecek kararların kesinleşmeden önce icraya konulması hâlinde, bu hususun icra mahkemesince re’sen dikkate alınamayacağı belirtilmiştir.

Karara konu olan olayda boşanma kararı ile birlikte verilen çocuk teslimine ilişkin kararlar kesinleşmeden kararlı icraya konulamayacağından, bu hususun taraflarca ileri sürülmesine lüzum yoktur. Şikâyet yoluyla icra takip dosyası önüne gelen icra mahkemesi, takibin dayanağı olan kararın kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlardan olup olmadığı ve böyleyse kesinleşip kesinleşmediğini re’sen gözetmeli ve kesinleşme şerhinin (HMK m.302, 4) varlığını araştırmalıdır. Çünkü ve bu tür kararlarda kararın icrası için kesinleşme şartı kamu düzenine aykırılık oluşturur. Kesinleşmeden icra edilemeyecek kararlarda karar kesinleşmeden önce icra edilebilir nitelikte değildir. Somut olayda borçlunun icra mahkemesine bu yönde bir şikâyeti bulunmadığı gerekçesiyle icra mahkemesince takibin iptaline karar verilemeyeceği gerekçesi isabetli değildir.

© 2026 My Blog — Tüm hakları saklıdır.